Genç Öncü ve Örnek Neslin İnşası

e-Posta Yazdır PDF

Gençlik gelişme döneminden itibaren mensup olduğu aileye ve topluma karşı sorumlu olduğunun bilincine varmaya başlar, gelecekle ilgili bir meslek edinmesi,  yuva kurması, kimlik ve karakter kazanması bu dönemde gerçekleşir. Küçüklüğünden itibaren din ve ahlak eğitimi gören, aile terbiyesiyle yetişen sıkıntı ve zorlukla baş eden genç parazit arkadaşların saldırısına karşı durur, günah bataklığına kolay kolay düşmez; ama din ve ahlaktan yoksun, televizyon magazin kültürüyle yetişen, saldım çayıra mevlam kayıra anlayışıyla vurdumduymaz ailede büyütülen, her şey elinin altında zorluk çekmeyen tabiri caizse bir eli yağda bir eli balda olan gençler birer başbelası olarak ailenin huzurunu bozacakları gibi toplumda anarşi ve huzursuzluk çıkarmaya da müsaittirler.


Bu anlamda gençliğin karakterinin şekillenmesinde din eğitiminin önemi küçümsenemez. Daha küçük yaşlardan itibaren dimağına yerleşen iyi ve güzel hasletler birer meleke haline gelir. Bu güzel melekeler huy, tıynet ve meziyetlerini şekillendirir. O küçük aleminde afaki ve enfusi olaylar üzerinde tefekkür eder, sebeb-i hikmetini düşünür; o temiz fıtratı sayesinde akıl süzgecinden geçirerek doğrulara ulaşmaya çalışır. Bu dönemde en büyük yardımcıları kendilerini taklid edecekleri anne ve babalarıdır. Gençlerin öğrenmiş olduğu bilgilerin salih bir amele dönüşmesi için örnek alınacak mercinin yani ana-babanın donanımlı ve birikimli olması gerekir. Yine bilginin(marifet, hikmetin) ahlaki erdeme yansıması da ancak erdemli, faziletli ebeveynlere bağlıdır. Böyle ebeveynlere genç nesillerin şahsiyet kazanmalarında ve sorumluluk sahibi olmalarında büyük görevler düşmektedir. Bu görevlerin ferde yönelik tarafları olduğu gibi topluma yönelik tarafları da vardır muhakkak. Şahsiyet ve sorumluluk sahibi olmasında nefis tezkiyesi, ruh terbiyesi, kalbin ibadetlerle doyuma kavuşturulması, aklın ilim nuruyla donatılması gibi ferdi hayatla ilgili olanlar kadar iyiliği emretme kötülükten nehyetme, malın infak edilmesi, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, adaletin gözetilmesi, komşu- akraba ziyareti, küçüklere sevgi ve şefkat, büyüklere saygı ve merhamet gösterilmesi gibi toplumsal hayatla ilgili prensiplerin de payı vardır.

Gençlik Allah’ın bize verdiği ve sağlık, para, zaman gibi hesabını soracağı nimetlerdendir. Gençlik kişinin hayatının en verimli yıllarıdır. Bu verimli yılları malayani ve boş şeylerle, şehvani zevklerle güle oynaya geçirirse ihtiyarlığında bunun bedelini nedamet gözyaşlarıyla öder. Zira Peygamberimiz Hz.Muhammed (S.A.V) gençlik nimeti elimizden gitmeden, yaşlanamadan önce gençliğin kıymetinin bilinmesi yönünde ikazlarda bulunuyor. Önderimiz Hz. Muhammed (S.A.V) : "Beş şey gelmeden evvel beş şeyi fırsat bil: Ölüm gelmeden önce hayatının, hastalık gelmeden önce sağlığının, meşguliyet gelip çatmadan önce boş vaktinin, ihtiyarlık gelmeden önce gençliğinin, fakirlik gelmeden önce zenginliğinin." (Hâkim: Müstedrek) Kendi hayatlarını sorumsuzca, hiç umursamadan şuursuz bir şekilde haz ve zevk odaklı yaşayan günümüz gençliği kendilerine kadın, futbol, magazin ve müzik, para, vb çağdaş putlar edinmişler tapınmak için. Görsel ve yazılı medya gençliği uyutup gündemden alıkoymak için gençliğe hoş vakit geçireceği yeni ilahlar armağan ediyor. Yani Kıblesi kadın olanlar podyumlardaki ilahlarının başdöndürücü cazibesine kapılıp kendinden geçiyorlar; süslü şeytanet tıynetli manken ilahlarını görmek için izdiham çıkarıyorlar, sırf cinsel zevklerini tatmin etmek için.


