İslam’ın Kızı! Aişe; Senin Evin, İzzetin ve İffetindir

e-Posta Yazdır PDF

Aişe, Aişedir

İslâm, davayı müşahhas planda kim ve ne üzerinden anlattıysa, hasımları da onun üzerinden “hakikate” saldırdı. Bu yüzden Kur’an-ı Kerîm’i murâd-ı ilahiye göre tefsir ettiğinden Sünnet; İslâm kadınının neyi, nasıl ve niçin yapması gerektiği noktasında bir izzet ve iffet anıtı olduğundan dolayı da Hz. Aişe tarih boyu hedef oldu. İslâm’ı içerden bölmeye memur olan Rafizilik/Şia gibi, dışardan parçalamaya kurgulu Batı da Hz. Aişe etrafında sürekli istifham ve vehimler üretti. Çünkü Hz. Aişe İslâm kadının yükselttiği iman, ilim ve aile ehramının kilit taşıdır. O düşerse bütün sistem sarsılır, dağılır. Bu yüzden din düşmanı gibi, din tahripçisi de Onun üzerinde yoğunlaştı.

İffet Ehramının Kilit Taşı

Hz. Aişe Peygamber-i Ekber’in eşi, mağara arkadaşı Ebu Bekir’in kızı, Ümmet’in annesi ve İslâm kadınlarının nasıl âbide, zahide ve mücahide olunacağını bizzat şahsında gördüğü “üsve-i hasene”dir. Hem çok zeki, hem de güçlü bir hafızaya sahipti. Erken yaşta İslâm külliyesinin ana binası Peygamber evine dahil oldu, orada yetişti, hayatı orada tanıdı. Çok defa vahiy Onun evinde indi. Arap diline derin bir vukûfiyeti vardı. Bu yüzden Murad-ı İlahi gibi, Murad-ı Rasulü de iyi fehmederdi. Allah Rasulü’nden çok sayıda hadis rivayet etti. Anlamadığı her meseleyi tereddüt etmeden Efendimiz’e sorardı. Allah Rasulü Ümmeti’nin yarıdan fazlasını oluşturan kadınlara İslâm ahkamını -daha çok- Onun vasıtasıyla anlattı. Bu yönü, Onu diğer bütün İslâm kadınlarından ayırdı. Bu yüzden Amr b. Âs, Allah Rasulü’ne, “İnsanlar içinde kim size daha sevgili?” diye sorunca, “Aişe” buyurdu. Peki ya erkeklerden deyince, “Onun Babası Ebu Bekir” cevabını verdi.1

Neden Hz. Aişe?

Hz. Aişe “dareyn saadeti” noktasında Allah Rasulü’nden çok şey öğrendi. Onun hayatında olduğu gibi, Ondan sonra yaşadığı elli yıllık zamanda da, kendini Efendimiz’den dinlediklerini yaşamaya ve anlatmaya adadı. Kadınlar gibi erkekler de Hz. Aişe’den çok şey öğrendi; ahkam ve âdâb noktasında ondan pek çok mesele nakletti. Şer’i hükümlerin dörtte biri “Aişe’den rivayet edildi.” dense2 hiç de mübalağa olmaz.

İlk Defa Bir Kadın İlme Mercî Oldu

Peygamber-i Ekber’in baş asistanı olma şerefi, Hz. Aişe’yi İslâm kadınlarına “başmuallim” olma makamına yükseltti. Sahabenin takıldığı ilmi meselelerde hacet kapısıydı O. Dünya tarihinde ilk defa bir kadın ilme merci oldu. 


Sahabe hiçbir yerde bulamadığı cevapları Ondan dinledi. Zaman zaman kibar-ı ashab da Ondan fetva sorardı. Bu noktada Ebû Musa el-Eşarî (v. 50 h.) şöyle demektedir: “Biz Peygamber’in ashabına bir hadis müşkil olduğunda/bir mevzu anlaşılmadığında gider Hz. Aişe’ye sorar; konuyla alakalı onda yeterli derecede ilim bulurduk.”3.


