Bidatçilerin Batıl Söz ve Hakaretlerine Karşı Selefi Müdafaa Etmek

e-Posta Yazdır PDF

Halef sonradan gelenler, selefte önceden yaşayanlar anlamındadır; şimdikiler öncekilerin halefi, öncekiler şimdikilerin selefidir. Dikkat edersek adım adım kıyamete yaklaşıyoruz; tabii ki kıyamet alametleri vuku bulmadan kıyamet kopmayacaktır. Bu alametlerden biri de hiç şüphesiz selefi salihine tahkir ve tezyif edici söz söylemek, çirkin ve alaycı bir üslupla hakaret etmektir. Sünneti ihya etmekle ömrünü tüketen tefsir, hadis, fıkıh ve kelamda ümmetin gözbebeği olan selefin alimlerine dil uzatmak bidatçilerden başkasının işi değildir. O bidatçiler ki, sözleri baldan tatlı ama zehirli, açıklamaları ilmi olmaktan uzak hissi, nefsi ve tamamen keyfidir. Tüm ümmetin adalet, doğruluk ve takva yönünden en üstün oldukları üzerinde icma ettikleri Sahabe, Tabiun, Tebeuttabiunun yanısıra Hadis, Fıkıh ve Mezhep imamları hakkında iftira etmek, incitici söz söylemek yada hakaretvari konuşmak ve davranmak kesinlikle bir müslümana yakışmaz. Mezhep imamlarını beğenmeyen, hadis imamlarını kabul etmeyen fitneci güruhlar peyda olmuş, daha yediği lokmanın bile helal olup olmadığı meçhul olan, maaşında faizin olduğu, banka kredisine bulaşmış, ibadetinde gevşek davranan, gösteriş delisi, komşusunun kendisinden razı olmadığı, dini samimiyetini göremediğimiz muamelatattan aile hayatına birçok konuda isviçre medeni hukukuna göre yaşayan nice belamlar, münafık sosyete hocaları, işi gücü şer çıkarmak olan yerli oryantalistleri görmek sıradanlaştı artık. Bakarsınız Sahabeden Hz.Muaviye’ye, Hz. Ebu Hureyre’ye, Hz. Aişe validemize,  burun kıvırırlar, Hadis imamlarımızdan İmam Buhari’ye, İmam Müslim’e, Mezhep imamlarımızdan İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye, İmam Malik’e, İmam Şafii’ye, İmam Ahmed bin Hanbel’e dil uzatırlar, neymiş onlar da bizim gibi birer insan, onları putlaştırmayın yahu diye söze başlarlar.  İslam tarihini taraflı okumak oryantalistlere önce şiadan, daha sonrasında onları takip eden mutezileden geçmiştir.  Nitekim islam tarihinde vuku bulmuş olan üzücü hadiselerden olan Cemel ve Sıffin savaşlarında Hz. Ali tarafını tutan fitneci Şiiler, Hz. Aişe ve Hz. Muaviye ile onların safında yer alan sahabileri küfürle itham etmişlerdir. 


Gelin isterseniz islam tarihinin tozlu sayfalarından sahabe arasında vuku bulmuş olan bu üzücü hadiseleri Müslüman bakış açısıyla yeniden inceleyelim. Hicretin 36.yılında meydana gelen Cemel vakasında sayıları on bini bulan Hz. Ali ve yanındakiler Hz. Osman’ın katillerini tespit edilmesinin ortam ve şartlardan dolayı ertelenmesi gerektiğini düşünürken, sayıları beş ile altı bin civarında olan Hz. Aişe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr ve yanındakiler Hz. Osman’ın katillerini derhal bulunması görüşündeydiler; zaten asıl anlaşmazlık bu noktada belirmeye başladı. Bu üzücü hadise sonucunda şehid olan Hz. Talha ve Hz. Zübeyr için gözyaşı döken Hz. Ali Hz. Peygamber aleyhisselam’dan duymuş olduğu bir hadise mebni olarak Hz. Aişe’yi Medine’ye gönderdi. Çünkü ikisi arasında vuku bulacakların yer aldığı hadis şöyledir:  Bir gün Hz. Peygamber Efendimiz: “Ya Ali ileride seninle Aişe arasında bir ihtilaf çıkacaktır.” diye buyurdu. Hz. Ali -hayretler içerisinde- “Ben mi?” diye sordu. Efendimiz: “Evet” diye cevap verdi. Bunun üzerine, Hz. Ali: “Haksız taraf ben miyim?” diye sordu. Efendimiz: “Hayır! Ancak aranızda bu olay gerçekleştiğinde Aişe’yi iyice gözetip güvenliğinin sağlandığı yere gönder.” buyurdu. (İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 13/55)


