Ahir Zaman Yolcusuna Tenbih ve İhtarlar- II

e-Posta Yazdır PDF

Ahir Zaman Yolcusuna

Tenbih ve İhtarlar- II



Bundan bir önceki Ahir Zaman Yolcusuna Tenbih ve İhtarlar I adlı yazı dizisine; ahir zamanda müslüman aileyi bekleyen tehlikeleri ve bunlara karşı alınması gereken önlemleri anlatmaya çalıştık. Bununla birlikte müslüman ailede kadının ve erkeğin görevlerinden bahsettik. Müslüman ailede kadının görevini tanımlarken,  kocasına karşı iyi bir eş olmasının yanı sıra iyi bir ev hanımı ve çocuklarının eğiticisi ve terbiyecisi olduğunu; erkeğin evin geçinimini yapmak için helal rızık temin etmesinden başka çocuktan anne gibi sorumlu olduğunu,  işten eve gelen erkeğin eşiyle birlikte çocuğuna vakit ayırıp onun terbiye ve eğitimini birlikte üstlenmeleri gerektiğini vurguladık. Ayrıca ailenin meyvesi olan çocuğun yaşı, zekası ve idrak düzeyi dikkate alınarak eğitim metodunun seçilmesi,  ileriki zamanda çocuğa abdestin nasıl alınacağı öğretilip namaza ve oruca alıştırılmalı, akaid,  ilmihal, siyer ve ahlak kitapları okutularak çocuğun mayasına dini, ahlaki ve zihni katkı bulunulması gerektiğini anlatmaya çalıştık. 

İnşallah bu yazı dizisinde ahir zamanda toplumda din ve ahlaktan yoksun yaşayan toplumda görülen suçları arttığı, maneviyat eksikliğinin toplumu nasıl bir felakete götürdüğünü, bu toplumsal felaketin önüne geçmenin biz Allah’ın erdemli kullarının bir görevi olduğunu izah etmeye çalışacağız. Eğer bu emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker göreviyle bu yozlaşmayı önlemenin sorumluluğunu yapmadığımız takdirde, bizim de bu gemide batacağımızı anlatmaya çalışacağız. Aslında batı Avrupa ülkelerinde yasalar yeterince caydırıcı olmadığından suçları önlemek için din adamları ve psikologlar devreye sokulmaktalar. Maddi terakkiyatın hat safhada olduğu batı dünyası içe acısı çekmekte, kapitalizmin şaşalı mabedleri olan alışveriş merkezleri, discolar, barlar, eğlence yerleri, sahil adalarında yapılan tatil rezervasyonları, ne yazık ki intiharların önüne geçemiyor, hapishaneler mahkumlarla dolu, akıl hastaneleri ful kapasiteyle çalışıyor,  yaşlı bakımevleri yine öyle. Batı medeniyeti devasa binalar içinde yalnız yaşayan bireyci, çıkarcı, bencil, hazcı insan tip yetiştirmeye devam ettikçe kanayan yarası dinmeyecektir. Ruhu aç bu insanlar maneviyattan yoksun, ahiret inancı olmadığı için her suçu rahatça işleyebiliyorlar, halbuki bizim ülkemizden ramazan ayında işlenen suç oranı özellikle alkol ve uyuşturucu bağlı suçlar çok büyük oranda azalmaktadır.  Yine bunu yanısıra hırsızlık, cinayet, adam öldürme, fuhuş, gasp, dolandırıcılık, rüşvet, kadına yönelik taciz ve şiddet, çocuk istismarı gibi suçlarda müthiş oranda azalma olurken; intihar, boşanma gibi vakalarda düşüş görülmektedir. Emniyet verilerinin bize bildirdiği rakamlar ibadet sosyolojik ve psikolojik olarak yaptığı etkiyi gözler önüne seriyor.

