RUFAİ HAZRETLERİNİN HALİFEYE MEKTUBU

e-Posta Yazdır PDF

Abbasi halifelerinden Müstencidbillah Rufai Hazretlerine şöyle bir mektup yazdı:


RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA


Müminlerin halifesinden Seyyid, arif, zahid, şerif ve Resulullah (s.a.v)’in yoluna ulaştıran Ahmet bin Eş-Şerif Ebu’l Hasan El Bataihi’ye (yüce Allah onları Müslümanlara faydalı eylesin):


Cevap olarak yazacağın mektupta bana Allah için bol nasihatte bulunmanı talep ederim. Zira ben senin nasihatine şiddetle ihtiyaç duymaktayım. Senin bana yapacağın nasihatin, yüce Allah’ın izniyle bereketli olacağından hiç şüphem yoktur. Yüce Allah’ın sana ilham edip göstereceği şekilde bana cevap yaz. Şüphesiz sen günümüzde feyiz ve manevi fethin merkezini oluşturmaktasın. Senden bana ve Müslümanlara dua etmeni isterim.


HALİFEYE NASİHATİ


Rufai Hazretleri de halifeye aşağıdaki şekilde bir cevap yazdı:


“Hamd yüce Allah’a mahsustur. Salât ve selam mahlûkatın efendisi,yüce Allah’ın kulu ve habibi Hz. Muhammed (s.a.v)’in üzerine olsun.


Yüce Allah’ın yardımına muhtaç Ahmet b. Ebu’l Hasan’dan itaat edilen müminlerin emiri Ebu Ahmet El Müstencidbillah El Abbasi El Haşimi’ye ( yüce Allah salih kullarını teyid ettiği şeyle onu da teyid etsin.) 

Nasihatalebini dile getiren mektubun bize ulaştı. Hadisi şerifte şöyle buyruluyor: “Din nasihattir”(1) Şayet bu hadis olmasaydı sana nasihat etme işine girişmezdim. Zira (yüce Allah seni mübarek kılsın) senin konumundaki birine nasihat etmek iki şarta bağlıdır; birincisi, nasihat edenin ihlâslı olması, diğeri ise kardeşinin nasihatiyle amel şartını kabul etmektir.


Ey müminlerin emiri! Şayet sen yüce Allah’ın kitabının ahkâmını kendi nefsinde uygular yerine getirirsen, senin fermanlarında yüce Allah’ın mülkünde uygulanır ve yerine getirilir. Yine sen O’nun Resulü

(s.a.v)’e ittiba ederek yüce Allah’ı tazim edip yüceltir ve o Resul (s.a.v) sünnetini dikkate alır baş tacı edersen halk ve tayin etmiş olduğun valiler de sana tazim edip hürmet gösterirler. Ey müminlerin emiri! Bu saydıklarım (Allah’ın kitabının ahkâmını nefsinde uygulamak ve Resulüne ittiba ederek Allah’ı tazim etme durumu) kendilerinde bulunmamasına rağmen Bizans Kayserleri ve Mecusi kralların sahip oldukları saltanat gücüne bakarak hayret etme. Zira onlar Hak’tan cahil oldular ve yüce Allah’ta onları Hak’tan ayrı düşürdü. Onları dünyaya, dünyayı da onlara yaklaştırarak dilediği ölçüde mahlûkatın işlerini onların idaresine verdi.


Şayet bu krallar idaresini üstlendikleri halkları fıtrata uygun doğru bir şekilde yönetirlerse, ecelleri gelinceye kadar dünyadaki saltanatları devam eder. Şayet adalet ve hikmetle yöneltmeyip onlara ağır yük

yüklerlerse, Allah o halkları krallarına musallat eder ve başka bir topluluk onların dünyalarını ellerinden alır. Kuşkusuz kâfirlerin varacağı yer cehennemdir.


Sana gelince ey müminlerin emiri! Sen, can ve malların bekçisi, İslam toprakları ve hudutların muhafızısın. O İslam toprakları ki, onların her tarafında İslam kılıçları, sadece yüce Allah ve O’nun Resulü (s.a.v) aşkına sallanmıştır. Senin halife olacağın bilinsin veya halife olunca istediğin gibi hükmedesin diye değil.


Her işinde Allah’ı gözet ve tüm amellerinde Resulullah (s.a.v)’in sünnetini tazim et. Böyle yaparsan o takdirde sen, Allah’ın korumasında ve nebisinin gölgesi altında olursun ve emrin uygulanır. Yüce Allah’ın ordusu ve ayetleriyle de desteklenirsin. “Allah’ın kelimelerinde (ayetlerinde) değişiklik olmaz”(1)


Daha sonra ey müminlerin emiri! Şu dünya hayatında yediğin yemek, içtiğin içecek, giydiğin elbise ve barındığın ev dâhil yaptığın her türlü istifadeyi iyi hesapla ve dünyaya olan düşkünlüğünü ona göre belirle.(2) Halka zulmetmekten şiddetle uzak dur. Şeytan seni tahrik ederek zulme teşvik ederse, kendine bir sor bakalım şayet hapiste mahkûm, mazlum, sıkıntıya duçar olmuş veya iftiraya uğramış olsaydın sultanından senin için nasıl hareket etmesini isterdin?


İşte bunu iyi düşünerek, kendi nefsin ne isterse O’na göre halka muamele et. Şayet böyle hareket edersen adalet ve insanlık hakkını tam olarak yerine getirmiş olursun. 


İyi bil ki senin sahip olduğun saltanat ve devlet, Allah’ın mülkünün çok az bir kısmıdır. Senin bizzat kendinde Allah’ın mülkünün küçük bir parçasıdır. Şayet bu mülkten kendine ait bir şey olduğunu düşünür

ve Allah’ı unutursan yüce Allah’ın hakkını ihmal etmiş, Allah’ın mahlûkatına da ihanet etmiş olursun. Bu takdirde yüce Allah yardım ve desteğini senden çeker. Helak olmuş kişiler senin için bu hususta iyi bir ibrettir.


Ey müminlerin emiri! İnsanların kendilerinden uzaklaştığı bazı sahabelerde olduğu gibi yüce Allah’a yakın ve onun dostlarından münzevi hayat yaşayanların durumu seni yanıltmasın. O yüce insanlar dünyayı ellerinin tersi ile geri ittiler. Zira yüce Allah onları kendine yakın kılmış halka da kendi amellerine layık idareciler nasip etmiştir. Şüphe yok ki herkes kendi yaptığından sorumludur. “Rabbin hiçbir kimseye asla haksızlık yapmaz”(3)


Ey müminlerin emiri! Senin meskenin; fiili olarak barındığın yer, elbisen; seni örten, yemek olarak rızkın; seni doyuran miktardır. Senin gerçek mülkün sana gerçekten faydası olan şeydir.(1) “O konuda senin yapacağın bir şey yoktur”(2) Şüphesiz Rabbim dilediğini yapmaya kadirdir


Evet, sen kaderi oluşturan mühürlerden (sebeplerden) bir mühürsün.(3) Ruhlara vurulan bu mühür kiminin derecesini arttırır, kimini de alçaltır, kiminin rabbi ile ilişkisini sağlarken kiminin de ilişkisini keser.

Şayet sen mutlak ve hakiki fiil sahibi yüce Allah’ın kulları için belirlediği şeriatın hakkına riayet edersen Allah seni mükâfatlandırır, seni ve senden sonra aileni hayırlara vesile kılar. Şayet yüce Allah’ın emrini ihmal eder ve Allah’ın mahlûkatına haksızlık edersen bu takdirde zalimler arasına girersin. “Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur”(4)


Ey müminlerin emiri! Doğru anlayış ve salih hissiyat sahiplerinin himmetleri hak üzerinde ittifak etmiş olup onlar adalet ve ihsan bahçesinde serpilirler. Onlar büyük-küçük, amir-memur, hür-köle fark etmez din hususunda aynı olup hepsinin yüce Allah katında malum bir makamı vardır. Onlar arasında tefrika fitilini ateşleme. Onlara kötü ahlak sahibi sultan hükmedemez. Onlar Allah’ın indirdiğiyle hükmederler ve sürekli yüce Allah’ın emniyetinde bulunurlar. Şayet onlar Allah’ın hükmünü uygularken sadece sathi ve yüzeysel davranıp gizli bir batıl maksat güderlerse yüce Allah onlar hakkında şöyle buyurmaktadır: “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse onlar fasıklardır”(5) Şayet Allah’ın hükmünü uygularken batıl bir iş ortaya koyup ona şer’i bir kılıf uyduracak olurlarsa yüce Allah onlar hakkında şöyle buyurmaktadır: “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse onlar zalimlerdir.”(6)


Şayet onlar yüce Allah’ın hükmünü uygularken batıl bir iş ortaya koyup, şeriatın hikmetini hafife alarak ve böbürlenerek kendi nefsi görüşleriyle o batılı işlemeye bir yol uydurur ve bu şekilde hükmederlerse El Cebbar olan Yüce Allah onlar hakkında şöyle buyurur: “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse onlar kâfirlerdir.”(1)


Ey müminlerin emiri! Kuru ve boş hayallerle işler yürümez. Hiçbir canlı, kalpleri birbirine bağlayıp çekişme ve tefrikayı def edecek birleştirici bir unsur olmadan emniyet bulamaz. Bu birleştirici unsur Allah’a yemin olsun ki adil şeriat ve salih Muhammedi sünnetten başka bir şey değildir. Tüm bunlar fıtratı belirleyen Allah’ın hükümleri ve fıtrat için iyilik ve güzellik ölçülerini belirleyen temel bilgilerdir. Güçlü hasmından hakkını talep etmek zayıf insanı huzurlu kılar. İyi bildiğin üzere Müslümanların imamı amcaoğlun Emirü’l Müminin Hz. Ali (kerremallahu vechehu) amcasıoğlu mahlûkatın Efendisi Resulullah efendimizden şöyle bir hadis rivayet etmiştir: “Güçsüzün hakkı güçlüden kolay bir şekilde alınmadıkça o millet yüce Allah’ın rahmetine nail olamaz.”(2) Durum gerçektende böyledir. Ey Müminlerin Emiri! Ömer İbni Hattab’ın hayatından iyi bilmektesin ki o büyük insan Fars, Rum, Mağrip, Çin, Hindistan ve Berberileri ne atlas ve ipek kullanarak, ne mücevher kadehler, ne besili cins atlar, ne gösterişli yüksek evler ve ne de altın kaplı süslü oklarla titretmiştir.


