Sahabe Müdafaası II

e-Posta Yazdır PDF

Ebu Bekir’in Hilafeti

Şii: Hz. Ali’nin imametine dair getirdiğim rivayetlerin tamamını indi te’viller olarak nitelediniz. En azından Şia’nın indi de kabul etseniz bu kadar delili var. Ehl-i Sünnet’in Hz Ebu Bekir’in hilafetine dair tek bir delili mevcut mudur?

“Beni Bulamazsan Ebu Bekir’e Sor”

Sünni: Hz. Ebu Bekir’in ilklerin imamı olduğuna dair Fahri Kainat Efendimiz’den (s.a.v.) mervi bir çok haber vardır. Onlardan bir kaçını tadat edersek şunları söyleyebiliriz; Allah Rasülü (s.a.v.) “Benden sonra Ebu Bekir ve Ömer’e uyun” buyurmaktadır.[23] Efendimiz’in (s.a.v.) ümmetten Ebu Bekir adına talep ettiği iktida dini ve dünyevi bütün işleri kapsamaktadır. Bunun için de Ebu Bekir’in idare makamında olması gerekmektedir. Orası ise imamettir.

Devr-i Risalet’te Efendimiz’in (s.a.v.) yanına bir kadın gelir. Ayrılırken, Allah Rasülü (s.a.v.) tekrar gelmesini söyler. Kadın, sanki ölümü kastederek “Geldiğimde seni bulamazsam ne yapayım” Ya Rasülellah (s.a.v.) diye sorar. Efendimiz (s.a.v.); “Beni bulamazsan Ebu Bekir’e git,” diye karşılık verir. Allah Rasülü (s.a.v.) kendisinden sonra ümmetinin sorularının muhatabı Ebu Bekir’i gösterir.


Enes b. Malik naklediyor; Benu Mustalik kabilesi “Senden sonra zekatları kime vereceğiz?” diye sormak için beni Allah Rasülü’ne (s.a.v.) gönderdi. Geldim, sordum. Buyurdular ki; “Ebu Bekir”e versinler.[24]

Ebu Bekir’e Söyle Namazı Kıldırsın

Hz. Aişe anlatıyor; Allah Rasülü (s.a.v.) son hastalıklarında bana “Baban ve kardeşin Abdurrahman’ı çağır da, Ebu Bekir adına bir belge yazayım, ardımdan kimse ihtilaf etmesin” buyurdu. Sonra “bırak çağırma” dedi. “Allah korusun! Müslümanlar Ebu Bekir hakkında ihtilaf ederler.”[25] Yine Aişe (r.ah.) rivayet ediyor; Allah Rasülü’nün (s.a.v.) hastalağı artınca “Ebu Bekir’e git söyle namazı kıldırsın.” buyurdu.


– “Ya Rasülallah (s.a.v.) O ince kalpli birisidir. Sizin yerinize geçince namaz kıldırmaya güç yettiremez.” dedim.

– “Git Ebu Bekir’e söyle namazı kıldırsın.” buyurdu.


Aynı gerekçeyi arz ederek namaz kıldırmaması gerektiğini tekrar ettim. Efendimiz (s.a.v.) de emri tekrar etti; “Git Ebu Bekir’e söyle namazı kıldırsın.”[26]

Nerede Ebu Bekir?

Bir defasında “Hz Ömer iftitah tekbirini aldı. Efendimiz (s.a.v.), Ömer’in sesini işitince kızgın bir şekilde başını kaldırıp; ‘Nerede Ebu Kuhafe oğlu’[27] diyerek Ebu Bekir’i aradı. Namazı O’nun kıldırması gerektiğini ihsas ettirdi.


Allah Rasülü (s.a.v.) “Bir kavme, Kur’an’ı en iyi bilen imamlık eder.” buyuruyor. Ebu Bekir Ensar ve Muhacirinin yer aldığı cemaate imamlık yaptı. Hadis-i Şerifin işaret ettiği mana gereği, sahabe içerisinde Kur’an’ı en iyi bilen kişi O’dur. Bu yüzden hilafete en layık kişi de O olmalıdır.

Sıddıkların Şahadeti

Cenab-ı Hakk Mekke’den Hicrete zorlanan muhacirleri anlatırken “işte doğru olanlar bunlardır.”[28] buyuruyor. Ayette muhacirin sadakati anlatılırken “ulâike”den sonra “zamiri fasl” (hum) getirildi. Bu, manayı te’kit etmek içindir. Kur’an’ın şehadetiyle sadaketleri tescil edilen muhacirin Ebu Bekir’e; “Allah Rasülü’nün (s.a.v.) halifesi” diye hitap etmesi, sahabenin içtenlikle Ebu Bekir’in hilafetini kabul ettiği anlamına gelir. Aksi bir anlayış “Kur’an’ın “sıddık” diye nitelediği muhacirin yalan konuşma ihtimalini gündeme getirir ki, bu Kur’an’a yöneltilen en büyük iftiralardan biri olur.


Tâdat ettiğimiz bütün bu hakikatler işaret ediyor ki; Ebu Bekir (r.a.) sahabenin en faziletlisi ve hilafete en layık olanıdır. Sahabe O’na biat ederek bu gerçeği teyit etmiştir.

Kur’an ile Yanlış İstidlal Dalaletten Başka Ne İfade Eder?

Şii: Hz. Ali’nin imametine dair delil olarak takdim ettiğim, sizinse hevai tevil diyerek reddettiğiniz malumat arasında ayetler de vardı. Fakat Ebu Bekir’in hilafetine delil olabilecek rivayetlerin neredeyse tamamını hadislerden getirdiniz. Bu da göstermektedir ki imamet mevzuunda Şia’nın delilleri Kur’ani olmaları hasebiyle Ehl-i Sünnetinkiler’den daha kuvvetlidir.


Sünni: Delil, yanlış kullanıldıktan sonra Kur’ani olsa dahi ne ifade eder?! Nitekim bütün sapık mezhepler de bir takım indi yorumlar yaparak Kur’an’a dayandıklarını iddia etmektedirler. Bu durumda onlar da İslami’dirler mi diyeceksiniz!? Hâdise karşısında ki tutumunuz Hakem olayında Hz. Ali’ye “Hüküm ancak Allah’ındır.” ayetiyle karşı çıkan Haricilerle ayniyet arz etmektedir. Bu durumda istidlallerinizin en camî cevabı Hz. Ali’nin Haricilere söylediği şu cümledir: “İfade doğru fakat ondan yanlış mana kast ediliyor.”[29]


Davanızı desteklemek için ayeti yanlış yerde kullanmanız, indi teviller yapmanız “mümin” kimliğinizi tartışılır hale getirir. Çünkü Allah Rasülu (s.a.v), Kur’an’ı kendi gaye, ideoloji, meşreb ya da menfaatleri doğrultusunda açıklayanların nasıl değerlendirildiklerini ifade buyururken şunları söylemektedir: ‘Kim kendi görüşü ile Kur’an’ı tefsir ederse cehennemdeki yerini hazırlasın.’[30]


Ayrıca Kur’an’ı Kerim’de Hz. Ebu Bekir’in hilafetine “işaret” eden bir çok ayet vardır. Üstelik bunların tesbiti bana değil Kur’an’ın inişine, Hz. Cebrail’in gelişine şahitlik eden ashaba aittir. Bütün bu hakikatler Ebu Bekir’e işaret eden ayetlerin delalet gücünü de artırmaktadır.

Ayetler de Ebu Bekir’i İşaret Eder

Şii: Madem ayetle istidlal edebiliyordunuz da niçin öncelikle hadisleri naklettiniz?


Sunni: Hadis-i Şeriflerin bir kısmı tevatür derecesindedir.[31] Nitekim onların Allah Rasülüne (s.a.v.) aidiyetlerine siz de itiraz edemediniz. Hilafete delaletleri ayetlerden daha aşikar olduğundan öncelikle onları tâdat ettim.


Şii: Ya ayetler. Hangileriyle neye göre istidlal ediyorsunuz?


Sünni: Hasan Basri diyor ki; “Vallahi; ‘Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki): Allah, sevdiği ve kendisini seven… bir toplum getirir.’[32] Ayetinde zikri geçen mürted kavmin yerine geldiği bahsedilen cemaat Ebu Bekir ve dostlarıdır. Çünkü bu ayet Allah Rasülü’nün (s.a.v.) irtihalinden hemen sonra başlayan irtidat hareketleri ve onları etkisiz hale getiren Ebu Bekir ve mübarek ordusu hakkında inmiştir.’[33] Bu noktada büyük müfessir Katade de benzer şeyleri söylemektedir.[34]


