Ahir Zaman Yolcusuna Tenbih ve İhtarlar- I

e-Posta Yazdır PDF

Önceki Ahir Zaman Yolcusuna Tenbih ve İhtarlar adlı yazı dizisine; takva ilim ve ahlakın Müslümanı hayatının merkezinde yer edinmesi gereken temel taşlardan olduğundan söz etmiştik. Müslüman bireyin ibadet hayatından tutun da sosyal ve iş hayatında etkisini gösteren bu üç özelliğin onun karakter ve kişiliğini oluşturduğunu söylemiştik. Yine sosyal hayattan farzı tarza dönüştüren giyinik çıplakları ve iş hayatında insanları din adına dolandıran hilekâr hacıları örnek vermiştik. Üzerlerinde Allah’ın ayetini taşıdıklarının bilincinde olmayan takvasını ve hayasını kaybeden ahir zamanın giyinik çıplakları ve yaptıkları hac farizasıyla anadan doğma günah yükünden arındıkları halde memlekete gelip tekrar insanları aldatarak ve gayri meşru yollarla helal olmayan kazanç peşinde koşan ahir zamanın hilekâr hacıları anlatmaya çalışmıştık. 


İnşallah bu yazı dizisinde ahir zamanda müslüman aileyi bekleyen tehlikeleri ve bunlara karşı alınması gereken önlemleri anlatmaya çalışacağız. Öncelikle Müslüman ailede kadının ve erkeğin görevlerinden bahsetmek yerinde olacaktır sanırım. Müslüman ailede kadın,  kocasına karşı iyi bir eş olmanın yanısıra iyi bir ev hanımı ve çocuklarının eğiticisi ve terbiyecisidir. Bu demek değildir ki çocukla sadece kadın ilgilenecek, evinin geçinimini yapmak için helal rızık kazanmaya çalışan erkek de çocuktan sorumludur,  işten eve gelen erkek eşiyle birlikte çocuğuna vakit ayırıp ona önce kuranı kerimden küçük süreleri ezberletmeli, sonra akılda kalan kısa hadisler öğretmelidirler, bunu yanında çocuğun yaşı, zekası ve idrak düzeyi dikkate alınarak eğitim metodu seçilmelidir, ileriki zamanda çocuğa abdestin nasıl alınacağı öğretilip namaza ve oruca alıştırılmalı, akaid,  ilmihal, siyer ve ahlak kitapları okutulmalı, ilmi ahlaki ve zihni gelişimine katkıda bulunulmalıdır. Zira daha küçük yaşta çocuğun körpe dimağına yerleşen dini ve ahlaki melekeler, birer huy ve haslet haline gelecek; böylelikle onun adı rüşvet almaya, hırsızlığa ve yolsuzluğa karışmayacak,  vatana ihanet etmeyecek, dine düşman olmayacaktır,  aksine kalbi ve vicdanı onu kontrol altına alıp dinine vatanına, milletine hizmet eden bir nefer haline getirecektir. 


