Editör Eylül 2017

e-Posta Yazdır PDF

“De ki: “ Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Zümer:9

“De ki: Rabbim ilmimi arttır!” Tâhâ:114

“Hikmeti (ilmi) dilediğine verir. Hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir. Bunu ancak sağduyu sahipleri düşünüp anlarlar.” Bakara:269

“Kulları içinden ancak alimler, Allah’tan gereğince korkar.” Fâtır:28

“Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onların yanından (hiç düşünmeden) yüz çevirerek geçerler.” Yusuf:105

“Allah, sana Kitab’ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti.” Nisa:113

“Evlerinizde okunan Allah ayetlerini ve hikmeti hatırlayın.” Ahzâb:34

“Geceyi, gündüzü, güneşi ve ay’ı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O’nun emriyle (size) boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda aklını kullanan aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.” Nahl:12

“Allah bilendir, hikmet sahibidir.” Nur:58

“Aklınızı kullanmıyor musunuz?” Bakara:44

“Size ayetlerini gösterir ki düşünesiniz.” Bakara:73

“Bilmiyorsanız ilim erbâbına sorunuz.” Nahl:43

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! (O) insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. O (Rab) ki, kalemle (yazı yazmayı) öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.” (Alak Sûresi: 1-5)


İslam Dininde eğitim, içiçe daireler şeklinde dar daireden geniş daireye doğru sıralanmıştır. Bu da Peygamber efendimiz’in (asm) metodudur. Peygamber efendimiz (asm) ilk önce Kur’an-ı Kerimden indirilen ayetlerin manasını önce kendi nefsinden başlayarak sonra en yakınlarına ve daha sonra başkalarına anlatmıştır. Çünkü “Nefsini ıslâh etmeyen başkasını ıslâh edemez.” Bundan dolayıdır ki; büyük insanlar sürekli kendi nefislerine dönük öğütlerde bulunarak nefis terbiyesine vurgu yapmışlar.

İçinde yaşadığımız toplumun üzerine cehaletin kara bulutlarının bütünüyle çöktüğü ve toplumu bir baştan öteki başa sardığı bir gerçektir. Asırlardır bu toplumdan İslami eğitim esirgenmiş ve özellikle bu son bir asırlık dönemde de zorla engellenmiştir. Eğitim kurumları lağv edilmiş ve binalarına el konulmuştur. Evlerinde İslami kitap bulunduranlar, en ağır cezalarla cezalandırılmışlardır. Resmi belgelerle de sabit olduğu üzere, cenaze namazı kıldıracak insanlar bulunamamış ve günlerce cenazeler yerde kalmışlardır. Bugün bile Müslümanlar, İslami eğitim konusunda birçok zorlukla karşılaşmakta, eskisi gibi olmasa bile yine de birçok sıkıntılar yaşanmaktadır. 


Gençliğin içinde bulunduğu bunalım ve toplumun bir bütün olarak yaşamış olduğu travmayı da işin içine kattığımızda, Müslümanların işlerinin ne kadar zor olduğu daha açık bir şekilde anlaşılır. İçinde yaşamış olduğumuz toplumda, İslami ilim kalkmış ve âlimler yokluğa kadem basmışlardır. Âlimi olmayan bir toplumun ölü bir toplum olduğu gerçeğiyle meseleye baktığımızda, İslami hassasiyeti olan Müslümanların, nasıl büyük güçlüklerle karşı karşıya oldukları bir gerçek olarak karşılarına çıkar. Toplumun yeniden İslam’la dirilmesi, cehalet bulutlarının dağıtılması, insanlarımızın yeniden İslami ilimlerle donatılması, Kur’an ve Sünnetle yeniden ruh bulması için, Müslümanların İslami bir eğitim seferberliği içine girmeleri, üzerlerine ilahi bir vazife ve sorumluluktur. Evet, seferberlikten söz ediyoruz! Seferberlikten kastımız ise şudur: “Ya âlim ol ya da müteallim (öğrenci)”. Yediden yetmişe bütün kardeşlerimizin –kadın, erkek, yaşlı, genç- bu seferberlik ruhu ve eylemi içinde yer almalıdır. İmkânı olan Müslümanların da, bu eğitim seferberliğine ciddi katkı sunmaları gerekir. En temel ve zaruri ihtiyaçları dahi kısıp, imkânlarını bu hayırlı iş için değerlendirmeleri lazımdır. Öyle ki, bütün evlerimiz, sokaklarımız, mahallelerimiz, şehirlerimiz ve bir bütün olarak bölgemiz, Kur’an’ın nuru ile aydınlansın, onun ruhu ile dirilsin.


Allah’a emanet olun.