“A’rabilerin geri bırakılmış olanlarına de ki; Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağrılacaksınız. Onlarla savaşırsınız veya Müslüman olurlar.”[35] Bu ayet Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in hilafetine delalet etmektedir. Çünkü Huneyn muharebesinden geri kalan A’rabileri, ayette kast edilen Müseyleme’nin kavmi Hanif oğulları ile savaşa ilk defa çağıran Ebu Bekir’dir. Yine bir başka tefsire göre “çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağrılacaksınız,” ayetinden maksat İran ve Rumlardır. Ümmeti onlarla ilk defa muharebeye çağıran da Hz. Ömer’dir. Ordulara savaş emrini vermek bütün dünya devletlerinde devlet başkanına aittir. Bu durumda savaşa çağrı ameliyesini devlet adına üstlenen Ebu Bekir ve Ömer’in riyasetini Kur’an bizzat tasdik etmektedir.


Şii: Fakat Tabiin kuşağının Sünni müfessirlerinden İkrime ve Katade “savaşılmaya çağrılan kavmin “Hevazin” ve “Ğatafan” olduklarını bildirmektedir. Buna göre savaşa çağıran Ebu Bekir (r.a.) ya da Ömer (r.a.) değil, Allah Rasülü’dür (s.a.v.).


Sünni: Ümmeti savaşa çağıran kişinin Hz. Rasülullah (s.a.v.) olması mühaldir. Çünkü O buyurdu ki; “Artık bundan sonra benimle birlikte sefere çıkamayacak, düşmanla savaşmayacaksınız.” Hadisin delalet ettiği mana savaşa çağıranın Allah Rasülü (s.a.v.) olmasına manidir. Efendimiz’in (s.a.v.) irtihalini takiben ümmeti muharebeye çağıran ilk kişi Ebu Bekir sonra Ömer olduğuna göre bizim naklettiğimiz tefsir tercihe şayan olandır.[36]


Bu ayetin inişiyle Ebu Bekir’in savaş çağrısı arasında, İslam Devleti tarafından yapılmış hiçbir harp daveti yoktur. Bu hususta ulema hem fikirdir.[37] Hakikatin bu minval üzere olmasındandır ki Sünnet ve Cemaat alimleri; “Ebu Bekir’in hilafetinin Kur’ani şahidi bu ayettir” demişlerdir.

“Bu İkisinden Birine Biat Ediniz”

Şii: Madem naklettiğiniz ayet ve hadisler Ebu Bekir’in hilafetine işaret ediyor bu durumda niçin O, Ben-u Saide çardağında Hz Ömer ve Hz. Ebu Ubeyde’yi göstererek “Bu ikisinden birine biat ediniz” demiştir. Ebu Bekir’in tavrı halife olacağına işaret eden her hangi bir delilin ademiyetini göstermez mi? Ya da kendi adına nass varken hilafeti başkalarına havale etmek haram değil mi?


Sünni: Hz. Ebu Bekir bu hareketiyle göreve talip olmadığını, bizzat matlup olduğunu sahabenin ileri gelenlerine de söyletmek istemiştir. Bir anlamda bu “malumu i’lam” kabilindendir. Nitekim Hz Ali “Allah Rasülü’nün (s.a.v.) umur-u diniyyede imamımız olmasına razı olduğu Ebu Bekir’i niçin dünya işlerinde de imam yapmayalım.” diyerek Ebu Bekir’in niyetini ilk okuyan sahabi olmuştur.

FEDEK

Şii: Efendimiz (s.a.v.) ahirete irtihal ettiğinde Hayber’de yer alan “Fedek” adındaki köy şahsi mülkündeydi. Hz. Fatıma “Eğer (babadan geriye kalan) yalnız bir kadınsa (mirasın) yarısı onundur.”[38] ayetine istinaden Fedek’in yarısını talep etmişti.


Nasıl ki Allah Rasülü (s.a.v.) masumdur, Onun kızı da günah ve yalandan korunmuştur. Çünkü O (s.a.v.) buyurmuştu ki; “Fatıma (r.ah.) benden bir parçadır.” Küll masumsa O’nun (s.a.v.) parçası da masum olur. Fatıma masum olduğuna göre miras iddiasında Hz Rasülullah’a (s.a.v.) yalan ya da yanlış isnat etmesi mümkün değildir. Fakat Ebu Bekir, masumiyeti aşikar olan Fatıma’nın bu talebini reddetmiştir. Fedek arazisini ona vermemiştir. Halife tarafından sergilenen bu tavır, açık nasslara muhaliftir. Böyle birisinin hilafetini nasıl ve niçin savunuyorsunuz?


