Seyyid Ahmed er Rufai Hazretleri

e-Posta Yazdır PDF

                                                           Takva
Ubeyd bin Umeyr (ra) der ki:

            “Vera ve takva libasıyla süslenmiş kimsenin, dünyanın lezzetlerine dönüp bakmaması ve faydası olmayan şeyleri konuşmaması gerekir.”

           

Cafer Ezdi (ra) anlatır:

            Bir duvarın dibine bevlettim. Gaipten bir ses “sana ait olmayan bir duvarın dibine bevlettin, bir de takvalı olduğunu iddia adiyosun!” dedi

           

            Anlatıldığına göre, İbn-i Mübarek (ra), ödünç alıp iade etmediği bir kalemi sahibine vermek için, Merv’den Şam’a geri gelmişti.

           

Bir Hadis-i Şerifte şöyle buyurulur:

            “İnsanlar arasında üstünlük, vera ve takva ile olur. Çünkü onlar amellerin en üstünüdür.”

            Übeyy bin Ka’b (ra) şöyle buyurur:

            “Allah, kendisi için bir şeyi terk eden kuluna, terk ettiğinden  daha hayırlısını hiç ummadığı yerden verir.”

            İbn-i Sirin (ra) der ki:

            “İçinde dünya sevgisi bulunan her kalbe, takvanın yerleşmesi haramdır.”

            Ömer bin Abdulaziz (ra) der ki:

            “Veranın azıcığı, cümle dünya ehlinin kıldığı manazdan  hayırlıdır.”

            Musa (ra)’nın bir münacatında şöyle dediği rivayet edilmiştir:

            “Allah’ım! Sen Adem’i elinle yarattın ve onu cennetine yerleştirdin. Ona, hertürlü iyiliği yaptın. Sonra onu, bir hatası yüzünden cennetten kovdun!” Buna karşılık şu cevabı aldı: “Ey Musa! Sevenin sevdiğine cefası şiddetlidir. Dostlar, düşmanlarına karşı gösterdikleri tahammülü dostlarına karşı gösteremezler.”

            “Saadeti mal toplamada görecek değilim!

            Takvaya erenler, hakiki mutlu onlardır!”

            Ebu Ümame Bahili (ra) rivayet ettiğine göre resulullah (sa) Efendimiz şöyle buyurdular:

            “Ki ki, bir çocuğu olur da teberrüken ona “Muhammed” adını verirse, o ve evladı cennetlik olur.”

           

            Bu Hadis-i Şerif, Hz. Peygamber (sa) Efendimize duyulan sevginin sırrından bahseder. Bu sırrı anlayanlar, seçilmiş insanlardır. Onlar Efendimiz (sa’in mübarek ismini anarak, onun temiz ahlakıyla  ahlaklanmak ve eteğine sımsıkı yapışmak için gayrete gelirler. Onların Resulullah’ın yoluna tabi olmaktan bir an bile geri kalmadığını görürsün. Dünya işleriyle, biraz meşgul olurlar fakat agah ve alçak gönüllüdürler. Allah’tan korkar Peygamberlerine tabi olur ve sünnetiyle amel ederler. işte onlar ariflerdir.

           

Ey oğul!

            Gaflet ehli gülerken marifet ehlinin ağladığını, onlar sevinirken marifet ehlinin kederlendiğini bil! Allah Teala, onları şöyle anlatır:

            “Yüsler vardır ki o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. rablerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir)”1, “O gün bir takım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir.”2

            Allah Teala, gözyaşı dökmenin ve çok ağlamanın, ariflerin alametlerinden ve marifetin delillerinden biri olduğunu zikretmiştir. Bu husuta şu ayeti zikredelim:

            “Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar.”3

            Allah Teala, “Şimdi siz şu söze (Kur’an’a)mı şaşıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!”4 Ayetlerinde ağlamayı terk edip gülmeyi tercih etmeleri sebebiyle gaflet ehlini yermiştir.

Ağlamanın bir kaç çeşit olduğunu bil!

            Gözün ağlaması, kalbin ağlaması ve özün ağlaması bunlardan bir kaçıdır.

            Gözün ağlaması, münibler (tövbe edip Allah’a yönelenler) zümresinden olan marifet ehlinin ağlamasıdır.

            Kalbin ağlaması, müridler (kendilerini hak yoluna verenler) zümresinden olan marifet ehlinin ağlamasıdır.

            Özün ağlaması ise muhibbin (Hakkı sevenler) zümresinden olanların ağlamasıdır.

.................................................................

1)Kıyamet(75)/22-23

2)Abese(80)/38-39

3)İsra(17)/109

4)Necm(53)/59-60