Editör Ocak 2015

e-Posta Yazdır PDF

Bir tarih profesörünün yanında çamurdan söz açılır. Çamur kelimesine genellikle küçültücü anlamlar yüklendiği anlatılır. Hatta, “çamur at izi kalsın”, “çamura yatmak” gibi deyimlerin bunu ispat ettiği dile getirilir.


Söylenenleri önce sessizce dinleyen profesör, sonra heyecanlı bir dille bu gibi anlamların gerçeğe hakaret olduğunu söyler ve oracıkta çamurla ilgili küçük bir konferans verir:


“Çamur, kötü, pis anlamlarında kullanılacak bir kelime olamaz. Çünkü çamur olmasaydı insanlar uygarlığa ulaşamazlardı. Dünyanın her yerinde binaların çoğu tuğladan yapılmıştır. Tuğla ise fırında pişirilmiş çamurdan başka bir şey değildir. Köy ve kasabaların tertemiz küçücük evleri, New York’un küstah gökdelenleri fırınlardan çıkmış çamur yığınlarından başka bir şey değildir. Eski Babil’de tuğlaya daha da büyük önem verilirdi, çünkü üzerlerine çivi yazılarıyla ilâhiler, krallara övgüler kazılırdı.


Allah ilk insanı, Hz. Adem’i çamurdan yaratmadı mı? Efsanelerde bazı ilkel toplumların çamurla beslendikleri anlatılır. Zaten yediklerimizin çoğu güneşte gelişip büyüyen bir çeşit çamur özünden gayrı nedir? Heredot, Mısır’ın dillere destan bereketini, Nil Nehri’nin çamuruna borçlu olduğunu yazar. Nil’in bıraktığı çamur az olunca, kıtlık olurmuş.


Çamurun yiyecek-içecekle her zaman ilgisi olmuştur. Eski devirlerin çoğu boyalı ve süslü çömlekleri, günümüzde birçok kap-kacak türü, hep fırınlanmış çamurlardan yapılmıştır. Etrüsk, Grek, İspanyol, Peru testileri, sürahileri, Rönesans fayansları dünya müzelerinde saklanır.


Ama çamurun en şereflisi, en dikkati çeken kıymeti şimdiye kadar tarihçilerin gözünden kaçmıştır: Dünyada en büyük medeniyetler çamurda doğup gelişmiştir. İhtişamlı eski Mısır medeniyeti, Afrikalı göçebeler tarafından Nil Vadisi’nde kurulmuştur. Asur ve Babil, şehirlerini Mezepotamya’nın sulak topraklarında kurmuşlardır. Çin’in ilk medeniyet ocağı Hoang-Ho göllerinde idi. Avrupa’nın en ünlü şehirleri de çamurdan çıkmıştır. Floransa vadisi, Arno nehri ile dağlar arasında bir bataklıktır. Paris, Sen nehrinin balçık kıyılarından yükselmiştir, Luteçya kelimesi de balçık anlamına gelir. Venedik, sığlıktaki çamur adacıkları üzerine kurulmuştur. Berlin, iki ırmağın ağzındaki bataklıklar üzerindedir.”


Profesör, sözlerini şu sonuca vararak bitirir:

“Dünya tarihi şöyle özetlenebilir: Medeniyetler çamurda başlıyor, kanda bitiyor.”


Kan zulüm ve gözyaşının bitmesi için hilafet ruhunu yakalamış insanların dünyada söz sahibi olacağı günlere ulaşabilmek ve Müslümanların halifenin gölgesinde bir araya gelebilmesi dileğiyle Allah’a emanet olunuz.