Dinde Sapıtan İlahiyatçı ve Yazarlardan Çarpıtma Örnekleri-1

e-Posta Yazdır PDF

Türkiye’de din hassas bir alandır. Normalde herkes kendi uzmanlık alanı olan edebiyat, tarih, sosyoloji, vb. alanlarda söz söyleme hakkına sahipken konu din olunca yazardan akademisyenine hemen herkes bilip bilmeden atıp tutuyor, kendini allame taslayıp hadis, fıkıh, tefsir gibi geniş yelpazelerde otorite sahibi İslam alimlerini kale almayacak kadar ileri gidebiliyorlar, islamın 1400 yıllık ilim- fikir - kültür geleneğine sırt çevirebiliyorlar. En çok da dinin asli kaynaklarına müracaat edilmeden Kuran-ı Kerim’in ilk müfessiri Hz. Peygamber Aleyhisselam’ın o meseledeki sünnetine ittiba edilmiyor, sahabe - tabiun  - tebauttabiun üçlü altın silsile es geçiliyor, mezhep imamları ve müctehidlerin yani selefi salihinin yolundan gidilmiyor, bunun tabii sonucu olarak da itikadi konularda sapmalar görülüyor; kişiler kendilerini fetva makamında görüp halkı yönlendirmeye çalışıyorlar, halkın zihnine yerleşmiş itikadi ve ilmi konularda gayri ciddi ve gayri ahlaki davranma cüretinde kendilerini buluyorlar.

Baktığımız zaman bazıları Kuran İslamı, Sünnetsiz İslam, Muhammedsiz İslam, Kurancılık ve Mealcilik, Kadercilik, Tarihsellik gibi isimlerle yürütülen çalışmalar sünneti inkar etme, müslümanları ehl-i sünnet itikadından sapma hedefleri taşımaktadır. İlahiyatçı ve yazarların başını çektiği zümre; hadisleri devre dışı bırakıp ayetleri kendi zanlarınca yorumlayıp tevil etme, bir kısmı meal yazarken kavramlara lügat manası vermek dışında literatürdeki manaları vermesi,  ayetin bütünlüğüne riayet etmeden siyak  sibak sıralamasına uymaması, farklı söylem geliştirerek ayetlerin anlamlarının bağlamlarından koparıp farklı mana yüklemeleri, göze çarpan dikkatimizi celbeden hususlardır.


Mustafa İslamoğlu’nun Kuranda recm yok, kabir azabı yok, kadere iman yok iddiası; Abdulaziz Bayındır’ın Nuzülu İsa meselesinde Hz. İsa’nın öldüğünü tekrar yeryüzüne inmeyeceğini iddia etmesi ve Allah gaybı bilmez iddiası; kendini antikapitalist ilan eden İhsan Eliaçık’ın sosyalist islamı savunarak mal biriktirmenin haram olduğunu, melek ve miracı yok sayması, İsa’nın tekrar yeryüzüne inmeyeceğini söylemesi, Peygamberimizin ümmi olmadığını iddia etmesi, Yaşar Nuri Öztürk’ün Kuranda nesh yoktur, islamda teravih namazı yoktur, cennete girmek için salih amelin lazım olmadığını iddia etmesi üzerinde titizlikle durulması gereken konulardır.


Modernist akımın temsilcileri olan Kuran tarihselciliğini savunan Hasan Hanefi, R. Garaudy, Fazlurrahman, Muhammed Arkoun, İhsan Eliaçık, Abdülaziz Bayındır, Mustafa İslamoğlu vs. İsimler değişik ama hepsi hükümlerin tarihselciliğinde ittifak halindeler. “Çok eşlilik, hırsızın elinin kesilmesi, kısas ve zina cezası” 600 yılında kalmış ve bugün geçerli değil. Arkoun, daha da ileri giderek aklın kabul etmediği hiçbir hüküm kabul edilmemeli der. Oysaki vahyin evrenselliği apaçık ortadadır, hitaba (vahye) duyarsız, kör ve sağır kesilenler kitabı istedği şekilde yorumlayıp anlamakta beis görmüyorlar. Kurana bir mükellef olarak değil de oryantalistler gibi dışarıdan yabancıymış gibi yaklaşıyorlar. Kur’an’ın sadece nâzil olduğu zamana hitap ettiğini söylemek Kur’an-ı Kerim’in;


1. Allah’ın kelâmı olduğunu,


2. Allah’ın zaman ve mekân üstü bir varlık olduğunu kabul etmemek manasına gelir.( Bolay, Süleyman Hayri, “Hz. Peygamber’in Sünnetinde Değişim”, Değişim Sürecinde İslâm, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ank., 1997, s. 48.)