Elbette Hz. Ali kararında daha haklı ve isabetliydi, lakin karşı taraftaki sahabiler Hz.Osman’ın katillerine kısas uygulanması konusunda ictihat etmiştir, yanılıp hata etseler de bundan dolayı kınanmazlar.  Demek ki takdiri ilahinin böyle olması iktiza edecekti. Bazı bidatçilerin dile getirdikleri gibi Hz.Aişe, Hz.Talha, Hz. Zübeyr ve beraberindeki sahabiler Hz.Ali’ye karşı isyan edip ayaklanma başlatmış olsalardı; Basra’ya değil de, doğrudan Medine’ye giderlerdi. Hiç öyle olmadı, aksine Hz. Ali onlara karşı hazırladığı orduyla yol çıktı.


Hicretin 37. yılında vuku bulan Sıffin savaşındaysa, Hz.Ali tarafı yüzbin Hz.Muaviye tarafı yetmiş bin civarındaydı. İki taraf da karşılıklı şartlar görüşülürken Hz.Muaviye önce amcaoğlu Hz.Osman’ın katilerini teslim edilip ardından biat edeceğini söylerken, Hz.Ali de hilafeti için önce biat edilip Hz.Osman’ın katillerinin durumun sonraya bırakılmasını dile getirmiştir. Her iki taraf arasındaki anlaşmazlık bu konuda çıkmıştır. Hem Cemel hem de Sıffin savaşlarında Hz. Ali’nin karşı taraftaki sahabilere göre hakka daha yakın oluşu şu emarelerden anlaşılabilir. Hz. Ali safında savaşan hakkında Resul-i Ekrem (sav)’in, “Vah Ammâr! Kendisini âsi (bâği) bir topluluk öldürecek.” (Buhârî / Salât, 63 Cihad, 17) dediği Ammar bin Yasirin Hz. Muaviye’nin ordusu tarafından şehid edilmesi ve haricilerin  hakka daha yakın grup tarafından öldürüleceği. Haricilerin öldürüleceğiyle ilgili olarak Buhari ve Müslim, Ebu Said’den Rasulullalh’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: “Müslümanlar tefrikaya düştüklerinde onlardan bir fırka (dinden) çıkacak ve iki gruptan daha haklı olanı bu fırkayı öldürecektir” ( Müslim, Zekat: 150: Ebu Davud, Sunnet: 12). 


Ehl-i Sünnet uleması da ictihatlarında hata eden Hz. Muaviye ve beraberindekilerin bir ecir, ictihatında isabet eden Hz. Ali tarafınınsa iki ecir aldığı, ayrıca ictihatından dolayı hata eden müctehid sahabiye buğzeden kimsenin isyancı olduğu görüşlerini savunmaktadır. Bu konuda ulemadan Hâfız İbni Hacer-i Mekkî diyor ki: “Hazret-i Ali ve ehl-i beytin hakiki düşmanları Haricî taifesi ile Şam halkından onlara benzer kimselerdir. Sahabeden Muaviye ve benzeri değillerdir. Çünkü Muaviye ve arkadaşları Hazret-i Ali ve taraftarlarıyla yaptıkları münakaşa ve ihtilafları hususunda ictihadlarına dayanıp te’vil sahibi olduklarından dolayı, Allah’tan onlara bir ecir, Hazret-i Ali ve ona tabi’ olanlara iki ecir vardır. Allah hepsinden razı olsun.” (es-Sava’iku’l-Muhrika, Bedir Yayınevi, s. 348-349)  Yine ulemadan  İmam-ı Kurtubî diyor ki: “Ashab arasında birçok muhalefet ve muharebeler olmuştur. Bununla beraber hiç biri diğerinin nifakına hükmetmemiştir. Onların bu husustaki hâlleri, ahkâm babında müctehidlerin hâlleri gibidir. Ya hepsi hakka isabet etmiştir denilir, yahut isabet eden bir tanesidir. Fakat hata eden mazur olur. Çünkü o reyine ve zannına göre muhataptır. İşte bunlardan birine meâzallah bir şeyden dolayı buğzeden kimse âsî olur; tevbe etmesi gerekir.” (Kaynak: A. Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Sönmez Yayınevi, 1983; c.1, Bab:33, s.345)


Ashabın dindeki yerini bilmeden, heva ve hevesine göre konuşanlar, ümmetin fıkıh ve hadis imamlarını pervasızca ve mesnedsizce eleştirenler ya proje adamıdırlar yada cahilliğinden böyle yapıyorlar. Proje adamları derken aklımıza hemen dinlerarası diyalog projesi gelmeli. Hani şu fetönün ilahiyat profesörü Suat Yıldırım’ın mealinde İncil ve Tevrat gibi tahrif edilen kaynaklarla Kur’an ayetlerini açıklaması, yetmedi Kelime-i Tevhid’in ikinci kısmı olan “Muhammeden Resulullah” kısmının çıkarılması garip değil mi! Peki ya Zaman Gazetesi’nin, 14 Nisan 2000 tarihinde “Diyalogdan düğüne” manşetini verdiği Ayasofya’ya düşürülen haç gölgesi etkinliğine ne diyeceksiniz? O yıl nisan ayında Harran’daki, ‘Dinler Arası Diyalog’ sempozyumunda Hıristiyan Lester Kurtz ile Müslüman Mariam Kurtz’a haham, papaz ve müftünün huzurunda nikah kıyılmasından söz ediyorum. Son dönemde ülkede fitnenin başını çeken kendisinde Bahailiğin işaretleri de olduğu tespit edilen vatikanın hizmetkarı kardinal papaz fethullah gülen haininin bizlere ibret olması lazım. Semih Tufan Gülaltay, İleri Yayınları’ndan çıkan “Fethullah Müslüman mı?”adlı kitapta fethullahçıların içinde batiniliğin fazla olduğu risalelere kainat kitabı denilmesini, yine bahailerin ev-mabedlerine benzer şekilde ışıkevleri kurduklarını anlatır. Devamla kitapta Fethullahçılıkla Bahaî inanışları arasındaki paralellikler şöyle anlatılır: 


- Bahaîlerde ibadete başlama yaşı 16’dır. Fethullah Gülen de bir kitabında şöyle demektedir: “16 yaşıma kadarki dönemi çocukluk dönemi sayıyorum.”

- Bahaîlikte el öptürmek kesinlikle yasaktır. Fethullah Gülen de el öptürme konusunda şöyle diyor: “Fevkalade rahatsızlık duyuyorum. El öptürme prensibim hiç yoktur.”


- Bahaîler, camiye girmez, cemaatle namaz kılmaz. Sadece cenaze namazı kılarlar. Gülaltay’a göre, Fethullah Gülen’in de cenaze namazı dışında camiye girip namaz kıldığını şu ana kadar kimse görmemiştir.


- Bahaîlikte kurban kesilmez. Ünlü Fethullahçı bilim adamlarından birisi de katıldığı bir tartışma programında kurban kesmeyi hayvan katliamı olarak nitelendirmiştir.

- Bahaîlikte, herkes malının yüzde beşini, toplumun başında bulunan 19’lar heyetine vermek zorundadır. Fethullahçı organizasyon ve vakıfların başındaki yönetim kurulu da 19 kişidir.  


Bahailik demişken şu Amerika’daki meşhur kendini peygamber ilan eden Reşad Halife’nin sadık hizmetkarı bahai Edip Yüksel’i unutmamak gerek. Kuranı Kerim’in 19 mucizesi üzerine kurulduğunu Tevbe Suresi’nin son iki ayetinin buna uymadığı için haşa Kuran’a sonradan eklendiğini iddia eder, bu yüzden babası Molla Sadrettin Yüksel oğlu Edib’in bu ayetleri inkar ettiği için mürted olup dinden  çıktığını ve kendisini evlatlıktan reddettiğini söylemiştir. Benzer şekilde Kayseri’nin önemli alimlerinden olup aynı zamanda emekli bir vaiz olan merhum Ahmed İslamoğlu da oğlu Mustafa İslamoğlu’nun için “Mustafa’yı şeytanım kadar sevmiyorum, dünyaya fesat dağıtıyor. Humeyni’nin birinci adamı! Dua edelim de Cenab-ı Hak hidayet eylesin. Yaşı 55 oldu, torun sahibi oldu ama İran kafalı, Humeyni kafalı, evinin her tarafı İranlıların kitabıyla dolu, o yüzden babasıyla da görüşemez.” Demişti, buna karşılık Mustafa, da babasına “80’e merdiven dayamış, şuuru bir gidip bir gelen” bunadı demeye getirmişti. Babasına böyle diyen aynı Mustafa İslamoğlu yakın zamanda fethullah hainine   “O bir âlim, hadi bir Fethullah Hoca yetiştirin de göreyim sizi. Hattâ Hoca’nın ayakkabısını yetiştirin, alnınızdan öpeyim sizin.”diyerek methiyeler dizmişti. Yine mason olan üstadı Afgani için “hepiniz toplansanız Afgani’nin tuvalet bezi bile olamazsınız” demişti. 


İslamoğlun’un bu gerçek alimlere cephe alıp sahte kahramanları övdüğü bu nakaratlarından sonra  hezeyanlarına ve ifsadlarına bir göz atalım. İhsan Şenocak hoca oryantalistlerin hadisleri itibarsızlaştırma ve hadislerin üzerinde şüphe uyandırma çalışmalarına ithafen söylediği Buhari ve Müslim çökerse İslam çöker başlıklı konuşması neo - mutezili, ehl-i bidatten Mustafa İslamoğlu’na çok dokunmuş olacak ki Çay TV’deki sunucuyla olan diyaloğunda; o kıt aklıyla konuyu hadislere getirmesi beklenilirken kişi üzerinde değerlendirme yaparak Peygamberimiz bile Allah’ın vekili değilken kim Buharî’yi Allah’ın vekili ilan ediyor veya Allah’ın yerine geçiriyor? diyor. Daha sonra Sunucunun: “Hocam şöyle desek doğru olmaz mı? Şimdi bunu söyleyen kişi aslında bir yerde doğru söylüyor yani. Buharî çökerse uydurulan din çöker. Sözüne karşılık önceden fikir birliği edercesine, islamın rükunlarına saldırmayı kendine sanki bir görevmiş gibi telakki eden İslamoğlu: Hah uydurulmuş İslâm çöker. Bunu düzeltelim o zaman kendisi düzeltsin. Evet, doğrudur uydurulmuş din çöker,aynen doğru, aynen öyle.” diyor(1).


Yine yerli oryantalist Mustafa İslamoğlu demiş ki ; “İmam-ı Azam’da insan, ben de insanım. O kendi devrine göre fetva vermiştir, ancak bu fetvalar bu zamanda geçerli değil.” Yine başka bir konuşmasında “O da ehl-i rey bende ehl-i reyim” diyerek kendini günümüzün müçtehidi görmektedir. Belki denebilir ki İmam Ebu Hanife (r.a) ehl-i rey diye mi böyle diyor islamoğlu, hayır çünkü aynı Ebu Hanife (r.a), Benden sahih hadise aykırı görüş sadır olursa, onu bırakıp sahih hadisle hükmediniz. demiştir. Gündemde kalmak için bir programda İslamoğlu, İmam Ahmed b. Hanbel’(r.a) in, devletle barıştıktan sonra, Müsned’inden zalim sultanla ilgili rivayetleri attığını iddia etmişti. Bunlardan başka göze çarpan en bariz küstahça açıklaması, Allah’ın ismi anılırken celle cellaluhu demenin ve Peygamber (as.)’e salavat getirmenin protokol olduğunu yani diğer tabirle yağcılık olduğunu söylemesidir. Söylediğiyle imtihan olan İslamoğlu’na arkadaşı Engin Noyan, Hilal Tv’deki Vahyin Penceresi programında hoca yerine Mustafa diye hitap ettiği için protokole uymadığı için yani yağcılık yapmadığı için görevinden alınmış. İlginç değil mi? Sayın islamoğlu Peygamberi Zişan’a (SAV) karşı edepsizlik ve hürmetsizlik yapınca iyi de birisi sana yapınca mı kötü oluyor? Üstelik samimi arkadaşın yıllarca yanında çalışan biri o kadar büyük egon mu var ki tatmin olmuyor; görünen o ki nefsin seni esir etmiş kendine.


Yine namaz bu ümmetin başına beladır diyen deist Yaşar Nuri öldüğü zaman birçok insanı Kuran’la buluşturduğunu anımsatarak ona rahmet dileyen Caner Taslaman, Emre Dorman ve Mehmet Okuyan üçlüsü ekranlarda milletin itikadıyla alay ediyorlar, adeta beyinlere zehir enjekte ediyorlar. Televizyonlar yetmiyormuş gibi bir de üniversite öğrencilerine ve sivil toplum kuruluşlarının organize ettiği konferanslarda boy gösteriyorlar, bakıyorsunuz kızlı erkekli karma sohbetler başını almış gidiyor, romantik islamcı kızlar onlarla fotoğraf karesinde olmak için can atıyorlar. Haremlik -selamlığa neden dikkat etsinler ki, tv’lerde baldırı çıplak dekolteli sunucu görmeye alışık değiller mi? Öyle ya bu (z)alimlere! Din öğretmeye mi kalkıyorsunuz? Siz kim oluyorsunuz ki bu belamlara din öğretiyorsunuz? Söyler misiniz? Söz namahremden açılmışken bir Kuran talebesi (!) olan Mehmet Okuyan’ın hezeyanını anlatmak yerinde olacak sanırım. https://www.youtube.com/watch?v=JzTfK4-m-GU bu linkte Okuyan dostlarının eşleriyle aynı ortamı paylaşmış haremlik - selamlığa dikkat etmemiş, kendisini dinleyenlere de ali cengiz oyunu yaparak kendince Kuran’dan delil getirip yutturuyor, hatta bu ortama rıza göstermeyen annesini de ikna etmeye çalışıyor. Aslında sadece bu mahrem meselesi bile bu modernist - mealcilerin tanınması için turnusol kağıdı hükmündedir. Mehmet Okuyan’ın bu videosuna karşılık tüm bidatçileri her hâlükârda münazaraya davet eden İhsan Şenocak hocadan cevap gelmekte gecikmedi. Lisanı haliyle şöyle der gibiydi, bak Mehmet Okuyan sen Samsun Ondokuz Üniversitesinde hocasın, verdiğin seküler ilahiyat eğitimiyle öğrencileri zehirliyorsun; bende sana yakınım Samsun’da İFAM’da medrese hocasıyım, senin çapın ne ki, seninle tartışmak için benim gelmeme gerek de yok yani. Eğer istersen öğrencilerimi gönderirim, bu sana yeter.


Şimdi de iki ilahiyatçı profesörden yapılmayacak büyük gaflardan bahsetmek yerinde olacak.  Öncelikle islamı modern – seküler – tarihselci bir şekilde yorumlayan haşa (!)  Kurandaki bazı ayetlerin hükmünün evrensel olmadığının, hitabının indiği ortamla sınırlı olduğunu diyecek kadar küfür ve zındıklıkta ileri giden İlhami Gülerin gafından bahsedeyim. Ali Eren hocanın İlhami Güler için söylediği beni hâricilikle suçlayınca, “Namaz kılmadığınız söyleniyor, doğru mu?” diye sorduğumda yüzü kızardı, dediği kişidir. Okuyanın gafına gelince… İnternetteki bir videosunda Okuyan abdestsiz namaz kıldırdığını, Kur’an’da apaçık abdest ayetleri olmasına rağmen abdestsiz olduğunu bile bile namazına devam ettiğini laubali bir şekilde anlatıyor. Bir de “abdest bu kadar önemliyse” diyor Yaradana,  Zekeriyya (as) gibi bir işaret ver bana. Abdest almak sanki çok zormuş gibi kendine kılıf buluyor, hani Zekeriyya (as) çocuk ile müjdelenince “Rabbim bana bir işaret göster” (Al-i imran / 41) demişti ya, sayın mealcimiz ciddiyet vakardan uzak bir şekilde zorlama tevil yaparak böylelikle Kuran’dan işine geleni almış oluyor (https://www.youtube.com/watch?v=fGN_zfikhZA). Hariciler hakem olayında Hz. Ali’nin “hüküm yalnızca Allah’a aittir” (el hukmu lillah) (Yusuf / 40) ayetinin gereğince hükmetmeyip beşerin hükmünü kabul ettiği için küfre girdiğini söylemişlerdi. Bunsa karşılık Hz. Ali (r.a) onlara: Söyledikleriniz haktır; ama bu sözle kastettiğiniz batıldır, yanıtını vermiştir. Bizde diyoruz ki sayın Okuyan zikrettiğin ayet haktır, ama bununla söylemek istediğin mana batılın kendisidir. Şunu da söylemeden edemeyecem. O pek muhterem (!) hocalarının ibadetin şartı olan abdesti es geçmesine dini eğlenceye alırcasına kahkahayla karşılayan İslamcı gençler – yetişkinler, size söylüyorum dine alay etmek hoşunuza gitti mi? Eğlencenizi böldüm mü yoksa? Afedersiniz rahatsız etmeyeyim. 


Gelelim diğer bidatçilerin dikkati şayan oyunlarına. Deist Yaşar Nuri, Emre Dormanı da Kuran’la tanıştırmış baksanıza ne diyor münkir Emre  “Kur’an’dan başka hadis yoktur!” Tıpkı üstadı Yaşar Nuri’nin Kuran’daki İslam kitabının 214.sayfasında Yusuf Suresi’nin 111.ayetinin mealini Bu Kuran uydurulmuş bir hadis değildir olarak vermesi gibi. Hâlbuki sözkonusu mealin orjinali Bu Kuran uydurulmuş bir söz değildir olacak, ee peki ne beklersiniz münkir deist Yaşar Nuri’den? Meale bu manayı vermekle hem ayetin manasını değiştirmiş oluyor, hem de hadislerin uydurma olduğunun altını kalın çizerek ısrarla vurgu yapıyor. Sonuç olarak da dalaleti hak diye bizlere sunuyor, bilmeyen avam da kolayca inanıyor, oyun büyük, onun inkâr bayrağını ekranların yeni gözdeleri din, bilim ve felsefeyi birbirine karıştırıp cacık yapan Caner Taslaman’la Emre Dorman almış durumda (2). 