Kabîsa bin Züeyb de, Onun ilmî derinliğine şu ifadelerle tanıklık etmektedir: “Aişe insanların en âlimiydi. Sahabenin büyükleri de Ona sorardı.”4. Kız kardeşi Esma’nın oğlu olması cihetiyle Hz. Aişe’ye en yakın olanlardan Urve b. Zübeyr de, “Allah’ın kitabı, Rasulü’nün Sünnet’i, Arap şiiri ve bir farzı Hz. Aişe’den daha iyi bilenini görmedim.” demiştir5. 


Hadiste kol başı olan İbn Şihâb ez-Zührî’ye göre (v. 125 h.), “Eğer Aişe’nin ilmiyle bütün kadınların ilmi bir araya getirilse, Aişe’nin ilmi daha ağır basar.”6.


İslâm kadınla erkeği aynı vasatta ele aldı, hedef olarak onlara aynı ufku gösterdi. Müslüman erkekler ne kadar yükselebilirse, kadınların da o kadar yücelebileceğini söyledi. Hz. Aişe bunun en müşahhas misalidir.

Kulluk Yarışı

Kilise’ye göre Allah yolunu kapatan varlık olarak kabul edilen kadın, İslâm’da erkekle kulluk yarışına girdi. Kimin kadın ya da erkek olduğuna bakılmadan, ameline ve takvasına göre ecre nâil olacağı ilan edildi.


Hz. Aişe, İslâm’la yeniden riyazet yolu açılan kadınların dünyasında, çıkılabilecek en yüksek zirveydi. Bunu kadınlar gibi, erkekler de kabul etti. Sahabe içerisindeki bazı hususi mevzularda tek farklı görüş Hz. Aişe’den geldi. Sahabeden ve tâbiûndan ilim talebeleri Irak, Şam ve Arap Yarım Adası’nın farklı bölgeleri gibi uzak diyarlardan gelerek Ona öğrenci oldu.

Talebe Kadrosu

Hz. Aişe; uzaklarla alakadar olurken, -ilim seferberliğinden- en yakınlarını mahrum etmedi. Bilakis insanlar Ona ancak en yakınlarının delaletiyle ulaşabildi. Kardeşi Muhammed’in iki oğlu Kasım b. Muhammed ve Abdullah b. Muhammed, kız kardeşi Esma’nın iki mahdumu Abdullah ve Urve b. Zübeyr b. el-Avvâm, Abdullah b. Zübeyr’in Hamza’dan torunu Abbâd da ilminden istifade etti. Talebeleri kadrosunda, sahabeden Amr b. Âs, Ebû Musa el-Eşarî, Zeyd b. Halid el-Cühenî, Ebû Hureyre, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas, Rebîa b. Amr el-Cureşî, Saib b. Yezîd, Haris b. Abdillah b. Nevfel dahil olmak üzere pek çok isim vardı . Saîd b. Müseyyeb, Alkame b. Kays, Ata b. Ebî Rebah gibi tâbiûnun büyükleri de ondan okudu.


Hz. Aişe yalnız başına bir külliye, tek başına bir ümmet gibiydi. Onun ilminden, anneleri olması cihetiyle her ne kadar erkekler de istifade etmiş olsa da, asıl kadınlar müstefid oldu. Kardeşi Abdurrahman’ın kızı Esma ve Hafsa, Hasan Basrî’nin annesi Hayre başta olmak üzere pek çok kadın Onun rahlesinde yetişti.7


Sonraki asırları derinden etkileyecek âlimleri yetiştiren ya da onların baş muallimi olan Hz. Aişe, modern anlamda bir tahsil görmedi. Ne üniversitede okudu, ne de akademik kariyer yaptı. Lakin ondan gelen rivayetler büyük âlimler tarafından nass kabul edildi; hıfzedildi.

Kadınlar!

