Editör

e-Posta Yazdır PDF

Çok sular aktı değerlerimizin üzerinden. Kaybetmediğimiz ne kaldı hazinemizden. Emanet edilen ne kadar “değere” ait şeyimiz varsa ellerimizden uçup gidiyor birer birer.  Saygı, sevgi, büyük, küçük, akrabalık, sıla-i Rahim, ihlâs, ihsan, takva, sohbet, dostluk vs. sayın sayabildiğiniz kadar.  Bir geriye dönüp bakın ve günümüzün anlayışıyla kıyas yapın olup bitenleri. Göreceksiniz iç geçirip  “ah keşke” demeleri.


Dünyayı öne alıp ahireti unutmanın verdiği acayip bir savruluş dönemi yaşıyoruz. Bankaların önünden geçmeyi manen tehlikeli gören nicelerimizin cebinde desteyle kredi kartları var. Faiz belasına bahane bulmak için “kendimize göre” hoca ve fetva aramak hastalığından bitap düştüğümüz yetmezmiş gibi “müslümanın olmasın mı”  diyerek şeytanın avukatlığına soyunmaya başladık. Olsun tabi, müslümanın olsun. Evi de arabası da yatı da katı da olsun ama helalinden olsun. “Bir harama düşme korkusuyla binlerce helali terk eden” mümin takvasına ne oldu? Ne oldu bize ki “ölülerin pişmanlığını duyduğu şeyler için” ahiretimizi mahvetmeye çalışıyoruz.


Adeta rafa kaldırdığımız ihlas, ihsan, vera gibi temel kavramlarımıza dönmeli ve onları tasavvuf kitaplarında anlatılan bir takım hikaye kavramlar olmaktan kurtarmalıyız. Anlatılanları anlaşılan kılıp uygulamalıyız. Reklâm severlikle müminlik maalesef bir arada olmaz. Sadece Allah için yapıp ettiklerimizin bir değeri olduğunu unutmamalıyız. Aşağıda anlatıldığı gibi:


Büyüklerden bir zat, ahaliden para toplamak istedi, düşmana karşı tedbir almak, bazı mevkileri tamir ve tahkim için... Halk bu parayı vermedi. O büyük zat, bundan mahzun oldu ve ağladı. Geceleyin, yatsı namazından sonra birdenbire bir adam peydahlandı ve o büyük zatın önüne bir kese içinde iki bin akçe bıraktı ve dedi:

- Bu parayı dilediğiniz işe sarf ediniz!


Bu meçhul insan, Ebu Amr... O büyük zat parayı kabul ederek ona iyi dualar etti.


Sabahleyin o büyük zat, dostlarından ve yakınlarından ibaret bir kalabalık topladı, keseyi meydana çıkardı ve sevinç içinde:

 

- Biz, dedi; Ebu Amr hakkında çok ümide düştük. Dün gece bana, Müslümanların kendilerini düşmana karşı müdafaa etmeleri için iki bin akçe getirdi. Allah iyiliğinin karşılığını versin.


Birdenbire Ebu Amr'ın kalabalık içinde doğrulduğu görüldü. Ebu Amr haykırdı:


- Dün gece size verdiğim para anneme aitti. Annem paranın bu işe sarf olunmasına razı değildir. Lütfen bana iade ediniz ki, ben de kendisine vereyim!


Büyük zat hemen elini keseye atıp Ebu Amr'a uzattı. Ebu Amr keseyi aldı, uzaklaştı.


Yine akşam, gece, yatsı namazından sonra... O büyük zat odasında bir köşeye çekilmiş düşüncede... Yine Ebu Amr birdenbire peydahlanıyor... Yine elinde aynı kese ve kesenin içinde iki bin akçe... Ebu Amr parayı o büyük zatın önüne koyuyor ve fısıldıyor:


- Parayı getiriyorum ve sizden tek bir şey rica ediyorum: Bu parayı o türlü sarf ediniz ki, ikimizden başka kimse bir şey bilmesin... Onun nereden geldiğini yalnız Allah bilsin. (Veliler Ordusundan 333, Necip Fazıl Kısakürek, büyük Doğu Yayınları, 1976)


Bu sayıda çok dolu dolu bir dergi sunuyoruz sizlere. İnşallah kaybettiklerimizi geri almamıza yarayan bir çağrıdır dergimiz. Bu uğurda ummanda bir katre olabilirsek ne mutlu bizlere… Daha güzel Burhan’larda buluşabilmek dileğiyle       Allah’a emanet olunuz.