Editör Mart 2016

e-Posta Yazdır PDF

Doğruluk, Allah’ın emrettiği şekilde diline, davranışlarına dikkat ederek yaşamaktır. Allah’ın helal ve haram çizgisine riayet ederek dilini ve davranışlarını kontrol altında tutmaktır doğruluk.


Doğru dürüst Müslüman olmak Yüce Allah’ın emridir. Dürüstlük fıtrat üzere kalmaktır. Dinin amacı dürüst insan yetiştirmektir.


“İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma.” [Şûrâ, 1.]


“O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O¸ sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.[Hûd, 112.]


“<Rabbimiz Allah’tır> deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar cennet ehlidirler. Yapmakta olduklarına karşılık orada ebedî kalacaklardır.” [Ahkâf 13-14.]


Müslüman, doğruluk ve dürüstlük anıtıdır. O, önce Yüce Yaratıcıya karşı dürüsttür. Bu, onun imanda sadakatinin gereğidir. Yüce Allah’a karşı sadakat, O’na layık kul olmak, O’nun emirleri doğrultusunda yaşamak, hep doğruların adamı olmak, O’nun hatırını bütün her şeyden üstün tutmak, O’nun sözlerini doğru bir şekilde anlamak, bu doğruları kendi hayatına yansıtmak, bu doğruları her zaman ve her şartta haykırmakla mümkündür. Zira bizler, Rabbimize karşı söz vermişiz. “Kâlû belâ”da söz vermişiz, getirdiğimiz kelime-i şehâdet ve kelime-i tevhîdle söz vermişiz, “Müslümanım elhamdülillah” sözlerini söylerken söz vermişiz. O halde mü’mine düşen, bu sözlerin adamı olmaktır.


İkinci olarak Müslüman, Allah’ın peygamberine karşı dürüsttür. Ona iman ettiğini, onun yolunu izleyerek doğrular. Her konuda Peygambere itaat ederek gösterir. Peygamberi izlemek ve ona bağlı olmak, tevhîd sözündeki “Muhammedü’r-rasûlu’llah” sözünün gereğidir.

Üçüncü olarak Müslüman insanlara karşı dürüsttür. O, asla yalan söylemez, aleyhine bile olsa doğruların adamı olmaktan çekinmez. O kadar ki Allah katında doğrulardan yazılıncaya ve doğrular kervanı içersinde katılıp cennetlik oluncaya kadar bu özelliğini sürdürür.


Doğruluk Müslümanın şiârıdır, Müslümanlık göstergesidir. Yalancılık ise münâfığın şiârıdır, nifak göstergesidir. Bu yüzden Müslüman asla yalan söylemez, yalana pirim vermez, yalan yere yemin etmez ve yalancı şahitlik yapmaz. Aynı şekilde o, yalanın katmerlisi olan iftirâdan da uzak durur.


Kur’ân’da iftirâ ile ilgili başka kavramlar da kullanılmıştır ki, bunlar iftirânın farklı versiyonlarına işaret eder. Kizb, ifk, bühtân, kavl-i zûr gibi.


Bunlardan kizb, vâkıaya aykırı söz söylemektir. Kizb, genellikle kişinin kendisi ile alakalı olur. Yapmadığı bir iş için “yaptım” demesi gibi. Yahut başkası hakkında aslı olmayan olumlu şeyleri söylemek şeklinde de olabilir. Birini sahip olmadığı sıfatlarla övüp medh etmek gibi.


İftirâ, başkası hakkında yalan söylemektir. İftirâ, olmayan bir şeyi olmuş gibi anlatmak veya nakletmektir. Kizbin zararı kişinin kendinde kalırken, iftirânın zararı başkasına da dokunur. Kur’ân’da iftirâ kökü, yalan, şirk ve zulüm için de kullanılmıştır.


 İfk, gerçeği ters yüz etmektir. Yalanın en çirkinidir. İfk, Müslümanın kardeşi hakkında kendisine ulaşan bilgileri ters yüz ederek, kardeşinin hoşlanmayacağı şekilde söylemesidir. İfk, Allah’a, peygamberine, Kur’ân’a ve iffetli insanlara karşı da olabilir.


Bühtân ise, Müslümanın kardeşi hakkında, onda bulunmayan ve ona yakışmayan, kendisinin hiç hoşlanmayacağı şeyleri söylemektir.


Daha güzel Burhan’larda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz.