Günümüz İnsanının Kur’ân’a Olan İhtiyacı

e-Posta Yazdır PDF

Bu yazının amacı, ‘Kur’ân’a Dönüş Söylemleri’nin sıkça gündeme taşındığı bir dönemde, bu söylemin Kur’ân’a muhatap olan her seviyedeki insanın hayatında pratiğe dönüşebilmesini sağlamaya katkıda bulunmaktır. Biz bu söylemi, bunalım, çıkmaz ve arayış içerisinde olan insanımızın samimi bir dileği olarak algılıyoruz. İstiyoruz ki dilekler söylemlerde kalmasın, sloganlaşarak buharlaşıp gitmesin. Zira ne kadar içten olurlarsa olsunlar dilek ve temenniler, içleri doğru bir biçimde doldurulduktan sonra, hayata geçirilmekle anlamlı hale gelir. İşte bunu için bu çalışmamızda önce “Kur’ân nedir ve ne değildir?” sorusuna Kur’ân ve sünnetten cevaplar aramaya çalışacağız; sonra da Kur’ân’ın içeriğine deyinip onun iniş gayesinin ne olduğuna dikkatleri çekeceğiz.


Kur’ân Nedir?


Kur’ân, Yüce Allah’ın kelamı, O’nun sözüdür. Biz ise Allah’ın kullarıyız. Yüce Allah, biz kulları ile iletişim kurmak için, bizim dilimizde kitaplar indirmiş, son olarak da Kur’ân’ı indirmiştir. Kur’ân Arapça’dır. Arapça ise insan dilidir. Cenab-ı Hak, bize kendisini ve isteklerini tanıtabilmek için bizim dilimizle bizlere seslenmiştir. Ama Kur’ân’da insan dili Arapça, sıradan bir kul dili olmanın ötesinde ilahî bir kullanıma bürünmüştür. Nasıl ki, bir edebiyatçının yahut bir büyük düşünürün elinde dil, sıradan insanların konuştukları dilden öte bir kalıba giriyorsa; Kur’ân dili Arapça da, Yüce Yaratanın elinde apayrı bir kılığa bürünmüştür. Kur’ân dili Arapça’nın bu ayrıcalığı, onun anlaşılmazlığı anlamına gelmez elbette. Fakat anlaşılabilmesi için biraz çaba sarf etmeyi, bir alt yapı kazanmayı gerekli kılar.


Allah Kelamı Kur’ân-ı Kerim hakkında, kul olarak söz söylemek zorlu bir iştir. Ne ki, eğer Allah kelamı, kullar için gönderilmişse, elbette kullar onu tanımalı ve tanımlamaya çalışmalıdır. Ama Kur’ân tanımlanırken ilk referans, o kelamın kendisi, onun ilk muhatabı olan ve onu en iyi anlayıp insanlara ulaştıran Peygamberin sözleri olmalıdır.


İşte bu gerçekten hareketle biz de, bir Kur’ân tanımı elde debilmek için önce Kur’ân’ın bize kendisini nasıl tanımladığına baktık. Onu tanıtan ayetlerin yanında, ona verilen isim ve sıfatlar üzerinde durduk. Ardından Kur’ân ile ilgili hadislere başvurarak Allah Rasülü’nün Kur’ân tanımını ortaya koymaya çalıştık. Daha sonra da çeşitli sahalarda otorite olan ilim adamlarımız tarafından yapılan tanımlara yer verdik.


Burada şunu hemen söyleyelim ki, çok yönlü bir kitap olması, kullara gönderilmiş olsa bile  ilahî bir kitap olması, onu tanıtan ayet ve hadislerde onun pek çok özelliklerine dikkat çekilmiş olması, “efradını cami, ağyarına mani” bir tanım ortaya koyarken zorlanmamıza sebep oldu. Zaten yapılan Kur’ân tanımlarında da, onun bir ya da bir kaç yönünün öne çıkarıldığı gözlemlenmektedir.


A-Kur’ân’a Göre Kur’ân Nedir?


