Tarihten Günümüze İslamcılık Akımları II-Çağdaş Mutezile ve Modern İslamcılık Düşüncesi

e-Posta Yazdır PDF

Klasik mutezilenin en önemli iddiası Kur’an mahluktur düşüncesidir. Abbasî halifesi Me’mun, Halku’l Kur’an’ı tartışırken Kur’an’ın mahluk olmadığını savunanları, Allah’ın kelimesi olan İsa’ya mahluk değildir diyen Hristiyanlara benzemekle suçlamış, Allah’ın dışındaki herşeyin mahluk olduğundan hareketle Kur’an’ın mahluk olduğunu iddia etmiştir. (Ebu Cafer Muhammed b. Cerir Taberî, Tarihu’t –Taberî, thk. Muhammed Ebu’l Fazl İbrahim, Daru Suveydan,Lübnan trs. VIII, 635.)

Ayrıca ameli imanın bir cüz’ü sayan Mutezileye göre büyük günah işlemesi mü’mini imandan çıkarır, ama küfre de sokmaz. İman ile küfür arasında bırakır(el menzile-beyne’l-menzileteyn), Peygamberden (A.S)  rivayet edilen “Kaderiye bu ümmetin mecûsisidir” hadisine göre Kaderiye’nin yani namı diğer mutezilenin Mecûsî sayılmasındandır. Hz. Peygamber, çağdaş mutezile oryantalist müsteşriklere gösterdiği müsamahayı Ehl-i Sünnete, Selef-i Salihin Alimlerine, Mezhep İmamlarına, Hadis İmamlarına göstermiyor, modern çağın mutezilesi Kuranın tarihselliğiyle Kuran-ı Kerim’i Allah merkezli vahiy yerine insan merkezli tarihi metine dönüştürme çabalarını sürüdürüyor, Hz. Peygamberin (S.A.V) hüküm koyamayacağı, sünneti nakledenlerin güvensizliği, hadislerin kesin ilim değil, zan ifade ettiği gibi vehim ve kuruntularla sünnet ve hadis etrafında inkarcılık ve şüphecilik çıkarıyor.

19. yy’daki Hind Alt kıtası Ehl’i Kur’an ekolü mensubu olan S.Ahmed Han ve arkadaşları tarafından Kur’an’ın tarihselliği ile ilgili düşüncelerin serdedildiği görülmektedir. (Abdulhamit Birışık, Hind Alt Kıtası Düşünce ve Tefsir Ekolleri, İnsan yayınları 2001, s.319.) Micheil Heobnik ise, Kur’an’a tarihselci yönelişin Taha Hüseyin ve Muhammed Halefullah tarafından ilk ciddi adımların atıldığı ve daha sonra Fazlurrahman, Hasan Hanefi, Muhammed Arkoun ve Nasr Hamid Ebu Zeyd tarafından bu çizginin günümüze kadar devam ettiğini belirtir.( Micheil Hoebnik, Thinking About Renewal In Islam, Towards A History of Islamic Ideas On Modernızatıon And Secularızatıon Arabica, sa:XLVI, Leiden, p.54.) Tarihselcilerin iddiası şu: Kuranın nazil olduğu hükümlerinin o günkü arap toplumunun has olduğu, şartların değiştiği günümüz modern toplumlarına uygulanamayacağı; bu yüzden yeni yorumlar ve hükümler ortaya konulması gerektiği şeklindedir..

Faiz, hırsızın elinin kesilmesi, kadının şahitliği, miras ve zina hakkındaki ayetlerin tarihsel olduğunu söylerler. Öncelikle faiz yasağı evrensel değil de tarihsel olup o günkü arap toplumuyla sınırlansaydı, bu cürmü işleyenin cezasının ebediyyen cehennem olacağı ve faizi terketmetmenin Allah ve Resulüne harp ilan etmekle bir olduğu ayette bildirilmezdi.(Bakara / 275, 279) Bakara Suresi 282.ayette bir erkeğin yanında iki kadın şahit bulunmasının istenmesi ise erkeğin kadından üstün olduğu anlamına gelmez. Aksine bu hüküm fıtri olarak duygusal yaratılan kadının unutma, yanılma gibi huy ve karekteriyle birlikte adaletin yerini bulmasına yöneliktir. Nisa suresi 176.ayette mirasta kardeşlerden bir erkeğe iki kadın payı denilmesinin birçok nedeni olabilir. Eğer erkek kardeş bekarsa evin geçimi için ticaret vb maddiyat lazımdır,  yok evliyse zevcesine ve varsa çocuklarının nafakasına bakmakla mükelleftir. Kız kardeş bekarsa bu pay tek başına yeter ona, evlense zaten mehir vb hediyeler alacaktır. 