Bu akımın önde gelen savunduğu fikirler tarihselcilik ve hermenötik düşüncedir. Onlara göre, tarihselcilik zamanla sınırlıyken, hermenötik ise dil ve söylemle alakalıdır. Tarihselciler tamamen usul ve metod hatası yaparak Kuranı anlama ve yorumlama işini üstlenirler. Hermenötik ise yorum bilimi , kutsal metinleri yorumlamadır. Batı referanslı felsefi düşünce temeline dayanan tarihselcilik fikri, dil ve zaman anlayışı bakımından farklı bir söylem geliştirerek müsteşrik ve oryantalist zihniyetiyle Kurana yönelme çabasıdır. Tarihsel ve toplumsal şartlar altında Kuran’ı anlamamızın izafi ve zanni olduğu görüşünü savunan tarihselciler Kuran’ın literal (lafızcı) yönünün sadece indiği ortamı yansıttığını iddia ederek, bunu bir tarafa itip ondaki ayetlerin nüzul sebeplerinin husûsîliğine rağmen ayetleri umuma teşmil etme yanlışına girerek yani Kuranı anlamanın nesnelliğine işaret ederler. Tefsirden çok tevile başvuran bu zihniyet yerilmiş olan (hoş karşılanmamış olan) reyle tefsir yapma cüretini göstererek rivayetleri tarihi malzeme olarak kullanma yerine(nakli), akli araştırma ve kişisel yorum(rey) kabiliyetine sarılarak klasik ulemadan yada kuran ilimlerinden(Mekkî - Medenî sûreler, esbâb-ı nüzûl, nâsih - mensuh, kıraat ve tecvid bilgileri, i‘râbü'l-Kur’ân, garîbü'l-Kur’ân, müşkilü'l-Kur’ân, mecâzü'l-Kur’ân, vücûh nezâir, muhkem - müteşâbih, edebiyat konularından olan îcâz, ıtnab, hasr, kinaye, teşbih ve istiare, i‘câzü'l-Kur’ân, tefsir ilmi) yeterince istifade etmezler. Martin Heidegger ile başlayan Hans- Georg Gadamer ile devam eden yorumsamacı tarihsellik anlayışı metnin konusu, ne hakkında olduğunu açıklayarak metindeki ilk niyeti yeniden üretir. Anlama süreci metni, yazıldığı andaki psikolojik ve tarihi çevrenin de ötesine taşıyarak ona, yorumcu ile metin arasındaki diyalog ile ortaya çıkan belli bir anlam katar.( Tarihsel Addedilen Ayetlerin Evrenselliği, Syf;27 / Rağbet Yayınları / Zeki Keskin ) Tarihselciliğin öncülerinden Fazlurrahman “dinden ve kurandan asıl maksat manevi ve ahlaki hayatımızdır. Bu bakımdan kuran ın ahlak kaideleri ile hukuk kaideleri arasında fark vardır.”( Heyet, Kuran-ı Kerim, Tarihselcilik ve Hermenötik, syf 47 , ışık yay., İzmir, 2003 ) düşüncesini savunur. Hukuk kaidelerinden asıl maksad adalet ilkesi olduğundan her çağda hukuki kaideler bu ilkeye göre yeniden yorumlanmalıdır görüşü çerçevesinde islamın faiz, miras, zekat, kadının şahidliği ve hadler gibi birtakım hukuki kaidelerini formüle edip modern çağa islamı uygulanabilir kılmak, modernist ve tarihselcilerin olmazsa olmazıdır. Tarihselcilerin bu tezleri savunmalarına gerekçe olarak Müslümanların geri kalmalarının sebebi olarak İslamiyete uymayan dinin emirlerini yerine getirmeyen müslümanları değil, islamiyetin kendisini görmektedirler. Kabahati kendilerinde değil, dinde aramaktadırlar. Bu geri kalmışlıktan kurtulmak için dinin emir ve yasaklarının batının öngördüğü sisteme göre yeniden şekillenmesini istiyorlar. Anlayacağınız batı karşısındaki ezilmişlik psikolojisinden ve yenilmişlik duygusundan ancak böyle kurtulabiliriz tezinde ısrarcılar.


İşin ilginç tarafı saydığım ilahiyatçı yazarların hemen hepsi meal yazmada ustalar. Yaşar Nuri Öztürk’ün İniş Sıralı Kur'an- ı Kerim Meali, Abdulaziz Bayındır’ın Ayetlerin Ayetler İle Açıklandığı Fıtrat Kitabı Kur'an- ı Kerim Meali, Mustafa İslamoğlu’nun Hayat Kitabı Kur'an Gerekçeli Meal-Tefsiri, Recep İhsan Eliaçık’ın Yaşayan Kur'an Türkçe Meal - Tefsir eserlerini örnek olarak verebiliriz. Meal yazmada ustalıkları normal halk avam tabakası tarafından takdirle karşılanırken işin erbabı olan havas kişilerce eleştiriye tabi tutuluyor eserleri.


İHSAN ELİAÇIK’A REDDİYE


Eliaçık bir röportajında; Kuran’da geçen recm, el kesme, kısasa kısas, sopayla dövme gibi cezaların bugün uygulanması gerektiğini düşünüyor musunuz? Sorusuna cevaben şöyle demiştir:


Bu saydıkların dışında cezalar da olmuştur. Bunlar tarihsel hükümlerdir. Aslolan eşitliğin, adaletin sağlanması, yoksulluğun kalkmasıdır. Hırsız zenginin malını çalan yoksul değildir. Yoksulun emeğini sömüren zengindir. Hırsızın elini kesmek demek zenginlerin kurdukları düzenin hortumlarını kesmek demektir. İlla orda adamın elini keseceksin diye bir şey yok. Ama şu anda hırsız yoksul olarak anlaşılıyor. Baklava çalan gariban anlaşılıyor. Hırsız aşağıda olan değil yukarıda olandır. Adam aç kalmış ne yapsın kardeşim. Mecazi anlamı böyledir. Ama Araplar arasında el kesme cezası uygulanıyor. Zina yapana da sopa vurun diyor mesela. İlla sopa vurmana gerek yok. Bunlar tarihsel hükümlerdir. Evrensel hükümlerin bir halkta, bir kabilede nasıl uygulanacağının yerel örnekleridir. 

Eğer sen başka yollarla bunların önüne geçebiliyorsan serbestlik verilmiştir.(24.08.2011 / Dipnot. tv’nin İhsan Eliaçık’la Röportajı)


Öncelikle burada İhsan Eliaçık’ın görüşlerinin modern İslam düşüncesi akımını yansıttığını belitmeliyiz. Sayın Eliaçık burada Kuran’ın cezai hükümlerini tarihselciliğe indirgeyerek ilahi mesajın evrenselliğine gölge düşürmeye çalışıyor. Çünkü inen her ayetin her ne kadar sebeb-i nüzulü özelse bile hükmü evrensel ve bakidir. Had cezaları Peygamber Aleyhisselam zamanında nasıl uygulandıysa şimdi de kıyamete kadar da aynı yöntem ve usülle uygulanır; nebevi uygulamada sapma olamaz, değişiklik yapılamaz. Kendi aciz şaşkın beşer aklınca bizlere ders vermeye kalkıyor. Kuran’ın ilk Müfessiri ve Yaşayan Kuran Hz. Muhammed (S.A.V) olduğuna göre, O’nu örnek almalıyız.  "Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. " (Nisa Suresi/ 80) Kuran-ı Kerimde O’nun kendi heva ve hevesinden konuşmayacağı, onun  konuşmasının vahiyden başka bir şey olmadığı ( Necm/ 3-4), Peygambere hitaben de "Allah sana Kitab’ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir. " (Nisa /113) denilerek hikmet kavramıyla Sünneti Seniyye’den bahsederek dini kaynak olarak Kuran’dan hemen sonra İslamın ikinci teşrii kaynağını peygamberin sünnetinin teşkil ettiğini anlıyoruz. Sünnetin bir kısmı Kuran-ı Kerim’in hükümlerini açıklar mahiyettedir. Mesela vasiyeti üçte birle sınırlaması, terekenin üçte birinden fazlasını vasiyet etmek geçersizdir. Yani böylelikle mutlak olan bir hükmü mukayyed hale getiriyor. (Sünnet / İrfan Vakfı yayınları/ 19-22). Sünnetin bir kısmı da vardır ki Kuranı Kerim’de bulunmayan yeni hükümleri kapsar. Mesela her yırtıcı hayvanın ve leş yiyen pençeli kuşun etinin haram olması, altın ve ipeğin erkeklere haram olması, tek bir şahid ve davacının yemin etmesiyle hüküm verme, soydan dolayı haram olanların süt emmeden dolayı da haram olması gibi.

