Hz. Pîr Seyyid Ahmed er-Rufai (k.s) den

e-Posta Yazdır PDF

“Ey akıl sahipleri ibret alınız.” Allah Teala, bazen mahlukatın içindeki manevi duygulardan oluşan ve beşeri münasebetleri güzelleştiren gücü ortadan kaldırır ve mazlum bir kişi, zalim birini topluma şikayet eder. Maneviyattan yoksun gözler ve kalpler, bu durumu sadece seyrederler ve o mazluma acımazlar. Sanki beşeriyet katılaşmış bir taş gibi olur. Açlar, musibete uğrayanlar ve gariplerin durumu da aynıdır. Bu zamanlarda Allah’ın kudreti, kendisinin gaybi sırlarını ortaya koyar. Orada Allah’ın hükmü vardır. Dilediğine hükmeder ve dilediğini yapar. Bazen ise Allah Teala, beşeri münasebetleri güzelleştirme hususunda insana güç ve kuvvet bahşeder ve mahlukatın kalpleri yumuşaklık, yardım ve sevgiyle dolar. Böylece onlar, bir-birlerine şefkat edip acırlar. O zamanın insanları, bu bahşişle huzur içinde yaşarlar. “Ey Rabbimiz, bize hidâyetini verdikten sonra kalplerimizi kaydırma. Katından bize rahmetini lutfet. Şüphesiz Sen, çok hibe edensin.” Biz, ruhu sattığımız için o (ruh), Allah’dan gelen her emri kabul etti ve kaderi safâ haline getirdi. Allah’a kısa bir yürüyüşten sonra, sana rûhu ta’bir edeceğiz. Sen: “Himmet ve gayretim, ruhumun müşahede makamında olan nefsim içindir” diyorsun. 


Selim bir kalple dünyadan göçersen,

Selâmetle karşılanırsın


Yüce Mevla, sermedi yardım burçlarının şiddetli sayhasıyla, ruha şöyle seslenir: “Haberiniz olsun ki, şüphesiz Allah’ın velî kullarına hiç bir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.” Sen ise, emniyet sahasında ürkerek ve korkak bir şekilde ümit yularından tutup, Kudret sultanı’nın yanında yolunu arayan biri gibi tazarrû ve niyazla şu âyeti okursun: “Allah’ın mekrinden (hilesinden) hüsrana uğrayan kavimden başkası emin olmaz.” Böylece Allah’a yönelen bir grup ortaya çıkar ve onların hâli, kendilerini de etkileyebilecekleri endişesiyle insanların çoğunu korkutur. Ümitsizliğe kapılmak suretiyle dünyaya esir olan bu grup bizimle beraberdir. Onlar, Allah’dan korktukça zikrederler, nazlandıkça O’na yaklaşırlar. Hakk katından böylelerine şöyle nidâ edilir: “Tarafımızdan kendilerine güzel âkibet takdir edilmiş olanlara gelince, işte bunlar, cehennemden uzak tutulurlar. Bunlar onun uğultusunu duymazlar, gönüllerinin dilediği nimetler içinde ebedi kalırlar. En büyük dehşet dahi, onları tasalandırmaz. Melekler, kendilerini şöyle karşılar: İşte bu, size vadedilmiş olan (mutlu) gününüzdür.”