HZ. MUHAMMED’İN(S.A.V) ÖRNEKLİĞİ VE NEBEVİ SÜNNETİN BAĞLAYICILIĞI

e-Posta Yazdır PDF

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Bizi eşrefi mahlûkat olarak yaratan, bize hidayeti bahşeden, bizi rızıklandıran, bize akıl nimeti verip irade sahibi yapıp ilahi hitaba muhatap kılan, bize islamı din olarak şeriat yapan, beşerin sapmaması için onlara acıyıp peygamberler ve kitaplar gönderen alemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun. Hatemul’Enbiya, insanlığın Son Elçisi ve Önderi Hz. Muhammed Mustafa(S.A.V)’ya salât ve selam olsun. O’nun pak ve temiz Ehl-i Beytine, güzide Sahabelerine, Selef-i Salihine ve kıyamete kadar hidayete tabi olan müminlere de selam olsun.


Allah’ın mükerrem kıldığı insanoğlunu yeryüzünde başıboş bırakmamış, bilakis tüm insanları ve cinleri kendisine kulluk için yaratmıştır( Zariyat Sûresi / 56). Kendisine kulluk yapmak için de onu birtakım emir ve yasaklarla mükellef tutmuştur. Bu mükellefiyetler nebi veya resul denen peygamberler aracılığıyla insanlara ulaştırılmıştır. Cebrail meleğinin peygamberler Allah’tan getirdiği mesajlara vahiy, peygamberlerin aldıkları de bu mesajları insanlara iletmesine tebliğ denir. 


Nice büyük krallar, savaşçılar, fatihler, kanun adamları, şairler ve kumandanlar bu dünyadan gelip geçtiler. Böyle adamların kimisi insan hayatını bazı yönleriyle etkileyebilmişlerdir. Fakat hiçbiri insan hayatını her yönüyle tamamen etkileyip kalıcı etki bırakmamıştır. Hayatı bütünüyle etkileyen sadece Allah’ın rasulleri olmuştur. Resuller içerisinde iki cihan güneşi Hz. Muhammed dışında hatta Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa gibi tarihi değiştiren ve insanlığın hayatını tevhidi dinleri ve şahsi örnek hayatlarıyla etkileyen peygamberlerin dahi hayatlarından gelecek nesillere bıraktıkları bilinen fazla şey yoktur1. Ama tarihte hayatı tamamıyla kaydedilen tek şahsiyet Peygamberimizdir (A.S). Ömrünün doğumundan vefatına kadar tamamı günlük hayatı siyer kitaplarına geçmiştir. Getirdiği din orijinal haliyle kuranda, söz ve davranışları ise hadis kaynaklarında mahfuzdur. 


1400 sene önce yaşamış olan peygamberin hayatı Müslümanlar açısından başvurulması gereken kılavuz kitabı, ehemmiyetle takip etmesi gereken ölçüler ve kaidelerle doludur. Ümmet-i Muhammed olmamız bile onun şanlı şerefli adıyla kaim olmuştur. Vasat ümmet nitelemesiyle ilgili Bakara Suresi 143. ayette Allah Muhammed ümmetini, din ve dünya konusunda her türlü aşırılıklardan uzak, akıllı, itidalli, adaletli ve dengeli bir ümmet kılmış; bu ölçülere göre oluşmuş görüş ve inançlarıyla, fıtratı bozulmamış her insanın kolaylıkla takip edebileceği sadelikteki güzel ahlâk ve yaşayışlarıyla onları bütün insanlara örnek bir nesil oluşturmuştur. Kuşkusuz idealde bütün insanlar ve realitede bütün Müslümanlar için -din ve dünya işleri hususunda doğru, adaletli ve en üstün örnek, ölçü ve önder Hz. Muhammed olduğu için âyetin devamında Peygamber'in de Müslümanlar hakkında bir şahit2, yani en iyinin ölçüsü, örneği ve kanıtı olduğu ifade buyrulmuştur.