Diğer taraftan kıblesi futbol olanlar üstü açık tapınaklarda(sahalarda) küfürlü tezahüratlar yaparak fanatikliklerini ortaya koyup rahatlıyorlar.  Yazık bunlara! Keşke anlasalar bu tanrılaştırdıkları varlıkları Allah’ı sever gibi severek(şirk koşarak)1 büyük bir zulüm işlediklerini! Ve anlasalar  yaşadıkları dünya hayatının oyun, eğlence kendi aralarında övünme mal ve evlat yarışından2 ibaret olduğunu,  kalplerin de ancak Allah!ı anmakla3 mutmain olacağını! Yürek Kabelerindeki putları devirememişler. O yüzden yüreklerine söz geçiremiyorlar, başkalarına kulluk ettiklerinden esaret altındalar. Özgür olmaları için Bir ve Tek Olan’a ibadet ve kulluk yapmak gerek. Bu da ancak İbrahim’in baltasıyla tüm putları temizleyip gönüllerini tevhid kalesi, nefisle cihad meydanı, vahyin kendisini şereflendirdiği yer, ilahi aşkın tecelli ettiği yer yapamak lazım. İmam-ı Gazali Hazretleri’ne göre gerçek hürriyet(özgürlük) şehvetlerin esaretinden ve dünya sıkıntılarından kurtulup meleklere benzeyerek şehvet ve dünyayı kendi idaresi altına almaktır. İbadet, riyazet(arınma, temizlenme)ve mücahede(nefisle cihad)  de bu özgürlüğe ulaşmak için yapılır.4 bu yüzden peygamberimiz devamlı ibadet eden genci övmüş ve müjdelemiştir. Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edilen bir hadisde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Kıyamet gününde arşın gölgesinde gölgelenecek yedi kişiden birinin de Allah'a ibadet içinde yetişen genç olduğunu buyurmuştur.5 Genç hayvani istek ve arzularından vazgeçip kendini arındırarak  erdemli ve faziletli ameller işleyip ulvi makama eriştirerek melekler seviyesine kavuşabilir. Abdullah İbni Ömer'den rivâyet edilen bir hadîsi kudsîde Rabbimiz meâlen şöyle buyurur: "Kaza ve hükmüme inanan, Kitâbın (Kur'an'ın) hüküm ve tavsiyelerine boyun eğen, verdiğim rızıkla kanaat eden, şehevânî arzularını Benim rızâm için terkeden genç bir mü'min, katımda bir kısım meleklerimin derecesindedir." (Deylemî).


Bizdeki gençlik çağı baharın gelişine benzer. Tıpkı baharın gelişiyle tabiat nasıl diriliyor, her taraf nasıl yemyeşil ve canlıysa; gençlik de bu çağda heyecanlı dinamik hareketli ve kuvvetlidir. Fakat baharın gidip yerine kışın gelmesiyle adeta tabiatın üzerini kefen misali beyaz bir örtü kaplar her yerde sessizlik, durgunluk başlar; sanki ölüm provası gibi. İşte bunun gibi gençlik ihtiyarladığında saçlarına ak düşer, feri çekilir, heyecanı kaybolur vücud hatları soluklaşır ve artık yavaş yavaş kuvvetten düşer. Ömrünü risale gençliğinin yetişmesi ve eğitilmesine vakfeden Üstad Bediüzzaman Said Nursi  gençlik rehberinde gençlere hitaben şöyle tenbihte bulunur : ‘‘Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşrûada kalmazsanız, o gençlik zâyi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyâde belâlar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye ile, o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak, iffet ve nâmusluluk ve tâatte sarf etseniz, o gençlik mânen bâkî kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak. ’’