Bize Kur’ân’ı tanıtan ayetlerden bir kaçı şöyledir:

“Kur’ân’ı Rahman öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti.”[1]

“Hakikaten Kitabı, sana Biz hak ile indirdik.”[2]

“Hiç şüphesiz Zikri Biz indirdik ve doğrusu onu Biz koruyacağız Biz!”[3]

“Onu Ruhu’l-Kudüs hak ile Rabbinden indirdi.”[4]

“Onu Ruhu’l-Emin indirdi.”[5]

“O, kerim bir elçi sözüdür.”[6]

“İnsanlar ve cinler, birbirine yardımcı olarak bu Kuran’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler, ant olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar.”[7]

“Apaçık olan Kitaba ant olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik.”[8]

“Doğrusu, Biz, Kuran’ı kadir gecesinde indirmişizdir.”[9]

“Böylece şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana Arapça okunan bir Kitap vah yettik.”[10]

“Kuran’ı ancak hak olarak indirdik ve o da indiği gibi hak olarak kaldı. Seni de yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.”

“Kuran’ı, insanlara ağır ağır okuman için, bölüm bölüm indirdik ve onu gerektikçe indirdik.”[11]

“Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitabı sözlerin en güzeli olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların, bu Kitaptan tüyleri ürperir, sonra hem derileri ve hem de kalpleri Allah’ın zikrine yumuşar ve yatışır. İşte bu Kitap, Allah’ın doğruluk rehberidir, onunla istediğini doğru yola eriştirir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren bulunmaz.”[12]

“Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran’ı indirdik. Belki düşünürler.”[13]

“Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.”[14]

“Doğrusu, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitabı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma.”[15]

“Doğrusu bu Kuran en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu, ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.”[16]

“Ramazan ayı, ki onda Kuran, insanlara yol göstererek yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi.”[17]

“Kuran’dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.”[18]

“Sana her şeyi açıklayan ve Müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kuran’ı indirdik.”[19]


Kur’ân ile ilgili olarak buraya aldığımız ve burada zikretmediğimiz[20] daha pek çok ayete göre Kur’ân’ın şu özelliklere sahip bir kitap olduğu ortaya çıkmaktadır:


Kur’ân Allah kelamıdır.

Cebrail aracılığı ile inmiştir.

Peygamberimiz Hz.Muhammed’e inmiştir.

Hak ile inmiştir. Kaynağı haktır, indirilişi haktır ve muhtevası haktır.

İnerken ve indikten sonra tahrif ve değişiklikten korunmuştur.

Arapça olarak inmiştir.

Ramazan ayında mübarek bir gece olan Kadir gecesinde inmiştir/inmeye başlamıştır.

Bölüm bölüm inmiştir.

Mekke merkezli tüm yeryüzü insanına       inmiştir.

İnsanları uyarmak ve müjdelemek, onlara bir şifa kaynağı olmak, onları doğru yola ulaştıran, onların mutluluğu için gerekli her şeyi açıklayan eşsiz bir hidayet rehberi olmak üzere inmiştir.


B-Kur’ân’ın İsimleri:


Kur’ân’ı tanıyabilmek, onunla tanışabilmek için bu ayetlerden sonra, onun Kur’ân’da ve hadislerde geçen isim / sıfatlarını gözden geçirmemiz yararlı olacaktır. Çünkü Yüce Allah ve O’nun Peygamberi tarafından Kur’ân’a verilmiş bu isim ve sıfatların her biri, onun bir yönünü, bir özelliğini ve güzelliğini ortaya koymaktadır. Belki bunların hepsini birden değerlendirmek, kapsamlı bir Kur’ân tanımını da ortaya çıkaracaktır.


Kur’ân’ın isim ve sıfatları ve bu konuda zikredilenlerin hangisinin isim, hangisinin sıfat olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kur’ân’ın büyük çoğunluğu ile Kur’ân’da geçen isimlerini yüzün üzerine çıkaranlar olmuştur.[21] Biz bunların en meşhur olanlarını burada vermekle yetineceğiz:


Ahsenü’l-Hadîs (Sözlerin en güzeli): “Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitabı sözlerin en güzeli (ahsene’l-hadis) olarak indirmiştir.”[22]

el-Beşîr ve en-Nezîr (Müjdeleyen ve Uyaran): “Doğrusu Biz, seni hak ile, müjdeci (beşîr) ve uyarıcı (nezîr) olarak göndermişizdir.”[23] Kur’ân içeriğinin en belirgin özelliğini belirten iki isimdir.

el-Beyyine (Apaçık belge): “Şüphesiz o, size Rabbinizden belge (beyyine), yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir.”[24]

el-Burhân (Açık, net ve kesin delil): “Ey İnsanlar! Rabbinizden size açık bir delil (burhân) geldi, size apaçık bir nur, Kuran indirdik.”[25]

el-Furkân (Hak ile batılı, iyi ile kötüyü. Hayırla şerri ayırt eden): “Hakkı batıldan ayırdeden (furkan) Kuran’ı indiren Allah yücelerin yücesidir.”[26]  Parça parça indiği için, hak ile batılı birbirinden ayırt ettiği için, içerisinde din ve dindarlara yardım va’dleri bulunduğundan, okuyanı şek ve şüpheden kurtardığından, karanlıktan aydınlığa çıkarıp doğru yola götürdüğü ve manen kişileri desteklediği için bu isim verilmiştir.[27]

