Kürt Meselesi ve Etnik Milliyetçilik

e-Posta Yazdır PDF

         Kürt meselesini ele alırken öncelikle tarihi ve sosyolojik gerçekleri görmek lazım. Cumhuriyet yılarına gidersek, 'uluscu bir ideoloji rehberliğinde yeni ve bağımsız bir ulus devleti kurmak isteyen cumhuriyetin kurucu kadroları türdeş bir ulusal toplum yaratma, yani homojen bir ulus yaratma çabalarının boşa olmadığını görürüz. Resmi politika olarak yürütülen bu çabalar,   diğer kimliklerin inkarı olmazsa imhası düzleminde yürütülmek istenmiştir. Modern bir hukuk devletinin etnik temizlik yapması hoş karşılanmayacağı için imha niyetleri asimilasyon kılığında yürütülmüştür.'1   

         Kurtuluş savaşından sonra Lazların, Çerkezlerin ve Kürtlerin etnik kimlikleri tamamen sindirilmeye çalışılmış ümmetten ulus yaratma projesi devreye sokulmuştur.' Samsun’a bir “güneş gibi” doğanlar, Türk milletini  “yoktan var edenler” de acaba  “Türkiye’yi yarattık,  sıra Türk Milletini yaratmaya geldi” demişler midir.  Peki yeniden yaratılmak istemeyen, ALLAH tarafından yaratılmış olmakla yetinenleri ne yaptılar? Yok mu sayıldılar? Atatürk 1 Mayıs 1920 tarihli Meclis konuşmasında, “Mec lis-i alinizi teşkil eden zevat yalnız Türk, yalnız Çerkez, yalnız Kürt, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep (oluşan) anasır-ı İslamiye”dir, samimi bir mecmuadır” diyordu.  Yani Kurtuluş Savaşı’nı vermek için toplanan Meclis, sadece Türklerden değil, aralarında Kürtlerin de olduğu “Müslümanlar”dan oluşuyordu. Ama sonra söylem aniden değişti. Atatürk, daha üç yıl önce İslam unsurları dedikleri insanlara birden bire Türk demeye başladı. İslamın bazı önemli kurum ve sembollerini de ortadan kaldırıverdi.'2

        Aslında Osmanlı Ümmetçiliği yerine Atatürk milliyetçiliği ikame edilmeye çalışıldı. Halbuki Osmanlı 600 yıl dünyaya hükümran olmuş, müslüman toplumların önderliğini yapmış, farklı din ve milletlere mensup toplumların kimliklerini değiştirmeye çalışmadan onlara ve inançlarına saygı göstererek adaleti ayakta tutmuştur. Osmanlı heterojen dokuya(farklı dil, din, ırktan milletlere)  karışmamış. Bilakis bu farklılıkları birer zenginlik olarak kabul etmiş. Zira renklerin ve dillerin Allah’ın birer ayeti olduğunu biliyordu. Zira Allah Rum Suresi 22.ayette şöyle buyuruyor:"Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı (farklı ve değişik) olması da, O’nun ayetlerindendir. Hiç şüphe yok bunda, âlimler için gerçekten(alınacak dersler) vardır. " Rabbimizin, Kendi varlığına, kuvvet ve kudretine apaçık bir delil kıldığı, insanların dillerinin ve renklerinin ayrı ayrı yaratılması, onların, övünmek veya yerilmek ya da bir diğerine üstünlük vasıtası değildir. Ama daha sonraları 1789 Fransız ihtilalin etkisiyle Osmanlı yönetiminde dostça yaşayan uluslar etnik kökeni farklı halklar isyan bayrağını açarak ayaklanma başlattılar. Ne yazık ki, ulusculuk mikrobu Osmanlıyı hasta yatağa mahkum etmiş, dağılıp parçalanma sürecine girmiştir. Bugüne geldiğimizde çok kültürlü, çok dilli, çok dinli Osmanlının kozmopolit mirasını devralmış olan modern Türkiye’de maalesef günümüzde yükselen türdeşlik ve tektip bir ulusal kültür tutkusu çok ciddi bir kültürel fakirleşmeyi de beraberinde getirmektedir.

