Dinde Sapıtan İlahiyatçı ve Yazarlardan Çarpıtma Örnekleri-2

e-Posta Yazdır PDF

Bu yazı dizisine önceki konunun devamı olarak Mustafa İslamoğlu’na Reddiye başlığı adı altında değineceğiz. Tarihselci- modernist mutezili aklın temsil ettiği zihniyetin ne kadar saptırıcı, ehl-i sünnet dışı bidat ehli görüşlerinin olduğunu, itikadi konularda halkın kafalarını karıştıran bugünlerde popüler olan mealcilik furyasının iç yüzünü tanımaya çalışacağız.


MUSTAFA İSLAMOĞLU’NA REDDİYE


Mustafa İslamoğlu'nun (Arif Çevikel = Sami Hocaoğlu) sitesindeki bir yazıda aynen şu ifadeler var:


Kabir Azabı Kabir azabı olduğuna inanmayan arkadaşım var. Kendisinin Kur'anı Kerim'i incelediğini ve kabirle ilgili bir bilgi bulamadığından inanmadığını söylüyor.Kesin delilleri nerede geçmektedir? 03/03/2007


CEVAP: Kabir azabı, İslam ekolleri arasında temel bir tefrika konusu olmuştur. Savunanlar da reddedenler de Kur'an'dan bazı ayetleri delil getirmişler, fakat bu deliller doğrudan kabir azabının varlığına ya da yokluğuna delalet etmediği için iki tarafın tezi de temelsiz kalmıştır. Kabir azabı ancak hadislerle temellendirilebilir. Hadisler ise akaide konu olmazlar. Dolayısıyla kabir azabı iman veya inkarın konusu değildir. (http://www.mustafaislamoglu.com./haber_detay.php?haber_id=131)


Kabir sorgusunun nimeti ve azabına delalet eden ayetler şu ayetlerdir:


"Asla! Bu onun söylemiş olduğu bir sözden ibarettir. Onların önünde de diriltilecekleri günekadar bir berzah vardır." (el-Mu'minun/100)

"Firavun hanedanını ise kötü azab kuşattı. Ateştir o, onlar sabah-akşam ona arzolunurlar. Kıyametin kopacağı günde: 'Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine sokun' (denilecek)." (el-Mu'min/45-46)


"Allah iman edenlere dünya hayatında da, ahirette de sağlam söz üzere sebat verir."

(İbrahim/27)


"Sen zalimleri ölümün sıkıntıları içinde meleklerin ellerini uzatarak: 'Ruhlarınızı çıkarın, Allah'a karsı haksız yere söylediklerinizden, O'nun âyetlerine karşı kibirlendiğinizden dolayı bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız.' derken bir görsen!" (el-En'âm/93)


"Biz onları iki kere azaba uğratacağız. Sonra da büyük bir azaba döndürüleceklerdir." (et-Tevbe/101) 


Sünnetten bunun delaletine dair rivayet edilen hadisler de şöyledir: (Bu husustaki sahih hadisler tevatür derecesine ulaşmıştır. ) Bunlardan birisi Enes Radıyallahu anh'ın rivayet ettiği hadis-i şeriftir. Buna göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem söyle buyurmuştur: "Kul kabrine yerleştirilip, arkadaşları onu bırakıp gittiklerinde, kendisi henüz ayaklarının seslerini duymakta iken ona iki melek gelir, onu (kabirde) oturtur ve ona şöyle derler: Sen -Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem'i kastederek bu adam hakkında ne diyordun? Mü'min kimse: Ben şehâdet ederim ki o Allah'ın kulu ve rasûlüdür, der. Melekler ona: Cehennemde kalacağın yere bir bak. Yüce Allah şimdi o kalacağın yerden bedel olarak cennetten sana bir yer vermiştir. O bu iki yeri de bir arada görür."