Hablüllah el-Metîn (Allah’ın kopmayan ipi): Ayette “Hepiniz Allah’ın ipine sarılın”[28]; hadiste de, “O Allah’ın sağlam ipidir”[29] buyurulmuştur. Kur’ân’da da “hablüllah” isminin geçtiğini söylemiştik.

el-Hakîm (Hikmet kaynağı, hikmetli söz): “Andolsun hikmetli Kur’ân’a.”[30] Aynı kökten türetilen el-Hıkme, el-Hukm, el-Muhkem ve el-Muhkeme isimleri, Kur’ân’ın Hakîm olan Allah kelamı olduğunu, hikmetlerle dolu olduğunu, açık ve anlaşılır manada olduğunu vurgulamaktadırlar.

el-Hüdâ (Doğru yola götüren): “Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren (hüdâ) Kitaptır.”[31] Aynı kökten el-Hâdî de denmiştir.

el-Kelâm (Allah’ın sözü): “Puta tapanlardan biri sana sığınırsa, onu güvene al; ta ki Allah’ın sözünü (kelam) dinlesin.”[32]  Kur’ân’ın Allah kelamı olduğunu, bir takım kelimelerden meydana geldiğini vurgulayan bir isimdir.

el-Kitâb (Yazılı olan): “Apaçık olan Kitaba ant olsun ki.”[33] Kur’ân’ın yazılan, yazıyla korunan ve içerisinde harf-kelime-ayet ve sureleri toplayan bir mecmua olduğunu vurgulayan bir isimdir.

el-Kur’ân (Okunan): “Rahman, Kuran’ı öğretti.”[34]  Bu isim, Yüce kitabın okunan ve ezbere okunarak korunan, içerisinde pek çok hikmetli manaları barındıran bir kitap olduğunu vurgulamaktadır. Kelimenin kökünün ne olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kimi Kur’ân ismi, onun özel ismi olup herhangi bir kökten türememiştir derken; kimi, okuma anlamına KaRaE kökünden; kimi, toplama anlamına Kar’ kökünden; kimi ziyafet anlamına Kırâ kökünden; eşsiz fes’ıh anlamına Kırn kökünden; kimi, birbirini destekleyen ve birbirine benzeyen delil anlamına Karîne kelimesinden; kimi de, birbirine yakın KaRaNe kökünden türetildiğini söylemiştir. [35] Gerçekten de Kur’ân bu anlamların hepsini bağrında barındırmaktadır. O, hem eşi benzeri olmayan özel bir kitaptır. Hem okunan bir kitap, hem içerisinde sayısız mana ve hikmeti toplayan bir kitap, hem Allah’ın mümin kullarına sunduğu ilahî bir ziyafet sofrası, hem delil ve belgelerle dolu bir kitap, hem eşsiz güzellikte fasîh bir lafız, hem de birbirine yakın dizili kelimelerde oluşan ve kulları Yaratana yaklaştıran bir kitaptır. Kur’ân’a ‘okunan, okunmuş’ anlamına, aynı kökten el-Makru’, eş anlamlısı olan TeLâ kökünden el-Metlüv ve RaTeLe kökünden el-Mürattel isimleri de verilmiştir.

el-Mev’ıza (En güzel ve en etkili öğüt): “Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt (mevıza) ve kalplerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.”[36]

en-Nûr (Işık ve aydınlık kaynağı): “Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir.”[37]

er-Rahmet (Rahmet menbaı): “Doğrusu Kuran, inananlara doğruluk rehberi ve rahmettir.” [38]

es-Sırâtu’l-Müstekîm (Dostdoğru yol): “Bu, dosdoğru olan yoluma uyun.”[39]

eş-Şifâ (Şifa veren, şifa kaynağı): “Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.”[40] Onun şifa oluşu ilerde incelenecektir.

el-Urvetü’l-Vüskâ (Kopmayan sağlam kulp/tutamak): “İyilik yaparak kendini Allah’a veren kimse, şüphesiz en sağlam kulpa (urvetü’l-vüskâ) sarılmış olur.”[41]

el-Vahy: “Ben ancak sizi vahiy ile uyarıyorum”[42]

ez-Zikr (En etkili öğüt): “İşte bu, indirdiğimiz bir mübarek zikirdir.”[43]


Sayılan bu kelimelerin bir kısmı Kur’ân’ın ismi olarak, bir kısmı da onun muhtevasını, bölümlerini ve diğer özelliklerini açıklayan niteliği olarak zikredilmiştir. Yine bu kelimelerin büyük bir kısmı, zikredildiği şekilde ayetlerde geçmekte, bir kısmı da ayet yahut hadiste geçen köklerden türetilmiştir. Bu sayılan isimlerin bir çoğu, aynı zamanda Allah Teâlâ ve Peygamberimizin isimleri arasında sayılmıştır.

Özetleyecek olursak, sayılan tüm bu isimler Kur’ân’ın en belirgin yanlarını öne çıkaran kapsamlı manaları olan kelimelerdir. Kur’ân sayılan tüm bu isimlerdeki derin manaları kuşatan bir kitaptır.


C-Hadislere Göre Kur’ân Nedir?


Kur’ân-ı Kerimi tanıtan, onun niçin indiğini, nasıl okunması gerektiğini, gereklerini yerine getirmenin gereğini, okuyup amel edenlerin kazanacakları mükafatları anlatan pek çok hadis vardır. Biz bu hadislerden sadece Kur’ân’ı tanıtıcı olanlarını buraya almak istiyoruz. İşte Kur’ân’ın ilk muhatabı olan ve onu en iyi ve doğru bir şekilde anlayan insanın Kur’ân tanımları ve Kur’ân’a bakışı:

1. “Ben size iki şey bıraktım, onlara tutunduğunuz sürece sapmazsınız. Onlar Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.”[44]

2. “Dikkat edin, ilerde bir takım fitneler olacaktır.”

 Onlardan kurtuluş nedir, ey Allah’ın Rasülü? diye sorulunca şöyle buyurdu:

“Allah’ın kitabıdır. Onda sizden öncekilerin ve sizden sonrakilerin haberleri vardır. Aranızda nasıl hükmedeceğiniz onda açıklanmıştır. O, oyun eğlence değil, hak ile batılı kesin hatlarıyla birbirinden ayırandır.[45] Onu büyüklenerek terk edenin Allah belini kırar. Ondan başkasında hidayet arayanı Allah saptırır. O, Allah’ın kopmaz sağlam ipidir. O, hikmet dolu zikirdir. O, dosdoğru yoldur. O, kendisiyle arzuların kayıp sapmadığı, onunla konuşan dillerin yalan yanlışa bulaşmadığı, ilim adamlarının kendisine doyup kanmadığı, çok okumakla eskimeyen, eşsizliği bitip tükenmeyen bir kitaptır. Onu dinleyen cinler şöyle demekten kendilerini alamamışlardır: ‘Doğrusu biz, doğru yola ileten eşsiz güzellikte bir Kur’ãn dinledik ve ona iman ettik.’[46] Onunla konuşan doğru söylemiş olur. Onunla amel eden ödüllendirilir. Onunla hükmeden, adaletli davranmış olur. Ona çağıran, doğru yola çağırmış olur. Al bu sözleri, kulağına küpe olsun!”[47]

3. “Kur’ân emir, nehiy, helal, haram, muhkem, müteşabih ve meseller olarak indi. Siz onun helalini helal, haramını haram kabul edin. Ondaki emrolunduğunuz şeyleri yerine getirin, sakındırıldığınız şeylerden vazgeçin. Onun muhkemleriyle amel edin, müteşabihlerine ‘inandık ona, hepsi Rabbimiz katındandır’[48] diyerek olduğu gibi onlara iman edin.”[49]

4. “Öncekilerin ve sonrakilerin ilmini isteyen Kur’ân’ı harmanlasın.”[50]

5. “Kur’ân zenginliktir, ondan sonra fakirlik yoktur. Ondan öte başka zenginlik de yoktur.”[51]

6. “Kur’ân apaçık bir nur, hikmet dolu bir zikir ve dosdoğru yoldur.”[52]

7. “Kur’ân devadır.”[53]

8. “Doğrusu bu kalpler de, tıpkı demirin paslandığı gibi paslanır. Onun cilası Kur’ân okumaktır.”[54]

9. “Kur’ân kuru kuru okumak, ilim de körü körüne nakilcilik değildir. Ama Kur’ân hidayet, ilim dirayettir.”[55]

