Orucun İnsanın Karakter Terbiyesindeki Rolü

e-Posta Yazdır PDF

Ed-din oluşmasını hedeflediği ve arzuladığı istikamet ve takva üzere olan rabbani toplum için öncelikle inancı sağlam, kalbi ihlas ve tevhid üzere olan, dili istiğfar ve zikirle meşgul olan, ilmiyle amel eden, nefsiyle cihad eden, kötülüklerden hicret edip iyiliklere doğru yol alan, dünyayı elinin tersiyle itip ahiret kaygısı taşıyan, korku ve ümit arasında yaşayan, iradeli ve azimli, fedakar ve sebatkar, bilinçli ve erdemli bireylerin yetişmesini öngörür. Bunun içinde şeriatın adab-ı muaşereti kapsayan ahlaki hükümlerine ve muamelatı kapsayan ameli hükümlerine önem verdiği gibi ibadatı kapsayan itikadi hükümlerine de hassasiyet gösterir. Oruç ibadetinin kabul olması için o ibadetin rızayı ilahi için olması şarttır. Yani ibadet maksadıyla yapılmalıdır; aksi taktirde perhiz, rejim yada diyet gibi başka amaçlara kurban edilerek değeri düşürülmemelidir. Ontolojik yapısı itibariyle yani doğası gereği oruç içine riyanın pek karışmadığı,1 gösterişten uzak tek ibadet çeşidi olduğu için oruç tutan kişi bu ibadetini sırf Allah rızası için yapıldığı zaman Allah tarafından türlü şekillerde mükafatlandırılacaktır. Kıyamet günü ancak oruçluların girebileceği, onlardan başka kimsenin giremeyeceği Cennette reyyân denilen bir kapının olduğu2, yine bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutulacağı 3 gelen rivayetler arasında mevcuttur.


Teolojik (dini) açıdan baktığımız zaman orucun ilahi hikmetlerinden en önemlisinin şehvetli ve akıllı yaratılan insandaki şehevi arzu, yeme ve içme türünden sufli hayvani isteklerinin gem vurulup törpülenmesi bunun yerine akıl, ilim, ibadet, itaat, tezekkür, tefekkür, riyazet, mücahede, istiğfar türünden ulvi meleki huyların istidat edip yerleşmesidir diyebiliriz. Biliyoruz ki, Allahın çamurdan yarattığı4 ve ardından kendi ruhundan üfleyip5 şerefli kıldığı insanoğluna irade, akıl ve idrak bilinci bahşederek dilerse hayvandan da aşağı dereceye düşebileceği ve yine dilerse meleklerden yüksek seviyeye ulaşabileceği hatırlatılarak sorumluluğu6 vurgulanmıştır.  Ki insan Rabbini tanıma (marifetullah) bahtiyarlığına ererse; O’ndan hoşnut olur, O’nu sevmeye (muhabbetullah) başlar. O’nu seven, huşu ve saygıyla secdeye varır; O’ndan korkar (meĥafetullah). Allah’tan korkan kişi O’nu zikredek, mükellef olduğu ibadetleri eksiksiz yaparak Allah’ı razı etmeye çalışır.  Oruç ibadeti de kişinin her sene bir ay tutmakla mükellef olduğu ibadetlerdendir. Etik (ahlaki) olarak orucun kazandırdıklarına bakacak olursak komşuların birbirine  ikram etmeleri, kap-kacaklara koydukları yemeklerle birbirlerini gözetip birbirlerinden haberdar olmaları, yine zenginlerin oruç vasıtasıyla fakirlerin halini anlayıp sofralarını onlara açmaları; yetim, yoksul, kimsesizlerin ramazan kumanyalarıyla sevindirilmeleri dolayısıyla sosyoekonomik denge çarkının muhtaçlardan yana dönmesi takdir ve teşvik edilmesi gereken erdemli ve onurlu bir davranıştır.

Aynı şekilde oruç tutmakla mükellef müminler rablerinin emrini yerine getirip iftar ettikleri zaman hadisde belirtilen iki sevinç7 anından birini yaşarlar. Sofradaki nimeti tadarak bedenen rahatlarken, kulluk görevinin gereğini yaptıklarını düşünerek vicdanen ve psikolojik olarak da rahatlarlar.  Bir rivayette Peygamberimiz (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!'' desin (ve ona bulaşmasın).''8 Kötü söz söylemenin ve kavganın yasaklandığı Ramazan ayı içerisinde suçların en asgariye indiği emniyet istatistik verilerinde bulunmaktadır.  Kanunların önlemekte aciz kaldığı, vicdanlarına hükmedemediği kişilerin oruçla uysallaştırılması, şüphesiz cennetin kapılarının ardına kadar açıldığı, cehennem kapılarının kapandığı, şeytanların zincire vurulduğu Ramazan’ın fıtri ve ilahi feyzinde çağlarötesinden gelen vahiy mesajının kalplere ve zihinlere rahmet esintisi vermesinden kaynaklanmaktadır. İşte bu bereket ve feyiz ayında toplumda anarşinin ve taşkınlıkların yerini huzurun, güvenliğin ve esenliğin alması orucun içtimai hayata bakan yüzlerinden biridir. Hiç şüphesiz orucun tıbbi faydaları da oldukça çoktur. Onbir ay boyunca bir fabrika gibi çalışıp yorulan mide ve bağırsaklar bu bir ayda dinlenir. Hazım sisteminin en önemli organı karaciğer kendini yeniler, sindirim sistemi çalışmadığı zaman kan dolaşımı daha hızlı olur, kalbe taze kan pompalanır. Ayrıca bütün dokular yenilenerek temizlenir, kasların kasılma- gevşeme faaliyetleri düzenli olacağından daha hareketli ve canlı kalırlar, en önemlisi beyin hücrelerine fazla kan gideceğinden kişi daha zinde, daha dinamik olur. Bu yüzdendir ki, "Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz." Nebevi sözü bu hikmet üzerine söylenmiş olsa gerek.

