Kırık Kapılı Bir Han: Aile

e-Posta Yazdır PDF

Kur’an-ı Kerîm hem erkeklere hem kadınlara; hem hürlere hem de kölelere indi. Ayetler okundukça sınıflar arasındaki mesafeler kalktı, insanlar birbirine yaklaştı, kardeşliğin yolu açıldı. Öfke azaldı, ihanet aşağılandı, muhabbet ve sadakat en muhteşem zamanlarını yaşadı. Kadın, hizmetçilikten erkeğe eş olma makamına yükseldi. Cinsel bir meta olmaktan kurtuldu. Erkek, noksanlığını onunla giderdi, onda tamama erdi. Aile, huzura erdi; şekavet gitti, saadet geldi. Aristo’dan menkul olan, “İnsanların efendiler ve köleler diye iki farklı sınıfa ayrıldığı” yalanı İslam’la yıkıldı. Devlet başkanı Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir’in azad ettiği Bilal b. Rebah’a, “Mevlana/Efenditmiz” diye hitap etti. Camilerdeki saf düzeni, efendilerle köleler, asillerle ezilenler arasındaki ayrımcılığa son verdi. Birinci safta rütbesi yüksek olanlar ya da zenginler değil, camiye önce girenler durdu. Dünya tarihinde ilk defa bir köle Peygamber Mescidinde hürlerin önüne geçti, bir siyah orada beyazlara imam oldu. İnsanlar hürriyet zevkini orada tattı.


İnsan, kendini keşfetmeye çağrıldı. Herkes önce kendisi addedildi, kendinden sorumlu tutuldu. Bir mücrimin kendilerine aidiyetinden dolayı bir ailenin ya da bir kabilenin cezalandırılmasına son verildi. Beraati zimmetin asıl olması, esas alındı. Hükümlerin, müstekbirlerin yakınlarının lehine göre verilmesi geleneği sona erdi. Adalet herkes için esas kabul edildi. Müminler kendileri, anne ve babaları, yakınları aleyhine de olsa adaletten ayrılmamaya, Allah için şahitlik yapmaya çağrıldı1.


Yaşadıklarını söyleyen, yenince affeden, yenilince de sabreden Peygamber-i Ekber’in buyrukları umut olduğu Hicaz’da. Onu görmek, umudu soluklamak için uzun mesafeler kat edildi, çöller aşıldı.


Aile Seferberliği

İslam, İnsanlığın kurtuluşu için ilan edilen bir seferberlikti. Cahiliyye devrinde zulümden zevk alanlar, hidayete erince mazlumların hürriyeti için yollara düştü. Kur’an-ı Kerîm bütün müminlere, “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”2 buyurunca müminler kendilerinden sonra evlerinde yoğunlaştı. Diriliş merkezden çevreye, aileden cemiyete taşındı. Cemiyetin ruhuna kalıcı imzalar atan Abdullahlar, Enes b Malikler o evlerde yetişti. İslam fertten sonra “aile”yi kurtardı. Allah’a iman edenlerin önce yürekleri sonra evleri ardından da cemiyetleri İslam okulu haline geldi. Bu bağlamda Peygamber-i Ekber tebliğde üçüncü adımı attı ve “Yakın akrabalarını uyar!”3 âyeti nâzil olunca Kureyş kabilesini toplantıya çağırdı. İcabet edenlerden kimine umûmi, kimine de hususi manada şöyle hitâp etti:


“Ey Ka’b b. Lüey oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Mürre b. Ka’b oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Abdüşems oğulları!

Ey Abdümenâf oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Hâşim oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Fâtıma! Kendini cehennemden kurtar! Çünkü sizi Allah’ın azâbından kurtarmaya benim gücüm yetmez. Lakin aramızdaki akrabalık bağı sebebiyle sizinle ilgimi kesmeyeceğim.”4


Allah Rasulü, babalara kendileri gibi çocuklarını da korumakla mükellef olduklarını hatırlattı. Soğuktan sıcaktan koruduğu gibi şirkten, küfürden de koruyacaktı babalar yavrularını. Evini, arsasını, parasını, kasasını koruyan babalara çocuklarını da korumayı emretti İslam. Vazife ihlali yaptığından dolayı evladını kaybeden babaları ise her nevi yürek yarasına merhem olacak bir tövbeyle Allah’a yönelmeye çağırdı.


Topyekün sahabe, çocuklarının “dareyn sadeti” için seferber oldu. Müminlerin evlerinde ibadete aşık evlatlar yetişti. Allah Rasulü;

“Abdullah ne güzel bir kuldur. Bir de gece kalkıp namaz kılsaydı ne iyi olurdu.” buyurunca, Abdullah b Ömer’in hayatı değişti, geceleri çok az uyudu5.


