Editör Ekim 2015

e-Posta Yazdır PDF

Eskiden hocanın insan hayatında ve toplumda ayrı ve özel bir yeri vardı. İtibarı vardı. Saygı duyulur, saygı ile anılırdı. Hocalık, istenilen, imrenilen bir meslekti. 


Aslı hâce idi, sonra hoca oldu, ardından hoca kelimesini kullanmak zül addedildi. Öğretmen oldu hoca. Son zamanlarda hoca kavramı da ele ayağa düştü, şimdilerde herkes birbirine hocam diye hitap ediyor. Minibüs şoförüne, pazardaki seyyar satıcıya hoca deniliyor. Saygı için mi, hayır; birbirlerinden bir şeyler öğrenildiği için mi, hayır. Belki de kavramın iyice içini boşaltmak için.


İlmin kapısı Hz. Ali, bana bir harf öğretenin kölesi olurum diyor. İlmin değerini gerçek anlamda ilim adamı anlar elbet.


İlim, Alîm olan, ilim kaynağı Yüce Yaratıcının ahlakı ile ahlaklanma sürecidir. İnsan, sürekli öğrenen ve öğrendikçe kemale eren kimsedir. İnsanı, önce Yüce Yaratıcı eğitmiş, ona bilmediklerini O öğretmiş ve onu O terbiye etmiştir. Buna göre insanın ilk ve en büyük öğretmeni Yüce Yaratıcıdır. Ardından Peygamberler insanlığın başöğretmenleridir. Onlar, Yüce Allah’tan aldıkları en doğru ve en faydalı bilgileri insanlara aktarmışlar ve onları kemale taşımak için çırpınmışlardır.


Ben muallim olarak gönderildim buyuran Peygamberimiz de insanlığın baş mimarı, başöğretmenidir. Gerçek hoca, bu büyük hocalarla irtibatlı olan, onların yolunu izleyen kimsedir.


Doğduğu andan itibaren öğrenmeye başlayan insanın ilk öğretmenleri anne babasıdır. Sonra diğer hocaları gelir. Kur’ân, Her bilenin üstünde, bir daha iyi bilen vardır (12/76) ilkesiyle öğrenme sürecinin sonsuz olduğuna ve insanın da bilgiye doyumsuz olması gerektiğine dikkat çeker.


Öten yandan hocaları, Peygamberin yolunu izleyen peygamber varisleri olarak gördüğümüzde hem hocaların, hem de onlara öğrenci olanların ciddi sorumluluklarının olduğu kolayca anlaşılır. Bu iki yönlü sorumluluğa dikkat çeken Kur’ân şöyle der: Andolsun ki o gün, hem kendilerine elçi gönderilmiş olanlara soracağız, hem de gönderilen elçilere soracağız. (7/6) Peygamberlerin ümmetlerine, davetçilerin muhatap oldukları kimselere, hocaların öğrencilerine soracağız: Sizleri doğruya, iyiye, güzele, hayra, yararlı olana çağıran davetçilere karşı ne yaptınız? Onları ne kadar dinlediniz ve onları ne kadar ciddiye aldınız? Allah, onlara seslenerek: “Elçilere ne cevap verdiniz?” dediği gün! (28/65)


Sonra peygamberlere, davetçilere ve hoca konumunda olanlara da soracağız: Komunuzun hakkını ne kadar verdiniz? Size teslim olan, size bel bağlayan insanlara doğruları anlatabildiniz mi? Onlara yararlı olabildiniz mi? Allah, Elçileri toplayacağı gün: “Size ne cevap verildi?” der. “Bizim bilgimiz yok, derler, gizlileri bilen yalnız sensin, sen!” (5/109)


Bu vesile ile Âdem’den Hatem’e tüm peygamberleri ve onların yolunda giden tüm hocaları saygı ile anıyor, hocalığın peygamber mesleği olduğunu bir kez daha hatırlatırken, onları senede bir gün değil her zaman hatırlamamızın gerekli olduğunu söylüyoruz. Onları hatırlamak da kuru kuruya onları anmak değil, onlara her zaman saygı duymak, onların bize aktardığı güzellikleri yaşamak ve yaşatmakla gerçekleşir diyerek yazımıza son veriyoruz.