Bütün bu açıklamalardan sonra asıl konumuz olan, orucun insanın psikolojik yapısı veya karakteri üzerinde ne gibi değişiklik yaptığına bakalım. Kuran insanın nankörlük, cimrilik, hırslılık, acelecilik, cahillik, büyüklük taslama gibi birçok menfi yönlerin izale edilip kendisinde nankörlük yerine şükredici olma, cimrilik yerine cömert olma, hırslılık yerine kanaat sahibi olma, acelecilik yerine sabırlı olma, cahillik  yerine marifet(ilim) sahibi olma, büyüklük taslama yerine tevazu sahibi olma gibi müspet yönlerin oluşmasına zemin hazırlayarak onu terbiye eder. Önce nankörlük vasfının şükürle eğitilmesi üzerinde duralım. Mesela "İnsan Rabbine karşı pek nankördür. Şüphesiz buna kendi vicdanı da şahittir; O, mal sevgisine de aşırı derecede kapılmıştır." (Adiyat / 6-8 ) ayetlerinde söz konusu insanların tabi¬atlarına, karakterlerine yerleşmiş bulunan Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük, kadir bilmezlik, mal biriktirmeye düşkünlük ve nimetin şükrünü yerine getirme vecibesini umursamama gibi menfi özellikleri ortaya koymaktadır9. "Eğer onlar yine yüz çevirirlerse bil ki biz seni onların üzerine bir bekçi olarak göndermedik. Sana düşen sadece duyurmaktır. Şu bir gerçek ki, biz insana rahmetimizi tattırdığımız zaman ona sevinir; ama eğer yapıp ettiklerinden ötürü başlanna bir fenalık geliverse, işte o zaman insan pek nankör olur."(Şura / 48) ayetindeyse eziyetlere katlanamayan, bol nimete kavuşunca çabuk şımaran, zorlukla ve sıkıntılarla karşılaşınca ümitsizliğe kapılan, haddini aşıp nimetleri unutarak nankörlük yolunu seçen kişilik tipleri anlatılmaktadır.Allahinsandaki bu menfi karakteri(nankörlük) yok edip müsbet hale getirebilmek için Yasin Süresi’nin 33.ayetinde ölü toprağa can verdikten oradan insanların faydasına tahıl ürünleri vb daneler çıkardığını ardından aynı sürenin 34.ayetinde hurma ve üzüm bahçeleri ile süslediğini ve içinden su kaynakları çıkardığını beyan etmişitir. Yine aynı sürenin 35.ayetindeyse bütün bunları onun ürünlerinden ve kendi ellerinin kazandıklarından istifade edip yemeleri için böyle yaptığını bu yüzden insanlardan nimetlerin kıymetini bilip şükretmeleri nimetleri unutup nankör olmamaları vurgulanmıştır. Dahası yapılan şükrün nimetlerin artmasına sebep olduğunu,10 azabın gelişini engelediğini,11şükrün bir imtihan aracı olduğunu,12 olduğunu ve cennet ehlinin ilk sözünün şükür olacağını13 Kuran’dan öğreniyoruz. Böylelikle Said Havva’nın şükür bahsinde belirttiği üç hal ortaya çıkmış olur. Hiç kimsenin onun gibi yaratamayacağını düşünüp onu noksan sıfatlardan takdis ve tenzih etmek ardından alemdeki bütün varlıkların O’nun emrine musahhar olduğunu, O tekden meydana geldiğini bilip onu birleyerek tevhidi ilan etmek ve her şeyin O’ndan bir nimet olduğunun idrakine vararak şükrünü eda etmek14. Nitekim layıkıyla oruç tutan kişi nimeti unutma gafletine düşmez, devamlı murakabe halinde olup kalbi dili ve diğer azarlıyla orucun şükrünü eda etmeye çalışır. Kalbiyle Allahın yegane rızık verici, malik’ül-mülk,  olduğuna şahitlik yapar ve bu yüzden O’na muhabbet besler; diliyle O’na övgü ve hamd eder, O’nu zikreder, tesbih ve tenzih eder; bedenin diğer azalarını da itaat ve ibadet yolunda O’nun rızasına uygun olarak kullanır. Oruç  vesilesiyle anlar ki, ‘bu nimetlerin gerçek sahibi odur. Bu mülkün üzerinde onun halifesiyim onun ihsan ettiği soframdaki bunca nimetten tadmak için onun yeme içme yasağının kalktığını ilan eden fermanını bekliyorum’ der. Beden ve sıhhat nimeti olmadan oruç tutamayacğımı yaratıklarının çoğundan üstün kılarak verdiği akıl nimeti sayesinde anlarım, ayrıca verdiğim her nefes için şükür iktiza ettiğini, şükür nimeti için de bir şükür gerektiğini idrak ederim. Lisanı haliyle şöyle der; nasıl olur da alemdeki bütün varlıklar kendi dilince onu tesbih ve zikrediyorlar da gökteki yerdeki her şeyin karada ve denizdeki nebatat ve hayvanatın kendisine hizmet için yaratıldığı kendisinin de yüce Yaradana kulluk için yaratıldığı ben aciz kul onlardan geri kalıp bunca ihsan ve ikrama karşı şükretmeyeyim de nankörlük edeyim? Üstelik onun beni yaratıp besleyip büyüttüğü ve daha anne karnında organlarım henüz teşekkül etmemişken rızkıma kefil olduğu15 halde nasıl bugün O, Kerem ve Celal Sahibi’nin bu büyük nimetini unutup yüz çeviririm? Etrafımdaki bu kadar bol rızık ve nimetler karşısında boynu bükük O’nu anmaktan yüz çevireyim? Mümkün değil böyle yaparsam hem Allahın nimetini inkar ederek küfrana girmiş olurum, hem de kendi nefsime zulmetmiş olurum.


