Allah’tan İstemek

e-Posta Yazdır PDF

Amr b. Âs (r.a) önce Kuran’dan, “Ey nebi! Seni (ümmetinin yaptıklarına) şahit, müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik.” Âyet-i kerimesini okudu. Daha sonra Tevrat’tan şu ilahi vahyi okudu:

   “Ey nebi! Seni şahit, müjdeci, korkutucu ve ümmilere dayanak olarak gönderdi. Sen, benim kulum ve resulümsün. Seni, mütevekkil ismiyle isimlendirdim. Sen, kalbi katı ve kaba-saba biri değilsin. Çığırtkanlıkta etmezsin. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, aksine affeder ve bağışlarsın. Kalpleri eğri olanlar, “La İlâhe İllallah” diyinceye kadar Allah ruhunu almayacaktır. Kör gözler, sağır kulaklar ve mühürlü kalpler onunla açılır.”

   Ebû Hüreyre (ra)’ın rivayet ettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdular: “Sıla-i rahim, Rahmân Allahtan bir bağdır, O’dan uzanmış bir daldır. Şanı yüce olan Allah, sıla-i rahime hitaben buyurur ki: “Kim ki akrabalık bağlarını koparmaz onlara iyiliklerde bulunursa bende o kişiyi ihsanda bulunurum. Kim de akrabalık bağlarını koparır ve onlara iyiliklerde bulunmazsa bende onunla bağlarımı koparırım.”

   İlk hadiste Allah’ın, kalpleri eğri olanların “La İlâhe İllallah” kelimesiyle düzelmeleri için Peygamberine (sav)’e yardım ettiği ifade edilmiştir.

   İkinci hadiste sıla-i râhimin, rahmanın nurundan bir demet olduğu ifade edilmektedir. Akrabalarıyla olan bağını koruyan, Allah’la bağ kurar. Bu bağı koparanın, Allah’la arasındaki bağ kopar.

   Bu ili hadiste, iki sır bir araya gelmiştir: Kalp, göz ve kulağın samimi bir tevhid inansıyla açılması ve akrabanın akrabayı gözetmesi suretiyle, insanlara merhamet ve şevkat göstererek kalbin, Râhmana bağlanmasıdır. Kelime-i tevhidin “Allah’a iman”, sıl-i rahmin de “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak olduğunu ancak ârif anlar. O, rahmandır. Gizli ve aşikâr O’nun kapısına gidilir, O’dan yardım istenir, O’na dayanılır. O’nun yüceliğini anlamak, O’nun emrine hürmet göstermekle mümkün olur.

   Yahya bin Muaz (ra) der ki:
   “Lütfun O’ndan geldğini bilene, rahatı O’ndan isteyene ve O’ndan hakkıyla utanana hürmet et. Sana verdiği nimetleri hatırla. Seni yoktan var etti, marifet nuruyla süsledi. Öyle ki fazlı ve rahmeti olmasaydı, gözünle görmediğin için O’nun Mevlân olduğunu nasıl bilirdin ? sonra iç alemini ve benliğini şekten, şüpheden ve arabozuculuktan temizledi. Sana en güzel elbiseyi giydirdi. Sen istemeden, senin başına kendi tacını taktı. Sonra seni selâmet yurduna davet etti.”
   Büyükler derler ki:
   “Mümin büyüktür. Bu büyüklük, Allah’ı en büyük bildiği, O’nun emrine ve velilerine hürmet gösterip, onların kadrini kıymetini bildiği müddetçe devam eder.”

   Dünyalık sahiplerinden biri, Şakik-i Belhi (ra)’nın yanına gelerek “Benden iste, vereyim!” demiş, bunun üzerine Şakik, adama şöyle cevap verir: “Rabbim bana bakıp; “Ne istersen, korkmadan ve çekinmeden iste vereyim. Seni razı edeyim. Başkasından bir şey isteme sana darılırım” diyorken senden bir şey istemeye utanırım” diye cevap vermiştir.

   Süfyan-ı Servi (ra),  yanında bir grup zahitle birlikte Rabia’nın evine gider. Rabia Hatunu eski elbiseler içerisinde perişan bir halde görünce ona şöyle derler: “Zengin birine, sana bir şeyler göndermesi için haber iletmedin mi ?” Rabia Hatun şöyle cevap verdi: “Sahibinden bir şey istemeye utanırken, ona sahip olmayandan nasıl isterim!”

   Ebû Abdullah (ra)’a  müritlerin sıfatının ne olduğu sorulunca şunları söyledi:
   “Bedenleri ile halkın arasındayken, kalpleri ile arş-ı âlânın altında olmalarıdır. Orada ârş-ı âlânın üzerindeki Rablerini temâşa eder ve O’ndan başkasından bir şey istemeye utanırlar.”

   Bir hadiste şöyle buyrulur:
   “Süleyman Peygamberi ve ona verdiğim mülkü gördünüz mü ? Ölünceye kadar, Allah’tan korkması ve utanması sebebiyle başını göğe kaldırıp bakmadı.”

   Amir bin Abdülkays (ra) anlatır:
   “Her neye batkımsa, baktığım şeyden önce Allah’ı ve benim bakışımdan evvel O’nun bana baktığını gördüm.”

   Yahya bin Muaz (ra) “Biz ona şah damarından daha yakınız” âyeti okunduğu zaman şöyle derdi:
   “İlahi! Bu düşmanlarına olan yakınlığındır. Dostlarına yakınlığın kim bilir nasıldır ?”

   Şehr bin Huşeb (ra) “İbrahim Temimi’nin, Hak’tan utanmasından ötürü ölünceye kadar başını kaldırıpta göğe baktığını görmedim” derdi.

   Dâvud Tâi (ra), hastalanmış evinde yatıyordu. Orada bulunanlardan biri “Temiz hava almak için avluya çıksaydınız!” deyince, şu cevabı verdi: “Dünyada nefsim için bir rahatlık istediğimi Allah’ın görmesi beni utandırır!”

   Anlatıldığına göre Mısır’da cüzamlı bir adam vardı ve ism-i a’zam duasını biliyordu. İnsanlar ona: “Allah’ın bu belayı senin üzerinden kaldırması için,  ism-i a’zamla dua etseydin!” deyince şu karşılığı verdi: “Ben, Hakk’ın muradının hilafına bir şeyi murat etmekten O’ndan utanırım.”