Sünni: Allah Rasülü’nün (s.a.v.) vefatından hemen önce atadığı Usame b. Zeyd’in komutanlığı Ebu Bekir’in devr-i hilafetinin ilk günlerinde tartışmaya açıldığında (Usame’nin değiştirilmesi talep edildiğinde); “Değil Usame’yi değiştirmek, Hazreti Rasüllah’ın (s.a.v.) attığı bir düğümü dahi zait görüp çözmem.”[39] diyen Ebu Bekir’in miras ayetine muhalefet ettiğini nasıl iddia edebilirsiniz?! Kur’an’a muhalefet etmekle itham ettiğiniz Ebu Bekir bu noktada öylesine hassastır ki; şu serzenişler O’na aittir: “Bilmediğim konularda Allah’ın kitabı hakkında tefsirde bulunursam hangi sema beni gölgesine kabul eder ve hangi arz beni üzerinde barındırır.”[40]


Hz. Ebu Bekir, Fedek arazisinin Hz. Fatıma’ya verilmesi meselesinde ayete muhalefet etmemiş bilakis bütün ayetleri açıklama vazifesi kendisine verilen Allah Rasülü’nün (s.a.v.) sünnetiyle miras ayetini tahsis etmiştir. Şöyleki; “Âmm” olan miras ayetini “Biz Peygamberler cemaati miras bırakmayız. Bize kimse varis olmaz. Terikemiz sadakadır.” hadis ile sınırlandırmıştır.


Şii: Muhassıs (tahsis eden) olarak ileri sürdüğünüz delil neticede bir hadistir. Karşıda ise vurud-u kat’iyyet ifade eden bir ayet vardır. Ayete mukabil hadis nasıl tercihe neden olabilir?


Sünni: Bu noktada haber-i vahid’in hükmünü, hangi durumlarda nasıl değerlendirilmesi gerektiğini konuşacak değilim. Buna gerek de yok. Çünkü Hz. Ebu Bekir Rasülullah’tan (s.a.v.) neyi, nasıl ve ne kadar işittiğine hakimdir. Merviyyatını karıştırdığına işaret eden hiçbir emare mevcut değildir.


Miras meselesinde karinelerle ihtimaller ortadan kalkmış, Hz. Ebu Bekir katında “haber-i vahid” mirasla ilgili genel hükümleri sınırlandıran kesin bir delile dönüşmüştür. Ayrıca peygamberlerin hakiki miraslarının ilim olması, Ebu Bekir’in uygulamasını desteklemektedir.

Veraset

Şii: Kur’an “Süleyman Davud’a (a.s.) varis oldu.”[41] diyor. Önceki peygamberlerin çocukları babalarına varis oluyor da Fatıma niçin babası Fahri Kainat Efendimiz’in (s.a.v.) malından hissesini alamıyor?


Sünni: İstidlal ettiğiniz ayette bahsi geçen veraset hakiki manada müsta’mel değildir. Çünkü Hz. Davud’un (a.s.) on dokuz tane evladı vardı. Süleymen (a.s.) onlar içinde nübüvvet ve idareye varis olmakla temayüz etmişti. Eğer ayette bahsi geçen miras hakiki manada kullanılmış olsa idi o takdirde Davud’un (a.s.) bütün çocukları verasette eşit olmalı idi. Fakat mana buna müsait değildir. Çünkü ayette zikr olunan miras, mecazi anlama masruftur. Tıpkı “alimler nebilerin varisleridir.” hadisinde olduğu gibi.[42]


Hz. Fatıma’nın masumiyeti meselesine gelince; İstidlal ettiniz hadis mecazi manadadır.[43] Buna göre hadis, karabet yoluyla oluşan kül-cüz ilişkisini ifade etmektir. Bu yüzden Allah Rasülü’nün (s.a.v.) masumiyetinin aynısını Hz. Fatıma’da aramak doğru değildir.

Fedek’teki Şahitler

Şii: Hz. Fatıma Fedek arazisini Hz. Ebu Bekir’den talep ederken Hz. Ali, Hasan, Hüseyin ve Ümmü Eymen (r.anhum) ona şehadet etmişti. Ebu Bekir onların şehadetini reddederek zulme irtikap etmiştir.


