Hz. Pîr Seyyid Ahmed er-Rufai (k.s) den

e-Posta Yazdır PDF

Arş himmetlerin, Kâbe de insanların kıblesidir. Hz. Peygamber (s.a.v) ise, kalplerin kıblesidir. Sevgilim bana: “Sen, ittibâ edildiğinde Allah’ın ebediyyen utandırmayacağı bir yüzsün” demiştir. Melekler de, “Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir!” derler. Ey bağış ve lütuf sahibi yüce hazret hakkında fetih şiirleri okuyan kimse, gel! Sen, nasıl olur da ferah meclisi istersin. “Allah, geceyi gündüzün içine sokar.”1 Haberiniz olsun ki her iş, Allah’a bağlıdır. Allah veli olarak yeter. Size gereken Allah’tan korkmanız ve tevhid sahasından dışarı çıkmamanızdır. Benim Rabbim, hiç bir ortağı ve benzeri bulunmayan bir Rabb’dır. O ne güzel bir dost ve yardımcıdır. Alemlerin Rabbine hamdolsun. 


Kim, Allah’ı tanırsa O’ndan başka hiç kimseyi sevgili olarak kabul etmez. Bir haberde şöyle gelmiştir: Allah Teâlâ, mahlükatı önce zulmet (karanlık) içinde yarattı. Sonra onların arasına kendi nürundan bir parça attı. Her kime, bu nurdan isabet ederse, o hidâyete ulaşır. Kim de ondan uzak kalırsa, sapıtır. O nur, minnet (iyilik) arazisinden çıkar ve kalpte yerleşir. Onunla kalpler, nurlanır ve aydınlanır. Onun ışınları ceberût hicablarına ulaşır. Hiçbir ceberût (üstünlük) ve melekût (ululuk, saltanat), onun hakkı görmesine engel olamaz. Böylece kul, hayatında ve ölünce, bütün söz, fili, hareket ve iradesinde, önceki nur haline dönmüş olur. “Allah, göklerin ve yerin nürudur.”2 “O, nüruyla diledi ğine hidâyet eder.”3



1. Fâtır, 35/13.

2. En-Nûr, 24/35.

3. En-Nûr, 24/35.