Rasulullah’ın örnek hayatı, sadece kendi dönemindeki ashabı için değil bugün ve kıyamete kadar gelecek olan tüm Müslümanlar için bağlayıcıdır. O yeryüzündeki en kâmil insan Allah’ın en sevgili kulu, rahmetenlil âlemindir. Muhakkak ki O’nun sözleri, fiilleri ve hareketleri kulluk yaşantımızda bizim için ölçüdür. O’nun mübarek izinden gidenler, ona yaraşır şekilde ümmet olmaya çalışanlar Allah’ın rızasına ereceklerdir.“And olsun ki, sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Rasûlullah en güzel örnektir.” (Ahzab Sûresi / 164)ayetinde belirtildiği üzere ahiret kaygısı taşıyanlar, Allah’ı çokça zikredenler sünnete dört elle sarılmalı, ayakları şişene kadar namaz kılan, gelmiş ve geçmiş günahları bağışlandığı halde günde yetmiş defadan fazla tövbe eden, ayak topukları şişene kadar namaz kılarak kullukta zirve yapan, sofrada oturduğunda doymadan yemekten kalkan,  zulme karşı çıkıp mazlumdan yana tavır koyan, zevk ve konforu terk eden vücudunda yattığı hasırın izi kalan, taifte kendisini taşlayanları onlar cahiller bilmiyorlar deyip affeden,kainatın efendisini her zaman ve her yerde örnek ve önder kabul etmeliler.


Biz O’nun ümmeti olduğumuz için ne kadar şükretsek azdır. O’nun yaşadığı çağ altın çağ ve O’nun ashabı altın nesildi. Bize düşen vazife onun ve ashabının yaşadığı gibi sünneti yaşamak,  doğru yoldan sapmamak için sünnet mirasına sımsıkı sarılmaktır. Öyle bir Peygamberin ümmetiyiz ki, O’nu tarif etmeye, anlatmaya kelimeler kifayet etmez. Kısaca O’nu en önemli özelliklerinden bahsetmek istiyorum. Peygamberimiz (S.A.V) bütün Arap yarımadası peygamberliği önünde divan durduğu halde zerre kadar kibir ve gurura kapılmamış, önünde dağlar büyüklüğünde mal biriktiği halde dünyalığa tenezzül etmemiş,kendisinden çekinip haya eden insanlar, yanına geldiklerinde onlara: "Rahat olunuz; çünkü ben, Mekke'de kuru et yiyen bir kadının oğluyum."diyecek kadar mütevaziydi. Cemaatinden üzerinde hakkı olan var düşüncesiyle hakkını almak isteyenler yönelip ağlayarak: "Kimin sırtına vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun. Kimin malını almışsam, işte malım, gelsin alsın."diyecek kadar samimi ve içtendi.Kureyşin büyüklerinin Onu davasından vazgeçirmek için ortaya arttıkları isteklerine şöyle cevap verdi: "Ey amcam!.. Allah'a yemin olsun ki, bu davayı terk etmem karşılığında güneşi sağ elime, ayı da sol elime koysalar, asla terk etmem..." Düşmanları onun dinine silahlarıyla saldırmış ve Onu öldürmek için elinden geleni ardına koymamışken O, Mekke fethedildiğinde bütün bunlara karşılık eski düşmanlarına: "Gidiniz, hepiniz hürsünüz!" diyecek kadar affedici ve merhametliydi. O, İbadeti ve cihadı, tebliğ ve hicreti, züht ve takvası, ahlak ve terbiyesi, ihlas ve samimiyeti dürüstlük ve sadakati ile eşsiz bir numune-i imtisal, usvetulhasenedir. 


O bir kere yalan söyledi mi, ihanet etti mi, alçaldı mı, bir insana zulüm etti mi, terbiye dışı davrandı mı, ahdini bozdu mu?. Akrabalığı kesti mi, halkını ihmal etti mi, insanlığı terk etti mi, bir kimseye sövdü mü veya bir puta yöneldi mi? bütün bu güzel özellikleri olan bir peygambere intiba edilmezse helak olunmaz mı? Sünnet üzere yaşamayan bidat üzere yaşamış olmaz mı? Allah’ın bizi sevmesi ve bağışlaması Peygambere uymakla mümkün olduğunu aşağıdaki ayetten anlıyoruz. “De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Âl-i İmrân Sûresi/31)


