ÜSTAD SADİ BABA’NIN ÖLÜMÜNÜN ARDINDAN

e-Posta Yazdır PDF

Şair merhum Erdem Beyazıt’ın kendi  mısralarında “Ölüm bize ne uzak, ne yakın ölüm. Ölümsüzlüğü tattık biz, bize ne yapsın ölüm.”mısralarında vurguladığı gibi ölümün hemen yanıbaşımızda, başucumuzda olduğunu, bize her an gelebileceği gerçeğini unutuyoruz,  Yarına sağ kalacağımızı kestirebilir miyiz? Ömür sermayemizin her an tükeneceğini dünyanın bir oyun, eğlence ve meşguliyet yeri olduğunu, imtihan yeri bu fani dünyanın geçici ahiretin baki olduğunu nedense hep unutuyoruz. Bu dünyada ektiklerimizin hasilatını ölüp öte tarafa göçtüğümüzde alacağımızı hesaba katmıyoruz ki yaşantımızda hiç bir değişiklik olmuyor. Yada inandığımız gibi yaşamadığımızdan yaşadığımız gibi inanmaya başlıyoruz.


11 Şubat 2012 günü öğleyin duyduğum haber beni derinden sarstı, başta Elazığ olmak üzere Türkiye son dönem yetişen önemli bir mümtaz şahsiyetini, din bilginini, bilge adamını yitirmişti. Elazığ’ın tanınmış âlimlerinden Kadiri tarikatının son halkasını temsil eden Seyyid bir aileden gelen asıl adı Sadi Özen fakat daha çok Sadi Baba olarak tanınan gönül sultanı, fazıl, alim, mürşid, takva ehli insan vefat etmişti. Duyar duymaz tüylerim diken diken olmuştu, Kur'ân'da geçen "Her nefis ölümü tadacaktır." Meâlindeki âyet (bk. Âl-i İmran, 3/185; Enbiyâ: 21/35; Ankebut, 29/57) kulağımda zonklamıştı. Ama üstadın dünyada yetiştirdiği talebelerini ve geride bıraktığı ilmi eserlerini, yaptırdığı ve bizzat hizmet verdiği kuran kursunu, diğer sadakayı cariyeleri ve geride bıraktığı evlatlarını düşündüm de, içime bir sevinç düştü. Rahmetli Sadi özen Palu’nun Şeyhpiran köyündendi. Yani bizim köylüydü, küçüklüğümde babamla zikir halkasına katılmıştım. Sesli zikir yapıp vecde gelerek kendinden geçenlere tanıklık yapmıştım. Tarikat mensubu bu kişilerin açık ve sesli zikir yapmaları kafamda soru işareti olarak kalmıştı sonradan öğrendim ki, Kadiri Tarikatının silsilesi Hz. Ali’ye (r.a) dayanır ve zikirleri cehri (açık ve sesli) dir. Hemen Bu arada şunu da belirtelim ki, Nakşibendi Tarikatının silsilesi Hz. Ebubekir’e (r.a) dayanır ve zikirleri hafi (gizli ve sessiz) dir. Eserlerinden kısaca bahsetmek gerekirse şöyle diyebiliriz. "Emir Muaviye Sahabe mi?" isimli eserinde Peygamberimiz’den (S.A.V) sonraki raşid halifeler döneminde ümmet içerisinde yaşanan fikir ayrılıklarının temel sebeplerine zihnini yormuştur. "Ankalar ve Kargalar" isimli kitabıyla da tefrit ve ifrattan kaçınarak selef-i salihin’in anladığı şekilde gerçek tasavvufu ele almaya çalışmış, Müslümanlar arasındaki sevgi ve kardeşliğin yaygınlaşması, tefrikadan vahdete adımlar atılması üzerinde yoğunlaşmış, içte (enfüsi) bir cemaat ve dışta (afaki) ümmet bilinici oluşturmaya çalışmıştır. Tabii ki de hayatını Allah’ın razı olacağı işlerle geçiren bu koca çınarın hadiste belirtildiği üzere amel defteri kapanmayacaktı. Nitekim Hz. Peygamber (S.A.V) bir hadislerinde şöyle buyuruyor: "Kişi öldüğünde ameli kesilir, amel defteri kapanır. Ancak arkasında hayırlı evlat, onunla amel edilen ilim ve sadakai cariye bırakan kimsenin amel defteri kapanmaz." (Müslim, Vasiyyet, 14. Ayrıca bk. EbûDâvûd, Vasâya, 14; Tirmizî, Ahkâm 36; Nesâî, Vasâyâ, 8.)


