Seyyid Ahmed er Rufai Hazretleri

e-Posta Yazdır PDF

Muhabbetin Alametleri

Allah’ım! Talepleri karşılıksız verdiğin gibi, umduklarımı da bana ver. Kalplerin arasına yakınlık verdiğin gibi, beni dostlarınla yakınlaştır.

   Nasibi sen olan, nasıl fakir olsun? Dostu sen olan, nasıl yalnız kalsın? Sevgilisi sen olan, nasıl perişan olsun? Derdi sen olan, nasıl mahzun olsun?

   Allah’ım! Senin derdin, bütün dertleri benim gözümde değersizleştirir. Senin sevgin, uykuyla benim arama girer. Sana olan özlemim, beni dünya zevklerinden men eder. Seninle olan dostluğum, beni Sen’den gayriden uzaklaştırır.

   Allah’ım! Sana düşmanlık edene bile yardım edersin. Sana dost olana nasıl düşmanlık edesin!

   Allah’ım! Marifetin beni sana getiren klavuzdur. Muhabbetin ise beni sana getiren vasıtadır.

   Allah’ım! Seni sevenler, rububiyetinin mükemmelliğini bilir. Günahkarlar, işlerini ve kudretinin büyüklüğünü bilirler. Sana teslim olur ve boyun eğerler.

   Allah’ım! Beni, senden başkasını dost edinmeyenlerden eyle! Senden başkasına varan yolu aramayanlardan eyle! Senden gayrı yardımcı istemeyenlerden eyle!

   Allah’ım! Beni, seni cemalinden ve affından mahrum kalanlardan eyleme! Kapını yüzlerine kapattıklarından eyleme! Nefsinin eline bırakıp, himaye yollarını kapattığın kullarından eyleme! Sen, her şeye kadirsin.

   Malik b. Dinar (ra) bir defasında, Kabe’nin örtüsüne yapışıp şöyle dua eden bir cariyeye rastlar:

  “SEN BİZİ GETİRMİŞKEN, BİZ SANA GELDİK,

  BİZE HAYAT VEREN, SENDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.

  SEN BİZE SAHİPKEN, BİZ SENDEN BİR ŞEY İSTEDİK

  BİZE İSTEDİĞİMİZİ VEREN, SENDEN BAŞKASI DEĞİLDİR.”

   Müminlerin emiri Hz. Ali (k.v)’nin rivayet ettiğine göre, Resulullah (sa) şöyle buyurdular:

   “Evladın ebeveynine bakışı ibadettir.”

 Bu Hadis-i Şerifte, Allah için sevmenin yüce bir iş olduğundan bahsedilmektedir. Allah için sevmek, sevenlerin gayretiyle Allah’ın katına yükselir. Çünkü Allah için olan bakışlar bir ibadettir.

   Ey Oğul!
   Sevenlerin sırlarını bilen ve hasret çekenlerin arzusundan haberdar olan zat ebediyen içinde kalacaklarını zikretmekle cenneti ehline hoş gösterdiği gibi, oradan ayrılacaklarını zikretmekle de ariflere dünyayı hoş göstermiştir. Seven için sevgiliye kavuşmaktan daha sevimli gelen bir şey yoktur. Eğer Allah sevgisiyle içi yananlar için ölümü takdir etmeseydi, onların iştiyaklarının şiddetinden ruhları bedenlerinde ölürdü.

   Enes (ra) anlatır:
   Bir gün Resulullah (ra)’e “Allah, dostlarını (öldürmeyip) dünyada bırakmayı dileseydi ne olurdu?” diye soruldu. Efendimiz şu cevabı verdi: “Allah dostlarını dünyada temelli bırakmaya tenezzül etmez. Aksine dostları ve sevdiklerini katında hazırladığı bol ihsanları için seçmiştir. Bilmez misiniz ki, seven sevdiğine kavuşmak ister.”

   Ruhunu ve rahatını Allah’a kavuşmakta arayanlara ne mutlu!

   Ebu Hureyre (ra) bir arkadaşına rastladı. Ona nereye gittiğini sordu. Arkadaşı, “Ailem için bir şeyler satın alacağım” cevabını verdi. Ebu Hureyre, “Eğer benim için ölümü satın alman mümkünse, lütfen bunu yap. Çünkü Rabb’ime kavuşmaya duyduğum iştiyak iyice arttı. Ölüm, benim için susamış birinin soğuk su içmesinden daha sevimli ve baldan tatlıdır.” Dedi ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Ah, onu göremediğim halde beni görene hasretim” dedi ve bayılıp düştü.

   Bir gün Veysel Karani (ra)’a nasıl sabahladığını sorulunca şu cevabı verdi:

   “Kalbindeki arzusuna iştiyakı artarak, sabah olunca akşama varmak istemeyen biri gibi sabahladım.”

   Malik b. Dinar (ra) anlatır:
   Basra sokaklarından birinde saçları darmadağın, üstü başı perişan bir halde kıbleye yönelerek şöyle diyen bir genç gördüm: “Ey gözümün nuru! Sana olan özlemim öyle çoğaldı ki sana ne zaman kavuşaçağım? Ne zamana kadar beni kendinden uzak tutacaktın? Ben “Ey genç, sevenlerin sevgiliyi aradıkları vakit, acaba şuan mı!” deyince genç şu cevabı verdi: “Sevgili kayıp değil ki, zaten her an mevcut. Esasında, aşıklar sevgilinin ortaya çıktığı an aşklarından yanıp tutuşurlar. Bu esnada, arzularına kavuşma özleminin yakıcı heyecanıyla gönüllerinde ki sırlar açığa çıkar.”

   Anlatıldığına göre Basra’da Allah’a duyduğu aşktan dolayı gözleri kör olacak kadar ağlayan bir adam vardı. Bu haliyle şöyle niyazda bulunuyordu:

   “Allah’ım! Sana kavuşmak ne zaman? İzzetinin hakkı için, seninle benim aramda çılgınca yanan bir ateş olsa dahi, sana ulaşıncaya kadar, senin yardımın ve tevkifinle senden dönmem. Sen olmazsan, senden razı olmam!”

   Feth Mevsili (ra)’in, irfan sahibi iki kızı vardı. Kızlar birlikte hacca gittiler. Beytullah’ı gördükleri zaman biri diğerine “Kardeşim, şimdi bu Rabb’imin avi mi?” diye sorunca, öteki kız kardeş “Evet” cevabını verdi. (bu sözlerin ağırlığıyla) kızcağız, bir çığlık attı ve oracıkta ruhunu teslim etti. Diğer kız ise “Allah’ım! Nefsimi sana şikayet ediyorum, seni çok özledim!” dedikten sonra, “Ah! Ah!..” diyerek ruhunu teslim etti