Niçin peygambere uyalım sorusuna verilecek cevap bellidir. Çünkü peygamber vahiyden başkasını konuşmaz “Batmakta olanyıldıza and olsunki, Arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır.O, kendilğinden konuşmamaktadır .Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahyiledir. ”


Burada "Kurân’ı kendi uydurdu." diyen Kureyş ve benzerlerine bir reddiye vardır. Zira kuranda mükemmel belagati, icazı, içindeki sanat üslubuyla insanları mest eden benzerini getirmekte beşeriyeti acze düşüren bir kitaptır. Kuran’a "insan sözüdür" diyenler onun ilâhî yapısı karşısında acze düşmüşler, iddialarını ispata çağrıldıkları halde buna cesaret bile edememişlerdi: "Kulumuz Muhammed'e indirdiğimizden şüphede iseniz, onun benzeri bir sûre meydana getirin. Eğer iddianız da samimi iseniz, Allah’dan başka şahitlerinizi de çağırınız" (Bakara Sûresi / 23).

"O, kendiliğinden konuşmaz" (Necm Sûresi/3) âyeti, sadece Kur'an âyetlerinin değil, Rasulullah (s.a.v)'in kendi söz, fiil ve davranışlarının da Allah Teâlâ’nın yönlendirmesi ve kontrolü dâhilinde cereyan ettiğini ortaya koymaktadır. Bunun içindir ki, İslâm hukukçuları, Sünneti teşriin ikinci kaynağı olarak kabul etmişlerdir3. Peygamberin söylediği her söz, yaptığı her iş ve onayladığı her davranış, Müslümanlar için örnek alınıp, uyulması gereken kuralları ihtiva eden, teşriin kaynaklarından birer kaynaktırlar.“Peygamber size ne vermişse onu alın ve size neyi yasaklamışsa ondan kaçının..” (Haşr Sûresi/7)Bu ayette açık ve net bir şekilde Allah peygambere dinde emretme ve yasaklama yetkisi vermektedir. Hiç şüphesiz ki, kuran-ı kerim islamın birincil ana kaynağıdır, onu tebliğ eden kapalılıklarını açıklayan, pratik hayata aktaran ise Rasulullah’ tır. Kur'ân-ı Kerîm'de genel hatlarla anlatılan namaz, oruç, hac, zekât gibi ibâdetlerin ve benzeri hükümlerin geniş ve ayrıntılı açıklamalarını Sünnette bulmak mümkündür. Örneğin fıtır sadakası, vitir namazı, zekâtın hangi mallar için olduğu ve miktarı, evli kişilerin zinalarının cezası, bir kadının üzerine hala ve teyzesini almanın haram oluşu, erkeklere ipek ve altının haram oluşu, soy ve nesepten dolayı haram oluşun süt emmeyle de haram olduğu, ehlî eşek etinin haram olması, ramazan orucunu kasten ve mazeretsiz bozan kimsenin yerine getireceği kefaret vb. yüzlerce örnekleri verilebilir…