Had cezalarından hırsızlık ve zina cezaları hakkında Peygamberimizin uygulamalarına bakalım. Önce hırsızlık ayeti ve Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. ( Maide /38) Resulullah’ın (S.A.V) erkeklerden elini kestiği ilk hırsız Haydar bin Adiy Bin Nevfel bin Abdi Menaf’tır. Kadınlardan elini kestiği ilk hırsız ise Mürre binti Süfyan bin Abd el-Esed idi (Buhârî, Enbiyâ 54, Hudûd 12; Müslim, Hudûd 8-9; Ebû Dâvud, Hudûd 4). Hz. Ebubekir (r.a.) de kendi zevcesi Esma binti Umeys’ten gerdanlık çalan Yemenlinin elini kesmiştir. Bunun daha önce hırsızlık yaptığından dolayı sağ eli kesilmişti, Hz. Ebubekir(r.a) de bu defa sol elini kesmişti. Hz. Ömer/(r.a.) de Abdurrahman b. Semure’nin kardeşinin elini kesmiştir.

Nur suresi 2.ayette evli olmayan bekarlar için zina cezasının yüzer değnek olduğu hükmü veriliyor. Peygamberin (A.S) uygulamasında işvereninin eşiyle zina eden bekâr işçiye yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası, kadına ise recm uyguladığı rivayet edilmiştir. Ebû Hureyre ile Zeyd b. Halid el-Cühenî (r.anhumâ)’dan nakledildiğine göre, zina eden kadının kocası ile, zina eden işçinin babası Resulullah (s.a.s)’e başvurarak bu konuda “Allah’ın kitabı” ile hüküm vermesini istemişlerdir. Işçinin babası şöyle dedi: “Benim oğlum bu adamın yanında işçi idi. Onun hanımı ile zina etti. Bana, oğlum için recm gerektiği haber verildi. Ancak ben onun adına yüz koyunla bir cariye fidye verdim. Bu arada bilenlere danıştım, (oğlum bekâr olduğu için) ona yüz değnekle bir yıl sürgün cezası, bunun karısına ise recm cezası gerektiğini haber verdiler”. Bunun üzerine, Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, aranızda Allah’ın kitabı ile hükmedeceğim. Cariye ve koyunlar geri verilecek. Oğluna yüz değnekle bir yıl sürgün gerek. Ey Üneys, sen de bu adamın karısına git. Eğer zinasını itiraf ederse, onu recmet”. Üneys kadına gitmiş ve kadın suçunu itiraf etmiş, Hz. Peygamber’in emri üzerine de recmedilmiştir (Müslim, Hudûd, 25; Buhârî, Hudûd III, 38, 46, Vekâlet,13).

Hariciler ve mutezile dışında tüm mezheb imamları recm cezasının meşruiyetinde birleşmişlerdir.

Modernist tarihselciler de recm cezasının islama ait devamlı bir had olmadığı devletin değiştirebileceği tazir nevinden bir ceza olduğu görüşündedirler. Peygamberin bizzat kendisi evli olarak zina edenlere recmi uygulamıştır. Zinasını dört defa ikrar eden Mâiz b. Mâlik (r.a)’in recmedilmesi ve Gâmidiyeli evli kadının zinadan dolayı recmedilmesi O’nun recm konusundaki uygulamalarına örnektir. ( Tarihsel Addedilen Ayetlerin Evrenselliği, Syf;116 / Rağbet Yayınları / Zeki Keskin )

Tarihselci görüş parçacı-lafızcı metodu önemsiz bulup bütüncül-tarihi metodu kullanarak hükmün nesnel anlamı üzerinde ısrarla durur. Beşeri metinler için uygulanan tarihsellik yöntemi evrensel ilahi bir metin olan kuranın anlaşılması ve ondan hüküm çıkarılmasında başvurulan bir yöntem olamaz, Kur’an’ın evrensel olması demek tarihselcilerin aksine ondaki hükümlerin insanlara, zaman ve mekana göre değişmemesi, hitabının ve hükümlerinin kıyamete kadar geçerliliğini muhafaza etmesidir. 

Kuran-ı Kerim’in evrensel oluşu onun Allah tarafından korunmasının yanısıra onun insanlar arasında belli bir milleti veya ırkı menfaatlerini savunmamasıdır. Ve Allah katından gönderildiği gibi değiştirmeden günümüze kadar gelegelmiş ve bizzat onun tarafından korunmuş olması gibi sebeplere bağlıdır. (M. Fatih Kesler, Kuran-ı Kerimin Evrenselliği, Esra Yayınları, Konya,1996)

Kuran-ı kerimi her önüne gelen tefsir edemez, onu tefsir edecek ilmi liyakat ve dirayet olması gerekir. Ulemaya göre tefsir yapmak için öncelikle Ulumu’l Kur’an yani Kur’an ilimlerinin bilinmesi şarttır. Kur’an’ı tefsir edecek kimsede bulunması gereken ilimler hakkında İmam Celaleddin Es-Suyuti,  El-İtkan Fî Ulûmi’l Kur’an adlı eserinde şunları söyler:  

“Herkes Kur’anı tefsir edebilir mi? Buna verilen cevap şudur: Bir kimse âlim veya edip olsa fıkıh, nahiv, tarih ve rivayetler hakkında geniş bilgiye sahip olsa Rasulullah’tan rivayet edilen hadislere dayanmadıkça Kur’anı tefsir edemez. 