Şimdi de acelecilik, yada sabırsızlık vasfının sabırla eğitilmesi üzerinde duralım. "İnsan, hayrın gelmesine dua ettiği gibi kötülüğün gelmesine de dua eder. İnsan pek acelecidir."(İsra /  11) ayetinde insan sabır ve tahammül göstermeyip iman ile yararlı işlerden önceye alarak o büyük mükafatı isteyecek yerde, acelesinden imansızlar hakkında hazırlanmış olan çok acı azaba dua eder. Onun bir an önce hemen yerine getirilmesini bir iyilik ister gibi ister ve bu şekilde kendisine kötülüğü davet etmiş olur. Çünkü bir şeyin vaktinden önce acele, olarak gerçekleşmesini isteyen kimse, o şeyden mahrum edilmekle azarlanır. Bundan dolayı müminler, kötülüğe dua etmemeli, sabır ve ihtiyat ile hayra dua etmeli ve yararlı işleri yapmaya teşebbüs ile hayra davet etmelidir.16 "İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size yakında (azaba dair) alametlerimi göstereceğim. Şimdi siz acele etmeyin." ( Enbiya / 37) ayetindeyse başına geleceklerden habersiz vaat edilen şeyin hemencecik olmasını isteyen akibeti belirsiz bir yolda neyle karşılaşacağını bilmeden aceleci ve sabırsız işin o anda yapılmasını iştiyakla arzulayan insanların davranışları anlatılmaktadır. Allah insandaki bu menfi karakteri (acelecilik)  yok edip müsbet hale getirebilmek için NahlSüresi’nin 127. ayetinde Peygamberin şahsında tüm inanlara hitaben 'Allah yolunda başınıza gelen eziyetlere sabredin. Bu yüksek dereceye, ancak Allah'ın yardımı ve başarı nasip etmesiyle ulaşırsınız. İman etmezlerse, kafirler için üzülmeyin, onların beyinsizce ve cahilce söyledikleri sözlerden ve kurdukları tuzaklardan dolayı üzülmeyin.'17 denilerek bu sabır imtihanında ilahi yardıma iltica etmeleri istenmiştir. Benzer şekilde Bakara Süresi’nin 155.ayetinde sizi korkuyla, açlıkla, mallar, canlar ve ürünlerden eksiltmek türünden çeşitli sıkıntılarla imtihan edeceğiz, sabredenleri müjdele denilmiştir. 156 ve 157. ayetlerdeyse 'biz Allahtan geldik ve O’na döneceğiz' diyen o sabredenlere Allah'ın mağfiret edeceği, rahmet edeceği ve nihayetinde hidayet edeceği vurgulanmıştır. Elmalılı Hamdi Yazır buradaki korkunun Allah korkusuna; açlığın Ramazan orucuna; mal eksikliğinin zekata; can eksikliğinin cihada, şehitliğe ve hastalığa; ürün eksikliğinin, evlat eksikliği, kazanç eksikliğine işaret ettiğini belirterek dikkate şayan bir yorum getirmiştir. Bununla birlikte dinde önder olmanın sabra ve yakîne bağlandığını,18 Allah Teala’ dan sabır ve namazla yardım istenilmesi gerektiğini,19 cennette sabredenlerin yanına meleklerin girip selam vereceklerini 20 Kuran’dan öğreniyoruz. El-Muhasibi sabrı üçe ayırır: Sabır konularına göre üç kısma ayrılır:


1- Birincisi: Allah’a itaat ve kulluk görevlerini yerine getirme sırasındaki sabır.


2- İkincisi: Allaha karşı gelmekten sakınmada, gühahlardan uzaklaşma noktasındaki sabır. 