Abdullah b. Ömer Radıyallahu anh'tan rivayet edilen hadiste ise Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Sizden herhangi bir kimse öldügü takdirde ona kalacagı yer sabah-aksam gösterilir. Eger cennet ehlinden ise cennet ehlinden (birisi olarak), eger cehennem ehlinden ise (cehennem ehlinden) birisi olarak ona yeri gösterilir ve: Ancak, Kıyamet gününde Allah seni tekrar diriltecegi vakte kadar senin kalacagın yer burasıdır, denilir."(Buhârî, IV, 85; Muslim, VIII, 160; Nesâî, IV, 106-107; Muvatta, I, 237; Müsned, II, 16, 113)


Hz. Peygamber (s.a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (S.A.V) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: "Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur." (Buhârî Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26) buyurmuşlardır.


İbn Teymiyye ‘ölünün, meleklerin; Rabb, Din ve peygamber ile ilgili sorularına cevap vermesi şeklinde meydana gelecek kabir fitnesi’ hakkında aynen şöyle der: “Bu fitne hususunda Berâ’ b. Âzib, Enes b. Mâlik, Ebu Hureyre ve daha birçoklarının, Hz. Peygamber (s.a.v)’den naklettiği hadisler, tevatürdür.”derken,


İbn Kayyim da “Kitâbu’r-Rûh”da der ki: 

“Kabir azabı ve Münker ile Nekir adlı meleklerin (kabirde ölüyü) sorguya çekmesi ile ilgili Hz. Peygamber (s.a.v)’den gelen hadisler, pek çok olup (bunlar) mütevatirdir.”


Kabir azabını dinde sadece Kuranla yetinen hariciler ve akla ters düştüğü için hadis inkarcılığı yapan mutezile reddeder. Sanki sayın islamoğlu kurancılık ve mealcilik fitnesine kapılıp mutezili aklıyla oryantalist bakış açısına göre hüküm veriyor. Ne dersiniz ümmetin üzerinde ittifak ettikleri mutevatir rivayetlerin kati delil olduğu usulud-dinden olan kabir azabını inkar etmek kişiyi dinden çıkarmaz mı?, küfre sokmaz mı?. İslamoğluna imanını yenileyip tazelemesini diliyoruz, Allah o ve onun giblerine hidayet versin.


Modern din anlayışına sahip İslamoğlu gibileri akaidi konularda mutezilenin bidat görüşlerini benimsemekle kalmıyor ehli sünnet vel cemaat alimlerini, müctehidleri ve mezhep imamlarını hadis alimlerini suçlayıcı hafife alıcı ifadeler kullanıyor. Mustafa İslamoğlu’nun Eşariliği cahiliyye müşriklerine benzettiği gibi. Yine aynı şekilde onun gibileri hadisleri Kuran’a arzediyorlar, birbirine zıtsa hadise uydurma diyorlar; hadis ilmini araştırma zahmetine girmeden hadisleri reddetme hastalığına sahiptirler. İslamoğlu Ebu Hureyre’ye sonra da İmam Buhari ve İmam Müslim’e yönelik hakaret ederek peygambere yalan isnad edip aşağıdaki hadisi uydurduklarını söylüyor. İmam Buhari ve İmam Müslim, Ebu Hureyre radiyallahu anhu’dan rivayet eder, Peygamber şöyle buyurdu: “Eğer Benu İsrail olmasaydı -stoklamadan dolayı son derece hızlı -yemek bozulmaz, et de kokmazdı.(Muslim-Rıda 2/1092, 1470) bu ne kadar ağır iftira suçlamadır. Halbuki hadis şöyle anlaşılabilir. Bazı ilim ehli de şöyle der, “Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin” (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.” (Bakara-57) Allah, benu İsrail’e kudret helvası ve bıldırcın eti indirdiğinde yeterli derecede indirmişti ancak onlar bunlarla yetinmeyip hemen stoklamaya başladı, biriktirdi, vahye muhalif bir tutum sergiledi, bunun üzerine başka zamanda bu derece bozulmayan yemek ve et, daha çabuk bozuldu ve çürüdü. Bu durum da, ilk defa yemek ve etin bu derece çabuk bozulmasına sebep olan millet olarak benu İsrail anıldı. (http://www.ubeydullaharslan.com/index2.php?sayfa_id=41&id=466)


