İnanç-Bilgi- Eylem Işığında; YAŞADIĞIMIZ ÇAĞI OKUMAK

e-Posta Yazdır PDF

Aklımızın ufuklarında kanatlanan hakikatleri "Kalemle Öğreten Adına" tefekkür penceresinden süzerek anlatmak bizim için büyük bir vecibeydi. Kendisine bir nimet ihsan edildiğinde şımarıp nankör kesilen, nimet elinden alındığında yada sıkıntıya maruz kaldığındaysa sızlayıp feryadı koparan nsan Denen Mechul" çıkıyordu karşımıza. Nefsi iyi ve kötüyle şekillendirilmiş doğru yol kendisine gösterilmiş; dilerse isyan halini, dilerse itaat halini seçeceği belirtilmiş "Kuran’da İnsan"ın. Hak yolda adım atarken nefsiyle cihad ederek "Dürtülerin Kontrolü" sağlayarak insan-ı kamil olunabilirdi. Salihlerin kervanına katılmanın şartı değerli altın madeni misali iyi vasıflarımızın belirmesi için altta kalan değersiz posa misali kötü huy ve meziyetlerimizi rabbani terbiye ocağında eritip "Kuran’da Karakter Eğitimi"ne başmalıydık. Göklerin, yerin ve dağların omuzlamaktan çekindiği o büyük emaneti zalim ve cahil olan insanoğlu yüklenmişti. Derdi, tasası, hayatta en kıymet verdiği biricik ideali "İslam Davası" olmalıydı cenneten çıkarılıp yeryüzüne gönderilen ben-i ademin. "İslam Davetinin Esasları" pratiğe uygulamak için mala, paraya ve makama takılıp kalmamalıydık; mal ve oğulların dünyanın süsü, imtihan aracı olduklarının bilincine varmalıydık. İmtihanı kazanmak için derin bir murakabe,  sükut içinde bir muhasebe ve eğitici bir riyazet yanında "Davet Yolunda Dualar"a sarılmalıydık. Bu tevhid mücadelesinde yoldaki dikenlere aldırış etmemeli, bela ve zorluklara sebat göstermeli; "Allah’a Davette Peygamberlerin Metodu"nu örnek almalıydık kendimize. İçten dışa doğru bu davayı tebliğ etmeliydik, Önce kendi nefsimizden başlayıp ailemize de hatırlatmakla görevliydik bu daveti. Ehlimizi ateşten kurtarmak için yeme içmeden tutun da giyimden kuşamdan kısacası hayatın her alanında Rabbimizin rızasına ulaşmak üzere "Müslüman Aileye Doğru" gitmeliydik rabbani toplumun inşasında aktif rol almak için.

"Dünden Bugüne Şeytan ve Dostları"na karşı "İman ve Tavr"ımızı gösterme zamanıydı. İnancımızın gereği olarak bir "Kimlik Tercihi "yapmalıydık "Bütün Yönleriyle Cahiliyye"ye karşı. Bu aslında "Hayatın Yeniden İnşası" na layık "Tevhid ve Değişim"in olduğu dinamik ve faal bir" İslamın Dünya Görüşü"ne sahip olmalıydık. Modern hayatın kişileri bencilleştirdiği ve yalnızlaştırdığı bu zamanda biz müslümanlar fıtratımızla dirilip düşüncede ve harekette dinle ihya olmalıydık "Öze Dönüş "yapmak için. "Batılılaşma İhaneti"yle birlikte nesil kendi kültürüne yabancılaştırılmıştı bir kere. Kendi kültür ve medeniyetine sırtını dönen yeni yetmeler batılı yaşam tarzına hayran kaldığından yeni kıble arayışına girmiştiler. Bu karanlık, puslu havayı dağıtıp bu gidişe dur demeliydik. "Zulmetten Nura Doğru" çıkmaları için kurtuluş reçetesi önlerine sunmalıydık."Burada Deniz Vurgun"u yememek için "Gençliğin Izdırabı" nın son fırtınayla dinmesini beklemeliydik. Sessiz çığlığın sakinleri olarak selamet limanına "Yol Risalesi " öncülüğünde kardeşlik türküleriyle varmalıydık. Güçlülerin zayıfların kanını kene gibi emdiği bir ortamda "İzzetlice ve Korkusuzca Yaşamak" ilkeli ve şahsiyetli olmanın yegane kanunuydu. Nihayetinde hepimiz zulme başkaldıran, mazluma kol kanat geren zgürlük Peygamberi"nin ümmetiydik. Muhacir gibi davaya sadık kalmak vardı "Mekke Dönemi ve İşkence"esnasında; inancı için evlerini, yurtlarını her şeylerini bırakıp hicret etmek vardı. Ve ensar gibi davaya fedakarlık yapmak vardı "Medine Dönemi ve Cihad" esnasında; muhacir kardeşleriyle evlerini, barklarını, ticarethanelerini kısaca her şeylerini paylaşmak vardı.  Allahın İslam inkılabını mustazafların eliyle gerçekleştireceği sözü vardı. Bu yüzden slami Direniş ve Islahat"sürdürülmeliydi şehadet bilinciyle kuşanan takva erleri tarafından.