2007 yılı Emniyet Genel Müdürlüğü’nce yayınlanan haftalık raporlara göre; Ramazan ayında trafik kazası başta olmak üzere adli vakalarda büyük bir azalma görülmekte. Emniyet Genel Müdürlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü haftalık basın bildirisi verilerine göre, Ramazan öncesi 14 Eylül tarihine kadarki iki haftalık zaman diliminde yaşanan trafik kazalarında büyük bir azalma gözlenmekte. Buna göre; Ramazan öncesi ülke geneli meydana gelen 141 ölümlü trafik kazasında 191 kişi hayatını kaybederken, 273 kişi ise yaralandı. Ramazan dönemindeki zaman dilimde ise yaşanan 106 trafik kazasında 157 kişi hayatını kaybederken, 227 vatandaş yaralandı.


Asayiş olaylarına bakıldığında ise yine aynı tablo ortaya çıkmakta.  Ramazan öncesi dönemde toplam meydana gelen 595 adli vakada 70 kişi hayatını kaybedip, 76 vatandaş yaralandı. Ramazan sonrasında ise azalma görülen asayiş olaylarında ölü ve yaralı sayısında da büyük bir düşüş meydana gelmiş durumda. Buna göre; 14-28 Eylül tarihleri arasında ülke genelinde yaşanan 553 asayiş olayında 66 kişi hayatını kaybederken, 63 vatandaşta yaralandı. 


Kaçakçılık suçlarında da Ramazan döneminde büyük bir azalma göze çarpıyor. Ramazan’da mali suçlarla ilgili yaşanan 279 olayda 901 şahsın yakalandığı görülmekte. Ramazan sonrasında ise 14-28 Eylül tarihleri arasında meydana gelen 267 olayla ilgili 1071 kişi yakalandı. Uyuşturucu madde kaçakçılığında da Ramazan öncesinde ki iki haftalık süre zarfında yaşanan 152 olayda konu ile bağlantılı 226 şahıs yakalanarak adliyeye sevk edildi. Ramazan sonrasında ki tarihlerde ise uyuşturucu madde kaçakçılığı suçları ile ilgili meydana gelen 156 olayla ilgili toplam 345 kişi yakalandı.


Organize suçlarda ise; Ramazan öncesindeki iki haftada meydana gelen 6 olayla ilgili 35 kişi yakalanırken, firari olan 4 kişinin ise aranmaları sürmekte. Ramazan sonrasında ise organize suçlarla ilgili toplam 3 olay yaşanmış olup, 83 şüpheli adli mercilere sevk edilmiş durumda. 


Tabii ki bu veriler, bize maneviyat yükseldikçe suç oranında büyük oranda azalışın olduğunu göstermektedir. 


Bununla beraber ramazan dışında toplumda huzur ve saadetin olmadığının ve bu huzursuzluğun sağlık sorunlarıyla paralel gittiğini söyleyebiliriz. Özellikle psikolojik sorunlara yol açtığı söylemek abartı olmayacak sanırım. Sağılık Bakanlığıyla TÜİK’in verileri karşılaştırıldığında bunu rahatlıkla görebiliriz.


Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan Türkiye’de 2009-2013 arası psikolojik rahatsızlık vakalarına ilişkin veriler desteklemektedir. İstanbul’da 2009’da 262 bin 364 kişi psikolojik sıkıntılarla doktora başvururken, 2013 yılına gelindiğinde bu rakam yaklaşık 6 kat artarak 1 milyon 498 bin 340’a çıkmıştır. Ankara’da 2009’da psikolojik rahatsızlıkları dolayısıyla doktora başvuran kişi sayısı 73 bin 370 iken 2013’te bu sayı 487 bin 29’a çıkarak adeta rekor kırmıştır.  Adana’da 2009’da ruhsal şikâyetleriyle doktora müracaat edenlerin sayısı 191 bin 199 iken, 2013’de 341 bin 778’e yükselmiştir.