Nereden Başlamalı?

Ailesine karşı vazifesini îfa etmediğinden dolayı çocuklarını sokak ya da ahlak mafyasına kaptıran babalara Kur’an-ı Kerîm yeni hayatın nasıl inşa edileceğini ve muhtevasının ne olacağını, topyekün aile yaralarına merhem olacak, yarınlara da istikamet tayin edecek bir çerçevede zikretti ve onları çekisinden süzülmüş saf bir bal gibi halis bir tövbeye davet etti(Tahrîm: 8).


Babalar mı, Hocalar mı?

Sınav için uyanan, işe yetişmek için kalkan fakat namaz için uyanamayan babaların eli altında namazsız büyüyen çocukların kurtuluşu için, namaz seferberliği başlatamadığımızdan dolayı imamlar, vaizler, ilahiyatçılar olarak top yekün hepimiz tövbe etmeliyiz. Ahir ömründe bir kolunda Hz. Ali, diğerinde ise Hz. Abbas olduğu halde ayaklarını yere süre süre mescide giden Peygamber-i Ekber’in ibadet hassasiyetine rağmen Ramazan boyu millete nesh, nûzûlu İsa, Kıyamet Alametleri, Hz. Adem’in durumu gibi mevzuları anlatarak cihadı olduğu gibi namazı, orucu da gündemden düşüren hocalara meydan vererek, diniyle oynanan bu millet adına “emr-i bi’lma’rûf” vazifemizi yapmadığımızdan dolayı istiğfar etmeliyiz. Kızına, “Erkekten arkadaş değil, eş olur. Onunla aynı masada oturamaz, muhabbet edemez, tatile çıkamazsın. Allah Azze ve Celle buna müsaade etmez Yavrum!” dediğinde, “Peki ya Baba! Hocalar neden kadınlarla birlikte oturur, muhabbet eder, halkalarda ders okur?” dediğinde cevap veremeyen, kızının ehl-i dünya hocalar eliyle bozulmasını çaresiz bir halde izleyen muzdarib ebeveynler adına tövbe etmeliyiz. Modernitenin kültür, sanat ve şehvet saldırılarına hedef olan bir nesle karşı vazife ruh ve şuurunu yitirdiğimizden dolayı millet olarak Allah’a iltica etmeliyiz.


Evlenmek için hazırlık yapan, taksitle ev eşyalarını satın alan delikanlı, ilk mektepten sonra çeyiz hazırlama seferberliğine koyulan hanımefendi, içinde ebedi kalacağı Ahiret evi için gerekli çalışmayı yapmadıysa bundan dolayı hem onlar, hem de onların bu hallerine sessiz kalan bizler masiyetten payımız nisbetinde tövbe etmeliyiz.


Aile Kalesinin İç Muhafızı: Anne

Milletlerin mana ve maddesini olduğu gibi bugünü ve yarınını da koruyan kale hükmünde olan aile, içeriden anne, dışarıdan ise baba tarafından muhafaza edilir. Biri mevzisini terk ederse, diğeri yalnız başına vazife yapamaz, kaleyi koruyamaz. Ev, düşman istilasına uğrar. Bu yüzden evlenirken kız, erkekte, erkek de kızda aileye muhafız olabilme istidanı aramalı. Allah Rasulü’nün de buyurduğu gibi, erkek, bir kızla malı, güzelliği, nesebi veya dindarlığından dolayı evlenir. Diğer hususlar kameti ve kıymetine göre payını koruması şartıyla dindar bir kızla evlenen Müslüman genç, İslam’ın en küçük fakat en mahrem kalesine muhafız olmaya namzed bir eş, bir kahraman almış olur.


Aile Komutanlığı ve Cihad

Bu yüzden babaya aileyi korumayı emreden, vazife ihlalinden oluşan eksiklerden dolayı da tövbeye çağıran Allah Azze ve Celle, onu yedi gün 24 saat İblis’e karşı ailesi için nöbete çağır ve “Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara sert davran, asla taviz verme!”6 buyurur.