İlk kadın üniversitesini O kurdu. Kadınlara dünyaya sadece yemek yapmak, çamaşır yıkamak, ev işleriyle alakadar olmak için değil; -asıl olarak- İslâm’ı anlamak, yaşamak ve yaşatmak için geldiklerini söyledi. Kadınları uyanmaya, kadının onuruna sahip çıkmaya ve hürriyeti yalnız Allah’a kullukta aramaya çağırdı.

Kur’an-ı Kerîm’e Vukûfiyeti

“Mum dibine ışık vermez.” Sözü, Hz. Aişe ile değişti; mum önce dibine ışık verdi. Hz Aişe de sahabe gibi Allah Rasulü’nü dikkatle dinler, mevzuyu anlayana kadar soru sormaktan imtina etmezdi. Allah Rasulü, “Hesaba çekilen azab görür.” hadisini îrad buyurunca, Hz. Aişe, “Allah Azze ve Celle, ‘Kime kitabı sağdan verilirse, hesabı kolay olacaktır.’8 buyurmuyor mu?” dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü, “Ayette geçen ‘hesab’ kelimesi ‘arz etmek’ anlamındadır. Lakin kim hesaba çekilirse helak olur.” buyurdu.9 Bunun üzerine Hz. Aişe sustu; hâl diliyle “İşittim ve itaat ettim.” dedi. Çünkü Onun “Kur’an Müslümanlığı” içerisinde Sünnet’e düşmanlık yoktu. Bilakis kadına dair fıkhî hükümleri Allah Rasulü’nden O öğrendi; insanlara o rivayet etti.


Hz. Aişe, kendisi gibi, soran-sorgulayan kadın öğrenciler yetiştirdi. Sonra da onlara dair kıymet hükmünü verirken, “Ensar’ın kadınları ne güzel kadınlardır. Hayaları dinde derin anlayış sahibi olmalarına mani olmadı.”10 buyurdu. Allah Rasulü her nevi ahlaksızlığın hüküm ferma olduğu Cahiliyye’den insanlık tarihinin en müeddeb kadınlarını çıkardı. Her biri önce hayalarıyla temayüz etti. Lakin hayâları, Ahiretlerinin selameti, bir meseleyi sormalarını gerektiriyorsa onu sorup öğrenmelerine mani olmadı.


Maneviyat ehramında Hz. Hatice ve Fatıma’dan sonra en büyük Aişe’ydi. O k adarki, Allah Rasulü’nün “İşte Cebrail, seni selamlıyor.”11 ifadesinde belirttiği gibi bizzat meleğin selamına nail oldu.

Bir Devlet Başkanı Evi: Hane-i Saadet

Allah Rasulü hem herkes için misal hem de Allah’a bir visal hayat yaşadı. Muzaffer bir komutan Bedir’e, yenilen Uhud’a; Müslümanlığından dolayı yeri, yurdu kuşatılan bir baba Şi’bi Ebi Talib’teki haline, devlet başkanları da Onun Medine’deki hayatına baktı.


Hz. Aişe, zengin bir babanın üzerinde titrediği biricik kızı, devlet başkanının da eşiydi. Ömrünü daracık bir evde, çoğu defa karnını doyuramadan tamamladı. Zühd hayatından önce daraldı, sıkıldı, her kadın gibi o da dünyalıklar istedi. Sonra ayet nazil oldu;12 Muhayyer bırakıldı. Allah Rasulü’nü tercih ederek dünyalıklardan vazgeçti. Zamanla da ihtiyarî fakirliğe alıştı. Âhir ömründe hiçbir şeyden olmadığı kadar fakirlikten zevk aldı. Kız kardeşinin oğlu Urve’ye Peygamber-i Ekber’in ev halini anlatırken, “İki ay geçer, evde ocak tütmezdi.” demişti. Urve, “Teyze! Maîşetiniz neydi?” diye sorunca, “İki siyah şey; hurma ve su.(Esasında siyah olan hurmadır. Lakin birini diğerine tağlib etmek cihetiyle “esvedân” yani iki siyah şey denmektedir. ) Yalnız, Allah Rasulü’nün ensardan olan komşularının koyunları vardı. Sütünden bize ikram eder, içirirlerdi.”13 buyurdu.