3- Üçüncüsü: Hayatın musibet ve belaları karşısında gösterilen sabır.21 Lokman hekimin oğluna şu ayette verdiği öğütlerden bunu çıkarmak mümkün."Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir."(Lokman / 17) yani buradan emirleri yapmada (taate sabır ), yasaklardandan kaçınmada (masiyete karşı sabır),  ve başına gelene(belaya karşı sabır)  sabretmeyi çıkarabiliriz.  Oruça sabır etme birinci türden sabra girer,  ayrıca kişi oruçla en temel ihtiyaçlarını Allah rızası için iftara kadar erteleyerek sabır imtihanına tabi tutuluyor; o yüzden orucun zorluk ve sıkıntılarını açıklama cihetinde 'oruç sabrın yarısıdır ' hadisi rivayet edilmiş. Oruç sabır etme olduğuna göre kim oruç tutmak isterse Allah ona yardım eder, önündeki göçlükleri kolaylaştırır. Zira Nitekim Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde: "Her kim sabretmek isterse, Cenab-ı Hak ona sabır ihsan eder" buyurmuşlardır. Oruçta kişi aldığı gıdalarla sahurunu yapar gün boyu açlık susuzluk dayanmaya çalışır, dünyevi haz ve lezzetlerden geçerek uhrevi sonsuz nimetlere erişileceği gerçeğini unutmaz bu ona güçlüklere zorluklara katlanma dayanma gücü verir nefsin haz ve lezzetlerinden azade olup nefsin esaretinden kurtulup kulluğun özgürlüğünü tatma şerefini yakalar sabırla donanarak. Fani hayatın geçici zevklerini terkederek riyazete bürünür, nefsine sabırla direnip çarpışarak mücahede içerisine girer. Ayrıca sabır ancak rıza ve teslimiyetle olursa verimli sonuç alınır. Kul sabır imtihanı boyunca şikayet etmez, sızlanmaz, acıyı bal şerbeti niyetine içerse; uğradığı elem, ızdırap ve sıkıntıların gelip geçici alacağı mükafatın ebedi olduğunu düşünür, ondan gelen acı ve tatlı herşeye  razı, hoşnut olup ona teslimiyetini arz eder.


Son olarak kibirlenme yada büyüklük taslama vasfının tevazu ile eğitilmesi üzerinde duralım. Firavunun rububiyet iddiasında bulunup "Sizin en yüce Rabbiniz benim."( Naziat / 24)  diyecek kadar kibirlendi. Büyüklenmesi inkar etmesine neden oldu, bu yüzden kulluğu etmeyi hazmedemedi. Aslında Firavun Allahın inanıyordu, fakat ortak koşuyordu. Firavun'unalemlerin rabbi olduğunu iddia etmesi dinî anlamda değildi. Bilakis siyasî anlamda ilâhlığını ilân ettiğini görüyoruz.22 Yani onun iddiası; 'mısır ülkesinde iktidarın tek sahibi benim. 'Hz. Musa’nın halkı gerçek ilaha davet etmesi ve firavunun saltanatı için tehdit oluşturması onun düşmanlığını celbeden hususlardı. İşte bu yüzden Firavun Hz. Musa (A.S)’nın davasını akamete uğratmak istiyordu. Kuran kibir ve gururunu ilahlaştıran Firavun’un denizde boğularak,23 malı mülküyle şımaran kendini beğenen Karun’un sarayıyla birlikte yerin dibine geçirilip24 helak olmasını herkesin ders alması amacıyla bize ibretlik kılmıştır.   Allah insandaki bu menfi karakteri (büyüklük taslama)  yok edip müsbet hale getirebilmek için Furkan suresinin 63. ayetinde o Rahmanın has kullarının kibirli, saygısız bir şekilde değil; etraflarına güven ve huzur vererek tevazu (alçakgönüllü), vakar ve bir şekilde yürüdüklerini, kendilerine edepsizce laf atan kendini bilmez cahillerle karşılaştıklarında, "selam" deyip  geçtiklerinin beyan etmiştir. Hadis rivayetlerinde vardır ki, Cenab-ı Hakk  nefse demiş: ‛Ben kimim, sen nesin?’ Nefis demiş: ‘Ben benim, sen sensin.’ Azab vermiş, cehenneme atmış yine sormuş. Yine ‘Ben benim, Sen sensin’ demiş. Hangi nevi azabı vermiş, nefis yine enaniyetten, benlikten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azap vermiş, yani aç bırakmış. yine sormuş: ‘Ben kimim, sen kimsin’ nefis bu sefer şöyle demiş: ‘Sen benim Rabbi Rahimimsin, şefkatli malikimsin; ben de senin aciz bir abidin, muhtaç bir kulunum.’25 Böylelikle oruç vesilesiyle nefsin şımarıklığına, kibrine,  darbe vurulmuş olur. Sair (diğer) zamanlarda büyüklük taslayan, kendini müstağni ve mağrur gören nefis oruç sayesinde haddini bilir, faniliğini, acizliğini, kulluğunu anlar; niyaz ve tazarru halinde kendi yanındakilerin bitip tükeneceği ama tükenmez engin hazinesi olan Allahın sonsuz kerem ve cömertlik sahibi olduğunu tefekkür eder.