TÜİK verilerine göre 2002’de 2 bin 301 kişi intihar etmişken 2012’de bu rakam 3 bin 225’e çıkmıştır. 2001’de 91 bin 994 olan boşanma sayısı 2012’de 123 bin 325’e ulaşmıştır. 2010’da 3 milyon 032 bin 676 olan suç oranı % 8.35 artarak 2012’de 3 milyon 285 bin 925 olmuştur. 


Hiç şüphesiz toplumun içinde bulunduğu girdabların, huzursuzların ve sıkıntıların sebebi işlediği cürümler, günahlar ve Allaha karşı isyanlar gelir. Allaha karşı isyanların başında kumar, şans oyunları, uyuşturucu ve esrar kullanma, içki içme, zina etme, faizli alış veriş, hırsızlık yapma, rüşvet yeme vb.  gayri meşru işler yapma, haram yollara sapma gelir. Şimdi bu saydıklarımın bazılarını ele alıp bunların zararlarını ve yaptıkları tahribatları açıklayalım.


Kumar illetinden başlayalım. Kumar, bahis oyunları şans oyunları hepsi alın teri dökmeden kazanmayı teşvik ettiğinden haram kılınmıştır. Ayrıca ilk etapta bir oyun gibi başlayıp insanı iflasa sürükleyen mali yönden telafi edilemeyecek düzeyde zarara uğratıp kin ve düşmanlık boyutuna kadar uzanan sonu rakibini öldürme ailelerin yıkımına kadar varan şeytan işi birer pisliktir. Bu gerçeği Rabbimiz bize şöyle açıklıyor:  “Ey İnananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz. Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi? ” (Mâide / 90-91) 


Kumar çok fazla para kazanma haylini kuran kişilerde çalışma azmini kırıp tembelliğe sevkettiği gibi bunu yanında eğlenme amacı güttüğü için vakit kaybıdır da. Daha da önemlisi kendi mallarını zayi eden, şeref ve haysiyetini lekeleyip kişide bağımlılık yapan bir hastalıktır. Ne yazık ki milli piyango devlet eliyle teşvik edilmekte, sayısal loto ve toto gençle arasında hızla yaygınlaşmakta, futbolun cezbesine tutulan insanlar soluğu bahis – iddia oyunları bayilerinde almaktadır. Son dönemde, internet ortamında at yarışlarının yerini alan spor müsabakaları üzerine yaygınlaşan bahis oyunlarının birçok kişide bağımlılık boyutuna ulaştığı söyleyen konunu uzmanı


İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İlhan Yargıç, bahis oynanırken salgılanan adrenalinin keyif vermesi sebebiyle kişide yeniden tekrarlanma isteğine yol açtığını belirtiyor.


Kendisine gelen bağımlıların durumuna değinen Yargıç, şunları söyledi:


“Bize gelen örnekler arasında memur olup bütün maaşını iddiaya yatıranlar, kredi çekerek ya da çevresinden büyük miktarlarda borç alarak bu oyunu oynayanlar var. İddia ve bahis için arabasını ve evini satan, eşinin ziynetlerini kaybeden, iş arkadaşlarından yalanlar söyleyerek borç alan, dahası bu şekilde para temin edemeyip çalıştığı şirkette zimmetine para geçiren, dolandırıcılık yapan insanlar var. Bunlar borçlarını ödeyemez hale geldiklerinde çevrelerinden yardım istiyor.”


Bağımlılık Tanı ve Tedavi Merkezi’nde (BATEM) görevli Uzman Psikolog Alper Aksoy ise, “bağımlılık” kavramının geçmişte alkol ve sigara ile anıldığını, ancak günümüzde bunlara bilgisayar, alışveriş ve bahis oyunlarının da eklendiğini kaydediyor.


Aksoy, teknolojinin bu konuda önemli etkisi olduğuna dikkati çekerek, kolay ulaşılır olduğu için birçok insanın bahis oyunlarına yöneldiğini ifade ediyor.


İnternette, bu oyunların kredi kartları kullanılarak oynandığını anlatan Aksoy, “İnternette büyük miktarda para, anında bahse yatırılabiliyor. O para anında kaybedilebiliyor. Mesela 5 bin lirayı online bir oyuna yatırmak çok kolay. Bir tuşa basıyorsunuz o para oyuna gidiyor, bir tuşla o para büyüyor, bir tuşla kayboluyor” diyor. (http://www.yeniakit.com.tr/haber/bahis-oyunlari-ocak-sonduruyor-2701.html)


Diğer bir zararlı illet de içkidir. Sarhoşluk veren diğer uyuşturucu maddeler de aklı giderip sağlığa zarar verdiği için içki hükmünde olup haram kılınmıştır. Yine trafik kazlarının başlıca sebebi alkol tüketiminden kaynaklanmaktadır. Yine suç ve cinayetlerin çoğu alkol alımıyla yakından ilişkilidir. İçinde bulunduğu sıkıntıdan kurtulmak için kendini alkole, içkiye ve uyuşturucuya müptela edenlerin sonu intiharla neticeleniyor. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma Merkezi Sorumlusu Doç. Dr. Mansur Akyürek daha önce 30-35 yaşları arsında görülen alkol bağımlılığı yaş sınırının, kültür değişimleri sonucu 25-30 yaş seviyesine indiğini açıklıyor. Beyazyürek bu yaş arasında alkol kullanımının hem kadın hem erkek için çok kritik olduğunu söylüyor.   


Şimdilerde Türkiye’nin başında bonzai belası var. Tüm aileler bilinçlendirilmeli bunun hakkında. Durum çok vahim görünüşü bir Japon ağacın andıran yeni bir uyuşturucu çeşidi olan bonzai ğeğlence partilerinde kullanılıyor etkisi çok ağır tam bir ölüm makinası. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) araştırması, Türkiye’de bonzai kullanımına ilişkin çarpıcı sonuçları ortaya çıkardı. AA muhabirinin TÜİK araştırmasından derlediği bilgilere göre, geçen yıl 48 bin 374 çocuk bağımlılık yapan madde kullanımı nedeniyle güvenlik birimlerine getirildi. Çocukların 32 bin 849’unun sigara, 4 bin 439’unun esrar, 213’ünün bonzai, 171’inin hap ve 118’inin de eroin kullandığı tespit edildi. Çocukların bir kısmının da “uçucu”, “yapıştırıcı” ve “çözücü” tabir edilen maddeler kullandığı belirlendi. Kullanımı sonrasında denge kaybından, konuşma güçlüğü, kısmi bilinç kaybından ölüme varan ciddi sonuçlara neden olan bonzainin, tedavi süreci de bir o kadar zorlu. Kalp atışlarını hızlandırması nedeniyle kullanıcılarına ölüm korkusu yaşatan bonzai nedeniyle, intihar vakaları da yaşanabiliyor.  (http://www.internethaber.com/tuikten-urkuten-bonzai-raporu-712121h.htm) 


Son olarak zina illet, hastalığı üzerinde durmak istiyorum. “Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsra /32) dikkat edilirse zina etmeyin denilmiyor zinaya yaklaşmayın deniliyor. Yani buradan harama götüren yolların da haram, günah olduğu vurgulanıyor. Zinayı sebep olabilecek düşünceler, davranışlar da yasaklanmıştır. İffet ve namusun yerini hayasızlığın aldığı toplumlar iflah olmazlar. Yaşadığımız toplumda hayasızlık ve fuhuş alabildiğine yaygınlaşmış, nerdeyse sokaklar gözlerimiz zina banyosu yapıyor,  flört hayatı yaşayanlar parklar ve alışveriş merkezleri gibi halka açık yerlerde utanmadan alenen öpüşüyorlar, herşeylerini eğlence ve zevke göre ayarlayan gençlerin ar damarı neredeyse çatlayacak.                                      


Allahtan uzaklaşan kişi paraya, makama, kadına, alkole, kumara, konfora, eğlenceye, düşkün olur. Kalbinde Allahın sevgisi dışında bir sürü sahte ilahın sevgisine yer verirler, yani Bire tapmayan bine tapar diyen Rahmetli Şeyh İsmail Çetin (kuddise sirruh) hocaefendinin sözüne gelirler. Böyleleri afedersiniz eşref-i mahlukat olduğunu unutular; sadece hayvanlar gibi fizyolojik olarak yeme içmeyle midesini doldurup tenasul uzvunun (ferci) şehevi arzusunu yerine getirmenin peşinde koşarak esfel-i safilin derecesine yani aşağıların aşağısı derecesine düşerler. Dünyaya geliş amacının Yaratıcıya ibadet etme olduğunu unutmuş gibi malayani davranıp sefahate dalarak gününü gün etme derdindedir. Toplumda vuku bulan sıkıntı ve huzursuzlukların temel sebeplerini zekatın verilmeyişine ve faizin uygulanmasına bağlar Bediüzzaman. “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne” ifadesinde vurgulanan egoist ve çıkarcı bireyciliği frenleyip çözüm olarak zekâtın verilmesiyle, sosyal yardımlaşma ve dayanışma köprüsü kurulurken, “Sen çalış, ben yiyeyim” ifadesinde vurgulanan  tembellik ve emek sarfetmeden kazanmanın olan faizin önüne geçip helal yoldan çalışıp kazanmayı teşvik etmekle çözüme kavuşulur.


Müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Hak Dini Kuran Dili tefsirinde, toplumda olumsuz yönde değişim olmadıkça ilahi iradenin o toplumun elinden nimetlerini almayacağı olan Allah’ın sünnetullah yasasını açıklarken, şunları söyler: 


“Her insan için önünden ve arkasından takip edenler vardır. Allah’ın emrinden dolayı onu gözetirler. Allah bir kavme verdiğini, o kavim kendisini bozup değiştirmedikçe değiştirmez. Allah bir kavme de kötülük murad etti mi, artık onun geri çevrilmesine de imkan yoktur. Onlar için Allah’dan başka bir veli de bulunmaz.” (Rad/11)

Muhakkak ki, Allah, herhangi bir kavimdeki hali değiştirmez, onlara bahşettiği nimet ve ikbali ya da iyi, kötü herhangi bir hali ve hasleti değiştirmez ta onlar kendi özbenliklerindekini değiştirinceye kadar. Yani, kavimler bir süre için iradelerinde serbesttirler ve sorumlulukları iradelerine göredir. Şimdiye kadar hep böyle olagelmiştir, bundan sonra da böyle olacaktır. (Enfal Sûresi’nde “Bu, Allah’ın bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerindekini değiştirmedikçe değiştirmeyeceğinden böyledir” meâlindeki (âyetin tefsirine bkz: 8/53). Bununla beraber Allah bir kavme bir fenalık murad ettiği vakit artık onu geri çevirecek hiçbir kuvvet yoktur, onun önlenmesine imkan yoktur. İsteseler de istemeseler de Allah’ın murad ettiği o kötülük, geçici ise geçici olarak, ebedî ise ebedî olarak mutlaka meydana gelir ve hiçbir şekilde önlenemez. Ve onların Allah’dan başka bir velileri de yoktur. Ki, ona bir çare bulsun. (Hak Dini Kuran Dili, 5.cilt/ sayfa 129-130 / Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır / Azim Dağıtım)


Yazımı tamamlarken fert ve toplumun ilahi rahmete nail olması için ailece islamı yaşama gayreti içerisinde olmamız gerektiğini unutmayalım. Toplumu oluşturan aile, aileyi oluşturan fertler olduğuna göre, önce ferdin islami eğitime tabi tutulması gerektiği sonucu ortaya çıkıyor. Bilmeliyiz ki hepimiz aynı gemideyiz, gemi delinirse hepimiz batarız; o yüzden iyiliği yaptığımız gibi aileden başlamak üzere yakın çevremize de iyiliği emretmeliyiz, kötülükten sakındığımız gibi onları da kötülükten menetmeliyiz.