Uydurulan dinden indirilen dine sloganıyla kendilerine taban bulmaya çalışan İslamoğlu, Okuyan ve Taslaman üçlüsü Fatih Altaylı’nın Habertürk kanalında sunuculuğunu yaptığı Teke Tek programında Işid terör örgütünün beslendiği kaynağın geleneksel din kültürü olan Ehl-i Sünnet algısı olduğu üzerinde mutabıktılar. İslamı enine boyuna tartışmaya açarak onda şüphe, hata ve yanılgı diyebilecekleri birşeyler bulma telaşına giriyorlar. Darwinist - evrimci Caner Taslaman İslam Fıkhını hedef alırken, İslamoğlu Hadisleri eleştiriyor, Okuyan da bunları Kuran üzerinden destekliyordu. Halbuki cehennem köpekleri olan Işid’in Irak ve Suriye’de katlettiği müslümanlar çoğunlukla Ehl-i Sünnet, yine mezhebi farklı olan İran’ın bile keyfi olarak bir bahane bulup astırdığı müslümanlar da Ehl-i Sünnet, hal böyleyken hem Ehl-i Sünnet müntesipleri zulme maruz kalacak, hem de onları İcma-ı Ümmetin sarıldığı Sevadul Azam’ın inancı olan Ehl-i Sünneti algı operasyonuyla gözden düşürüp iftira ve hakaretlere kurban edeceksiniz, adeta linç edercesine onu aşağılamaya çalışacaksınız. Velhasıl-ı kelam bu sahte din tüccarlarının ekranlarda rahatça koltuklarına dayanarak Ehl-i Sünnet etrafında yaygara koparmaları, tükenişlerinin ve dikkate alınmayışlarının göstergesidir.


Evrimci Taslaman bir açıklamasında bu kadarına da pes denebilecek, küstahça kepazece bir üslup kullanarak mezhepler ensest ilişkiye kapı açıyor başlığı altında Kuran’da çocuklarınız size haram kılındı diyor; ama evlilik yoluyla meydana gelsin gelmesin ayırt etmiyor.. Şafii ve Maliki nasıl olur da kişinin zina mahsulü çocuğuyla evlenmesini caiz görüyor, diyor. Ortada anlaşılmayacak bir durum yok ki, zina mahsulü kız çocuk neden haram olsun ki, zira haram olması için nesep (soy), süt ve sıhriyyet (yakınlık) sebeplerinden birini taşıması gerekiyor. Bu sebeplerden hiçbirini taşımıyorsa ve Nisa Suresi’nin 23-24. ayetlerinde evlenilmesi yasak olanlar içinde zindan doğan kız çocuğu olmadığına göre mezheplerin görüşüne kimse itiraz edemez (3).görünen o ki, Taslaman’daki yanılgının cehalete dönüşmesi ona İslamoğlu’ndan sirayet etmiş gözüküyor, nitekim daha önce İslamoğlu aynı mügalatayı evlatlığın mahremiyetini dile getirirken yapmıştı. İslamoğlu kendi Gerekçeli Meali’nde Nisa Suresi’ni 23.ayetini 10 nolu dipnotunu izah ederken; üvey kızın üvey babaya haram olma şartını aynı evde bir arada olma şartına bağlar, bunu da İbn-i Hazm’ın Hz. Ali ve Hz. Ömer’e dayandırdığı şaz ve zayıf rivayetle destekler. Hâlbuki mahremiyet (haram olma) üvey babanın üvey kızın annesini nikahına alıp onunla zifafa (ilişkiye) girmesiyle olur. İlgili ayetin devamında 9 nolu dipnotta da: evlatlık alınan anasız - babasız veya analı - babalı yetim ve öksüz kimselerin evlat edinilmesi sırasında oluşabilecek mahremiyet problemlerini aşmada bir çıkış yolu olarak görülebilir, demektedir. Yani kendince evlat edinen kişinin evlatlıkla evlenmesinin haram olduğunu ima etmeye çalışıyor, üstelik bunu mahremiyet sebebi olarak ekliyor, oysaki ayetten evlatlılarla evlenmenin helal olacağı anlaşılmalı. Nitekim böyle olmasaydı Allah’ın Resulü (as) evladlığı olan Zeyd’in (r.a) boşadığı eşi Zeynep binti Cahş(r.anha) ile evlenir miydi? Şimdi haşa ve kella Peygamberimiz (sav) haram mı işledi? (4,5)


