Editör

e-Posta Yazdır PDF

Kur’an islamı, mezheplere ne gerek var, ehl-i sünnet dediğiniz nedir, ehl-i beyt ekolu da var gibi Sünnî yolu hafife alan türedilerin yanında “ilmi kendinden menkul” Kaderi inkar eden, şefaati inkar eden, kabir azabını inkar eden, işine gelmeyen hadisleri “uydurma” deyip es geçen, “Allah kulun başına gelecekleri bilmez!!!” (hâşâ) diyecek kadar alim!!! olan kimselerin hezeyanlarıyla karşı karşıyayız.


Muazzam kadim ilmi eserler, kadim ulemalar hep yanlışta idi!!! Bize ne mutlu ki Allah, bu “ilmi kendinden menkul” zevatı gönderdi de bize “Allah’ın kulun başına geleceklerini bilmediğini!!!” (hâşâ) öğrettiler. Bunlar tarihimiz boyunca müktesab olan ilmin ve ulemanın yanlışını! gördüler de bizleri her türlü yanlıştan kurtardılar. Bunlar olmasaydı halimiz ne olurdu!?


Ehl-i Sünnet, Allah’ın Resulü’nün, sahabenin, tabiinin, etbaut tabiinin yoludur. Kim bu yoldan sapar ve saptırırsa şeytanın uşaklığına soyunur. Kim kadim ilmi mirasın karşısında durursa eninde sonunda Allah onu rezil rüsva eder. Tarihte de bu böyle olmuştur bundan sonrada böyle olacaktır. Kim İmam-ı Azam’a, İmam-ı Şafi’ye, İmam-ı Ahmed’e, İmam-ı Malik’e vs. diğer ehl-i Sünnet ulemaya dil uzatırsa sadece kendi zavallılığını ve şeytanın aveneliğini yaptığını ilan eder.


İmâm Ahmed b. Hanbel (ö:241 H.) şöyle dedi:


“Kim, taklîd görüşünde olmadığını ve dîninde kimseyi taklîd etmeyeceğini iddia ederse, o (nun sözü), Allah celle celâlühû ve Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem katında fâsıkın sözüdür. Bununla, Eser’i iptâl etmeyi ilim ve Sünnet’i boşa çıkarmayı, Rey, Kelâm, Bid’at, ve hilâf ile tek başına olmayı istemektedir. Açıkladığım bu mezhepler ve kaviller, Sünnet, Cemaat ve Eser (Sahabe söz ve işi) ehli olanların, rivayet sahiplerinin, kendilerine yetişip de onlardan hadîs aldığımız, kendilerinden sünnetleri öğrendiğimiz kimselerin gittiği yoldur. Onlar, tanınan, doğruluk sahibi, kendilerine uyulan ve kendilerinden (ilim) alınan, bid’at, (Sünnet’e zıtlık), muhalefet ve karıştırma sahibi olmayan güvenilir kimselerdir. Bu da, onlardan önce gelen imamlarının ve âlimlerinin kavlidir. Öyleyse buna tutunun Allah size rahmet etsin ve onu öğrenip öğretin. Tevfîk, sadece Allah iledir.” (İmâm Ebû Ya’lâ el -Ferrâ, “Tabakâtü’l-Hanâbile”: 1/31, 1/65…)


Ahmed b. Hanbel (yine) şöyle dedi:


Kişinin yanında, içinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü, Sahâbe ve Tabiûn’un ihtilâfları bulunan yazılı kitaplar varsa, ilim sâhibine, hangisinin alınacağını ve böylelikle doğru bir biçimde (nasıl) amel edeceğini sormadıkça, dilediği ile amel etmesi ve dilediğini seçip onunla hükmetmesi ve amel etmesi câiz olmaz.(İbnü’l-Kayyim, İ’lâmu’l-Muvakkıîn, 1/44) 


Hâfız İbn-i Receb el Hanbelî (rh) (ö:795 H.) Beyanü Fadli İlmi’s-Selef ‘alâ İlmi’l-Halef ( isimli) kitabında şöyle dedi:


İmâm Şâfiî, Ahmed, İshâk ve Ebû Ubeyd zamanına kadar mevcûd olan kendilerine uyulan/peşlerinden gidilen selef imâmlarının sözünün yazılması, zamanımızda kesinleşir. Onlardan sonra türeyen sözlerden insan sakınsın. Zîrâ, onlardan sonra çok hâdiseler zuhûr etti. Sünnet’e ve hadîse uymaya kendini nisbet eden (hadîse uyduğunu iddia eden) Zâhiriyye (mezhebine mensûb kimseler) ve benzerleri türedi. Şu kişi, İmâmlara ters düştüğü veya anladığında onların içinde tek kaldığı, yâhut da kendinden önceki imâmların almadığını aldığı için Sünnet’e en çok muhâlif olandır. (Beyânü Fadli İlmi’s-Selef alâ İlmi’l-Halef: 69)


Bu zamanda her mümin ehl-i sünneti savunmak, ehl-i sünnetin tarafında olmak zorundadır. Bizlerde Burhan dergisi olarak bu tarafta olduğumuzu bu sayı ile ilan ediyoruz. Allah’a emanet olunuz.