Unutmayalım ki, ailenin meyvesi olan çocuklarımız, yarınlarımız bizim eğitim atölyemizde şekil alıyorlar, o yüzden bizleri olduğu gibi taklid eden çocukların yanında söylediklerimize ve yaptıklarımıza dikkat etmek zorundayız. Babaların, bu çağdaki çocuklarını vakit namazlarına, Cuma ve bayram namazlarında kendi yanlarında birlikte camiye götürmeleri, yeme- içme adabını öğretmeleri, başkalarının hak ve hukukuna riayet etmeyi, arkadaşlarıyla iyi geçinip onlarla paylaşımda bulunmayı öğretmeleri çocuğun benlik ve karakterine yerleşip onun gelişimine katkıda bulunması açısından elzemdir. Aynı zamanda aile büyükleri iyi ve güzel hasletleri çocuklarına gösterip bu davranışları övmeli, çocuktan çıkabilecek olan kötü söz ve davranışlarla karşılaştıklarında bunları da şiddetle çocuktan sakındırmalıdır. Yine ileriki yaşlarda yavaş yavaş aileden kopacak olan ergen yaşa gelen çocuğun hayırlı arkadaş edinmesini sağlamalılardır. Aileler, biricik sermayelerini ihmal etmemeli; çocuklarının kiminle vakit geçirdiklerine, kiminle oturup kalktıklarına önem vermelilerdir. Arkadaş seçiminde dindar, ahlaklı, ölçülü konuşan, ana- baba sözü dinleyen, akıllı, itaatkar kişiler seçilmeli, malayani konuşan, serkeş, asi davranan kişilerden çocuk uzaklaştırılmalıdır. Nitekim Peygamberimiz (S.A.V) : “Kişi dostunun dini üzeredir. O halde her biriniz dost edindiği kişiye dikkat etsin” (Tirmizi, Zühd: 45) buyurmuştur. Maalesef bugünün ana ve babaları evladlarına, gidip mobilyacıda seçtiği kanepe takımı kadar kadir kıymet vermiyorlar; en lüks konforlu kanepeyi seçerken düşündükleri aklı acaba evladlarına arkadaş seçerken nerede? Veya nerede tatil yapacaklarını umursadıkları kadar evladlarının baki hayatını umursayıp düşünsele ebedi hayattaki tatil olan cenneti kaçırırlar mı? Hiç şüphesiz ki ahir zamanda evlatlarımız bekleyen birçok tehlike vardır. İşte bu tehlikelerden biri internet ve cep telefonunun bilinçsizce kullanımı ve zamanının çoğunu bunlarla geçirmesidir. Bugünün bireyi, teknolojik imkânlardan sınırsız şeklide faydalanıyor; internet ve cep telefonu gençleri teknolojik cazibesi altına almış durumda, o yüzden aileye arasında iletişim kopmuş, gençlerin kitap okuma oranı ciddi düzede azalmış, internet ortamında gereksiz, kirli ve zararlı bilgi çok olduğundan güvenlik açısından aile filtresi uygulaması yapılmalı, ebeveyn evlatlarının zamanını öldüren internet ve cep telefonu kullanımına sınırlama getirmeli, evlatlarıyla yüz yüze sohbet etme, sosyal aktivite, ders çalışma, kitap okuma saatleri belirlemelidirler. Gerçek hayattan kopan gencin sanal ortamın tuzağına düşmemesi için internet kullanımı ebeveyn tarafından kontrol altına alınmalıdır. Şimdiki siber suçların internet yoluyla işlendiğini unutmayalım, bilişim suçlarının belli başlıları; kimlik bilgilerini virüs yoluyla ele geçirip banka dolandırıcılığı yapma, sosyal paylaşım siteleriyle evlenme vaadiyle kandırmalar, tehdit ve şantaj yoluyla kişilik haklarına saldırı, sanal ortamda yasadışı bahis oynatan milyon dolarlık ciro yapan kumar sitelerinin olmasıdır. Durum böyle olunca, evlatlarımızı bekleyen tehlikelerin mutlaka farkında olmamız ve gerekli önlemler almamız gerekir.


Cenab-ı Allah, Tahrim Suresi 6.ayet-i kerimede Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun fermanı ilahisiyle ebeveynlere sorumluluk yüklüyor, anne ve baba nasıl dinin emirlerine uyup yasaklarından kaçınıyorsa, kendi çocuklarının bundan sorumlu olduklarının emir buyuruyor.  “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim/6) Ahir zamanda evlatlarımızı bekleyen tehlikelerden biri de; Müslüman ülkelerdeki incil arasına dolar koyarak gençleri kandırmaya çalışan misyonerlerin yaptıkları misyonerlik faaliyetleriyle islam dininden uzaklaştırıp hristiyanlaştırma çabalarıdır. Bizim üzerine kızdığımız, yumuşak davranmak yerine dayakla şiddete başvurduğumuz evladımıza elin hristiyanı gezi kamplarında, kafelerde, gençlik kulüplerinde, alışveriş ve spor merkezlerinde, kültür ve dayanışma dernekleri gibi yerlerde dostça davranıp yakınlık kurarak onu kazanmaya çalışırlar.1 Bu amaçla arkadaşlık oluşturmada çeşitli kurumlar misyoner örgütlerince vasıta olarak kullanılmaktadır. Bu çerçevede, dışarıdan bakıldığında sıradan sosyal hizmet veren kurumlar olarak görünen kültür evleri, yetenek geliştirme ve dil kursları,  dostluk evleri, bazı turizm ve danışmanlık büroları gibi kuruluşlar misyonerlerin hedef seçtikleri çevreyi tanımaları ve yerel halkla arkadaşlık ilişkileri geliştirmeleri açısından ideal ortamlarıdır. 


Türk Protestanları lideri İhsan Özbek’e göre son on yıldır Hıristiyanlığı seçenlerin sayısı iki bin civarındadır ve bunların yarısı üniversite öğrencisi yarısı da lise mezunu kimselerdir. Samsun’da Katolik Kilisesinin misyoner faaliyetleri sonucunda Hıristiyan olan 30’un üzerinde cemaat mensubunun büyük çoğunluğunun gençlerden oluştuğu tespit edilmiştir. Bu gençlerin bir kısmı Anadolu Liseleri ve bir kısmı da Özel okullarda öğrenimlerini sürdürmektedirler. Özellikle Batı kültürü ile doğrudan ve yakın temas içinde olan yabancı dille eğitim veren kolej tipi okullar ve bölümlerle yabancı dil kurslarının misyonerlerin daha rahat çalışma imkanı bulduğu yerler oldukları söylenebilir. Milli Güvenlik Kurulu raporunda, misyonerlerce 2020 yılına kadar toplumun %10’unun Hıristiyanlaştırılmasının hedeflendiği belirtilmektedir. Bu hedefin gerçekleşme imkan ve ihtimali tartışılabilir. Ancak, gerekli ve yeterli önlemler alınmazsa, ileriki yıllarda bu tehlikenin daha da artması imkan dahilindedir. (kaynak:  http://kenandabirkuyu.blogspot.com.tr/2014/02/gunumuz-turkiyesinde-misyonerlik.html)  


Amerika’da meydana gelen 11 Eylül saldırılarının bahane edilerek müslümanların birer potansiyel terörist, islamın da terör dini olarak lanse edilmesi; islamı kendilerine engel olarak gören Hristiyan misyonerlerin kendi dinlerini yaymalarına hız kazandırmıştır. Halbuki evangelist misyonerlik propagandası, sözde barış adına yürütülen diyalog çalışmaları; sömürgecilik, misyonerlik ve müsteşriklerden oluşan emperyalist haçlı zihniyetinin islama olan kin ve düşmanlığının somut bir göstergesidir.

Görüldüğü üzere eğer biz evladlarımıza yumuşak bir üslupla, samimi bir şekilde bir şekilde islam dinini öğretemezsek, Allah muhafaza yabancı misyonerler kendi tahrif edilmiş Hristiyanlık dinini öğreterek bizden koparmaya çalışırlar. Onun için iş işten geçmeden yavrularımızı akidesini sağlam temellere oturtmalıyız, gözümüzün arkada kalmaması için onları öyle bir yetiştirmeliyiz ki, her türlü dini, ahlaki ve fikri tahribata karşı sarsılmayan bir iman, sahih bir ilim ve yüksek bir ahlakla donansınlar. 


Ahir zamanda evlatlarımızı bekleyen diğer bir tehlikeyse; masonların aile müessesesini hedef alan gayri meşru ilişkileri özendirme, erkeği kadının şehvetine köle edindirip karşı cinslerin nikahsız, flört hayatı yaşayarak medeni olacağı aldatmacası ortaya atması. Gençlerin dini ahlaki ve fikri tahribattan korunması için itikadlarının sağlam, aile ve mukaddesatlarına bağlı, iffet ve namuslarını koruyan biri olmaları gerekir. Çünkü ülkemizde cirit atan misyonerlerin bazı dernekler adı altında gençleri toplantıya çağırıp incil kitabının içine para koyup tuzaklarına düşürerek onları zaafından yakalayıp hristiyanlaştırmaya çalışmaları hiç küçümsenmeyecek kadar tehlikelidir. Aynı şekilde mason localarının gençleri bar, disco vb. eğlence yerlerine özendirmeleri, çılgınca ve sınırsızca zevk ve eğlencenin peşinde koşan bir nesil oluşturmalarıdır.   Din düşmanı Karl Marks’ın, ahlak düşmanı Nietsche’nin, evlilik ve aile düşmanı Emile Durkheim’in fikirlerini kendilerine rehber edinen Masonlar gençleri fuhşa, içkiye ve uyuşturucuya müptela kılmak için televizyon programları tertipleyip bu yönde yayın yapan gazete ve dergi çıkarırlar.  Kadını bir ticari meta haline getirip vitrinlerde sergilenen cinselliği üzerinden karlarına kar katarlar. Aile, evlilik, ahlak, namus, din masonların en sevmedikleri kavramlardır. İslam ülkelerindeki gençlerin dinsizleştirilip ahlaktan yoksun bırakılması, iki cinsin de serbest yaşamasının özendirilip aile kurmanın nefret ettirilmesi onların en büyük idealleridir.2 Yahudiler birçok protokollerinde hedefledikleri planları açıklamışlardır. Mesela bir protokolde yahudiler şöyle diyor: Yahudiler dışındaki halkların saptırılmasında, ahlaken çökertilmesinde ve tembelleştirilip aptal hale getirilmesinde itibar etmediğimiz prensip ve yolların kullanılması ile imkân bulduk. 


Masonların günde 4-5 saatten fazla televizyon seyreden çocuklarımıza ve gençlerimize ne mesajlar verdiklerinin farkında mıyız acaba? Çizgi film ve reklamlardaki subliminal (bilinçaltı) mesajların erotizm, masonik işaretler, gizli örgüt propagandaları ya da ürün beğendirme mesajlar içerdiğini biliyor muyuz?  Hedef kitlesi çocuklar ve gençler olan subliminal (bilinçaltı) mesajlarla, cinselliğe, eğlence ve tüketime düşkün kuşaklar; benliğin, hırsın ve tutkunun kölesi nesiller oluşturulmak istendiğinin bilincinde miyiz?3 Ülkemizde birçok medya holding ve ticari şirketler eliyle istediklerini yapabilmektedirler. Türkiye’deki Masonlarla yakın ilişkileri olan Doğan, Koç ve Eczacıbaşı ve TÜSİAD gruplarının masonik faaliyetlerde aktif rol aldıklarını bilmemizin gerektiğini düşünüyorum. Popstar, BBG (Biri Bizi Gözetliyor) yarışmaları ile evliliği, sorumluluk ve eşine bağlılık yerine çocuk oyuncağı gibi basit gösterip; edep,  haya ve namusu ayaklar altına alan serbestliği ve boşanmayı özendiren birçok evlilik programı, dizi ve yayınla gençliğin bilinçaltına yerleştirilmek suretiyle dinsiz, inançsız ve ahlaksız bir neslin türemesine yol açıyorlar. 


Masonların mukaddesat üzerindeki sinsi planlarını unutmamaklazım. Mesela, yıllarca üniversite kapılarında başörtüsünü yasaklayan militarist zihniyetin üniversite yöneticilerinin ya masonik düşüncede yada masonlarla yakın ilişkiler halinde olduklarını, ezanın Türkçe okunması veya balıktan kurban olması gibi gayri ciddi, gayri islami fikirleri yayan ilahiyatçıların masonların güdümünde olduklarını unutmamak gerek. 


Bakın Doktor Alexis Carrel bozulan batı gençliğinin ne duruma düçar olduğunu bizlere nasıl anlatıyor: …çocuk ishali, verem, difteri, tifo, vs. gibi hastalıklar, ortadan kalkarken ve ölümler azalırken, akıl hastalarının sayısı arıyor. Bazı memleketlerde tımarhanelerde enterne edilen delilerin sayısı, hastanelerdeki bütün öteki hastaların sayısını aşıyor. Deliliğin yanısıra, sinir dengesizliği de çoğalıyor. Bu fertlerin bedbahtlığında aile ocaklarının yıkılmasında en aktif unsurlardan biridir. Belki bu sinir bozukluğu medeniyet için tıbbın ve hijyenin münhasıran meşgul olduğu mikroplu hastalıklardan daha tehlikelidir. Yine İsviçrede bir araştırmada bulunan uzman bir doktor şahit olduklarını şöyle anlatıyor: hastanedeki hastaların çoğunu, psikiyatrik arazlara mübtela hastalar teşkil ediyordu. Bunların %50 ‘den fazlası yaşları 25’i bulmamış gençlerdi. Dikkatimi  çekti,üzerinde durup düşündüm. Genç 20-22 yaşına kadar istediği herşeyi yapabiliyor, maddi lezzet ve zevk bakımından hayattan alabileceği birşeyi kalmamış oluyor. Manevi bir güç de kalmıyor. Bunu neticesinde 2022 yaşında cinnet başgösteriyor.4