        Kürt sorununa bakarsak sorunun kökeninde DTP’nin terör örgütüyle arasına mesafe koymaması, PKK’nın kürt açılımı sürecinde eylemlerini daha arttırarak sürdürmesi, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki işsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik olduğunu görürüz. PKK’nın anarşi ve korku saçarak kürt kökenli vatandaşları üzerinde baskı kurup dağa topladığını bilmeliyiz.'DTP’nin etnik kimlik siyaseti yaparak Kürtlerin tek temsilcisinin kendisi olduğunu vurguluyor. DTP’nin bir temsilcisinin son seçimlerden önce etnik tabanına hitaben yaptığı konuşmada DTP’ye oy vermeyenlerin Kürt sayılamayacağı çağrısında bulunması bir kimlik dayatmasıdır. PKK kendisini radikal etnik Kürk milliyetçiliği çizgisine yerleştirmiştir. PKK bu gün ayrılıkçılığı terk ettiğini ima eden bir söylem geliştirmiştir. Bu söylem Türkiye’de büyük bir kitle için inandırıcı olmaktan uzaktır.'3 Sorunun çözümüne yönelik hükümetin TRT-6 kanalında 24 saat Kürtçe yayına başlaması ve terörü bitirmek, bölgede sosyo-ekeonomik  gelir düzeyini yükseltmek için GAP stratejisini yürürlüğe koyması kürt kısmi birer adım olabilir. Kürtlerin devlete aidiyeletleri hususunda kimliklerinin tanınmasına bir nebze de olsa katkıda bulunabilir umarım.

      Son olarak kardeşçe ve hoşgörü içinde yaşama pratiği veren Asrı Saadetten örnek vermek istiyorum. Iırkçılığı yok sayan iman kardeşliğini kan,soy akraba bağından üstün gören Peygamberimiz her çeşit ırkçılık ve kavmiyetçiliği câhiliyye âdeti olarak değerlendirmiş ve tümünü yasaklayıp kaldırmıştır. İran’lı Selmân (Fârisî), Bizans’lı Süheyl (Rûmî) ve Habeşistan’lı Bilal’ı (Habeşî) hiçbir yönden ırklarından dolayı farklı bir ayrıma tâbi tutmamış, herhangi bir Mekke’li veya Medine’li Arapla her yönden eşit görmüştür. "Ey insanlar! Biliniz ki, Rabb'iniz birdir; biliniz ki, babanız da birdir. Biliniz ki, hiç bir Arabın Arap olmayana, hiçbir Arap olmayanın da Arap üzerine; aynı şekilde hiçbir siyahinin siyah olmayan, hiç bir siyah olmayanın da siyah olan üzerine üstünlüğü yoktur. Takva ile olan üstünlük müstesna, "hükmünü koyan İslâm, bu kardeşliğin tatlı meyvelerini dünya huzuru şeklinde de insanlığa sunmuştur. altı yüz sene gibi ülkeler tarihi açısından uzun sayılabilecek bir Osmanlı köklü  medeniyetinin, temel sebep ve dayanaklarından biri her ulustan müslümanları hiçbir ayrıma tâbi tutmadan “İslâm milleti”nin bir ferdi ve tüm müslümanların birbirleriyle kardeş olduğu anlayışı gütmesiydi.

 İşte bugün bizim içinde yaşadığımız bunalımları çözüme kavuşturacak, barış, refah ve huzuru yeniden tesis edecek anlayış budur. Osmanlıyı da istikbale taşıyan milletine adaletli davranarak hoşgörü örneği sunan büyük Osmanlı devletinin mayasında islam dininin pratik uygulamalarını hayata geçirmesiydi. İslamın kardeşlik ruhu ancak milletleri ayakta tutar, parçalanmaktan korur; birleştirici bu ruh fertleri ve toplumu kaynaştırır, aynı akide etrafında kardeşlik vurgusuyla yaradana bağlar. Halka karşı merhametli ve adil Hakk’a karşı sorumluluğun bilincinde olan yöneticiler ve onları kılıçlarıyla düzeltmeye hazır yönetilenler varoldukça bu bağ kopmaz. Aksi halde çözülmeler başlar, siyasi otorite sarsılmaya başlar, sosyal bozulmalarla devam eden geri dönüşü olmayan bir sarp yola girilmiş olur. Bugün yaşadığımız vakalar bize kökünden beslenmeyen bir ağaç nasıl kuruyorsa içinde bulunduğumuz durum onu gösteriyor adeta. Bizi ete kemiğe bürüyen, bizi biz eden değerlerimize sıkı sıkıya bağlanıp kardeşlik ruhununun yeniden oluşması için tüm enerji ve zamanınımızı kullanmak ümidi ve dileğiyle.

KAYNAKLAR

1)AZINLIKLARINI KAYBEDEN TÜRKİYE/BİZ  VE ÖTEKİLER / Prof.Dr.Cengiz Güleç

2)TÜRKİYE’NİN ULUS DEVLET SORUNU/DERİN DÜŞÜNCE FİKİR PLATFORMU

3)BİLGEADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ / KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN DEMOKRATİKLEŞME, SİYASİ VE SOSYAL DAYANIŞMA AÇILIMI/ RAPOR:20