Sünni: İsimleri yan yana tâdat ederek söz bolluğuyla hakikati perdelemek ister bir tavrınız var. Söz konusu isimleri tek tek tahlil edersek ortaya şöyle bir netice çıkar: Hasan ve Hüseyin, Fatıma’nın (r.anhum) çocuklarıdır. Çocuğun anne-baba lehine şehadeti makbul değildir. Bütün bunlardan öte, o ikisi şehadet vaktinde küçük çocuktular. Nasıl şehadet etsinler?! Hz Ali ve Ümmü Eymen’e gelince onların şehadeti nisab için yeterli değildir. Çünkü bu nevi davaların şehadeti için ya iki erkek ya da bir erkek iki kadın gereklidir.[44]Ayrıca bazı müctehidler eşlerin birbirleri lehine yaptıkları şehadeti reddetmektedir.[45]


Hâdisenin Ebu Bekir’i destekleyen bir başka yönü de var ki oda şöyledir: Allah Rasülü (s.a.v.) şahsi mallarında nasıl tasarrufta bulunduysa Ebu Bekir uygulamaya aynen muvafık kalmıştır. Efendimiz’in (s.a.v.) Beni Nadr, Hayber ve Fedek’de hurmalıkları vardı. Beni Nadr’ın gelirini memurlarına, Fedek’tekini fakirlere, Hayber’dekini ise üçe ayırırdı: Üçte ikisini Müslümanlara birini de “Ehl-i Beyt”ine verirdi.[46] Hz. Ebu Bekir halife olunca Allah Rasülü’nün (s.a.v.) uygulamasını değiştirmedi. Bu yüzden “Fedek” arazisindeki tavrı sünnete tıpkısıyla iktidadır. Hz. Ömer, devlet başkanı olunca Ali ve Abbas’ı çağırdı. Onlara Hz. Ebu Bekir’in Fedek hususunda ictihadına delil kullandığı hadis-i şerifi Rasülullah’tan (s.a.v.) işitip-işitmediklerini sordu. İşittik dediler. Nitekim Hz Ali’de devr-i hilafetinde mezkür Fedek arazisini çocuklarına vermedi. Eğer Ebu Bekir’in hükmüne itirazı olsa idi mukakkak ki onu değiştirirdi.


Hadis-i Şerife rağmen Hz. Fatıma validemiz’in Fedek arazisini istemesi ise babası Hz. Rasülullah’ın (s.a.v.) malı ile bereketlenmek içindir. O da bir insandı ve beşeri hasletleriyle hadiseye yaklaşıyordu. Fakat Hz. Ali’nin devr-i hilafetinde ki tavrı netice itibarisyle Ebu Bekir’in ictihadının doğrulunu teyit etmektedir.


Devam edecek...


Dipnotlar:

[23] Tirmizi, Sünen, V, 672; Hakim, Müstedrek, III,79-80.  [24] Hakim, Müstedrek, III, 82.  [25] Müslim’in rivayet ettiği hadis için bkz. Teftazani, a.g.e., III, 495.  [26] Müslim, Sahih, V, 313.  [27] Suyuti, a.g.e., s. 6.  [28] Kur’an, Haşr (28): 8.  [29] Şihabuddin Ahmed b. Hacer Mekki, el-Hayratu’l-Hisan, Beyrut, ty., s. 33.  [30] Tirmizi, a.g.e., s.48/Kitab-u Tefsiri’l-Kur’an, 1, (IV, 439-440, H.no: 2959-2960).  [31] Suyuti, a.g.e., s.59.  [32] Kur’an, Maide (5): 54.  [33] Ebu’l-Fida İsmail İbn Kesir, Muhtasar-u Tefsir-i İbn Kesir, Daru’l-Kurani’l-Kerim, Beyrut, 1399, I, 527.  [34] Suyuti, a.g.e., s. 61.  [35] Kur’an, Fetih (48): 16. [36] Görüşlerin tahlili için bkz. Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed Kurtubi, el-Cami’u li Ahkâmi’l-Kur’an, Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, 2000, XVI, 180.  [37] Suyuti, a.g.e., s.62.  [38] Kur’an, Nisa (4): 11.  [39] S.  [40] İbn Kesir, a.g.e., I, 13.  [41] Kur’an, Neml (27): 16. [42] Kurtubi, a.g.e., XIII, 110; İbn Kesir, a.g.e., II, 667. [43] Cürcani, a.g.e., VIII, 387.  [44] Kur’an, Bakara (2): 282.  [45] Cürcani, a.g.e., VIII, 387.  [46] Ebu Davud, Sünen, III, 141, H. No :2967, Beyhaki, Sünen, VII, 59, H. No:13148.  [47] Buhari’nin rivayet ettiği hadis için bkz. Teftazani, a.g.e., VIII, 388.