Şimdi had cezalarından hırsızlık ve zina cezaları hakkında mulahaza yapmak istyorum. Önce hırsızlık ayeti ve Peygamberimizin bu konudaki uygulamalarına bakalım. Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. ( Maide /38) Resulullah’ın (S.A.V) erkeklerden elini kestiği ilk hırsız Haydar bin Adiy Bin Nevfel bin Abdi Menaf’tır. Kadınlardan elini kestiği ilk hırsız ise Mürre binti Süfyan bin Abd el-Esed idi (Buhârî, Enbiyâ 54, Hudûd 12; Müslim, Hudûd 8-9; Ebû Dâvud, Hudûd 4). Hz. Ebubekir (r.a.) de kendi zevcesi Esma binti Umeys’ten gerdanlık çalan Yemenlinin elini kesmiştir. Bunun daha önce hırsızlık yaptığından dolayı sağ eli kesilmişti, Hz. Ebubekir(r.a) de bu defa sol elini kesmişti. Hz. Ömer/(r.a.) de Abdurrahman b. Semure’nin kardeşinin elini kesmiştir.


Hırsızlık cezasından sonrada zina ayetleri ve Peygamberimizin bu konudaki uygulamalarına bakalım. Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.(Nur/2)


Bu ayette evli olmayan bekarlar için zina cezasının yüzer değnek olduğu hükmü veriliyor. Peygamberin (A.S) uygulamasında işvereninin eşiyle zina eden bekâr işçiye yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası, kadına ise recm uyguladığı rivayet edilmiştir. Ebû Hureyre ile Zeyd b. Halid el-Cühenî (r.anhumâ)'dan nakledildiğine göre, zina eden kadının kocası ile, zina eden işçinin babası Resulullah (s.a.s)'e başvurarak bu konuda "Allah'ın kitabı" ile hüküm vermesini istemişlerdir. Işçinin babası şöyle dedi: "Benim oğlum bu adamın yanında işçi idi. Onun hanımı ile zina etti. Bana, oğlum için recm gerektiği haber verildi. Ancak ben onun adına yüz koyunla bir cariye fidye verdim. Bu arada bilenlere danıştım, (oğlum bekâr olduğu için) ona yüz değnekle bir yıl sürgün cezası, bunun karısına ise recm cezası gerektiğini haber verdiler". Bunun üzerine, Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, aranızda Allah'ın kitabı ile hükmedeceğim. Cariye ve koyunlar geri verilecek. Oğluna yüz değnekle bir yıl sürgün gerek. Ey Üneys, sen de bu adamın karısına git. Eğer zinasını itiraf ederse, onu recmet". Üneys kadına gitmiş ve kadın suçunu itiraf etmiş, Hz. Peygamber'in emri üzerine de recmedilmiştir (Müslim, Hudûd, 25; Buhârî, Hudûd III, 38, 46, Vekâlet,13).