74 yıl bıkmadan usanmadan etrafındakilere davet ve tebliğ vazifesini yapan, kandil misali çekim alanına giren kişileri aydınlatan büyüğümüz, hocamız, mürşidimiz fani dünyadan göçüp Rahmet-i Rahman’a yani biricik sevgilisine kavuşmuştu tüm sevenlerini hüzne boğarak. Mevlana diyor ki: “Sen dünyaya geldiğinde etrafındakiler gülüyor sen ağlıyordun, öyle bir hayat yaşa ki sen ölümüne tebessüm ederken etrafındakiler ağlasın.” İşte üstad böyle bir kalabalık cemaatin sevgisine, hürmetine, ilgisine ve duasına mazhar olmuş, mahşeri kalabalık onun matemini tutmuştu. Etrafındakileri derin yasta bırakarak Rabbilalemin’e kavuşmuştu. Cenaze günü Elazığ merkezde bulunan İzzetpaşa Camii, hınca hınç insan seliyle dolmuştu, sevenleri müridleri, dostları, onu son yolculuğunda yalnız bırakmamıştı, ona son kez vefa borcunu ödeyecektiler. Herkesimden insanı görmek mümkündü, siyasetçisinden bürokratına, iş adamından akademisyenine, eğitimcisinden esnafına geniş yelpazeyi oluşturan toplumun birçok tabakası oradaydı. Kalabalıktan toplumun her kesimini kucaklayan biri olduğu, ortak paydada birleştiren unsur olduğu göze çarpıyordu. Elazığ feyz ve irfan semasından bir yıldız daha kaydı. Biliyoruz ki, âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir. Yine hadislerde mevzu bahis olduğu üzere âlim öldüğü zaman gökteki kuşlar, yerdeki hayvanlar, denizdeki balıklar onlar için dua ve istiğfar ederler. Buna bir de binlerce kişinin dua, istiğfar ve mağfiret dilemesi eklenince üstadın evliyalar diyarı Harput mezarlığına defni sırasında semalarında yankılanan deruni havayı ve feyizli hali bir düşünün, işte Allah’ın sevgili kulları için verdiği hediye tüm varlık dile gelip kendi lisan-ı haliyle o âlim için istiğfar ediyor. 


