Editör Şubat 2011

e-Posta Yazdır PDF

   Nerelerden nerelere geldik. Bankaların önünden geçmezken şimdi arabaların modelini yükseltmek, daha lüks evlerde yaşamak için kredi kuyruklarına giriyoruz. En dindarlarımızın cebinde düzinelerce kredi kartları var. Geriye dönüp baktığımızda tiksindiğimizi söylediğimiz nice şeyleri şimdi hem yapıyoruz hem de onların sıkı savunuculuğunu yapıyoruz. Bu zamanda kredisiz olur mu, bu zamanda ahlaksız dizileri seyretmeden olur mu, bu zamanda kadın sesi neden haram olsun, bu zamanda çalgı- şarkı dinlemek neden haram olsun, bu zamanda oyun oynamak neden haram olsun gibi teranelerle kendimizi, dinimizi zamana uydurmanın garaipliği içerisine giriyoruz.

Farkında mısınız?
   Her geçen gün azar azar değişiyoruz. Bir kardeşim gelip dert yanmıştı. “Eskiden sohbetlerimiz vardı, ideallerim vardı, şöyle şöyle şunları yapacağım derdim şimdi bakıyorum da kendimi tanıyamıyorum. Her giden gün adeta benden bir şeyler götürüyor.” Dedi. Kimden götürmüyor ki? Dünyayı kazanmak için neleri kaybediyoruz. Dünyevileşme imtihanı öyle bir elekten geçiriyor ki bizleri ayakta kalabilene, elenmeyene ne mutlu.

Farkında mısınız?
   Eğer inandığımız şeyleri yaşamazsak onların yerini başka şeyler alıyor. Bu yüzden hayatlarımız allak bullak oluyor. İki yakamız bir araya gelmiyor. Ne gönüllerimizde huzur, ne evlerimizde huzur, ne de toplumda huzur kalmıyor. Bütün bu huzursuzlukların temelinde de dünyayı öne alıp ahireti arkaya atmak geliyor. Ahireti umursamamak, ölümü unutmak, sünnet bir hayatı yaşamamak bizleri perişan ediyor.

Farkında mısınız?
   “Sen hangi devirde yaşıyorsun, şimdiki gençler böyle, artık alış, bazen göz yum görmezden gel” diye diye neslimizi heba ettik. Çocuklarımızın terbiyesini, görgüsünü ahlaksız TV kanalizasyonlarının eline bıraktık.  Çocuklarımızı tanıyamaz hale geliyoruz. Kaç ev mescit evdir, kaç evde hadis halkası vardır, kaç evde tefsir halkası vardır, kaç evde anne baba ve çocuklardan oluşan ilim halkası vardır? Kaç evi TV esir almamıştır?  Bu soruların cevabını kendi vicdanımızda verelim.

Farkında mısınız?
   Bizlerin yeniden dirilmesi, tarihin geçmiş sahifelerinde kalan o şanlı maziyi yeniden yaşamamız, yaşatma zevkiyle yaşamaktan vazgeçen alp erenler olmakla mümkün olacaktır. Fedakârlık, hasbîlik ve diğergâmlık duyguları ile gönlü dopdolu olan ferdler ve böyle ferdlerden müteşekkil bir çoğunluk olmadığımız müddetçe, diriliş beklemek bir ham hayâlden öteye geçmez. Bakın, Allah Rasûlü (sav) geride bıraktığı ailelerine dünya mal ve mülkü adına ne bıraktı? Hz. Ebu Bekir'in taksim edilecek mirası var mıydı? ... Ve Hz. Ömer, hançerlendiği zaman "Bakın bakalım, malım borcumu ödeyecek mi? Ödemezse Adiyy oğullarından, onlarda da yoksa Kureyş'ten borç alıp ödeyin" diyordu. Evet, bir milleti ihya, ancak bu duygu ve düşüncedeki fertlerle olur. Öyleyse şahsımız ve ailemiz adına yarınları çok düşünmesek de olur. Dünya bizi boşamadan evvel biz onu talak-ı selase, yani üç talakla boşayalım.

Abone kampanyası ve Temsilcilik

   Dergimizin abone kampanyası devam ediyor. Lütfen bu konuda duyarlı olalım. “Bir kişiden ne olur” demeden bir kişide olsa abone yapmaya çalışalım. Dergimizin daha çok kişiye ulaşması demek daha çok kişi ile ortak dertlerimizi paylaşmamız demektir.

   Bulunduğunuz il veya ilçede dergimizin temsilcisi olarak hizmet yapabilirsiniz. Bu konuda bizlerle çalışmak isteyenler lütfen dergimizin iletişim bilgilerinden bizlerle irtibata geçsinler. Daha güzel Burhanlarda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz.