Din Adına Konuşanların Yaptıkları Tahribatl

e-Posta Yazdır PDF

Kendi şahsi kanaatini islamın hükmüymüş gibi lanse edenlerin olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Birilerinin ciddiyetten uzak, maksadını aşan, sorumsuzca yaptığı beyanatlar islam adına yapılmış tahribatlara yol açmaktadır. Hiç şüphesiz ki toplumda birer dernek, vakıf, cemaat lideri yazar yada akademisyen olan bu kişiler yeteri kadar ilmi liyakatleri olmadan dini ve fikri tahribatlarla önderlik yaptıkları kitleleri yanlış yönlendirmektedirler. Mealci, akılcı, reformcu, tekfirci, ideolojik görüşlerin revaçta olduğu bu zaman diliminde genç kuşaklarımızı bekleyen tehlikenin farkında mıyız acaba? Biraz önce saydıklarım içerisinden akılcı, ideolojik ve reformcu görüşler üzerinde kısaca durmak istiyorum. Malumunuz olduğu üzere meal furyası başını almış gidiyor, işin erbabı olup olmadığına bakılmaksızın herkes meal yazmaya çalışıyor, baştan savma merdiven altı diye tabir edilen mealcilik faaliyeti yapılıyor. Haşa Bana vahiy geliyor diyecek kadar küfürde ileri giden İskender Mihr Ali ve haşa Allah gaybı bilmez diyecek kadar itikadi arızası olan Abdulaziz Bayındır bile meal yazmış, bunun yanı sıra yeteri kadar Arapçası olmadığı halde meal yazan Suriye’yi İran’a teslim edelim diyecek kadar sözde ümmetçi özde şiaya sempati duyan, bidat fırkası olan şianın abdest alırken ayakları yıkamayıp mesh etmeyi farz kabul eden görüşlerini Ehl-i Beyt ekolünün içtihadı olarak yansıtmaya çalışan Mustafa İslamoğlu mezhep şart değil derken acaba Ehl-i Sünnet mezheplerini mi kastediyor? Çünkü şia mezhebini yerden göğe kadar yükseltiyor, sanki de tipik bir takiyye örneğiyle karşı karşıyayız. İslamoğlu kendini bir ayetullah gibi fetva merciinde görmüş olacak ki Kuran’a abdestsiz dokunulabileceğini, hayızlı kadının camiye girebileceğini savunması ve nihayetinde Peygamber’e (sav) salavat çekmenin O’na yağcılık etmek olduğunu söylemesi; Yahudileşme temayülüne düştüğünün bariz bir kanıtıdır. Gezicilerin imamlığını yapan antikapitalist platformunun başkanı, sosyal adalet ve eşitliği dilinden düşürmeyen, özgürlük savaşçısını temsilen sol islamın Che Guevara’sı olan İhsan Eliaçık hem zenginlik haram diyecek hem de zengin kapitalistlerin gazetelerinde yazmayı, sosyal adalet ve eşitliğin düşmanı zekat vermeyenlerle kol kola gezmeyi hüner sayacak, sonrada Ebu Zerin (ra) fakirliğinden dem vuracak bize. Eliaçığın bu yaptıklarını Hz. Hüseyin’in (ra) soylu mücadelesini yapmak yerine yezidilerin safında Kerbela - Hz. Hüseyin - Ebu Zerr üzerinden edebiyat yapmaya benzetebiliriz. Yaşar Nuri Öztürk’ün Türkçe ibadet ve namazda Kuran-ı Kerim’in tercemesinin okunması konusundaki yenilikçi düşünceye sahip onu reformcu -  modernist islamcıların Martin Luther’i olma yolunda ivme kazandırıyor. Özellikle Öztürk’ün başörtüsünün farz olmadığı, sünnetin korunmadığı bu yüzden peygamberin hüküm koyamayacağını ve dinin kaynağı olarak görmemesi ve hadisler üzerinde şüphe ortaya atıp hadislerin israiliyyatla dolu olduğunu ifade etmesi ne ilim adamı nede ilahiyatçı kimliğiyle izah edilebilir. Bu reformcu - yenilikçi görüşlerin dışında tefsir hadis ve fıkıh ilmi olmadan Kuran-ı Kerim’i herkesin rahatlıkla anlayıp kendisine göre yorumlayabileceğini savunması mealci - reformcu yanını göstermektedir. Aslında Öztürk sık sık dile getirdiği Allah’la aldatma, din ticareti işini kendisi yapmakta ama farkında değil, ona hatırlatmakta yarar var sanırım. İslami hükümleri ideolojisine, aklına ve günümüz şartlarına göre kırpılıp yontularak aslından farklı gösterilmesi nazar-ı dikkatimizden kaçmayıp durumun vehametini ortaya koymaktadır. Dini hükümlerin bağlamından koparılması, bunların farklı tevillerle yorumlanıp tağyir ve tahrif edimesi; ciddiyetten uzak, ilmi sorumluluğun asla kabul edemeyeceği bir fesad girişimidir. Kendilerini halktan farklı görerek belirli bir metod ve ilmi  bir usul olmadan dinin değişmez sabitelerini değiştirmeye kalkışmak dine içerden saldırıdır. Her ne kadar söylem ve usul dindışı olsa da yapılan tahrip hareketi içerden gelmektedir.

Sözümüzün hülasası şudur ki, bu dinin omurgası olan Ehl-i Sünnet vel Cemaat çizgisi bizim istikamet çizgimizdir. Bunu dışında her söylem ve metod istikamet dışıdır. Mustafa İslamoğlu gibi aklı naklin önünde tutan akılcı görüşü benimseyenler; mirac ve mucize gibi akılla izah edilemeyen gaybi haberleri inkâr yoluna giderler. İhsan Eliaçık gibi ideolojik görüşü benimseyenler hemen her konuda başkalaşım geçirerek islamı ideolojisine yakınlaştırma gayreti içine girerler. Yaşar Nuri Öztürk gibi reformcu görüşü benimseyenler modern din telakkisi adı altında islamın hükümlerini kolaycılık ve çağdaşlık kılıfıyla tahrif etmeye kalkarlar. Kuran ve sünneti referans almayan tüm bidatçi görüşler arızalı olup sahibini felakete götürecek derecede tehlikelidir. Bütün bunlardan sonra bu sakat ve arızalı görüşleri beyan edenlerin ortak özelliklerini sıralamak istiyorum.


1) Bir icazetli alimden ders almadıkları göze çarpıyor.


2) Belli bir usul ve ilim metodu takip etmedikleri için lakayt bir tavırla söylediklerini ucunun nereye varacağını tahmin edemiyorlar. 


3) Klasik ulemaya muhalefet ettiklerinden yenilikçi ve kolaylarına gelen tüm fetvaları dine eklemleme çabası içerisine giriyorlar. 


4) Yeteri kadar ilmi yetkinliğe sahip olmadıklarından sıradan halkı uyuttukları gibi gerçek ilim adamı hüviyetindekileri kandıramıyorlar. Maalesef yarı hoca dinden eder lafı tam da bunlar için geçerli.


Eski islami anlayışa gelenekçi deyip set çekerek bidatçi din tasavvurunu oluşturmaya çalışan bu cenah ülkede mutezili - akılcı, ideolojik - tevilci, reformcu – oryantalist, harici - mealci, düşüncelerin yeniden palazlanmasına gayret etmektedirler. Genç kuşağa düşen bu bidatçi akımların akıntısına kapılmamak için dini istikamet üzere olan hocalardan ve sağlam kaynaklardan öğrenmektir. Aksi takdirde Allah muhafaza sözü edilen sakıncalı fikir ve düşünceler, itikadi saplantılara ve ameli bozukluklara neden olacak olan büyük bir savurulmayı da beraberinde getirir.