Ancak nedense kolaycılığa kaçıp hadis uydurmadır deyip araştırmadan atıp tutmak hadis düşmanlığının bir sonucudur. İlk defa hadis düşmanlığı müsteşrik ve oryantalistlerden islam dünyasına bir mikrop gibi sızmıştır. Şu anda da çağdaş modern dünyada dinde yenilik dinde reform adı altında zihinleri ele geçirilen sözüm ona ilahiyatçı yazarlar bunun için at koşturuyorlar, sahihi din anlayışını bozarak sarih naklin yerine yanıltıcı aklı yerleştirmeye rivayetle tefsir yapma yerine ehliyeti olmadan kolaycılığı ve farklılığı katarak reyle hevayla tefsir yapma anlayışı geliştirildi. Hadis düşmanlığı yapan mutezili aklın çağdaş versiyon larından sadece kuranı bana yeter diyen toptan hadis inkarcılığına soyunan içimizdeki oryantalist sünnet düşmanı harici- mealci- kurancılık akımının bir yansımasını dile getiriyor İslamoğlu.


Mustafa İslamoğlu mirac konusunda da mutezilenin bozuk saptırıcı aklı esas alan inancını benimsiyor. Malumunuz mutezile mirac konusunda Mutezile fırkası, “Miracı kabul etmek, Allaha mekan ittihaz etmek olur” diyerek Miracı inkâr inkâr etmiştir. Mirac mücizesinin birinci merhalesi olan Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâya kadar olan kısmını inkar etmek küfürdür. Çünkü bu ayetle sabittir. “Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, kulunu (Habîb-i edîbi Muhammed Mustafa’yı) Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, noksan sıfatlar dan münezzehtir; o hakkıyla işiten, kemaliyle görendir.” (İsrâ /1) İkinci merhalesi Mescidi Aksa dan göklere doğru bedeni ile yükselmesidir. Bu meşhur hadislerle sabit olduğundan inkarı bid'attır. (Kaynak: Ömer Nesefi Akaid Kitabı)


Şimdi de Sayın islamoğlu’nun kader konusundaki yanıltıcı saptırıcı düşüncelerine göz atalım. Mustafa islamoğlu Hasan-ı Basri’ye ait olduğu şüpheli olan Kader Risalesi ve Şerhini tercüme etmiş. Bahaeddin sağlam kitabın tenkidini yaparken İslamoğlu’nu kastederek Hocamız gibilere “Müdakkiktir; fakat muhakkik değildir” denilir. Yani çok iyi inceliyor. Fakat aldığı bilgilerin, gerek dil açısından, gerek yorum ve muhakeme açısından doğruluklarını tam test edemiyor. diyor. Çok doğru tespit yerinde İslamoğlu Türkçeyi kullanmada mahir, usta ama Arapça çevirisi yetersiz ayrıca metodolojiyi es geçiyor sadece kullandığı kelimeleri edebi sanat ve sembolizmle(alegorik tarz) süsleyip harmanlayarak kendine göre mana veriyor; uslüba, lafzın manaya uygunluğuna dikkat etmiyor. Kendi kafasına göre hitabet sanatını kullanıp sözcüklerin ve ürettiği mananı büyüsüne kapılarak bir akıl oyunuyla kalabalıları etkisi altına alıyor. O kadar yanlış fikirleri söylediği halde onu dinleyenler koyun gibi sessizce tepkisiz körü körüne itaat ediyorlar üstadlarına, delil veya kaynak istemiyorlar ustadlarınnı konuşmalarına. Diyebiliriz ki, Sayın İslamoğlu iyi bir hatip söz ustası, Türkçeyi çok iyi kullanıyor; ama Arapçası berbat, herhangi bir metod kullanmıyor, aklına estiği şekilde yorum yapıyor. Bahaeddin Sağlam’ın tespitlerini aktarmakta yarar var. Sh:10 Ehl-i Sünnetten olan Eş’arilerin kader anlayışını müşriklerin kader anlayışıyla eşit tutuyor. Hasan Basri’yi ise, bir Mutezili olarak gösteriyor. Maturidi’yi de bu çizgide gösteriyor.  Sh: 39 “Bu eserde Kaderiye, Cebriye, Ehl-i Sünnet, Mutezile gibi isimleri kullanmadık. Çünkü Hasan Basri’nin Risaleyi yazdığı dönemde bu isimlerin hiçbiri ortalıkta yoktu.”diye yazılmıştır. Sh:63 M. Hoca, daha önceki mütercimlerin “ahmedü ileykallah’e” ifadesini, “Zatından başka ilah olmayan Allah’a hamd ederim” diye çevirmeleri yanlıştır. Doğrusu “Sana olan lütfundan dolayı Allah’a hamd ederim” demektir, diyor. Sh: 96-97 Tercümede yanlışlık var:“Allah şöyle buyurdu: Haydi eğer doğru sözlüyseniz getirin delilinizi. (Kasas, 28/75) Yani keyfinize göre uydurup bana nisbet ettiğiniz konularda: “Sonunda onlar bilecekler ki hakikat Allah katındadır ve uydurup da Allah’a isnat ettikleri şeyler, onların gözü önünden kaybolacaklardır.” (9. 05. 2012 / Mustafa İslamoğlunun Kader Kitabının Raporu / Bahaeddin Sağlam)


