Editör Mayıs 2018

e-Posta Yazdır PDF

Bir defasında Cüneyd-i Bağdadî Hazretlerine [k.s]:

–Sadece Allah’a yönelmenin, gönlü O’na adamanın yolu nedir, diye soruldu. 

Hazret:

–Günah işlemekte ısrar etmeyi gideren bir tevbe, ibadetleri ertelemeyi yok eden bir Allah korkusu, salih amelleri işlemeye yöneltecek bir ümit, devamlı Allah’ı zikretmek, kendini ölüme yakın, emellerine ulaşmayı uzak kabul ederek nefse muhalefet etmektir, cevabını verdi.

Bunun üzerine:

–Peki, kul bu hale nasıl ulaşır, diye soruldu.

Bu defa:

–Saf, tevhid dolu bir kalple, buyurdu. (Uyûbü’n-Nefs)

Mâlik b. Dînar’ın şöyle dediği rivâyet edilir:

“Bir gün toprakla oynayan bir çocuğa rastladım. Bazen gülüyor, bazen ağlıyordu. Ona selam vermek istediğimde nefsim beni engelledi. Nefsime:

“Ey nefis, Peygamber (sav) büyük küçük ayırmaksızın herkese selam verirdi.” dedim ve çocuğa selam verdim. O da bana:

“Allah’ın selâmı ve rahmeti senin de üzerine olsun, ey Malik!” diye karşılık verdi.

“Beni nereden tanıyorsun?” dedim. O da:

“Rûhum, rûhuna melekût âleminde ülfet etti de ölümsüz olan diri Allah seni bana tanıttı.” dedi.

“Nefisle akıl arasındaki fark nedir?” dedim. O da:

“Nefis, seni bana ilk önce selam vermekten alıkoyandır. Akıl ise, seni buna teşvik edendir.” diye cevap verdi.

“Niçin toprakla oynuyorsun?” diye sordum.

“Çünkü biz ondan yaratıldık ve yine onun bağrına döneceğiz.” dedi.

“Bazen gülüp bazen ağlamanın sebebi nedir?” diye sordum.

“Rabb’imin azâbını hatırlayınca ağlar, rahmetini hatırlayınca gülerim” dedi.

“Ey çocuk, senin ne günahın var da ağlıyorsun? Çünkü sen henüz mükellef bile değilsin.” dedim. O da:

“Böyle söyleme; Çünkü anneme bakıyorum, büyük odunları küçüklerle tutuşturuyor.” dedi.” Bundan ibret almak lazım.   ( İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, 11.cilt, Erkam Yay.)

Bekir b. Abdullah b. Müzenî radıyallahu anh anlatıyor:

“Yemen’de çok ibadet eden bir kadın vardı. Akşam olduğunda kendi nefsine şöyle derdi :

“Ey nefis, gece senin gecendir. Bu geceden başka bir gece yoktur. Buna göre çalış.”

Sabah olduğunda da yine nefsine şöyle derdi:

“Ey nefis, gün senin günündür. Bundan başka senin için gün yok, buna göre çalış.” (Vekî B. Cerrâh Er-Ruâsî(V. 197/812), Zâhidler Kitabı)