Müslümanların İçine Düştüğü Halin İzahı

e-Posta Yazdır PDF

Müslüman olduğunu iddia eden bir toplumun içine düştüğü acıklı hali anlatmak zor olacak sanırım. Hani Samuel smiles der ya sözde ve harekette doğruluk karakterin belkemiğidir diye, bu sözün yansıması olarak inandıklarını yaşamayan toplum bir süre sonra yaşadıklarına inanmaya başlar. Öncelikle toplumu ahtapot gibi saran uyuşturucu, içki, kumar, zina, faiz, hırsızlık, rüşvet, adam kayırma, israf vb. helal ve haramlara dikkat edilmediği durumlarda namus, vicdan ve ahlakın kalmadığı daha net ortaya çıkıyor. Ağzına kadar günahlara ve haramlara batan bir toplum duruyor karşımızda, üstelik alenen günahları işleyenlerin ebeveynleri müslüman, bunların kimliklerinin din hanesinde de islam yazıyor, konuştuğunda da elhamdülillah müslümanım demekten de geri durmuyorlar. Müslüman bir ülkede camilerde vakit namazlarında saflarda müslümanım diyen kimseleri pek göremiyoruz, lakin okul köşelerinde esrar - eroin satanları, sokak aralarında uyuşturucu mübtelası olanları, ailelerin ihmal etmesinden dolayı içkili kafelerde gününü gün eden fuhşa itilen gençleri görmek üzüntü ve kaygı verici. Konuşma tarzından saç stili ve giyim kuşamına kadar her alanda  mankenleri, şarkıcıları, futbolcuları ve mafyayı örnek almaya çalışan, kitap okumayan, kültürsüz,  tarihinden  habersiz  bir gençlik duruyor karşımızda, bunun sonucundaysa doğal olarak  paraya, mala, şöhrete ve güce kul- köle olan  kişiler yetişiyor, ne acı bir tablo değil mi? Tüm bu suçların temel sorumluları aile ve arkadaş çevresidir, ancak onlar dışında kardeşleri yokluktan yiyecek bulurum umuduyla çöp kutularını araklarken kendileri de çevrelerinden habersiz bir şekilde garip- gurabaya yardım etme gereği duymayan tıkabasa yiyip içen, göbek yağını eritmek için spor merkezlerine koşan, bencilce davranıp rahat ve lüks içinde ibadet  eden vurdumduymaz müslümanlar ile ilmi olduğu halde sorumluluktan kaçıp suça itilen kardeşlerine nasihat etmediği gibi tabiri caizse çukura yuvarlanan kardeşlerine bir tekme de kendileri vurmak suretiyle onları kötüleyip etiketleyen müslümanlar da en az aile ve arkadaş çevresi kadar olmasa da sorumlu olup vebal altındadırlar. 


Bu toplumda etliye sütlüye karışmayan neme lazımcılar çoğunluktayken birlikte bindiği geminin su alıp batmasından endişe eden, sorumluluk bilincinde olan emr-i bilmaruf ve nehy-i anilmünker görevini yapanlar nedense azınlıktalar, nerdeyse onlara da engel olunmakta. Nedense toplumda ses çıkarmayan, kendi halinde, başkasının derdiyle ilgilenmeyen bireyler destekleniyor görüntüsü var. Bir yerde herhangi birisine zulüm yapılırken inançlı olan kişiler bile! Oturup izlerlerse, ses çıkarmazlarsa ne kadar mesafe alınabilinir? varın siz düşünün! Kardeşine yapılan zulme  karşı çıkmayıp  adaletin tesisine yardımcı olmayan  müslümanlar unuttular mı yoksa ‘hayır ve takva üzere yardımlaşın, fakat günah ve düşmanlık üzere değil’ (Maide /2 ) ilahi fermanını. Bununla beraber gücü ve imkanı olduğu halde şartlarını zorlamayıp kendisine yapılan zulüm ve haksızlıklara eyvallah edip ses çıkarmayan tabiri caizse sağ yanağına vurulduğunda sol yanağını çeviren kimseler ( Nisa / 97) ayeti kapsamında günah içindedirler. Maalesef bizim müslümanların ekserisi dilsiz şeytan rolünü oynuyor; beş vakit  namazın farz olduğunu  biliyor da, haksızlıklara karşı gelmenin adaletin yerini bulması için uğraşmanın farz olduğu nedense unutuluyor. Bu konuda  tarihe adını yazdıran Rachel Corrie bizlere örnek olabilecek bir şahsiyettir.16 Mart 2003 yılında Filistinli bir doktorun evinin yıkılmaması için kendini İsrail buldozerinin önüne atarak ölüme  meydan  okuyan, hayatı pahasına haksızlığa meydan okuyarak  kör ve sağır dünyanın yüzüne karşı “Zulüm bizdense ben bizden değilim” diyebilecek kadar cesur ve onurlu Rachel Corrie.  Vicdanını tüm dünya mazlumlarına gölge yapan Racheli egoist ve hedonist, vicdanı silik müslümanlar anlayamazlar. Çalıştığı işyerindeki yada oturduğu mekanda yanıbaşındakine yapılan zulme sessiz kalanlar kolaycılığa kaçıp pankart açarak İsrail’i kınıyorlar; söyler misiniz? kim duyacak sizi, yüreğiniz yiyorsa gidin Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da cihad edin de göreyim sizleri! Medyatik olmak kolay, ama savaşıp gazi yada şehit olmak çok zor, üstelik yaşadığınız müslüman bir ülkede kardeşlerinize yazılı yada görsel medya yoluyla terörist damgası vurulması kadar acı birşey yok. Yada 28 Şubat mağduru binlerce Müslüman kardeşimiz için de bir gün yürüyüş yapıp pankart açtınız mı, iktidar muhafazakarların elinde olmasına rağmen 28 Şubat zulmü hala devam ediyor. Yiğitlikleriniz kabınıza sığmıyor mu? Biraz açık sözlü, mert olun da sözlerinizin itibarı olsun, yaptıklarınızın kıymeti bilinsin, bu arada elinizi taşın altına niye koymadığınızı bilelim.


İhmalkarlık ve sorumsuzluk had safhada olduğundan günahlar adeta sıradanlaştı, müslüman bildiklerimiz şuursuzlaştı, rock müziği yarışmasına katılan imamlardan içki reklamında oynayan, milli piyango satan başörtülülere kadar indi bu melanetlik.  Rahmetli  Osman Yüksel  Serdengeçti  diyordu  ya  iki şeyin  millisini sevmedim biri milli  şef, diğeri  milli piyango, aslında serdengeçti  laik bir ülkede yaşadığımıza parmak basıyor; öyle ya diyanet şans oyununun haram olduğunu söylerken, milli piyango idaresi bu haramı devlet eliyle işliyor. Bazen de küçük yaşta çocukların kuran kursuna gidip dinlerini öğrenmelerine karşı çıkanlar küçücük yaştaki çocuklarına özendire özendire içki içiriyorlar. Dine düşmanlık geçmişten bugüne hep olmuştur bunu biliyoruz, fakat asıl anlamadığımız nokta dinsizlerin ekmeğine yağ süren müslüman geçinenler ne yapmaya çalışıyorlar?  Bilelim ki, içinde yaşadığımız taşı toprağı şehit kanlarıyla sulanmış ecdadımızın bize yadigarı olan bu ülke bu günlere kolay gelmedi, Bu ülke bu günlere kolay gelmedi şapka takmadığı için asılan İskilipli Atıfların, Şalcı Bacıların mirasını kirletemeyeceksiniz, Mehmet Emin Akın hocanın “bizim dedelerimiz Çanakkale’de savaştı” diyen laik bir bayana cevaben dediği gibi “biz Çanakkale’de savaşan dedelerinize benziyoruz, ama siz dedelerimizin  savaştıklarına benziyorsunuz.” Öyle değil mi savaş düşmana benzemekle kaybedilir. Değil mi? ya düşmanın bizimle savaşmasına gerek kalmadı!, yeni yetmeler yaşam tarzıyla düşmana benzemekle meşguller. Heyhat gelin görün ki, kılık kıyafet  kanununa uymadığı için asılan ecdadın torunları şimdilerde dans etmek,bale yapmak, flörtüyle sinemaya gitmekle övünüyor. Flört artık doğal hale geldi, sevgilisi olmayana garip bakılıyor, aileler engel olacaklarına teşvik ediyorlar. Bir kimse biraz ar sahibi, namuslu ve utangaçsa toplumda hor görülüyor; nerde bir arsız, utanmaz kişiler varsa toplumun gözbebeği oluyor. Necip Fazıl Kısaküreğin dediği gibi “arsızlığın adını cesaret zinanın adını aşk koydular, bir neslin ahlakını işte böyle yediler.” Hani meşhur  olan bir söz var ya içkinin adı olmuş; kafa bulalım, faizin adı; kredi, rüşvetin adı; hediye, zinanın adı; aşk, ama cehennem degişmedi halen cehennem. Tüm bunları hesaba katarsak  Ey insanlar bu haram ve günahları işleyin bakalım cehennem ateşine dayanabilecek misiniz ? şeklindeki rahmani uyarıyı duyar gibiyiz. Bunlarla beraber 21.yüzyil cahiliyyesinde müslüman bildiklerimiz lüks ve refah içinde şirke batmış durumda, eski cahiliyye arap müşrikleri bile günah işledikleri elbiseyle Kabe’yi tavaf etmiyorlardi, şimdiki sözüm ona celladına aşık örtülü çıplaklar Anıtkabir’i ziyaret edip sonra o şirk işlediği elbiseyle tekrar Allah’a ibadet ediyorlar. Beklenen! dindar nesili meyve vermeye başladı, Örtüyü basite indirgeyen islamci geçinen zenginlerin kızları elinde gitarla yaşantı olarak  özünden kültür olarak ecdadında koparak modernleşiyor.  


Bazen de çaresizlik ve yokluktan dolayı sistem kişileri suça itiyor. Mesela sistemin çarkı hırsızlığa suça teşvik ediyor, sözkonusu çoğu belediyede zabıta helal yoldan ekmek parası kazanmaya çalışan gariban tavlacı, seyyar satıcıların ekmek teknesine zarar veriyor; evine ekmek götürmesine engel oluyor; öte taraftan milyonları vurgulayan hırsız zenginlerden de vergi alamıyor, gücü zavallıya yeriyor. Unutmayalım ki, 15 temmuz hain darbe girişiminde bulunulduğu  en zor zamanda devlete peşkeş çeken zevk içinde şımaranlar gemilerine İngiliz Amerikan bayrağı asarken, gecekonduda oturanlar vatanına, bayrağına sahip çıktılar. Halbuki her zaman AVM’lerden alışveriş yapacağımıza birkaç defa da seyyar satıcılardan  birşey alalım, onların  ekmeğinde tuzumuz olsun ki bunların kalplerini kazanmak yerine onları devlete küstürmeyelim. Yoksa gelir dağılımı adaletsizliğinin hakim olduğu toplumdaki fakirlere sahip çıkmadan yetim peygamberin ümmetiyiz edebiyatı yapmanın anlamı kalmayacak. Aldığımız maaşlarda genelev vergisi mi? desen faiz mi? desen herşey var, sonrada çıkıp yüzde doksan dokuzu müslüman bir ülkede yaşıyoruz deyip övünüyoruz. Dinle alay edercesine günahı boynuma  deyip krediye fetva veren ilahiyatçı  hocalar! piyasaya çıkmaya  başladı. Kadın hukuku konusunda da sistemin yanlışlığı bariz şekilde görümektedir. Ne yazık ki, yasalarımız kadınlara pozitif ayrımcılık yapınca boşanmalar arttı, erkekler nafaka vermeye mecbur edildi, aileler yıkılmaya yüz tutuldu, ne gariptir ki eskiden hem örf geleneklerimizden hem de inancımızdan dolayı boşanmalara  hor  bakılırdı; şimdiyse devlet eliyle teşvik ediliyor. Boşanmaların en büyük nedenleri arasında şiddetli geçimsizlik, işsizlik veya ailenin ekonomik durumunun kötü olması ve kadının ekonomik özgürlüğünü kazanmasını sayabiliriz. Sonuçta asli görevi annelik ve ev hanımı olan kadın dengeyi kaybedince  aileden yavaş yavaş koparılarak tamamen iş hayatına kendini endeksledi. Yine sistemin başka bir çarpık anlayışı süt emzirme meselesinde ortaya çıkmıştı, kaş yapayım darken göz çıkaran Sağlık Bakanlığı’nın yakın zamanlarda başlatmaya çalıştığı süt bankası projesi vardı, Allah’tan durduruldu, tam bir bir fiyaskoydu. O zaman Din İşleri Yüksek Kurulu, Raşit Küçük başkanlığında toplanarak süt bankası projesiyle islamın haram kıldığı süt akrabaları arası evlenmelere yol açabileceği gerekçeleriyle sakıncalı buldu. Peki siz bu inançlı toplumun dinini ve örfünü hesaba katmadan nasıl böyle hayati tehlikelere girişiyorsunuz? Peki bizim genetiğimizle uyuşmayan bu proje yürürlüğe girseydi kaç kişinin vebaline girecektiniz? Tüm bunları düşündünüz mü hiç? 