Bilakis Hz. Ömer (r.anh) onları hakiki adalet ve hikmet sahiplerininefendisi, akıl nimetine malik olanların burhanı ve enbiyanın imamı Hz. Muhammed (s.a.v)’in şeriatı olan hikmetle susturarak üstün gelmiştir.

Yüce Allah senin kalbini mübarek ilham ve tevfikle doldurarak seni hikmet ehli Salih insanlarla desteklesin. İyi bilesin ki “Hak” salih olsun fasık olsun fark etmez tüm insanların vicdanlarında fıtri bir özellik olarak bulunmaktadır.


Sana ait herhangi bir köle senin emrine uyarak batıl bir hususta sana görünüşte yardımcı olurken içinden bu yaptığını kabul etmeyebilir ve sana karşı kalbinde kötülük besleyebilir. O köleyi sen özgürlüğüne kavuştursan, daha sonra ona değer vererek onu vezir yapsan dahi senden daha büyük bir batıl üzere olsa bile artık sen onun katında temize çıkamazsın. İşte bu durum hak ve hakikat hususunda yüce Allah’ın gizli

bir sırrıdır.(1)


Ey müminlerin emiri! Bilesin ki sultanların gerçek ordusu adalet, muhafızları ise amelleridir. Aynı şekilde sultanların ahval ve davranışları da onların memurları ve dostlarıdır. İşte bu sultanların ahval ve davranışları halkın gözleri önündedir. Ahval ve davranışlarını ıslah et, amellerin olan muhafızlarını ve ordunu sağlamlaştır.


Akıl ve din ehline önem verip onlarla beraber ol. Zulüm, ihanet ve dalalet ehlinden şiddetle sakın ki onlar senin düşmanlarındır. Kadınlar, tecrübesiz toy gençler ve âli cenap olmayan insanların yapacağın işlere dalavere bulaştırmasına müsaade etme ki bunlar harap ve yok olma sebeplerindendir. Hoşlandığın herhangi bir hususta adaleti hakem yap ki hakkı olmayan birine torpil yapma veya haksız yere o kişiye taltif etme durumuna düşmeyesin.


Bir şeyden hoşlanmadığında ise yüce Allah’ı hatırla ve ihanet zulmünden kendini arındır. Zira senin makamın emniyet ve güven makamıdır ki o makamın sahibi başkaca bir amaç için değil sürekli hak ve hakikat için hareket etmelidir. Kızdığında ise affa yönel. Zira af hususunda hata etmen, ceza noktasında hataya düşmenden daha hayırlıdır. Tüm dikkat ve özenini din, hikmet ve İslam hususunda gayretli olanlara yönelt ve onların karakteri en şerefli, aklı en büyük, sözü en beliğ ve görüşü en güzel, delili en güçlü, Allah ve Resulü hakkında en bilgili olanlarını kendine yardımcı olarak seç.


Salih olsun, facir olsun tüm mümin, kâfir ve bütün insanlara adalet noktasında eşit davran. Dinin ve din ehlinin hürmetini koru. Rabbine kavuştuğunda akıbetini güzel kılacak bir şekilde amel et. Başarı ancak

Allah’tandır. “Biz Allah içiniz ve biz O’na döneceğiz”(1) Yüce Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.(2)


NASİHATİNİN ETKİSİ


Üstat Mahmut es-Samarrai er-Rufai bu mektubu naklettikten sonra şöyle der: “Halife mektubu tekrar tekrar okudu ve ağladı, okudu ve ağladı, o derece ki sakalı gözyaşlarıyla ıslandı ve çocuğu ölen anneler gibi feryat etti. Biraz sakinleşip kendine gelince vezirine dönerek şöyle dedi: “Vallahi Seyyid Ahmet Rufai’nin sözünde ceddi Rasulullah (s.a.v)’in sözüne benzer bir nağme ve üslup var. Şüphesiz O, günümüzde yüce Allah’ın halk içindeki bereketidir”


Halife, daha sonra kalkması, oturması, giyimi kuşamı, yemesi içmesi ve kelamı kısacası bütün yapıp ettiklerini vezirinden sormaya başladı. Vezir Rufai hazretlerinin yapıp ettiklerini anlattıkça, halife, vezir anlatmasını kesinceye kadar hüngür hüngür ağladı. Allah kendisine rahmet etsin”(3)


KAYNAK 

Aslan Dağı Yayınları Burhan Dergi İmam Seyyid Ahmed er-Rufai kitabından alıntıdır.