Editör

e-Posta Yazdır PDF

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “O kimseler gibi olmayın ki onlar Allah’ı unuttular, Allah da ceza olarak nefislerini onlara unutturdu!”( Haşr, 19.) Bizim bütün meselemiz nefisle olan ilişkimiz üzerine kuruludur. Ya nefsimizin her dediğine uyar teslim olur nefsin karanlığında kayboluruz, ya da nefse nebevî muamele yapar selamete çıkarız.


Ebu Berze el-Eslemi radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Sizin hakkınızda en ziyade korktuğum şey, zenginlik hırsı ile karınlarınızın ve ferçlerinizin şehvetleri bir de fitnelerin şaşırtmalarıdır." (Ahmed İbn-i Hanbel Müsned: 4, 420, 423.)


Bizler sahabenin hayatına baktığımızda onlardan alacağımız çok örnekler var. En küçük dünya işlerinde bile “hata mı ettim” diyerek “eyvah” çeken sahabelerin hassasiyetini iyi okumalı ve iyi anlamalıyız. İşte o örneklerden biri: Hz. Ebu Bekir, bir gün Hz. Hanzala ile karşılaşır. Aralarında şöyle bir konuşma geçer: “Nasılsın, ey Hanzala?..” “Hanzala münafık oldu!” “Suphanallah!.. Sen ne diyorsun?” “Ey Ebu Bekir!.. Resulullah’ın yanında olduğumuzda o bize Cennet ve Cehennem’i anlatıyor, sanki oraları gözle görmüş gibi yüce duygularla dolup taşıyoruz. Ama dışarı çıktığımızda çoluk çocuk, mal işlerine takılıp kalıyoruz, çok şeyleri unutuyoruz!”


“Vallahi, bizde de durum farklı değil!” Bunun üzerine birlikte giderler, durumu anlatırlar. Hz. Peygamber şöyle buyurur:


“Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki şayet buradaki hâlinizi dışarıda devam ettirebilseniz yataklarınızda ve yolda meleklerle arkadaşlık yapardınız! Lâkin ey Hanzala, bir müddet öyle, bir müddet de böyle…”( Müslim, Tevbe, 12-13; Tirmizî, Kıyame, 59.)


“Ölmeden evvel ölünüz” (Aclunî, II, 260.) buyruğu bizlerin kurtuluşunun parolasıdır. Dünya ve onun içindekilere karşı ölçülü bir şekilde “ölü” olanlar kurtuluşa erenlerdir. Hindistan’a sefer yapacak olan bir zat, yola çıkmazdan evvel papağanına, bir isteği olup olmadığını sorar. Papağan, “Hind papağanlarına benden selâm söyle. Kafeste mahpus olduğumu haber ver.” der. Adam Hindistan’a vardığında bir ağaçlıkta neşeli neşeli öten papağanlar görür. Kendi papağanının selâmını söyler. Bunun üzerine papağanlardan biri, daldan yere düşer ve hareketsiz kalır.


Adam tekrar memleketine döndüğünde, olup biteni papağana anlatır. Papağan, kalp sektesine uğramış gibi düşer, hareketsiz kalır. Adam heyecan içinde kafesi açıp “Eyvah.’.. Sevgili papağanım öldü, bu acı habere dayanamadı!” diye feryat ederken papağan, açık kafesten uçar, hürriyetine kavuşur!


Bu temsildeki papağan, beden hapsindeki ruhu; Hindistan’daki hür papağanlar, peygamberler ve velilerin ruhlarını temsil ederler. Ağaçtaki papağanın ölü numarası yapması ise beden hapsindeki ruhun, bu hapisten kurtulma yolunu sembolize etmektedir. (Mevlâna, III, 792.)


Daha güzel Burhan’larda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz.