Editör Şubat 2018

e-Posta Yazdır PDF

Asr-ı saadet yıldızlarımız. Yol rehberlerimiz. Her biri bizim için örnek alınacak can simididir. İşte onlardan bir örnek:

Sâlim bin Abdullah dedesi hazret-i Ömer’in hâlini anlatırken, Resûlullah efendimizden ve Asr-ı saâdetten de kıymetli haberler vermektedir: “Hazret-i Ömer devlet başkanı seçildiğinde, hazret-i Ebû Bekir’e tayin edilen maaş kadar ücret almaya başladı. Bu şekilde devam ederken, bir defasında sıkıntıya düştü. Muhacirlerden bir grup, toplanıp bu mevzuyu görüştüler. Zübeyr bin Avvam, hazret-i Ömer’e söylesek de maaşını biraz artırsak, buyurdu. Hazret-i Ali, ümit ederiz ki kabul eder deyip, haydi gidelim buyurunca kalktılar. Hazret-i Osman; “Hazret-i Ömer’in hak ve adalette ne kadar sert olduğunu biliyorsunuz. Bu isteğimizi kendisini kırmayacağı birisine söyletelim. Kızı Hafsa’ya (r.anhâ) gidip, bu meseleyi anlatalım. Bizim ismimizi vermeden, arzumuzu ona bildirsin” buyurdu. Kabul ettiler ve doğru hazret-i Hafsa’nın yanına gittiler. Ona durumu anlattılar ve bunu kabul etmeden hazret-i Ömer’e kimsenin ismini söylememesini de tembih ettiler. Sonra da dışarı çıktılar. Bunun üzerine Hafsa (ra), hazret-i Ömer’in yanına gitti. Durumu anlattı. Hazret-i Ömer celâllenip, “Kimdi onlar?” diye sual etti. Hazret-i Hafsa, “Fikrini öğrenmeden kim olduklarını söylemem” dedi. Hazret-i Ömer; “Eğer kim olduklarını bilseydim, iyice döverdim. Ama  duâ etsinler ki, arada sen varsın. Peki Hafsa, Allah aşkına söyle, Resûlullah efendimiz senin evinde kalırken giydiği en kıymetli elbise neydi?” Hafsa (r.anhâ); “İki tane renkli elbisesi vardı. Elçileri onlarla karşılar, Cuma hutbelerini onlarla okurdu” dedi. Hazret-i Ömer; “Peki yediği en iyi yemek neydi?” diye sorunca, kızı; “Bizim yediğimiz ekmek, arpa ekmeğiydi. O sıcakken, yağ kabının altına koyardık. Ekmek yumuşar ve yağlanırdı. Onu yerdik ve güzel bulduğumuz için başkalarına da ikram ederdik” diye cevap verdi. Hazret-i Ömer tekrar; “Senin yanında kaldığı zamanlarda kullandığı en geniş, rahat yaygı neydi?” diye sordu. Hazret-i Hafsa; “Kaba kumaştan yapılma bir örtümüz vardı. Yazın dörde katlar ve altımıza yayardık. Kış gelince de yarısını altımıza yayar, yarısını da üstümüze örterdik” diye cevap verince, halife; “Yâ Hafsa! Benim tarafımdan onlara söyle. Resûlullah efendimiz kendine yetecek miktarı tespit eder, fazlasını ihtiyaç sahiplerine verir ve kalanla iktifa ederdi. Vallahi ben de kendime yetecek kadarını tespit ettim. Artanı ihtiyaç sahiplerine vereceğim ve bununla iktifa edeceğim. Resûlullah efendimiz, hazret-i Ebû Bekir ve ben bir yol takip eden üç kişi gibiyiz. Onlardan ilki nasibini aldı ve yolun sonuna vardı. Diğeri de aynı yolu takip etti ve O’na kavuştu. Sonra üçüncüsü yola koyuldu. Eğer o da öncekilerin gittikleri yolu takip eder, onlar gibi yaşarsa, onlara kavuşur ve onlarla beraber olur. Eğer, öncekilerin gittikleri yoldan başka bir yol takip ederse, onlarla buluşamaz” buyurdu.