Aileyi muhafaza etmek bütünüyle Ümmeti de muhafaza etmek anlamına geldiğinden, cihad emrinde muhatap doğrudan Peygamber-i Ekber alındı ve dava O’nun üzerinden anlatıldı. Günahtan zevk alırken tövbeden sonra yalnız ibadetten haz alır hale gelen Müslüman, ailesine sarıldıkça İblis’in taarruzu şiddetlenir; bir gün kızının kıyafeti, bir başka gün ise oğlunun bir kıza olan meyli sorunuyla yüzleşir, yorulur, usanır fakat bir muharebe alanında adı aile olan bir kalenin komutanı olduğunu, cephenin en önünde ise Allah Rasulü’nün sathı müdafaa yaptığını hiç hatırından çıkarmaz. Yıkıldığında, hiç yıkılmayan Hz. Fatıma’nın babası Hz. Muhammed’e bakar. İşte bunun için Allah Azze ve Celle “cihad talimatını” Rasulü üzerinden Ümmet’e duyurmuştur.


Alem-i İslam’ın Hududu Olarak Aile

Kadim zamanlarda sufiler “suğûr” denen Müslümanlarla kafirler arasındaki hududa gider, orada bekler, ibadet ve cihad ederlerdi. Aile de Müslümanların, Şeytan’ın ordularıyla ilk karşılaştığı muharebe alanıdır. Eğer Şeytan orada püskürtülür ve rec’at etmek zorunda kalırsa, İslam cemiyeti taciz kurşunlarına hedef olmaktan kurtulur. Aksi olması durumunda ise dört bir yönden gelen İblis7 Ümmet’i tarumar eder. İslam Alemi’nin iki asırlık mağlubiyetinin temel nedeni işte budur. Hudud mesabesinde olan evlerimiz bugün, iki kapısı kırık bir han gibidir. İblis’in dilediği zaman, dilediği bir programla içine girip operasyon yaptığı bir han…


Direnişin Öncüleri

Peygamber-i Ekber kumandasında aileyi muhafaza etmek için daimi olarak cenk etmeye çağrılan8 müminlere, Allah Azze ve Celle hayatın her mevsimine misal teşkil edecek örnekler de verir.


İhanet eden eşlerini ilahi cezaya karşı koruyamayan Hz. Nuh ve Lut’tan bahseder9. Yıllarca Allah’ın bu iki salih kulu ile birlikte olan hain iki eş, madde planında onlara en yakın olmalarına rağmen manada ise en uzak dururlar. Bu yüzden ne Hz. Nuh ne de Hz. Lut Allah’tan gelen azaba karşı onları koruyabildi. Çünkü İslam’da kurtuluş nesebe ya da sıhriyete göre değil iman ve amele göredir. “Sura üflendiğinde ne akrabalık bağları fayda verecek ne de (herkes kendi derdinde olduğundan) dünyada olduğu gibi birbirini soracak.”10. Diriliş günü evi camiye yakın olanlar, babası medrese yapanlar, soyu evliyaya dayananlar değil, bizzat camide olanlar, ruhunu medrese yapanlar, kendisi de Allah’a dost olanlar kurtulacak. Kıyamet, bahanelerin sona erdiği, insanın hakikatle yüzleştiği gün olacak.


Saraydaki Büyük Müslüman: Âsiye

Allah Azze ve Celle ezansız semtlerde ya da namazsız evlerde doğan, ibadet ederken seccadesi önünden ya da çarşafı üzerinden alınan İslam’ın kızlarına Firavun’un eşi Âsiye’yi örnek verdi. Kime gidebilirdi Âsiye; babasına ya da kardeşine sığınsa Firavun’un gazabından onları koruyabilir miydi? Bu yüzden mevzisinde durdu, belayı yalnız başına göğüsledi, direndi, “Allah-u Ekber” dedi. Bütün saray üzerine gitti. Yetmedi, Firavun’un öfkesi durulmadı, yere çakılan dört kazığa el ve ayaklarından bağlı olduğu halde yıllarca aynı yastığa baş koyduğu eşi tarafından işkence gördü. Kısık sesiyle asırlara duyuracak bir eda ile, “Rabbim! Yüce katında, Cennet’te benim için ev yap, beni Firavun’dan ve yaptıklarından kurtar”11 diye yalvardı. Sarayı değil, rızanı istiyorum, artık takatim kalmadı, dayanamıyorum, al beni huzuruna Allah’ım, dedi Âsiye.


Hz. Âsiye en zor şartlarda da nasıl -Kur’an’da zikre medar olacak kadar- büyük Müslüman olunur, onu gösterdi. Allah’a ve Rasulü’ne düşman babaların evlerinde hidayete uyanan İslam’ın kızları dün olduğu gibi, bugün de Hz. Asiye’den “Nasıl ölene kadar müslüman yaşanır?” onu öğrenecek.


Bir İffet ve İtibar Savaşçısı: Hz Meryem

Okulda, mahallede kuşatılan, iffeti ve örtüsü ile alay edilen ya da en güvendiği arkadaşlarını Batı uygarlığına kaptıran İslam’ın kızlarına da, yalnız başına Yahudilere karşı iffet ve itibar savaşı veren, buna rağmen ideolojileri değil de, Allah’ın nizamını tasdik eden Hz. Meryem’i misal getirdi. Pek çok erkeğin yapamadığını yapmaya muktedir olduğundan dolayı Allah Azze ve Celle onu tebcil noktasında, “müennes/kanitât/İtaat edenler” yerine “müzekker/kânitîn/yürekten itaat edenlerdendi”12 buyurdu.


Bu çağda yaşayan İslam’ın kızları da iffet ve hayada saf haliyle kadın, İblis’in saldırılarına karşı ise halis anlamda erkek yürekli olacak. İşte o zaman Allah Azze ve Celle Meryemler soyundan gelen İsaları koruyup, hasımlarını kahredecek.


Cennet Yolu Aileden Geçer

Kudüs’te, Mısır’da direnen erkek yürekli kadınlar da Hz. Meryem’e baktı. Kur’an’dan cesaret alarak putlara veyl, Allah’a secdeler olsun, dedi çağdaş Meryem’ler. Bu yüzden Allah Rasulü bir çubukla yere, büyüklerin adını çizerken/yazarken Hz. Âsiye ile Meryem’i de yazdı. Kur’an-ı Kerim eşlerinin iman ve hidayetine itimat edip, dünyaya meyleden kadınlara Cehennem’in; Allah ve Rasulü’ne hasım olanların evlerinde “Allah-u Ekber” diyenlere de Âsiye ile Cennet’in yolunu gösterdi. Hz. Meryem ise moda vadisine düşüp ölüm denizlerine sürüklenenlere, “Küfre nasıl meydan okuyacaklarını” işaret etti. Eğer Meryem gibi olursanız, Onu koruyan Allah, sizi de himaye edecektir, buyurdu.


Çocuk, dili de, dini de anneden öğrenir. Annesinden aldığı dille meramını anlatır. Ondan öğrendiği dine göre yaşar. Bu yüzden annesi Âsiye ya da Meryem olan çocukların çoğu dünyada Cennet’in kokusunu alacak, annesi “haine” olanların ekserisi de Cehennem yoluna girecek. O halde “çocuklar için” adı aile olan bir seferberlik başlatalım. Kadınların içine, erkelerin de dışına sahip olduğu evler kuralım. Adımını atanların ateşe düştüğü Cehennem çukuru değil, misk-ü anber kokulu Cennet bahçesi evler inşa edelim.


Cehennem Çukurlarından Cennet Vadilerine

Müslümanlar! Hz. Muhammed’in mana ordusundaki vazifeniz gereği, İblis’in medya organlarıyla ailelerinize yaptığı taarruzları püskürtünüz. 28 Şubat sürecinde kızlarınızın başlarındaki örtülerin alındığı, küçük yavruları camiye almanın ya da bir kutlu doğum programında ilahi okumalarının suç sayıldığı günleri unutmayınız. Onlar, “bu hal bin yıl sürecek” dediğinde ürkmüş, İslam’ın geleceğine ağlamıştınız. Allah yardım etti, hezimet zafere döndü, her yer imam-hatiplerle doldu. Ne varki cuntanın açamadığı başları şimdi İblis “moda rüzgarıyla” açıyor. Müslüman mahalleri tam da Peygamber-i Ekber’in buyurduğu gibi örtülü çıplaklarla doldu.


Eğer Ümmet’in kızları, Âsiye ya da Meryem’i değil de magazinlerdeki hayatları örnek alırlarsa varlıkta yokluk yaşayacak, nankörlük hükmü giyecek13, bastıkları dalı kesecek, Cehennem çukurlarına savrulacaklar. Aksini yaparlarsa, babaların dışarıdan koruduğu evlerde sahabe ruhlu büyük Müslümanlar yetiştirecek, Fatihlere anne olacaklar.


Dipnotlar

1. Nisâ: 135

2. Tahrîm: 6

3. Şuarâ: 26

4. Müslim, Îmân, 91; Tirmizî, Tefsîru Sûre (27) 2; Nesâî, Vesâyâ 6.

5. Müslim, Fedâilu’s-Sahabe 31

6, 8. Tahrîm: 9

7. A’raf: 17

9. Tahrîm10

10. Müminûn: 101

11. Tahrîm, 11

12. Bkz. Tahrîm: 12

13. İbrahim: 7