10. “Kur’ân avam dili uydurma lehçelerle, bozulmuş kelimelerle inmemiştir. Ama o, apaçık bir Arapça olarak inmiştir.”[56]

11. “Siz Kur’ân’dan daha üstün bir şeyle Allah’a dönemezsiniz.”[57]

12. “Kur’ân göklerde, yerde ve orada bulunanlardan Allah’a en sevimli gelen şeydir.”[58]

13. “Doğrusu bu  Kur’ân Allah’ın kullarına sunduğu bir ziyafet sofrasıdır. O halde gücünüz yettiğince O’nun ziyafetini kabul ediniz.” “Her ziyafet sahibi, davetine gelinmesini ister. Allah’ın ziyafeti ise Kur’ân’dır. O halde onu bırakmayın.”[59]

14. “Oruç ve Kur’ân kula şefaat ederler. Oruç der ki: ‘Rabbim, ben bunu gün boyu yemeden içmeden alıkoydum, beni ona şefaatçi kıl.’ Kur’ân da şöyle der: ‘Rabbim, ben onu geceleri uykusuz bıraktım, ne olur beni ona şefaatçi kıl’.  Sonunda ikisi de sahiplerine şefaat ederler.”[60]

15. “Doğrusu Kur’ân şefaatçi ve şefaati makbul olandır. Yine o, savunucu ve savunması makbul olandır. Onu önder kabul edeni o, cennete götürür. Onu arkasına atanı ise cehenneme sürükler.”[61]

16. “Doğrusu bu Kur’ân, ondan hoşlanmayan kimseye zor ve çetin gelir. Ona uyana ise, gayet kolay gelir.”[62]

17. “Kur’ân (okuyup gereklerini yerine getirirsen) lehine yahut (okumaz ve gereklerini yerine getirmezsen) aleyhine delildir.”[63]

18. “Kur’ân okumaya devam et. Zira o, senin için dünyada nurdur, yolunu aydınlatır. Gökte de bir azıktır, sana faydası dokunur.”[64]

19. “Kur’ân’a sarılın, onu rehber ve önder edinin. Çünkü o, alemlerin Rabbinin kelamıdır. O, O’ndan gelmiş ve O’na döner. Onun müteşabihlerine inanın, örneklerinden ders alın.”[65]

20. Peygamberimize en sevimli amelin ne olduğu soruldu, O şöyle cevap verdi: “Yolculuğu bitirince tekrar yolculuğa başlayan kimse.” O kimdir diye sorulunca, şöyle buyurdu: “O kimse, Kur’ân’ı başından sonuna kadar okur, bitirince tekrar başa döner.”[66]

21. “Kur’ân’ı okuyup gereğini yerine getiren kimseye ahirette şöyle denir: ‘Oku ve yüksel. Dünyada nasıl ağır ağır okuduysan öyle oku. Çünkü senin makamın, okuyacağın en son ayetin yanıdır.”[67]

22. “Kur’ân’ı taşıyan, İslamın bayrağını taşıyan gibidir. Ona ikram eden, Allah’a ikram etmiş olur. Ona ihanet edene ise, Allah lanet etsin!”[68]

23. “Şüphesiz Yüce Allah bu kitapla kimi toplumları yüceltir, kimilerini de alçaltır.”[69]

24. “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretenidir.”[70]

25. “Kur’ân ehli, Allah’ın ehli ve O’nun has adamlarıdır.”[71]


Buraya derlediğimiz bu bir demet hadise göre Kur’ân’ın öne çıkan özellikleri şunlardır:


Kur’ân, insanları fitne, kargaşa ve sapıklıktan koruyan; onlara mutlu bir hayatın yöntemini gösteren bir ilâhî rehberdir.

Kur’ân, insan ve cinlere gelmiş, gerçek bilgi ve hikmet kaynağıdır.

Kur’ân, insanlığın iç dünyasını, ufkunu, yolunu aydınlatan bir ışık kaynağı; maddî ve manevî hastalıklar için bir deva hazinesidir.

Kur’ân, insanın pek çok alandaki ihtiyacını karşılayan, açlığını gideren ilâhî bir ziyafet sofrasıdır. O, bir şefaatçi ve azıktır.

Kur’ân, okunması, anlaşılması, ezberlenmesi ve gereklerinin yaşanması inanan insanlara kolay ve tatlı gelen bir kitaptır.

Kur’ân, dünya ve ahirette insanı yücelten bir kitaptır.

Dipnotlar

[1] 55 Rahman 1-4.