Zina suçu işleyen kadınlarınızın aleyhinde dört kişinin şahitliklerine başvurunuz. Eğer dört kişi aleyhte şahitlik ederse o kadınları, ölünceye kadar ya da Allah kendileri hakkında başka bir yol gösterinceye kadar evlerinizden dışarı salmayınız. Zina suçu işleyen çiftin her ikisini de eziyetli cezaya çarptırınız. Fakat eğer tevbe eder de uslanırlarsa artık yakalarını bırakınız. Çünkü Allah tevbeleri kabul eder ve merhametlidir. (Nisa/15-16)


Hariciler ve mutezile dışında tüm mezheb imamları recm cezasının meşruiyetinde birleşmişlerdir. Modernist tarihselciler de recm cezasının islama ait devamlı bir had olmadığı devletin değiştirebileceği tazir nevinden bir ceza olduğu görüşündedirler. Peygamberin bizzat kendisi evli olarak zina edenlere recmi uygulamıştır. Zinasını dört defa ikrar eden Mâiz b. Mâlik (r.a)'in recmedilmesi ve Gâmidiyeli evli kadının zinadan dolayı recmedilmesi O’nun recm konusundaki uygulamalarına örnektir. ( Tarihsel Addedilen Ayetlerin Evrenselliği, Syf;116 / Rağbet Yayınları / Zeki Keskin )


Muteber kaynaklarda yer alan Hz. Ömer’in sözleri delil teşkil etmektedir. Recm konusunda hükmü devam eden, fakat Kur'an ayeti olarak okunması neshedilen bir ayet de nakledilir. Abdullah b. Abbas (r. anhümâ), Hz. Ömer'in minberde şöyle dediğini rivâyet etmiştir. "Cenab-ı Allah Muhammed (s.a.s)'i hak ile göndermiş ve O'na Kitab'ı indirmiştir. Recm ayeti de O'na indirilen ayetlerden idi. Biz bu ayeti okuduk, ezberledik ve anladık. Resulullah (s.a.s) recmi uyguladı, ondan sonra biz de uyguladık". Korkarım, zaman geçince birileri çıkıp "Biz Allah'ın kitabında recmi bulamıyoruz" der ve Allah'ın indirdiği bir farzı terkederek sapıklığa düşerler. Şüphesiz recm, Allah'ın kitabında, evli olmak, şahit, gebelik veya ikrar bulunmak şartıyla, zina eden kimse aleyhine bir haktır" (Müslim, Hudûd, 15). Hz. Ömer'in sözünü ettiği okunuşu mensuh ayet şudur: "Ihtiyar erkekle ihtiyar kadın zina ederlerse, onları recmedin" (Mâlik, Muvatta', Hudûd 10; Ibn Mâce, Hudûd, 9; Ahmed b. Hanbel, V, 132, 183). Hz. Ömer'in recmi, Medine minberinden ilân etmesi, içlerinde bir çok sahabe bulunan cematten hiç birinin buna karşı çıkmaması, recmin sabit olduğunu gösterir (Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Ahmed Davudoğlu, Istanbul 1978, VIII, 350). es-Serahsî (ö. 490/1097).


İslam alimleri hükmü bırakıldığı (devam ettirildiği) halde tilaveti (kurandan bir ayet olarak okunması) kaldırılmış olan metinleri de nesih içinde mütalaa etmişler; Hz. Ömer’in zikrettiği metni de buna örnek olarak göstermişlerdir.(İslamda Kadın ve Aile , Syf;184 / Ensar Neşriyat / Hayreddin Karaman) Böylelikle Zina haddi (cezası), Nur suresinde belirtilen şekliyle bekarlar için yüz celde, değnek iken Peygamberimizin bize intikal eden sağlam ve kesin hüküm ifade eden mütevatir derecesindeki hadislerindeki uygulamalarıyla zina eden evlilerin recm edilmesi kati nassla sabittir.


Hulki Cevizoğlu’nun KRT’de canlı yayınlanan 9 0cak 2012 tarihli Ceviz Kabuğu programında konuşan İhsan Eliaçık,


“İktidarda oturanlar mal biriktiremez! Fazlası haramdır!”


İhsan Eliaçık devleti yönetenlerin, iktidarda oturanların ihtiyaçtan fazla mal-mülk sahibi olmalarının da yanlış olduğunu söyledi.