Toplumun bilinçaltına işlenmiş yaygın olan yanlış kanaatler var. Sol elle yemek yemeyi günah sayan toplum sağ elle faiz kredisi alıyor, haram helal ver Allahım asi kulun yerim Allahım mantığı hakim. Üzümünü ye, bağını sorma mantığı ile gelsin de nerden gelirse gelsin gibi tüm mantıklar şeytan mantığıdırlar. Emek ve alın teri dökmeden mal- mülke sahip olmak,  dince yasaklanmıştır; helal lokma yemeyenin duası ve ibadetleri kabul olunmaz, çünkü haramla beslenenin kanında, damarlarında şeytan gezer, buna şeytan musallat olmuşken, vesveselerinden nasıl kurtulabilir? O yüzden ibadetlerin kabul olması için ilk şartı helal kazanmaktır, zaten helal kazanç peşinde koşanı dünya gelse yenemez, tıpkı İsmet Özel’in haram yemeyen bir kimseyi yenemezsiniz, dediği gibi. Ama  şimdi gelin görün ki, helal ve harama en çok dikkat etmesi gerekenler maalesef dikkat etmiyorlar. Insanlara din yerine kültürü, ahlak yerine bilgisi öğretilince; namaz kılıp yalan söyleyen, oruç tutup haram yiyen bir nesil türedi, namazın beş vakit ama ahlakın yirmi dört saat farz olduğu unutulmamalıdır.  Helal - harama dikkat etmeden kazanan, elinde imkan olduğunda meydanlarda kahrolsun Amerika, kahrolsun İsrail deyip slogan atan  bir makam veya bir mevkiye geldiğinde emri altındaki müslüman kardeşinin ayağını kaydırmaya çalışan, onu yıldırmaya çalışan islamcı zevat yada asgari ücrete çalıştırdığı işçilerin hakkını yiyen, emeğinin karşılığını vermeyen müslüman geçinen iş adamları nasıl hesap verecekler? Yine çalıştığı devlet kurumunda devletin aracını ailesinin gezmesine ve şahsi işlerine tahsis edenlere ne demeli! Yada  israf edip gösteriş olsun diye beş yıldızlı otellerde umre heyecanı yaşayanlara ne demeli!. 


Sözümüzün hülasası Merhum Mehmet Zahit Kotku Hazretleri’nin dediği gibi cemiyete değil de cemaate adam yetiştirirseniz olacağı budur, o kadar islami vakıf, dernek, sivil toplum kuruluşu var; ama kaliteli müslüman nadir yetişiyor, neden çünkü herkes kendi cemaatini, grubunu, meşrebini düşünüyor; cemiyet veya toplum kimsenin umrunda değil, o yüzden suç oranı düşmüyor, sokak çocukları kimsenin umrunda değil, suça itilen gençlik kimsenin gündeminde yok. Yaşanılan huzursuzlukların, güvensizliklerin, hayasızlıkların ve ıstırapların ve sorunların kaynağı, helal ve haram dairesine dikkat  etmememizden kaynaklanıyor. Biz toplum olarak ilahi buyrukları yerine getirip yasaklardan da kaçınırsak selamete kavuşur, imtihanın sırrına erip derdimizi kendimize derman biliriz. 


Rabbim nesillerimizi ve nefislerimizi tüm şeytanların şerlerinden koru, bizi Sana kul olan, Habib-i Edib’ine ümmet olanlardan eyle. İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helal etme Ya Rabbi. Amin vesselamun alel murselin velhamdulillahi rabbil alemin.