Hz. Pîr Seyyid Ahmed er-Rufai (k.s) den

e-Posta Yazdır PDF

Resulullah’ın Sırrı ve Varisleri


“Emir, eninde sonunda Allah’ındır. O gün mü’minler Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah, dilediğine yardım eder. O mutlak güç sahibidir. Çok esirgeyicidir.”1 Allah’ın dilediği oldu. Yolları açtı. Va’dini gerçekleştirdi. Allah Teâlâ işte bu vadi sebebiyle dinini kemâle erdirdi ve nimetini tamamladı. Hz. Muhammedin vâtisleri, ondan bu görevi alarak onun emirlerine uyup yasaklarından sakınmayı emrettiler. Hz. Peygamaberin bütün vârisleri, onun getirdiği hükümlerle hükmetmek için harekete geçtiler ve bu vâzife zâhir ve bâtın olmak üzere ikiye ayrıldı. Hakikatte zâhiri görev de bâtıni görev de birdir. Kim, “bu görev sadece bâtıniklir” diye iddia ederse hata etmiş olur.


Cenâb-ı Hakk’ın huzûruna yükselmiş her hüküm, şayet herkese açık olsaydı, bu hüküm, âdil bir kadının hükmü gibi olurdu. Halbuki bu iki vazifedeki farklılık, vazifenin çeşitleri üzerindedir. Kadıya verilen vazife, insanlar tarafından ma’ruf ve bilinmektedir. Batinî vârislere verilen vazife ise, gizli olup zâhiri gözle görülmez. Bununla birlikte çoğu kere bu iki vazife dört halife hariç, aynı kişiye verilmerniştir. Dört halife bundan istisna edilmiştir. Çünkü bunların bâtıni vazifesi, nübüvvet bürdesiyle perdelenmiştir. Muhammedi nur denizinin dalgaları birbirini döverken, nasıl olur da onlar, velâyetlerini izhar edebilirler? Yani Rasülulah veya torunlarının döneminde, onların bâtıni durumları (velâyetleri) gizli kalmıştır. Nübüvvet bürdesi bunu engellediği için, o zaman onların sadece zâhiri hilâfetleri görülmüştür. Gerçekte ise onlar, hem zâhiri hem de bâtınî yönden vazifelidirler. Ki, o Muhammedi nuru gözler müşâhede etmiş, onun korkusuyla kalpler ürpermiştir.