Keyfine göre yaşayan gençler ibadeti erteleyerek daha genciz vakti var zamanı geldiğinde yaparız, ederiz derler. Bilmem herkesin hakkını teslim ederler de sıra niye yaratıcının hakkına gelince (yani kulluk, ibadet ) niye unuturlar yada aileler bu görevi unuttururlar bu körpe yavrularımıza? Bilmezler mi ki, ölüm çocuk, genç, yaşlı dinlemez. "Sonra O sizi bir bebek olarak hayat alanına çıkarır; ardından güçlü çağınıza ulaşıncaya, sonra da yaşlılar haline gelinceye kadar sîzi yaşatır; içinizden bazıları bundan önce vefat eder. Sonuçta belli bir vakte kadar yaşamaktasınız. Umulur ki (bunlar üzerine) akıl yorarsınız " (Mümin/67) Hesap, kitap(amel defteri), mizan, sırat köprüsü, cennet ve cehennemin hak olduğuna inandıklarını söyledikleri halde hiçbir hazırlıkları yok. S Her geçen gün evlatlarını biraz daha ateşe yaklaştırıyorlar. Halbuki Cenab-ı Allah(c.c) Kuran-ı Azimüşşan’da: " Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun". (Tahrim/6) buyuruyor.


Ruhen doyumsuz olan gençler, başıboş ve anlamsız bir girdaba sürükleniyorlar. Hayatın amacını sorgulamıyorlar, kendi yaradılış gerçeğinden habersizler,  nefsin tuzakları ve şeytanın hilesi onları fıtratlarından uzaklaştırıyor. Ama biraz kevni ayetler üzerine yani yaratılmışlar üzerine( kainat, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, denizler, bulutlar vb) tefekkür etseler, gaflet perdesi aralanır. Bütün bunların boşa yaratılmadığını kainattaki nizam- intizamın olduğunu Allah'ın varlığının ve birliğinin delilleri, kudretinin ve yüceliğinin birer nişanesi olduklarını farkederler. ‘‘Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün farklı oluşunda aklı selim sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru! ’’ (Âl-İ İmrân /190-191)  "Aynı şekilde göklerin direksiz yaratılması,6 karanlıkta insanların yolunu bulmada birer pusula gibi yıldızlardan faydalanması,7 güneşin ısı, ışık ve enerji saçan bir kandil(ışık kaynağı) ; ayın da ondan aldığı ziyayı(ışığı) yansıtan bir gök cismi olarak yaratılması,8 yeryüzünün insanlar için bir döşek9 gibi yaratılması, kazık gibi9 çakılan dağların da insanları sarsmaması için10 denge unsuru olarak yaratılması, rüzgarın aşılayıcı olarak gönderildikten sonra bulutların hareketlenip yağmurun yağması11daha sayamadığımız bir sürü yaradılış gerçekleri O Büyük Nakkaş’ın kainat üzerindeki hakimane ve latifane nakışlarını, O Büyük Sanatkar’ın arz ve semavattaki mucizane sanatını gösteriyor. Bakın Üstad Bediüzzaman kainat ve içerisindeki iman hakikatleri konusunda ne söylüyor: ′Evet, dünya yüzünü bu kadar müzeyyen masnuatıyla süslendirmek, ay ile güneşi lâmba yapmak, yeryüzünü bir sofra-i nimet ederek mat'umatın en güzel çeşitleriyle doldurmak, meyveli ağaçları birer kap yapmak, her mevsimde birçok defalar tecdit etmek, hadsiz bir cûd ve sehâveti gösterir. Hem herşeyin san'atında nihayet derecede intizam bulunması gösterir ki, nihayetsiz bir hikmetle iş görülüyor. 12 Tabiatın düzenli işleyişi Allah'ın sadece varlığını değil, onun birliğini, ortaksızlığını; bilgisinin, iradesinin ve kudretinin mükemmelliğini, sürekliliğini, eşya üzerindeki tasarruf ve tesirini de kanıtlamaktadır. Öyle ki, O'nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Gaybın anahtarları O’nun katındadır.( En'âm /59)