Doktor Alexis Carrel’inve İsviçreli uzmanın tespitlerinden anlıyoruz ki insanların ruhlarının aç olduğu, ahirete imanın olmadığı insanlarda manevi çöküşün cinnet getirdiği saklanamaz gerçeklerdendir. Amerikan Psikolojik Cemiyeti (APC) veirerinden 1505 üyesinden % 30‘u ilk defa çekirdek ailenin yok oluşundan söz etmiş ve bunu akıl sağılığının tehlikede oluşuna delil göstermiştir. Diğer tehditler sırasıyla şunlardır: işsizlik % 20, uyuşturucu % 18, alkol % 14. Amerika’da her yeni 2 evililikten biri boşanmayla sonuçlanmaktadır. Bu bakımdan boşanmayı önlemek isteyen sayıları gittikçe artan evlilik müşavirleri (terapistleri ) grubu vardır.5

Ayrıca aile çöküşün durdurmak için Amerika’da 30 eyalette faaliyet gösteren Aile Koruma grupları oluşturulmuştur. Hemen belirtelim Amerika’da boşanmaların üçte ikisi zinadan kaynaklanıyor. Zinanın dışında aileyi parçalayan sebepler arasında alkol, uyuşturucu, sefalet, israf vb sayabiliriz. İş hayatında erkelerle yarışa giren kadın açık saçık gezerse, evde oturmayıp eğlence hayatına dalarak erkeği tahrik ederse; bunun neticesinde yabancı erkeklerin tacizinden kurtulamaz. Halbuki islam dini kadını yuvasına bakmakla yükümlü kılmış; onu çocuğun terbiyecisi görevini vermekle kalmamış, aynı zamanda kocasına hayırlı bir eş olma yükümlülüğünü de getirmiştir. Tesettürü, haremlik ve selamlık uygulamasını getiren islam kadına iffetini korumaya almasını emretmiştir. Yine erkeğe evin nafakasını temin etme görevini verirken; yuvanın huzurlu ve mutlu kalması için çocuklarının annesine şefkatli olmasını, çocuğa da baba sevgisi göstermesini ondan istemiştir.


Velhasıl-ı kelam erkek ve kız evladımızın küçükken mayasının sağlam olması, onların birer bahçıvanı olarak biz ebeveynlerin çiçeklerimize gözümüz gibi bakmamız gerektiği sonucu ortaya çıkıyor. Evlatlarımıza zamanı verimli kullandırıp kitap okuma alışkanlığı kazandırırsak belki de internet ve cep telefonuyla fazla mesai yapıp vakitlerini öldürmezler. Evlatlarımızın dini ve ahlaki eğitimi üzerinde çok fazla durmalıyız. Aksi takdirde, gençliğin verdiği asilik ve cehaletten, kötü arkadaşın şerrinden, misyoner ve masonların aldatmacalarından,  bozuk ve kirli düşüncelerden, maneviyat zayıflığından, ahlaki yozlaşmalardan onu kurtaramayız.  

.................................................................

Yararlanılan Kaynaklar

1) Misyonerlik, Shf; 110 / Şinasi Gündüz / Türk Diyanet Vakfı Yayınları

2) Müslüman Gençliğin Önündeki Engeller, Shf; 60 / Abdullah Nasıh Ulvan / Risale Yayınları  

3) Türkiye Üzerinde Oynanan Yahudi Oyunları / Abdülhamit Hanoğulları

4) Toplumun Temelini Sarsan Belli Başlı problemler, Shf; 111 / Lütfi Doğan / Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları

5) H.Hüseyin Korkmaz, Shf; 10-12 / Amerika Niçin Çöküyor / Feza Yayıncılık