[2] 4 Nisa 105.

[3] 15 Hıcr 9.

[4] 16 Nahl 102.

[5] 26 Şuara 193.

[6] 69 Hakka 40; 81 Tekvir 19.

[7] 17 İsrâ 88.

[8] 44 Dühan 3.

[9] 97 Kadir 1.

[10] 42 Şurâ 7.

[11] 17 İsrâ 105-107.

[12] 39 Zümer 23.

[13] 16 Nahl 44.

[14] 38 Sad 29.

[15] 4 Nisâ 105.

[16] 17 İsrâ 9-10.

[17] 2 Bakara 185.

[18] 17 İsrâ 82.

[19] 16 Nahl 89.

[20] Bkz. Bakırcı Saffet, Kur’ân Kendisini Nasıl Tarif Ediyor? Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İst, 1986.

[21] Bkz. Zerkeşî, el-Bürhân, I, 273-276; Suyûtî, el-İtkân, I, 67; Fîruzabâdî, Besâir, I, 88-95. Kur’ân’ın 109 ismi için bkz. Akpınar Ali, Kur’ân Niçin ve Nasıl Okunmalı? Konya 2000, s, 15-30.

[22] 39 Zümer 23.

[23] 2 Bakara 119.

[24] 6 Enam 157.

[25] 4 Nisa 174.

[26] 25 Furkan 1.

[27] Fîruzabâdî, age, I, 83.

[28] 3 Alu Imrân 103.

[29] Tirmizi, Fadâilü’l-Kur’ân 14; Dârimî, Fadâilü’l-Kur’ân 1.

[30] 36 Yasin 2.

[31] 2 Bakara 2.

[32] 9 Tevbe 6.

[33] 44 Dühan 2.

[34] 55 Rahman 1-2.

[35] Bkz. Fîruzabâdî, age, I, 84; Zerkeşî, age, I,277-279.

[36] 10 Yunus 57.

[37] 24 Nur 157.

[38]  27 Neml 77.

[39] 6 Enam 153.

[40] 10 Yunus 57.

[41] 2 Bakara 256; 31 Lokman 22.

[42] 21 Enbiyâ 45.

[43] 21 Enbiyâ 50.

[44] Malik, Muvatta’, Kader 3.

[45] Aynı manada Kur’ânda şöyle buyurulmuştur: “Doğrusu o, hak ile batılı birbirinden ayırt eden kati bir sözdür. O, bir oyun ve eğlence değildir.” 86 Târık 13-14.

[46] 72 Cin 1.

[47]  Tirmizi, Fadâilü’l-Kur’ân 14; Dârimî, Fadâilü’l-Kur’ân 1.

[48] 3 Alu Imran 7.

[49]  Ali el-Müttakî, age, I, 529-530.

[50] Ali el-Müttakî, age, I, 548.

[51] Münâvî, age, IV, 535; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, II, 94.

[52] Münâvî, age, IV, 536

[53] Münâvî, age,IV, 536; Aclûnî, age, II, 95.

[54] Ali el-Müttakî, age, I, 445.

[55] Ali el-Müttakî, age, I, 550.

[56] Ali el-Müttakî, age, I, 550.

[57] Tirmizî, Sevâbü’l-Kur’ân 17.

[58] Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân 6.

[59]  Ali el-Müttakî, age, I, 513-514.

[60] Ahmed b. Hanbel, II, 174.

[61] Münâvî, age, IV, 535.

[62]  Ali el-Müttakî, age, I, 550; Gümüşhanevî, Râmuzü’l-Ehâdîs, I, 133/6, 227/11.

[63] Müslim, Tahâra 1; Tirmîzî, Deavât 85; Nesâî, Zekat 1; İbn Mace, Tahara 5; Dârimî, Vudû’ 2; Ahmed, V, 342, 343.

[64] Münâvî, age, IV, 332.

[65] Ali el-Müttakî, age, I, 515.

[66] Tirmîzî, Kur’ân 11; Dârimî, Fedâilü’l-Kurân 33.

[67] Tirmîzî, Sevâbü’l-Kur’ân 18; Ahmed, II, 192, 471.

[68] Gümüşhanevî, age I, 272/10 (Deylemî’den).

[69] Müslim, Müsafirûn 269; İbn Mace, Mukaddime 16.

[70] Ahmed, I, 58; Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân 21; Ebû Davut, Vitr 14; Tirmizî, Sevâbü’l-Kurân 15; İbn Mace, Mukaddime 16.

[71] Ahmed, III, 1228, 242.