Müslümanların büyük bir zihniyet değişimi yaşamları lazımdı "İslam Medeniyetinin Geleceği" ne ümitle bakmak için. Zihinlerdeki farklı din anlaylarının yıkılıp yerine kuran ve sünnet eksenli sahih din anlayışı getirilmeliydi. Yani "İslam Düşüncesinin İhyası" için zihinlerin buna göre inşa edilmesi şarttı. Zaman ve şartların değişmesiyle çağa dönük içtihat etme gayretleri sürdürülerek "Çağdaş Fetvalar "la kendini tasavvurdan realiteye geçerek göstermeliydi.  Günümüzde bir sürü malumat yığını haline gelen bilgi ve belgelere fasık haberciden gelmiş olabilir endişesiyle itibar edilmemeliydi. Bilginin medyatikleştiği çağımızda, kavramların içi boşaltılmış; adeta ruhsuz ceset haline getirilmişti. "Bilginin İslamileştirilmesi" gerekliydi; çünkü hikmeti çağrıştırmayan marifete kapı aralamayan bilgi ilim değildi, faydasız ilimden Allaha sığınmalıydık. Yürek tellerimiz ilahi haşyetten dolayı titremeli, çorak gönül topraklarımız gönlümüze inen bereketli vahyin rahmetiyle yumuşamalıydı. Aksi takdirde Allah’tan korkmayan kalpten Allah’a sığınmalıydık. Şeytanın çaresiz kaldığı, nefsin esir düştüğü; iktidarı ele geçiren vahyin başkan, aklın da onun yardımcısı olduğu "Yürek Devleti"ne sahip olmalıydık. Hicab perdesinin yırtıldığı, ar ve utanma duygusunun göreceleştiği, toplumu ayakta tutan ahlak sütunlarının çürümeye başladığı, erdem duvarlarının yıkılmaya yüz tuttuğu anda "Toplumsal Yozlaşmaya Engel olmak" hepimizin boynunun borcuydu. Bütün bunlar toplumun kıyametinin yaklaştığına işaret sayılmalıydı. Durumun vehametinin bilincinde olarak "Ahlak Ayaklanması" başlatmalıydık ahlaksızlık girdabına karşı. Yoksa dalların meyveye durduğu vakit çiçekler bile selamı kesecekti bizden.

Sermayenin müstekbirlerin elinde tekelleştiği, piyasanın üst limite çıkıp tavan yaptığı bir dönemde paramızı Allah yolunda harcayarak infak sepetini sevap puanlarıyla doldurmalıydık. "İslami İktisadın Felsefesi"yle yetişen biz Müslümanlar bir tarafta Afrika kıtasında milyonlarca aç, sefil, perişan halde kıtlıktan ölenler varken; öte tarafta yalancı cennet misali lüks sofralarla israf edip şeytanların kardeşleri durumuna düşmemeliydik. Savaş ve sömürü üzerine kurulu "Yeni Dünya Düzeni"  geri kalmış küçük devletçiklere hayat hakkı tanımamaktaydı. Büyük emperyal devletler uydurdukları demokratikleştirme vaadleriyle, işgal ettikleri yerleri darmadağın edip yaşanmaz hale getirip geride kan, işkence, gözyaşı bırakmaktaydılar. "Ümmet Bilinci"ni kaybetmiş İslam dünyası, büyük bir fitneyle imtihan olmaktaydı. "Batının İslamla Kavgası" uzun bir hesaplaşma, büyük bir düello demekti. Bu ezeli düelloyu her türlü sıkıntı ve eziyetlere sabreden, cihadı gaye edinen "Zindan Hatıraları"ndan imanlarını bileyerek çıkan çilekeş müslümanlar sürdürecekti. Gaybi yardımlara mazhar olmak için O’nun yolunda en güzel davet ve cihad örnekliği göstermeliydik kulluk öğretilerinin unutulduğu bir zamanda. Haksızlığa karşı susmanın dilsiz şeytana eşdeğer olduğunu bilmeliydik. Kendi insanlığımızı sorgulamalıydık küçülen global dünyada büyüyen acılara kulak vermeliydik. Küresel hesapların yapıldığı adaletin hiçe sayıldığı bir 21. yüzyılda "İnsan Olmak" herşeyden daha zordu. Irak ve Afganistan’da savaşın yitirdiği umutları, soldurduğu hayatları gıdasızlıktan ölen masum bebeleri düşünmeliydik, Filistin’de İsrail’in Siyonist vahşetine ve Çeçenistan’da moskof zulmüne, Doğu Türkistan’da Çin işkencesine vicdanen tanıklık yapmalıdık. O kadar servet ve ihtişamına rağmen Somali ve diğer fakir ülkelerde gıda ve ilaç karşılığında misyonerliğin yayılışına seyirci kalan mukaddes toprakları kirli leşleriyle kokuşturan, batı uşağı Arap liderlerinin petro-dolar alemlerine dalmasını endişeyle karşılamalıydık.