Muhabbetin Alametleri

e-Posta Yazdır PDF

Allah Teala’nın Davut (as)’a şöyle vahyettiği rivayet edilmiştir:

 

 “(Ey Davut!) Velilerime, saf kullarıma (asfiya) ve muhabbetimi isteyenlere söyle: düşmanlarımın girdikleri yola girmesinler! Onların mesken tuttukları yerlerde yaşamasınlar! Onların yediklerinden yemesinler! Aksi halde düşmanlarıma benzeyenler, düşmanlarım arasına katılır.”

 

Veyb b. Münebbih (ra) anlatır:

Geçmiş ümmetlere inan kitapları incelerken şöyle bir ifadeye rastladık: benim halis kullarım, bela ve musibet yoluna girdiklerinde ferahlayıp sevinirler ve “işte şimdi Rabb’imiz bizi muhafazası altına aldı!” derler.

 

Bir kudsi hadiste “Beni seven kula bela, sel akıntısının en uç noktaya ulaşmasından daha süratli ulaşır” buyrulmuştur.

Zünnun-i Mısri (ra) bir hastanın “Ah! Ah!” diyerek inlediğini duyunca, ona (bu haliyle) sevgisinde sadık olmadığını söyledi. Bunun üzerine hasta şöyle cevap verdi: “Ben hastalıktan duyduğum ıstıraptan değil, hastalığın verdiği manevi zevkten ötürü inliyorum.”

 

Anlatıldığına göre, Feth Mevsıli (ra) hummaya yakalanınca, Allah’a şükretmek için bin rekat namaz kılar ve şöyle der: “Arşın üzerindeki Allah,  günahlarımı gördü ve beni onlardan temizlemek istedi.”

Rabia Hatun (ra) der ki: “Allah’ı tanıyalı beri, bela diye bir şeyi bilmiyorum.”

 

Ey Oğul!

Halk, (Hakk’a) dost ve düşman olmak üzere iki sınıftır. Hâl de, nimet ve bela  hali olmak üzere iki türlüdür. Bazen bela ona bir ikram olarak Hak dostunu bulur. Tıpkı Resul ve nebileri (as) bulduğu gibi! Bazen de rahatlık, hüsrana uğrayacağının bir işareti olarak Hakk’ın düşmanını bulur. (Kafirlerin bu durumu hakkında) Allah şöyle buyurmuştur:

 “En büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın azaptan tattıracağız…”

 

Nimet, hak dostunu bazen aldatmak ya da uyandırmak için arar bulur. Cenab-ı Hakk’ın; “… De ki: (İstediğiniz gibi) yaşayın! Çünkü dönüşünüz ateşedir.”  Ayetiyle işaret ettiği gibi nimet, bazen de ahretten alacağı bir nasibi olmasın diye, Hakk’ın düşmanını arar bulur.

 

Bela ise itibar ve hakaret babında olmak üzere, iki türlü gelir. Seni Mevla’ya yaklaştıran her felaketin ismi beladır. Seni Mevla’dan uzaklaştıran her felaket gerçek beladır.

Görmez misin ki Allah Teala İbrahim (as)’ı imtihan etmiştir.bu imtihanın asıl maksadı, dostluk ve yakınlıktır. Allah, ibliside imtihan etmiştir. Onu sınamasının maksadı ise, ona lanet etmek ve rezil etmektir.

Bela anında İbrahim (as) Rabbim bana yeter derken, iblis, ben kendime yeterim demiştir. Bunun üzerine İbrahim (as)’a dostluk daveti, iblise lanet fermanı gelmiştir.

Mü’minlerin emiri Hz. Ali (k.v)’nin rivayet ettiğine göre bir defasında Resulullah (sa) Efendimiz şunları anlattı:

Ben miraç gecesi göklere çıkarıldığım zaman, arşa asılmış bir karabet (yakınlık, akrabalık) gördüm. Kendisiyle bağları koparıp alakayı kesmiş bir diğer karabeti Rabb’ine şikayet ediyordu. Ona hitaben dedim ki:

 

-Seninle bağları koparıp alakayı kesen o karabetle aranızda kaç göbek (nesil) var? Bana cevaben dedi ki:

-Kırk nesil var!

 

Bu Hadis-i Şerif, kulun insaflı olması lazım geldiğinden bahseder. Aksi halde nefsinin azgınlığını dizginleyemez. Kul, bunu idrak ettiği zaman Hak yolda muvaffak olanlardan sayılır. Ariflerinden birinin, münacatında şöyle yalvardığını söylediler: “Allah’ım! Akrabalık bağlarını sağlamlaştır ve gönülleri Sen’inle meşgul et!”

 

Ey Oğul!

Hakk’a kulluk yollarında ki muhabbet erleri, değişik haller içinde O’na yalvarırlar: kimi, özür lisanıyla gizlice niyaz eder, kimi gayet hayret ve çaresizlik lisanıyla, kimi de neşe ve övgü lisanıyla gizlice niyaz eder. Keşke gaflet içinde uyuyanlar, her nefeste neler kaybettiklerini bir bilseler!

Peygamber Efendimiz (sa) bir münacatında şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! Dünya ehli dünyalıklarıyla ferahlayıp sevindikleri vakit, benim gönlüm Sen’inle ferahlar. Gönlüm, Sen’in dostluğunun verdiği manevi zevkle ve Sana kavuşmaya duyduğum şevkle şenledir.”

 

Bir Hakk aşığı da şöyle niyaz eder:

Ey en hayırlı dost ve can yoldaşı! Ey en hayırlı arkadaş ve yoldaş! Ne mutlu, sadece Sen’inle yetinen (başka bir şey istemeyen) kimseye!

 

Allah’ım! Sana geldim. Ey kalplerin sevgilisi, Sana geldim! Ey gönüllerin neşesi, Sana geldim! Ey gönüllerin tek emeli, Sana geldim, Sana!

Allah’ım! Sen’inle, Sana geldim! Sen’inle arama hicap koyma, beni Sen’den başka yana çevirme!

 

Allah’ım! Beni cehenneme bile çağırsan, Sana koşar gelirim. Ben, Sen’inle iftihar ederim. Beni kendine çağırmışsın, nasıl olurda koşup Sana gelmem!

Allah’ım! Sen, beni kendine yaklaştırdıktan sonra, kim beni Sen’den uzaklaştırabilir! Sen bana şeref bahşettikten sonra, kim beni zelil edebilir?! Sen beni katına çıkardıktan sonra, kim beni (oradan) aşağıya indirebilir!

 

Allah’ım! Sen benim sahibim iken, kimden korkayım?! Sen benim tek emelim iken, kimden ne isteyeyim! Sen benim can yoldaşım iken, kimin dostluğunu isteyeyim! Ey en güzel dost ve en güzel yardımcı! Lütfette ihsanını Zât’ınla tamamla!

............................................................

1)-Secde (32)/21 2)-İbrahim (14)/30