Müslüman Ülkelerdeki Değişim Rüzgarları

e-Posta Yazdır PDF

Bütün Arap dünyasını ve Ortadoğu’yu kasıp kavuran halk ayaklanmaları yıllardır ülkelerinde ahtapot misali iktidarlara çöreklenen despot, halktan kopuk saraylarında müsrifce yaşayan, petro- dolar alemi yapan şeyh yada kraliyet ailesinden gelme zevatın işlediklerine karşı verilen aşırı reaksiyon patlamasıdır. Tabii ki, bunun yanında yoksulluk, işsizlik, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, siyasi yozlaşma, baskı ve istibdat, kötü ve ağır yaşam koşulları vb. başta gelen nedenler arasında sayılabilir. Bugün yerüstü ve yer altı zenginliğine sahip birbuçuk milyarlık İslam alemi faklı ülkelere bölünmüş,  bu ülkelerin her birindeki kukla liderler BM, NATO VE ABD gibi emperyalist  güçlerin güdümünde ülkelerini felaketin eşiğine getirdiler. Leş arayan bir karga misali sömürgeci güçler Müslüman Ülkelerin üzerinde hedef stratejisi kuruyorlar. Daha sonra gözüne kestirdiği ülke üzerinde komplo teorileri kuruyor; ardından demokrasi, özgürlük ve insan haklarıgetireceğiz yalanlarıyla dünya kamuoyunu uyutuyorlar. Halbuki fesattan, bozgunculuktan, her yeri tarumar etmeden başka getirecekleri bir şey yok. “Onlara yeryüzünde bozgunculuk yapmayın denildiğinde, biz sadece ıslah edicileriz derler. Onlar gerçekten bozguncular değiller mi? Fakat bunun farkında değillerdir” (Bakara/ 11-12) Sömürgeciler aynen bir avcı misali avını yakalıyorlar ve dünya seyrediyor bunu. Irak’ta ve Afganistan’da bunu yaptılar ne yazık ki, hem de biz müslümanların gözü önünde. Geçmişi emperyalizm, kan, zulüm ve gözyaşıyla dolu ABD'nin Irak'ta, Afganistan'da yaptığı vahşeti, işkence ve katliamları, Ebu Garib'de yaşattıklarını hafızalarımızdan nasıl unutabiliriz? Şu bilançoya bakarmısınız Amerika, Irak'ta 6.5 milyon çocuğu babasız bıraktı... Yaklaşık 150 bin kadına tecavüz ve ve işkence edildi 2.5 milyon kadın dul kaldı, 60 bini psikolojik tedavide halen 600'e yakın çocuk gözaltında ve hangi şarlarda bulunduğu bilinmiyor. BM Çocuklara Yardım Fonu'nun Mayıs'ta yayınladığı verilere göre ülkedeki işkencenin boyutu tahmin edilmiyor.  Afganistan'da da her gün onlarca sivil katlediliyor. Düğün konvoylarını ve evleri gözünü kırpmadan savaş uçaklarıyla bombalayan işgal kuvvetlerinin vahşeti aralıksız sürüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, sadece 2004 yılında 5 bin sivilin öldürüldüğünü belirttti. Örgüte göre, 2007 ve 2008'de öldürülen insan sayısı 4 kat arttı. Afgan hükümet temsilcilerine göre 5 yılda 30 binden fazla sivil hayatını kaybetti.

            ABD; Bush döneminde zirveye çıkan vahşeti, başarılı bir halkla ilişkiler çalışması sonucu tüm dünyada estirmeyi başardığı Obama rüzgarı ve 'ilk siyah başkan' figürüyle unutturmaya çalışıyor. Özgürlük ve demokrasi sloganıyla Ortadoğu coğrafyasını parça parça bölerek kan gölüne çeviren ABD; kirli ellerini, Demokrat Obama'nın 'değişim sabunu' ile temizleme kampanyası başlattı.1 Bugün aynı oyun Libya’da oynanıyor. NATO güçleri ülkeye müdahale etti. Üstelik ülkemizi de yanına alarak, bir Irak benzeri durum yaşanacak gibi görünmektedir. Libya’nın petrol ülkesi olması emperyalist ülkelerin bu ülke üzerinde oyun oynamaları için yeterlidir.


            Libya’ya yönelik bu saldırılar sonrasında oturup analiz yapıldığında, ortaya çıkan tablonun Vietnam, Afganistan ve Irak’tan farklı olmadığı görülecek.


            Emperyalistler sürdürdükleri savaşlarla, Müslüman topraklarını işgal ederken, Müslümanların kanını da akıtmaktadırlar. Ortadoğu’da dün savaş vardı, bugün de savaş var. İran-Irak Savaşı, Körfez Savaşı, Çekiç Güç, Somali Operasyonu ve Irak’ın işgali hep petrolcüler tarafından çıkarılan savaşlardır.  Batı islam dünyasının zenginliklerine gözünü dikmiş, yeri ve zamanı gelince bir yolunu bulup operasyonlarla Müslümanların ellerindeki kaynaklara hakim olup hegemonya kurmak isterler. 'İslâm Dünyası; dünya petrol rezervlerinin % 65’ne sahiptir. İslâm Ülkeleri, diğer madenler yönünden de zenginliklerle doludur. Dünyadaki maden üretimine göre; uranyum üretiminin % 39’u, kalay üretiminin % 52’si, pamuk üretiminin % 21’i, fosfat üretiminin % 41’i İslâm Ülkeleri’nin elinde bulunmaktadır. Ancak ne acıdır ki, Müslümanların sahip olduğu bu kadar ekonomik zenginlik, Batılı sömürgeci güçlerce tarumar edilmekte ve sömürülmektedir. '2 Uyuyan İslâm Dünyası artık acı günleri geride bırakıp bir intifada meşalesi ile yavaş yavaş her tarafa yayılıyor. Bu küçük kıvılcım dalgasında halklar, insanca yaşam taleplerini yani bireyin hak ve özgürlüklerinin elinden alınmadığı, müreffeh ekonomik asgari geçim standardının olduğu, baskı ve şiddetin olmadığı, sosyal güven ortamının oluştuğu şartları istiyorlar. Artık kukla rejimlerin zamanı geçmiştir. Mustazaf ve mazlum halklar bir direniş muştuyla, bir kıyam türküsüyle aydınlık günlerin fecrine doğru yürüyorlar. Bu müstekbir yöneticilerin, çağdaş firavunların, tağutların, nemrutların alaşağı olup saltanatlarının sonuna işaret ediyor. “ Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir. ”(Şuara /227)