Bahaeddin Bey’in tespitlerinden şunu anlıyoruz. Öncelikle İslamoğlu’nun kelam ilminde noksanlık var, Hasan-ı Basri’yi mutezileye yakın addediyor, halbuki Hasan-ı Basri hazretleri tabiun büyüklerinden olup hayatı boyunca ehli sünnetten ayrılmayan selef alimlerimizdendir. Yine İslamoğlu Eşariliği insafsızca suçlarken Maturidiliğe de övgü yağdırıyor. Bilmiyor ki  Mâtürîdîler, Mutezileyi Eşarîlerden daha çok eleştirmiş, hatta Mutezile’nin Mecusilerden daha beter bir halde olduğunu söylemişlerdir. Sanırım Eşarilik ve Maturidiliğin kader konusunda aynı çizgide olduğunu söylemek te fayda var. Hem Eşarilik hem de Maturidilik insanın fiil ve eylemlerini takdir edip yaratanın Allah olduğunu; ama o yaratılan fiil yada eylemi işleyenin insanoğlunun kendisi olduğunu savunur. Ancak İslamoğlu’nun savunduğu mutezile hayrı Allaha dayandırırken şerri nedense Allah’a isnad etmezler. Oysaki Kuran-ı Kerim bize hayrın da şerrin de Allahtan geldiğini hatırlatır. “Onlara bir iyilik geldiği zaman derler ki, bu Allah katındandır. Bir kötülük geldiğinde de bu sendendir. De ki hepsi Allah’tandır.” (Nisa / 78)

İslamoğlu kader konusunda “iman bilinci” adlı kitabının 17. sayfasında bakın ne diyor:


“Allah’a, Ahiret gününe, Meleklere, Kitaba, Peygamberlere inanmak. Bu beş madde bir fazlasıyla Cibril hadisi diye meşhur olan hadiste de yer alır. Sonraki ilmihallere, imanın şartı olarak geçen tartışmalı fazlalık kadere iman maddesidir.” Mustafa İslamoğlu’nun Gerekçeli Meali açık bir şekilde yapılmış olan Arapça gramer hataları, üslup ve yöntem hatalarıyla ve çelişkilerle doludur. Mealdeki zorlama çeviriler, gereksiz-uygunsuz ifadeler, yanlış hükümler ve yetersizlikler saymakla bitmiyor. Ünlü oryantalist İgnaz Goldziher İslam tefsir ekolleri adlı kitabını türkçeye çeviren İslamoğlu Kuran ve Oryantalist Bakış Açısı adlı yazısında "..Ben Goldziher'in eserinin hiçbir yerinde ne Kur'an'a, ne İslamı değerlere karşı, en ufak bir hakarete rastlamadım.Ne dersiniz; yerli 'yersiz' oryantalist ruhlular, akıl hocaları olan yabancı oryantalistlerden daha mı acımasız ve dahi insafsız oluyorlar?" diyor. Halbuki aynı İslamoğlu elin yahudisine övgü yağdırırken İmam Buhari ve İmam Müslim’e hakaret ediyor. Hani deriz ya kökünden beslenmeyen ağaç kurur, İslamoğlu da böyle işte.


Devam edecektir...