Savunmasız gençler, günahkar toplumun azgın küfür ve fısk dalgalarına karşı koyamıyorlar, onları iman sahiline atacak can simidini yani nuhun gemisinin arayışı içindeler. Helaka doğru giden mücrim topluluktan ayrışmayı umuyorlar. Bu ayrışma bedenlerinde dıştan şeytanın kovulduğu içten ise nefsin alaşağı edilip iktidardan indirildiği, vahyin öncülüğünde ve yardımcısı akılla birlikte yönetimin ele geçirildiği,  kalbin şükre, dilin zikre alıştığı ve diğer azaların bela ve musibetler sabrettiği salih ve saliha gençlerin öncülüğünde gerçekleşecektir. Tıpkı Kuran’da bahsi geçen mağarada 309 yıl uyuyakalan Ashabı Kehf gençliği gibi. Allah (c.c) Kuran-ı Kerim’de Ashab-ı Kehf’in (mağara gençlerinin) o zamanki zalim kral Dakyanus'a karşı gerçekleştirdikleri şanlı kıyamlarını kıyamete kadar tüm müminlerin dillerinde destanlaştırdı ve sembolleştirdi: “Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve biz de onların hidayetlerini arttırmıştık. Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbi'dir; ilah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız." "Şunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?" (İçlerinden biri demişti ki:)"Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın." (Kehf /13-16) Konuyla ilgili Besairul-Kuran tefsirinde şu tespitler bulunuyor: 


′ Biz bir zalim kralın şerrinden, bir zalim toplumun şerrinden ve fitnesinden sana sığındık. Zalim bir krala kulluktan kaçıp sana kulluğa sığındık. Müşrik bir toplumun anlayışlarından kaçıp ancak seninle beraberliğimize imkân veren bu mağaraya sığındık. Seninle bizim aramıza giren sana kulluğumuzu engelleyen zalim bir hükümdardan, müşrik bir toplumdan aramıza giremeyecekleri ve kulluğumuzu engelleyemeyecekleri bir ortama hicret ettik. Ya Rabbi ne olur işlerimizde bize doğruluk ver. Hakkımızda vermiş olduğun hükmün âkıbetini bizim için doğru çıkar. Yâni bizim âkıbetimizi, sonumuzu güzelleştir. Bizi dünya hayatının zilletinden, dünya hayatında bu kâfir ve zalimlerin elinde oyuncak olmaktan ve böylece dinimizi kaybetmekten ve âhiretimizi berbat etmekten bizi koru. 13

Unutmayalım ki, bugünün gençleri yarının büyükleridirler. Bir milletin kaderini tabiri yerindeyse lokomotif gücü olan idealist, fedakar ve gayesi olan gençler belirler, değiştirir. Büyük milletlerin kültür ve medeniyet sahasında ilerleyişleri, tarih sahnesinde boy göstermeleri, gençliğine yatırım yaptıklarını yansıtır. İslam medeniyeti gençliğin kültür-edebiyat, bilim-teknik, din ve ahlak yönünde eğittiği için başka medeniyetlerin etkisi altına girip dejenere olmadı, kendi sac ayakları üzerinde kalkınma ve gelişme gösterdi, bekasını uzun süre korudu. Ama sonradan batının taklid edilmesiyle islam kültürüne yabancı kültürlerin sızmasıyla kimliklerini yitirdiler, parlak bir yükselişin ardından ani bir düşüşe geçildi. Necip Fazıl’ın tabiriyle kendi kökünden beslenmeyen ağaç kurumaya başladı.


Batı taklitçiliğinin had safhada olduğu ülkemizde maalesef yabancısı olduğumuz batı kültür ve yaşam tarzı her geçen gün gençlerin vazgeçilmezi oluyor. Ecdadın mirasına sırtçeviren gençlik gemisi kendi sularında alev alıyor hem de düşman tarafından. Geçmişi bir çırpıda elinin tersiyle itip geleceğe başkalarının at gözlüğüyle bakan gençliğin sonu pek de iç açıcı değil. Halbuki Mehmet akif’in dediği gibi batının tekniği ve bilimi alınmalı, yoksa kültürü ve ahlakı değil. Bulundukları topluma damgasını vuran büyük amaçları, idealleri olan, inandıkları davalarına sadık genç nesiller hep varolagelmişerdir. Bunların arkalarında büyük unutulmaz şahsiyetlerin olduğu da muhakkaktır. 

