Hz. Pîr Seyyid Ahmed er-Rufai (k.s) den

e-Posta Yazdır PDF

Allah’a ulaşmak, cahillerden uzaklaşma, âlimlerle sohbet, ilimle amel ve zikre devam ile elde edilir.


Ahiret tercih edildiği zaman, dünya âhiret içinde kaybolur. Allah’ı zikretmek ön plana çıktığında ise, hem dünya hem de âhiret, bu zikrin içerisinde fenâ bulup kaybolur.


Gerçek mânada zikredilmeye başlanıldığında. “kul” da “zikir” de yok olur. Ortada sadece sıfatlarıyla Cenâb-ı Hakk kalır.


Ma’rifet, Allah Teâlâ’nın Rabb, kendinin de kul olduğunu hakkıyla bilmendir. Ayrıca herkesin rızkını verenin ve herşeyin evvelinin Allah olduğunu idrak etmendir.


Allah Teâlâ mahlûkatı, zenginliği kendinde arayan kimsenin emrine verir. Kim. “fakr” âdâbına riayetle ihtiyaçlarını Allah’a arzederse, Allah da onu, bütün ihtiyaçlarından müstağni kılar.


Kalp safiyetinin temelinde, güç ve kuvvetten uzak kalmak. Yani acziyyeti itiraf etmek vardır.


Allah’tan uzaklaştıran eğlence ve müziklere meyleden kişinin kalbinden “Allah korkusu” çıkar. Allah korkusu ise, nefsani arzuları kalpten uzaklaştırır ve insanı gafletten kurtarır.


Tevazu itaatle, şeref tevazuyla, üstünlük takvayla, hürriyet ise, kanaatle elde edilir.


Allah Teâlâ, günah işlemeye devam ettiği halde Allah’a tevbe ve istiğfar eden kimseyi, hakiki tevbeden ve kendisine yönelmekten mahrum bırakır.


Kişiyi Rabbine ulaştıracak bir yol bulunduğu halde hayatını O’ndan uzak sürdürenlere şaşarım. Çünkü Allah Teâlâ hazretleri: “Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun” buyurmaktadır.(ez-Zümer,39/54)


Ruhlar, huzur hâlinde yaratılmış olup, sürekli “huzur” ve “müşâhede” makamına yükselirler. Cesedler ise, bozuk ve bulanık şeylerden yaratılmış olup sürekli bozukluğuna dönmek ve ondan faydalanmak ister.