Bakıyorsunuz ağzı süt kokan ilahiyat mezunu yeni yetme tosuncuklar bu şirret kişilerden etkilenmiş olmalı ki Şefaati, Kabir azabını, Mucizeyi, Miracı, Nüzul-u İsa’yı, Sünnet dışı vahyi vb. daha birçok islamın rükünlerini inkâr ediyorlar. Bunlardan bazısını Kuran’da yok diye bazısını da Kuran’dan farklı yorumlayarak inkâr yolunu seçerler, bu münkir bidatçilerin arkasında katiyyen namaz kılınmaz. Eskilerden islamcı geçinen Ercümend Özkan vardı; hadisleri ve sünneti inkar ediyordu, öldüğü zaman Mehmet Emin Akın hoca ile Hüsnü Aktaş hoca bunun cenaze namazına gitmedi. Neden gitmediler? Çünkü sünneti inkar etmek en büyük itaatsizlik, en büyük cürüm öyle değil mi? Sünneti inkar edenin cenaze namazına gidilmez de ondan, bakmayın cenazeye giden diğer (z)alim geçinenlere! Yakın zamanda da Ebubekir Sifil hoca İHH ile kardeş STK’ların birlikte düzenlediği Diriliş Buluşmalarından ayrılmak zorunda kaldı, Neden mi? Çünkü Diriliş Buluşmalarına katılan diğer hocalar (Abdullah Yıldız ve Ramazan Kayan) bidatçilerle aralarına mesafe koymuyordu da ondan.  Soruyorum Abdullah Yıldız ve Ramazan Kayan hocalara; ümmetin alimlerine ve selefi salihinin büyüklerine dil uzatırken, mezhepler ve hadisler üzerinden dini yıkmaya çalışırken susmayı tercih eden siz beyefendiler! Biraz cesaretli olun da fikrinizi açıkça beyan edin. Mustafa İslamoğlu, Mehmet Okuyan, İlhami Güler, Mustafa Öztürk, Abdulaziz Bayındır, Edip Yüksel vb bidatçilerle aynı görüşlerdeyseniz sizi takip eden müslümanlara bunu belirtin, yok farklı görüşteyseniz İslamoğlu’nun kanalı olan Hilal Tv de ne işiniz var? Bugüne kadar onunla ve onun gibi düşünenlerle bu meseleleri konuşup tümünü hakka ve hayra davet ettiniz mi hiç? Durum çok vahim gerçekten (!),fındık kadar putperest akıllarıyla görüşlerini birer din haline getirmeye çalışan bu din tahripçileri sizin gündeminizde yok mu? Yoksa bunlar size göre basit meselemi? Bunların hepsi acilen yanıt bekleyen sorular….  


Sözlerin noktalarken tavan yapmış yüksek egolarını ve isyancı nefislerinin kurbanı olan zevatların selefin büyüklerinin ilimlerini hazmedemediklerinden dolayı onlara düşmanlık yapıp kin güderek hürmetsizlik ve saygısızlık yaptıklarını müşahade ettik. Sarfedilen kötü, çirkin söz ve davranışların hataen değil, kasten; hüsn-ü niyetle değil bilinçlice yaptıklarını unutmamak gerekir, en dayanılmazı da bedeni saran bir ur gibi içimizde yuvalanıp büyüyen bu hastalığın suret-i haktan görünüp bize yavaş yavaş batılı empoze etmeleridir. 


Kaynaklar

1)http://www.dirayet.com/reddiye/buhari-cokerse-islam-cokmez-mi-yahut-bir-islamoglu-demagojisi-i/

2) Bknz: Hangi İslam (Yaşar Nuri Öztürk’ün Kuran’daki İslam Kitabına Bir Eleştiri) / sayfa; 167-168 / Mustafa Varlı TDV Yayınları)

3) http://www.musellem.net/kisa-bir-osman-caner-taslaman-zihniyeti-analizi/

4) Gerekçeli Meal’in Gerekçesiz İddiaları Mustafa İslamoğlu’nun Kur’an Anlayışı / sayfa; 335-336 / Hidayet Zertürk / Kişisel Yayınlar

5) Mustafa İslamoğlu’nun Batıl Görüşlerine Karşı Hak Söz / sayfa; 106-113 / Talha Alp, Hüsamettin Vanlıoğlu, Abdullah Hiçdönmez, Muhammed Yelkenci, Fatih Kalender, Emin Ali Yüksel / Arifan Yayınları