Mesela dünyada Seyyid Kutup “Kur’an Nesli” ile; ülkemizde Mehmet Akif “Asım’ın Nesli” ile, Sezai Karakoç “Diriliş Nesli ” ile Necip Fazıl “Büyük Doğu Nesli” ile kavuşmasını arzuladıkları, özlemini çektikleri; o dava gençliğinin, o münevver neslin portresini, ruh halini kitlelere yansıtırlar. Evet Seyyid Kutub’un Kuran Nesli o eşsiz ve örnek Güzide Sahabe Nesli’nin ilham alıp beslendiği gibi saf ve katıksız Kuran menbaından kana kana içmek Muhammedi rehberliğin verdiği şuurla cahiliyyeden ayrışarak bütün söz, fiil ve hallerde islami kimliğe bürünmektir.  Mehmet Akif Baytar mektebinde okurken sınıf arkadaşları ile sözleşirler. Kim önce vefat ederse geride kalan çocuklarına diğerleri bakacaktır. Sözleşmelerinden yirmi yıl sonra arkadaşı vefat eder geriye iki çocuğu ile hanımı kalır. Âkif'in son derece maddi sıkıntıda olduğu bir dönemde meydana gelen bu olay karşısında verdiği sözü tutar ve arkadaşının ailesine sahip çıkar. Bu olay gösteriyor ki, Asımın Nesli’nden maksadı da sözünden caymayan, sıkıntı ve zorluklarda bile hedefinden sapmayan; mert, yürekli, din ve vatan uğruna herşeyi göze alan neslin yetişmesidir. Sezai Karakoç’un Diriliş düşüncesinin altında onun medeniyet tasavvuru yatar. Karakoç “İnsanlığın var olduğu andan bu yana iki medeniyet çarpışmaktadır. İyinin medeniyeti ile kötünün medeniyeti. ” derken de iyi ile islam medeniyeti diğer bir tabirle vahiy medeniyeti; kötü ile de batı medeniyeti yani küfür milletleri kastediliyordu. Müslümanların ölüm uykusu dediği kış uykusundan uyanıp diriliş baharına sabahlamaları vaktinin geldiği derken diriliş neslinin amentüsünü açıklıyordu. Aynı şekilde bat medeniyetiyle hesaplaşabilmek için kendi kültür ve sanatımızda, bilim ve tekniğimizde  ilerleme ve gelişmenin olmasını bunun içinde diriltici ruhu olan islamın dinamiklerine yönelmemizi istemektedir.Necip Fazıl ruhu çürütülmüş kalp medeniyetinden uzaklaşmış ve sorunlarının farkında bile olmayan toplumun içinden çıkacak mukaddes emanetin takipçisi ve taşıyıcısı olan Büyük Doğu Nesli’nin çıkacağı umudunu sürekli gündemde tutar. Ayrıca Doğu - batı ayrıştırması yaparken de sorunu uygarlık kavgasından ziyade inanç - inkar düzleminde ele alarak toplumdaki kişiliksizlik ve batı taklidçiliğinin islamın ruhundan ve ahlâkından uzaklaşmayla meydana geldiğini izah eder.


O ne muhteşem gençliktir ki, toplumsal yozlaşmaya karşı durmak için iyiliği emreder kötülükten sakındırırlar, günah ve isyan konusunda değil, iyilik ve takva üzerine yadımlaşır, komşusu açken tok yatmaz, yetim ve fakirleri gözetirler. Başına  gelen bela ve musibetlere karşı sabreder, mal yönünden kendisinden düşük kimselere bakıp şükreder, ilim yönünden kendisinden yüksek derecede olanlara bakıp gıpta ederler. Davet ve tebliğ yoluna insanları hikmetle ve güzel sözle davet eder, kötülüklerden hicret edip nefsiyle cihad eder, derin murakebe ve muhasebeyle şuurlanır, ihlas ve huşuyla ibadet eder, ilmiyle amel eder, şeref ve izzeti Allah ve Rasulü’nun yanıında ararlar. Allah’ı(c.c.) Rab,  Peygamber’i(S.A.V) Önder, Kuran’ı Rehber edinirler, ana ve babasına salih evlat, Peygamberine Ümmet; Allah’a salih kul olmaya çalışırlar. 