Bu soruya verilen bir başka cevap da şudur: Müfessirin muhtaç olduğu ilimleri bilen kimsenin, Kur’anı tefsir etmesi caizdir. Bu ilimler de aşağıda zikredilen 15 ilimdir.

1.Lügat ilmi, 2.3. Sarf ve Nahiv ilmi,  4. İştikak ilmi, 5,6,7. Maâni, Beyan ve Bedi ilimleri, 8. Kıraat ilmi, 9. Kelam ilmi, 10. Usulu Fıkıh İlmi, 11. Sebeb-i nüzul ilmi,12. Nâsih ve mensuh ilmi, 13. Fıkıh ilmi, 14. Hadis ilmi, 15. İlmi mevhibe.

Yazıyı bitirirken neo mutezili akımın öncülerinden Reşit Rıza ve Muammed Abduh’un içtimai tefsir sayılan Menar tefsirinde israilliyatı reddetmesine rağmen sahih addedilen Deccal, kıyamet ve Hz. İsa’nın nüzulüyle ilgili rivayetleri İsrâiliyyât kategorisinde değerlendirmesi eleştiri konusu olmuştur. (Mesela bkz. Hasîb es-Sâmerraî. Reşit Rızâ el-Müfessir. Bağdat 1976. s. 327-359) Tefsirinde yer yer akılla bağdaştırılamayan ifadeler yerine temsili ve mecazi yorumlar kullanmıştır. Âdem’in cennetteki yaşamı, yasak ağaca yaklaşması ve cennetten kovulmasını ise insan hayatındaki çocukluk, gençlik ve olgunluk çağlarına işaret sayarak ilgili kıssaları mitolojiden arındırır.  (Abduh-Rıza, Tefsiru’l-menâr. I. 282-283.) Nüzul-ü İsa, kabir azabı, mirac, ruyetullah gibi akaidi konularda aynen kalsik mutezile çizgisin takip etmiştir. Muhammed Abduh mucizeye inanmadığı için sahih nakli bir taraf atıp pozitivist bilimin perspektifinde akılcı davranarak Fil Suresi’nin tefsirinde Ebabil Kuşları’nı önce sinek ardından mikrop, taşları da sineklerin ayaklarına bulaşan toz zerreleri olarak tevil etmiştir. (Ayrıntı için bkz. Muhammed Abduh, Tefsîr-u Cuz’i Amme, Matbaatu’ş-Şa’b, Mısır, ty., s.118 vd.)

Abduh ve Reşit Rıza, “Kur’an’da miadı dolmuş hiçbir buyruk yoktur. Bilakis her ayetin her zaman ve zeminde söyleyecek bir sözü vardır.” ifadeleri Kur’an’ı okuyan Müslümanın onu bağlamından koparıp kendi tarihselliği içinde okumasına kapı aralıyor vaziyette. 

Son olarak anlattıklarımızla alakalı olarak sanki onların bir özetiymiş gibi bize sunan Türkiyenin mümtaz fikir adamı ve entellektüellerinden Yazar Yusuf Kaplana kulak verelim. Yazara göre  İslam dünyasını bekleyen 3 tehlike:

1- İslam’ın terorizmle eşdeğer hale getirilmesi. Müslümanların kafa kesen, saldırgan insanlar olarak gösterilmesi. 

2- İslam’ın protestanlaştırılması. İslam’ın içinin boşaltılıp hayattan uzaklaştırılması...

3- Alem-i İslam’ı kültürde, siyasette, sanatta diri tutan Ehli Sünnet omurganın çökertilmesi.. Şiilik, selefilik gibi akımların öne çıkartılması...

Allah bizleri Kuran ve Sünnetti en iyi anlayıp ve Onları hayatına en güzel şekilde tatbik eden  Sahabe-i Kiram, Tabiun ve  Tebauttabiun yolundan ayrımasın. Rabbim bizleri çağdaş ılımlı İslamcıların dini yumuşatan, dinde aslı astarı olmayan diyalog ve hoşgörü tuzaklarından, çağdaş tekfirci - harici düşüncesindeki radikal İslamcıların dini şiddet, kavga ve isyan olarak gösterme fitnesinden ve çağdaş modern İslamcıların dini şartlara uydurarak dini yozlaştırma ve dinde reform yapma bidatlerinden korusun. Tüm bidat ve hurafeleri ortadan kaldırıp sünnetleri ikame etmeye çalışan Ehl-i Sünnet yolunun neferleri kılsın. Amin 

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabıdır, yolların en hayırlısı Muhammed’in yoludur. İşlerin en şerlisi muhdes olanlardır. Dine sonradan sokulan her şey bid’attır, her bid’at dalalettir ve her dalalet ateştedir.”(Müslim/ 867, Nesai 3/188)