            Müslüman Halk ayaklanmaları önce Tunus’ta başlayan daha sonra Cezayir, Mısır, Libya, Ürdün, Yemen, ve son olarak Suriye’ye sıçramıştır. Bu isyan post modern Arap Halklarının isyanıdır. Bu rüzgar şuan bazı ülkelerde meltem olarak eserken, Tunus ve Mısırda rüzgara ve kasırgaya dönüşüyor. Zulümler elbette payidar olmaz. Devletler asla zulümle ayakta duramaz; ancak adaletle ayakta durur. Uzun süreden beri halkalrına işkence eden, baskı kuran ve arkasına süper güç devletlerin desteğini alan diktatörler birer birer düşerek ortadan kaybolmaktadırlar. Tunus’ta başlayan zulme ve diktaya başkaldırı yangını, Mübarek’i de yaktıktan sonra şimdi Kaddafi’nin paçasını sarmış durumda.Tağut Zeynel Abidin Bin Ali. 23 yıllık Tunus iktidarı yaklaşık iki ay süren gösterilere dayanamadı. Soluğu Arabistan‘da aldı. Tunus‘ta Bin Ali‘yi deviren halk diğer halklara da örnek teşkil etti. Artık Arap halklar da kendi güçlerinin farkına varmaya başladı. Firavun Hüsnü Mübarek 30 yıllık dikatörlük dönemi halkının isyanı ile noktalandı.Mübarek’in de Arabistan’a gittiği sanılıyor. İsyanın sembolü haline gelen Kahire‘nin ünlü Tahrir Meydanı‘nı Mısırlılar 18 gün boyunca boş bırakmadılar. 1969‘dan beri Libya‘yı yöneten Muammer Kaddafi, Libya’da İslam ilkelerine dayanan yeşil sosyalizmi kuracaktı! Şimdi kendi halkını bombalıyor. Kaddafi’ye karşı isyan bayrağı açan Libyalılar bir çok şehri ele geçirmesine rağmen, Kaddafi birlikleri geri almayı başardı.


            Kuzey Afrika’da ve Orta Doğu’da olup bitenleri anlayabilmek için, ABD tarafından sekiz yıl önce devreye sokulan Büyük Orta Doğu Projesi’ni bilmek gerekiyor. İsrail ve ABD tarafından yürütülen projeyle ılımlı İslam yani Amerikancı İslam, bölgeye hakim olacak suya sabuna karışmadan güle oynaya yaşayan hissetmeyen düşünmeyen liberal demokrat Müslüman modeli üretmek. Türkiye’nin de eş başkanlığını yürüttüğü ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi ile beş temel hedefi vardı:

        1- Orta Doğu’nun kontrolünü ele geçirmek.

        2- İsrail’in güvenliğini garanti altına almak.

        3- Zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarının denetimini sağlamak.

        4- Avrupa Birliği, Çin ve Japonya’yı bölgedeki ekonomik zenginliklerden uzak tutarak, rekabette öne geçmek.

        5- Var olduğunu iddia ettiği “İslâmi terör”ü bitirmek…3


            Toplumların eceli, yani yıkılış zamanı gelince bunun bir anlık süre için öne alınmayacağı gibi, geriye bırakılmayacağı da bildirilir. Sürelerini dolduran ümmetler ve uluslar, tarih sahnesinden silinir ve egemenliklerini kaybeder, başka ulus ve yönetimlerin egemenliği altına girerler. “Her ümmetin (takdir edilmiş) bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geriye atabilirler, ne de bir an ileriye alabilirler (Allah’ın takdir ettiği vakitte yok olup giderler).” (7/A’râf, 34)


            Bu zulümler sadece, zalimleri ve avanelerini sorumlu tutmaz. Bu zulümleri engellemek adına hareket etmeyen tüm Müslümanları da sorumlu kılar. Bakın Rabbimiz bu konu hakkında bizleri nasıl uyarıyor:


            “Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.” (Enfal 25)

            Zulümden sahici anlamda kurtulup, bütüncül gerçek adalete ulaşmak, ancak, bütün halkların ve insanların yaratıcısı olan ve hepsine adaletle en temel hakları lütfetmiş bulunan Allah (c)’ın hükümlerine dayalı bir anayasayla ve İlâhî vahyi esas alan bir sistemle mümkündür. Umarım inşallah bu ayaklanmalar Afrika’da ve Ortadoğu da esen rüzgârlar; bağımsızlığın, tevhidin, adaletin, özgürlüğün rüzgârı olsun. Bütün ülke halklarını barışa esenliğe götürsün.

KAYNAKLAR
1)Vahşete Kara Örtü / Muhacirin.blogcu.com 2)Petrol Politikası, İslâm Dünyası ve Türkiye / Şevki Çobanoğlu 3)Bin Ali, İn Aliİ, Cin Ali..,.Ortadoğudaki gelişmeler/Ahmet Kalkan