Anneler yemez yedirir. Peygamber’in eşleri de Ümmet’in anneleriydi. Evleri bütün zamanlarda yaşayacak ve yoksulluğun acısını çekecek fakirlere teselli kaynağı olmalıydı. Kadınlar, ekmeğin yanında katık bulamayan çocuklar, “Eğer Allah kulun kendine yakınlığına göre ona dünyalık verseydi, Peygamber’in eşleri saraylarda yaşar, mükellef sofralara otururlardı.” diyerek onlara bakıp istikametlerini korudu. Hz. Aişe, Allah Rasulü’nün hanesini o kadar muşahhas anlattı ki, israfa savrulanlar ya da kanaati unutanlar; “Efendimiz günde iki öğün yemek yer, biri hurma olurdu.”14 ya da “Peygamber’in ailesi, Allah Rasulü ruhunu teslim edene kadar üç gün peş peşe buğday ekmeğinden karnını doyurmadı.”15 rivayetlerini dinleyip kendilerine geldi.

Ev Hali

Hz. Aişe diğer annelerimiz gibi Allah Rasulü’ne hizmet etmekten büyük bir keyif almasına rağmen, Efendimiz hususi işlerini kendi yapmaya meyilliydi. Elbisesindeki söküğü diker, ayakkabısını siler, koyununu sağardı. Fakat bütünüyle de eşlerini Ona hizmet etme şerefinden mahrum bırakmazdı. Hz. Aişe; Allah Rasulü’nün misvağını yıkar16, itikafta da olsa saçlarını tarar17, kokusunu sürerdi. Efendimiz yolda, izde uyuduğunda başını Hz. Aişe’nin dizi üzerine koyardı.18


Allah Rasulü, bir eşin hanımını rahatlatmasına, ailede muhabbeti korumasına katkı sunacak pek çok şeyi Onunla yaptı. Bu bağlamda Hz. Aişe’yle iki defa yarıştı. Birinde Hz. Aişe geçti; Kilo alınca ise Allah Rasulü… Ona hem moral, hem de mesaj verme noktasında kilo aldığını işaret ederek, “İşte bu, o sebepledir.”19 buyurdu.

Kadın Eşinin Derdine Çare, Sırrına İse Mezardır

Eşler birbiriyle dertleşir; sonra da dertlerine çare, sırlarına mezar olurlar. Allah Rasulü de Hz. Aişe’yle dertleşir, zaman zaman da hususi bilgileri onunla paylaşırdı.


Efendimiz bir gün Hz. Aişe’ye, Mekke’nin fethi için hazırlık yapmasını fakat bu durumu kimseye açmamasını emreder sonra da evden ayrılır. Biraz sonra Hz. Ebu Bekir içeriye girer. Hz. Aişe’nin yanında kalburlanan buğdayı görünce kızına, “Niçin bu yiyeceği hazırlıyorsun?” diye sorar. Hz. Aişe susar, cevap vermez. Hz. Ebu Bekir, “Allah Rasulü bir yere cihada gitmeyi mi murad etti?” diye sualini yeniler. Hz. Aişe yine susar. Ebû Bekir, sırasıyla, “Nereye gitmek istiyor; Bunu’l-Esfer, Necid Halkı, Kureyş mi?” diye sorar, fakat Hz. Aişe bunların hiç birine cevap vermez. Daha sonra içeriye Allah Rasulü girer. Hz. Ebû Bekir aynı soruları ona da sorar. “Belki de Kureyş üzerine gideceksiniz?” deyince, Allah Rasulü, “Evet.” buyurur.20


Hz. Aişe, kendisine emanet edilen sırrı, Allah Rasulü’nün en yakın sahabisi olan babasından da saklayarak, İslâm kadınlarına eşlerinin sırlarını evin dışına -dolaylı olarak da erkeklere, hanımlarının hallerini harice- taşımamayı telkin etmektedir.