“Kamu adamının bir evi ve mütevazı bir arabası olması yeterlidir. Fazlasını biriktirmesi haramdır” şeklinde açıklama yapan Eliaçık, “Peygamberimizin 23 yıllık devlet başkanlığında bir evi ve bir devesi vardı. Mülkiyetsiz öldü. İhtiyaçtan fazla birikim yapmanın anlamı nedir? İhtiyacın kadarını alıp gerisini ihtiyacı olana dağıtacaksın. Zekâtta da 40’da 39’unu dağıtacaksın. Bunu tersine çevirdiler, 40’ta 1 yaptılar. Zekâtı da yanlış uyguluyorlar…” dedi.


“Zenginlik peşindeki iktidara karşıyım”


Lüks peşinde olmaya karşı durduğunu ifade eden Eliaçık, “Namazlı niyazlı olsalar da, inşallah maşallah diye konuşsalar da, mevcut iktidarın icraatlarına, zenginlik peşinde koşmalarına karşıyım… Sultan sofrasına oturan âlim fetva veremez” dedi ve şöyle devam etti:

“Bana ne işin var ulusalcıların, solcuların arasında diyorlar. O zamanın mağdurları şimdinin muktedirleri oldu. Ama ben değil, onlar yer değiştirdi. Ben ezilenlerin, mazlumların yanındayım. Ben muktedirlerin yanında değilim. Ben, bu yağma ve çapulda yokum. Hâlâ kenarda duruyorum. Muhalefet ediyorum. Bizim yaptığımız siyasi bir muhalefet değil tabi…”


Eliaçık kendi çalıp kendi oynuyor, duruma bakılırsa devletin kapitalist ekonomi modeline karşı olmasından dolayı iktidarı topa tutuyor. Kapitalizm karşıtlığı neredeyse onu özel mülkiyete karşı olmaya itmiş gözüküyor. Bilindiği üzere sosyalizm(komünizm)de özel mülkiyet yoktur. Özel mülkiyet islamda kişilere tanınan bir hak olarak kabul edilmiştir. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır.(Nisa / 32) İslam dini fakirlik ve zenginlik faklılaşmasını doğal(tabii)  kabul edip bunu iş bölümünün ve iktisadi hayatın canlılığının esası olarak görür. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık.(Zuhruf / 32) İslam toplumun maslahatının ferdin kazancının üstünde görür. Bunun için gelir ve servetin adil paylaştırılması olan zekat türü müesseselerle sosyal adalet ve güvenliğin tesisini gerçekleştirir. Servet, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın.(Haşr/7)


Yakın zamanda hatırlarsak gezi olaylarında çapulcularla ortak girişimde bulunması yeşil sosyalist Eliaçığın sosyal İslam projesi üretme çabaları Allah Emek Adalet sloganları boşa olmasa gerek. Camiyi kirleten orada eğlence yapan içki içenlere aynı safta mücadele veriyor oldukları için sahabi yakıştırması yapan sosyalist antikapitalist beyimiz. Hep deriz ya akaidi itikadı zayıf kişilerden korkun diye İslami sol kavramıyla aykırı çıkışlar yaparak mutezili aklıyla ve harici kuran yaklaşımıyla bir anda medyatik olmayı beceren İhsan Eliaçık ayetleri ideolojisine kurban ediyor. Çağdaş modern tarihselci yaklaşımlarla ayetlerin konu bütünlüğüne dikkat etmez, sebeb-i nüzülunu sadece indiği o zamanla  kayıtlı tutar, dışarıdan ödünç aldığı gayri İslami argümanlarla yeni açılımlar yapma adına dil ve üsluba bağlı kalmadan ayetleri bulundukları mecrasından koparıp onlara farklı manalar yüklemeye çalışır.