Sadi baba 1938 yılında Elazığ`da doğan son âlimlerinden ve Kadiri Tarikatı şeyhlerinden Palulu Mehmet Baba-yı Nurani`nin oğludur. Aksaray Mahallesinde kendisine ait mescitte (kendi dergâhında) ilim ve irşad vazifesi yapan Sadi baba bir tarikat adamı, derviş olmanın ötesinde toplumu ve gündemi iyi takip edip okuyan bir aydın, bir mütefekkir, bir entellektüeldi. Uzun saçlı, keskin bakışlı, heybetli duruşunun arkasında sakin tabiatlı, mütebessim çehreli, güleç yüzlü bir kişiliği vardı. Düğün merasimlerinde sevinçlere ortak olurken, cenazelerde üzüntülere ortak olurdu. Bir anlamıyla toplumun sevip saydığı bir kanaat önderiydi. Küskünleri barıştırır, ailelerin arasındaki anlaşmazlıkta şeriata göre hüküm verirdi, iş bulmayanlara helal yoldan iş kapısı aralardı, fakir fukarayı gözetir, çokça tasadduk ederdi.  Çocuk yaştaki öğrencilere kuran öğretir, büyüklerle zikir ve sohbet halkası kurardı. Tek başına kaldığında çokça tefekkür ederdi, nafile ibadet yapardı, ihlas ve istikamet üzere olmayı çok önemserdi, kendini vakfettiği kütüphanesinde bol bol kitap okurdu, ne yoktu ki kütüphanesinde ciltler dolusu tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf, islam tarihi kitapları, güncel düşünce kitapları, sosyolojik, tarihi, edebi, siyasi ve daha neler neler... Batı klasiklerini okurdu, edebiyat özellikle tasavvuf edebiyatını gençlere sevdirirdi. Şehid Dr. Muhammed Hüseyin Beheşti’nin “Biz aşk ehliyiz, kuru akıl ehli değil.  Aşk ehli inancı yolunda canını feda eder,  kuru akıl ehli ise tedbir peşinde koşar. Bizim tedbirimiz inancımız yolunda can vermektir.” dizelerinde vurguladığı gibi o bir aşk ehli, dert ehli, davasına gönül vermiş, inancına hayatını şahid kılmış bir aksiyon adamı, bir dava eriydi. Hassaten ilgilendiği gençleri şeytanın, çevrenin ve nefislerinin şerrinden kurtarıp manevi terbiye okulu olan mütevazi dergahına çekerek kamil ahlak kazanmasını hep istemiştir. En çok sevmediği hastalılar kibir, riya, gıybetti. Müslümanları çekiştirmektense susmayı, susmaktansa hayır konuşmayı yeğlerdi. 80’li yıllardan itibaren maddi durumu iyi olmayan gençlere burs imkanı sağlayarak her birinin devletin yüksek kademelerinde görev almasını sağlamış, gözü gibi büyüttüğü evlatlarının okuyup üreterek dinine ve milletine hizmetkar hale gelmesi için uğraşmıştır.


Kadiri tarikatına intisab etmiş, Şeriat-ı Muhammediyyeyi ve Hakikat-ı Kur’aniyyeyi düstur edinmiştir. İlay-ı kelimetullah’ı kendisine amaç edinmiş, manevi tekamül yolunda (seyr-u süluk) nefis tezkiyesi, ruh terbiyesi, tehzibi ahlak-ı, benimsemiş, Ankalar ve Kargalar adlı eseriyle tekamül noktasında sahih tasavvuf anlayışını ortaya koymuştur. Sıratı müstakim yolunda sebat etmek için sık sık dua eder, aklını İslami meselelere yorar, ruh aynasını ibadetle cilalar, kalbini zikir ve şükürle meşgul eder, zihnen tefekkür ederek vaktini geçirirdi. Ehl-i Beyt sevgisi, Habib-i Ekrem’e ittiba, Rızay-ı İlahi konuları üzerinde önemle durmuştur. Rızay-ı ilahi’ye ancak Marifetullah, Muhabbetullah ve Mehafetullah’la ulaşılabileceğini vurguluyordu. Önce Allah’ı tanıyıp bilme, ardından Allah’ı her şeyden ve herkesten çok sevme ve en son Allah’tan gereği gibi korkarak O’nun rızasına nail olunacağı gerçeğini hayatımızın merkezine oturtmalıyız. Ancak böylelikle O’na has kul olup yeryüzünde onun halifeliğini, dini Mübin-i islamın sancaktarlığını yaparız, insanları Şeriat-ı Muhammediyyeye çağırır, Hakikat-ı Kur’aniyyenin tellalığını sürdürürüz. İnşallah merhum Üstad Sadi Baba, "Ey huzura eren nefis! Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön.  İyi kullarım arasına katıl. Cennetime gir." (Fecr, 89 / 27-30) ilahi hitaba nail olur, duamız temennimiz budur. Allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun, kabri nurla dolsun, mekanı cennet olsun. ÂMİN.

VESSELAMUN ALELMURSELİN VELHAMDULİLLAHİ RABBİLALEMİN.