İşte yukarıda vasıfları sayılan bu nesil öncüdürler; çünkü "Sonra biz kullarımızdan seçtiklerimizi o kitaba mirasçı kıldık. Onlardan kimi kendine kötülük eder, kimi orta bir durumdadır, kimi de Allah'ın izniyle hayır işlerinde yansır; işte büyük lütuf budur."(Fatır/32) ilahi hitabına mazhar olmak için şükürde, kullukta, takvada, teslimiyette en önde olmak için yarışırlar, Allah’ın dinini yaşama ve uygulama konusunda, sabırda, tevekkülde en önde giderler. Ve yine onlar örnektirler; çünkü "Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, marufu emreden, münkerden alıkoyan Allah'a inanan hayırlı bir ümmetsiniz. Kitap ehli inanmış olsalardı kendileri için daha hayırlı olurdu; içlerinde inananlar olmakla beraber, çoğu yoldan çıkmıştır." (Âl-İ İmrân/110) ayetine uygun davranırlar. Ayette bu ümmet nasıl insanlık için çıkarılmış hayırlı, dosdoğru, adaletli, ölçülü, mutedil ve dengeli tutum ve davranışları sergileyen insanlığa örnek ve rehberse; bu onurlu, ilkeli ve şahsiyetli mümtaz genç nesil de diğer gençlik için öyle örnek ve önderdir tüm hal ve hareketlerinde. Böyle gençlik için ahirette mükafat olduğu gibi dünyada mükafat vardır. "Oysa biz o ülkede güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak, onları (ülkelerinin) vârisleri yapmak, o ülkede iktidarı ele almalarını sağlamak, Firavun'a, Hâmân'a ve ordularına sakındıkları şeyi onların eliyle başlarına getirip göstermek istiyorduk."( Kasas/5-6) İşte ayette belitildiği gibi zulmün ortadan kaldırılıp onların eliyle adaletin tesis edilmesi. Bu şerefli göreve namzetler. İşte o zaman cennette Allahın razı olacağı kullar arasına girer. Ey huzura eren nefis! O, senden, sen de O’ndan hoşnut olarak Rabbine dön! İyi kullarım arasına katıl.Cennetime gir.(Fecr /27-30) İlahi hitabına mazhar olur.


Son olarak Rabbimizin Kuran-ı Kerim’de bize öğrettiği dualarla bitirmek istiyorum.


"Ya Rabbi, bizi yalnız sana itaat eden kullarından kıl! Ve neslimizden de yalnız sana itaat eden müs-lüman bir ümmet getir! Ya Rabbi, bize ibâdet yerlerimizi de göster. Bizim tevbelerimizi de kabul buyur. Sen tevvabsın, sen tevbeleri kabul edensin."(Bakara/128) "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap"(Furkan/74)   Amin. Vesselamun alel mürselin velhamdulillahi rabbilalemin.

Selam ve dua ile.

..................................................

KAYNAKLAR

1) Bakınız: Bakara Suresi / 165-167

2) Bakınız: Hadid Suresi / 20

3) Bakınız: Rad Suresi /28

4) Gazali, İhya, III/277, Mizanu’l Amel, 21

5) Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikâk 24, Hudûd 19; Müslim 91, (1031); Muvatta 14, (952, 953); Tirmizi, Zühd 53, (2392); Nesâi, Kudât 2, (8, 222, 223)

6) Bakınız: Rad Suresi /2

7) Bakınız: En'âm Suresi / 97

8) Bakınız: Nuh Suresi / 16

9) Bakınız: Nebe Suresi / 6-7

10) Bakınız: Lokman Suresi / 10

11) Bakınız: Rum Suresi / 48

12) Onuncu Söz / Dördüncü Hakikat / Bediüzzaman Said Nursi

13) Bakınız: Kehf Suresi 9-16.Ayetlerin Tefsiri /Besairul-Kuran/Ali Küçük