Resul-i Zişan Yaşayan Kuran O’nun Sünneti de Kuranı anlamada bizim için rehber, İslamın ikincil ana kaynağıdır. Sünnetin aynen Kuran gibi korunduğunun delillerinden birisi, “Zikri biz indirdik ve onu koruyacak olan da biziz, biz!” HicrSûresinin 9. Ayetidir. Bu ayet Allah’ın zikri koruyacağına dair kesin bir vaadidir. Peki, Zikir nedir? Hiç şüphe yok ki zikri öncelikle Kuran ve sünnet olarak anlamak mümkündür. “Sana zikri indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın...”NahlSûresinin44 ayetine dayanarak Resul’ün dindeki sözleri Allah tarafından bildirilmiş vahiydir diyebiliriz. Allah tarafından bildirilen her vahyin “indirilmiş zikir” olduğunda ihtilaf yoktur. Sünnet denilince ilk akla gelen peygamberimizin hadisleridir. Hadislerin günümüze kadar ulaşmasında sahabe tabiun tebeuttabiun üçlü zincirin göz ardı etmemek lazım. Peygamber döneminde sahabenin titizlikle hadisleri ezberleyerek yazmaları, ayrı kaynaklarda konularına göre derlemeleri,hadislerin sened ve metinlerine riayet etmeleri, özellikle hadisin rivayet zincirinde ravilerde adil ve doğru sözlü olma aramaları, sözlü rivayetlerde hadisi zabt altına almadan önce rıhle denilen hadis yolculukları yapmaları hadislerin güvenirliği hakkında bize malumat vermektedir. Rabbimiz insanlığa her noktada örneklik teşkil etmesi için onu seçip göndermiştir. Rasullulah’ın (s.a.v) ve Ashabı’nın (r.a) Kuran’ın gaye ve delaletleri doğrultusunda Allah’ın emir ve hükümlerini pratik hayatlarındaki uygulama biçime sünnet denilir. İslamın ilk zamanlarında Nebevi Sünnet’ten anlaşılan anlam bu idi4. Selefi salihin kuranı lafız ve manasıyla beraber vahyi metluv (okunan), sünnet ise manasıyla vahyi gayri metluv (okunmayan) olarak algılamıştır. Bize düşen de selefi salihin yolundan gitmektir.


“And olsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar, apaçık bir sapkınlık içinde bulunuyorlardı.” (Âl-i İmrân Sûresi / 164)


İmam Şafii er-Risale adlı eserinde, bu ayet-i kerimelerde Yüce Allah, kitap ve hikmeti zikretmektedir. Kitaptan gaye, Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an ilmini bilen ilim ehlinden işittiğime göre hikmet; Rasülullah' ın (s.a.v.) sünnetidir. Buradaki konumuzda söylenene en yakındır. Doğrusunu ise Allah bilir demiştir. Zira Kur'an-ı Kerim bir zikirdir. Hikmetse Kuran’a tabi kılınmıştır. Yüce Allah kitap ve hikmeti öğretmekle kullarına verdiği nimeti hatırlatmaktadır.Sonuç olarak Peygamberin(A.S)sünneti bizler için bağlayıcıdır. Sünnetin bağlayıcılığını da üç yönüyle ele alabiliriz:


1) Takva ve teslimiyet yönüyle örnek ve kaynak

2) Siyer ve usul yönüyle örnek ve kaynak

3) Teşrii yönüyle örnek ve kaynak


Bu üçü de sünnetin içinde mevcuttur. Sünnet olmadan bunları kavramak mümkün değildir. Kutlu nebi her söz ve hareketi ile imam ve önderdir. Ona itaat etmek farz olduğuna göre onun her söz ve davranışı şeriatın ahkâmındandır. Bu yüzden Sünnet-i seniyye şeriatın ahkâmından olduğundan bizim için bağlayıcı ve hayatımızda rehberimiz kabul ettiğimiz Peygamber Aleyhisselam dinde hüküm koyucudur. Bize düşen islamı kendi yorum ve tevillerimizle değil, islamın saf ve berrak iki kaynağı olan kuran ve sünnete sarılarak yaşamaktır.  Bidat üzere değil sünnet üzere, Allah’ın razı olacağı dini Allah’ın kitabı ve kuranı en iyi bilen ve yaşayan ilk müfessir Resulün sünneti seniyyesine göre yaşamalıyız. O’nun sünneti seniyyesiyle taçlanan hayat ne güzeldir! O’nundüsturlarını rehber edinen insan ne bahtiyardır! Allah bizi Sünnet üzere yaşayıp ölenlerden eylesin. Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerine olsun ey Nebi!...

...................................................................................

KAYNAKLAR

1) Allah’ın Kulu ve Elçisi Hz. Muhammed / Afzalurrahman / İnkılap Yayınları

2) Kur’an Yolu Tefsiri: I/142-144 / Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş/ Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları

3) Bakınız: Necm Suresi 1-4.Ayetlerin Tefsiri /Besairul-Kuran/Ali Küçük

4) Sorularla Tevhid ve Akaid / Mehmet Alptekin / Çıra Yayınları