Allahuteala bizi ramazan orucunu büyük bir nimet olarak görüp şükrünü eda etmeyi; orucun geçici sıkıntı ve meşakkatlerine sabredip ebedi mükafatlar için çalışmayı; dua, zikir ve istiğfarla bu bereketli ayın feyzinden istifade etmeyi bu aydan sonrada bu ay içerisinde edindiğimiz güzel ahlak ve hasletlerimizi devam ettirmeyi nasib-i müyesser kılsın. Amin

...............................................................................................

KAYNAKLAR

1) EbûHüreyre radıyallahuanh'den rivayet edildiğine göre Resûlullahsallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Aziz ve celîl olan Allah "İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim"1218. nolu hadis / Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi, S: 357 / Abdullah Parlıyan  2) Sehl İbni Sa'd radıyallahuanh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:"Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Oruçlular nerede? diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez."Buhârî, Savm4; Müslim, Sıyâm166;Nesâî, Sıyâm43; İbniMâce, Sıyâm1.  3) Ebû Saîd el–Hudrî radıyallahuanh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:"Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimseyi Allah Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar."Buhârî, Cihâd 36; Müslim, Sıyâm 167–168; Tirmizî, Fezâilü'l–cihâd 3;1340  4) Bakınız: Secde Suresi / 7, Hicr Suresi / 28  5) Bakınız: Secde Suresi/ 9, Hicr Suresi / 29  6) Bakınız: İnsan Suresi / 3  7) EbûHüreyre radıyallahuanh'den rivayet edildiğine göre Resûlullahsallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır." Buhârî, Savm 9; Müslim, Sıyâm 163.  8) Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyâm 164 (1151); Muvatta, Sıyâm 58, (1, 310); Ebu Dâvud, Savm 25 (2363); Tirmizi, Savm 55, (764); Nesâi, Sıyâm 41, (2, 160 -161); İbnuMâce, Sıyam 1, (1638), Edeb 58, (3823).  9) Kur’an Yolu Tefsiri: V/ 622;  / Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş/ Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları  10) Bakınız: İbrahim Suresi / 7  11) Bakınız: Nisa Suresi / 147  12) Bakınız: Neml Suresi / 40  13) Bakınız: Zümer Suresi / 74  14) Said Havva Külliyatı 5.Cilt, S; 359/ İslamda Nefis Tezkiyesi/ Said Havva / Yenda Yayın Dağıtım  15) İbnmesud (R.A)’ tan rivayet edilen bir hadisde Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Her birinizin yaradılışı anasının karnında kırk gün nutfe olarak derlenip toparlanır. Sonra aynı şekilde kırk gün alaka olur. Dah sonra yine aynı şekilde kırk gün mudğa haline gelir. Sonra ona bir melek gönderilir. Melek ona ruh üfürür ve rızkını, ecelini, amelini ve şaki(isyankar) veya said(itaatkar) olduğunu yazar." Kuran-ı Kerim ve Modern Tıbba Göre İnsanın Yaradılışı, S;91 / Dr. M. Ali el-Bar / Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları  16) Hak Dini Kur’an Dili; İsra Suresi,11. Ayet Tefsiri/ Elmalılı M. Hamdi Yazır/ Azim Dağıtım  17) Safvetü't-Tefâsîr; Nahl Suresi, 127.Ayet Tefsiri   /Muhammed Ali es-Sâbûnî / Ensar Neşriyat   18) Bakınız: Secde Suresi / 24  19) Bakınız: Bakara Suresi / 153  20) Bakınız: Rad Suresi / 23-24  21) Allahı Arayış( Manevi Gelişimin Aşamaları), S; 64-65 / Ebu Abdullah Haris El-Muhasibi / İlke yayıncılık  22) Tefhim'ul Kur'an; Naziat Suresi, 24. Ayet Tefsiri /  Ebu'l-Ala Mevdudî / İnsan Yayınları  23) Bakınız: Taha Suresi / 77-78  24) Bakınız: Kasas Suresi / 76-81  25) Ramazan-İktisat-Şükür Risaleleri, S; 31-32 /  Bediüzzaman Said Nursi / Yeni Asya Neşriyat