İslâm Aile Hayatı’nın Sözcüsü: Hz. Aişe

Hz. Aişe Peygamber-i Ekber’in evinin resmi sözcüsüdür. Bu cihetle, açıklamaları öncelikle bütün hanelerin muallimeleri olan İslâm kadınlarıyla alakalıdır.


Erkeklerin, evde hanımlarının komutanları değil eşleri olduklarını, insanlar Onun ev hallerine dair anlattıklarından fark etti. O anlattıkça mü’minler evlerin kışla değil, muhabbet karargâhları olduğunu anlattı. Allah Rasulü’nün, “En hayırlınız ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben aileme karşı hepinizden daha hayırlıyım.”21 şeklindeki buyruğunun evde nasıl müşahhas planda tezahür ettiği de yine Hz. Aişe ile alakalıdır. Erkeğin kadın üzerinde olduğu gibi, kadının da erkek üzerinde hakları olduğunu, bunların “muhabbet” merkezli nasıl eda edileceğini bu Ümmet daha çok Hz. Aişe’den dinleyip, öğrendi.

Nihayet O da Bir İnsandı

İnsandı, daraldığı anlar da olurdu. Onlardan birinde Hz. Ebû Bekir Hane-i Saadete girdi. Allah Rasulü ile konuşurken sesinin yükseldiğini görünce üzüldü; “Ey Falanın kızı! Allah Rasulü’ne karşı sesini yükseltiyorsun (haberin var mı?)” diyerek ona tokat atmak istedi. Bütün bunlar olurken Allah Rasulü Ebû Bekir’e engel olmaya çalışıyordu. Ebû Bekir öfkeyle evden ayrıldıktan sonra, Allah Rasulü, Hz. Aişe’ye dönüp, “Adamın elinden seni almamı nasıl buldun?”22 diyerek gönlünü aldı.

Göz Yaşı Tarlasında Namaz

Allah Rasulü neyi, nasıl yaptıysa, Hz. Aişe hayatı boyunca onlara sadık kaldı. Hâne-i Saadette Allah Rasulü’nün kendisinden müsaade isteyip namaza durmasına, gözünden boşalan yaşların yeri ıslattığına, bu halin Bilal-i Habeşi’nin gelip onu sabah namazına çağırmasına kadar devam ettiğine şahit olan23. Hz. Aişe, namazlarını bu Nebevî huşu ile eda etmeye ihtimam gösterirdi.


Hz. Aişe, Efendimiz’in vefatından sonra evini mescide çevirdi. Hem gece, hem gündüz vakitlerinde uzun kıyamlarla Rabbinin huzurunda durdu. Namazlarının tanıklarından Kasım b. Abdurrahman şunları söylemektedir: “Sabah evden çıktığımda önce halam Hz. Aişe’nin evine uğrar, ona selam verirdim. Yine bir sabah uğradığımda Hz. Aişe kıyam halinde tesbih ediyor, “Allah bize lütfuyla muamele etti de bizi kavurucu azaptan muhafaza buyurdu.”(Tûr, 52/27.) (mealindeki) ayeti okuyor, dua ediyor, ağlıyor ve ayet-i tekrar ediyordu. Ayakta durmaktan usanana kadar durdum onu bekledim. Sonra bir ihtiyacım için çarşıya gittim. Tekrar evine döndüm. Halam aynı şekilde namaza devam ediyor ve ağlıyordu.”24


Hz. Aişe, namazda hiçbir anestezinin koparamayacağı kadar dış çevreden kopar; tam bir teslimiyetle eda ettiği namazlarda, seccadesi gözyaşı tarlası olurdu.

Orucun Gölgesinde

Hz. Aişe, Kurban ve Ramazan bayramları dışındaki bütün günlerde oruç tutardı.25 Zorlanır, mecali kalmaz; fakat yine de nafile oruçlarını bozmazdı. Aşırı derecede sıcakların olduğu günlerde de orucunu terk etmezdi. Bir Arefe günü kardeşi Abdurrahman yanına girdiğinde Onu oruçlu bir halde üzerine su serpilirken görür ve “Artık orucunu boz.” der. Hz. Aişe, “Allah Rasulü’nden ‘Arafe günü tutulan oruç, geçen bir yılın günahına kefaret olur.’ hadisini duyduğum halde mi iftar edeyim?!” dedi.26 O halde oruca devam etti.


Mümin; orucu bir tohum gibi yüreğine atıp zevkine varınca, Hz. Aişe gibi onunla birlikte, hep onun gölgesinde yaşamak ister.

Hz. Aişe, hasırın izleri yüzünde görülen Peygamber-i Ekber’le aynı evde yıllarca yaşamış; Onun, bulunca tasadduk eden, bulamayınca da fukaraya, “Git al! Benim üzerime yazdır.” deyişine şahit olmuştu. Bu yüzden o da ne bulursa tasadduk ederdi. Bundan dolayı en yakınları tarafından da tenkit edilirdi. Hz. Muaviye kendine 100 bin dirhem gönderince tamamını fakirlere taksim etmiş, yanında tek bir dirhem bırakmamıştı. Bunun üzerine Berîre, “Oruçlusun! Bir dirheme bize et alsaydın ya!” deyince, “Eğer hatırlasaydım yapardım.” demişti.27

İslâm’ın Kızının Deniz Feneri: Hz. Aişe

Hz. Aişe; kolyesini, künyesini satıp yetim çocuklara, muhacirlere dağıtan İslâm’ın kızına modern zamanın tehlikeli sularında bir deniz feneri gibi yol gösterdiğinden, ışığını söndürmek isteyenler yoğun bir gayret içerisinde oldu. Onlar biliyorlardı ki; Hz. Aişe sönerse, Peygamber evinin âlemi nurlandıran ziyası da sönmüş olacaktı. Bu yüzden Hz. Aişe, Aişe’dir fakat O yalnız başına bir Aişe değildir. Aişe, İslâm’ın kızına mahremiyetin ne olduğunu, evin hangi esaslar üzerine kurulup korunacağını anlatan bir ilim, irfan ve marifet kürsüsüdür.


Dipnotlar

1. İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 588).   2. İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VII, 107.  3. Tirmizî, H. No: 38  4. Zehebî, Siyer-u A’lâmi’n-Nübelâ, IV, 282.  5.  İbn Ebî Şeybe, Musannef, VIII, 517  6. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, H. No: 299; Hakîm, Müstedrek, H. No: 6734.  7. Heyet, Aişe Ümmü’l-Müminîn, ed-Düreru’s-Seniyye, Zahrân, 2013, 181-2.  8. İnşikâk: 7-8.  9.Müslim, Cennet 19; Ebû Davud, H. No: 393.  10. Müslim, Hayz 13; İbn Mace, Taharet, H. No: 634.  11. Müslim h.no: 6457  12. Ahzâb, 33/28-9.  13. Buhari, H. No: 2575; Müslim, H. No: 2972.  14. Buharî, H. No: 6455; Müslim, H. No: 2971  15. Buharî, H. No. 6454; Müslim, H. No: 2970.  16. Ebû Davûd, H. No: 52.  17. Buharî, H. No: 5925.  18. Buharî, H. No: 334.  19. Ebû Davud, Sünen, H. No: 2580; Ahmed, Müsned, H. No: 25075  20. Beyhakî, Delâilu’n-Nübüvve, V, 9.  21. Tirmizî, Menâkıb, 85.  22. Ebû Davûd, H. No: 4999.  23. İbn Hibban, H. No: 620  24. Receb, Fethu’l-Barî, IV, 247.  25. İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, VIII, 68.  26. Ahmed, Müsned, H. No: VI, 128.  27. İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, VIII, 67.