İhsan Eliaçık “İktidarda oturanlar mal biriktiremez! Fazlası haramdır!” diyerek dinde hüküm vermeye kalkışıyor. Halbuki Allah ve resulü bir konuda hüküm verdiği zaman  müminlerin tercih etme yetkisi yoktur (Ahzab / 36), sözleri sadece ‘İşittik ve itaat ettik!’ demekten ibaret olmalı.(Nur / 51) Sayın Eliaçık rivayetlere zahmet edip baksa peygamberlerin miras bırakmayacağını görürdü. Peygamberimizin dörtten fazla evliliği, teheccüdün farz olması ve miras bırakmama gibi özellikler O’na ait hususi özelliklerdendir. Ebu’d-Derdâ (r.a.)’ın rivayetiyle Resulüllah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Muhakkak âlimler, peygamberlerin varisleridir. Şüphesiz peygamberler, ne altın, ne de gümüşü miras bırakırlar. Peygamberler miras olarak, ancak ilim bırakırlar. Bu itibarla kim peygamberlerin mirası olan ilmi elde ederse, tam bir hisse almış olur." (Buhari, Kitabu'l-İlm, 11; İbn Mâce, Mukaddime,117, No, 223.Tirmizî, Kitabu'l-İlm, 9, No, 2822; Ebu Davud, Kitabu’l-İlm,1, No, 3641)


O Peygamber ki, iyiliği emredip kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helâl, çirkin şeyleri harâm kılar. (Araf / 157) ayeti Hz. Peygambere helal ve haram yetkisi verirken, Bir işte anlaşamazsanız, bu işin hükmünü Allah'a [Kur'ân-ı kerîme] ve Resûlüne [Sünnet-i seniyyeye] götürün. (Nisâ / 59) ayeti anlaşmazlığa düştüğümüz her hükmü Allah ve resulüne götürmemizi emretmektedir.


Biraz da R. İhsan Eliaçık’ın Yaşayan Kuran meal/tefsir çalışmasına dair yaptığı tahrif, tebdil ve tağyir örnekleri üzerinde duralım.

“Allah katında din İslam’dır” ilkesini O; “ Bütün dinler islamdır” şekline getirmiştir. Ona göre hak din falan yok bütün dinlere eşit davranarak sanki muharref dinleri temize çıkarmaya çalışıyor.


Hz. Meryem’in mucizevi şekilde erkek eli değmeden Hz. İsa’ya hamile kalmasını reddediyor. Öyle ya inanmak yerine aklı almadığı hazmedemeyerek olayı iğrenç bir boyuta taşıyıp rey ile tefsir yapma küstahlığını kendinde buluyor. İfadesi aynen aşağıdaki gibi:

“Hz.Meryem’in meşru bir yoldan bir erkekle ilişkisi olmamışsa bunu iki şekilde yorumlamanın mümkün olduğunu bunlardan birincisinin nişanlısı Yusuf’tan hamile kalmış olabileceği ikincisi ise genç erkeklerin rüyalarında ihtilam olmaları gibi Hz. Meryem’in de rüyasında bir erkekle ilişkiye girdiğini görüp rahmindeki yumurtacığı harekete geçirmiş olabileceğidir. Kuran ise bu olayı üslubu çerçevesinde nezih bir dille anlatmaktadır.” diyebilmiştir.(2/143)


Eliaçık kuran kavramlarına farklı açıdan yaklaşarak hiç olmayan anlamları yükleyip akidevi saplantı içerisine girmiş oluyor. Akli olarak getirdiği izahatları zorlama teviller getirerek zihinleri bulandırıyor adeta. Mesela yazar, "Ma'ruf" kavramının;


“İnsanların öteden beri bildiği tanıdığı ortak ve evrensel iyilikler” anlamına geldiğini söylemektedir. (1/156) "Ameli salih" kavramı da benzer bir evrime uğramış gözükmektedir. Yazar, bu kavramı incelediği Asr suresinde; 


"Şu halde ameli salih; iyi güzel doğru ve faydalı olanı yapmak bunlar için çalışmak.."


Bakalım yazar, şeytan hakkında neler diyor:


"Bir cins isim olan şeytan, ontolojik karşılığı bulunmayan, hali hazırda görünmeyen ve fakat etkisi hissedilen tabiattaki kötülük durumlarına isim olmuştur." (1/36(326))

İblise yaptığı yorum da böyle bir şey;


“İblis; insan oğlundaki kötülük temayülü ve dürtüsünü temsilen birinci bölümde iblis..... ikinci bölümde şeytan olarak geçtiğini görüyoruz” (1/324)


“Aslında şeytan ve iblis diye bir şey yok” diyor yazarımız. "Peki ne var?" sorusuna da: “Bunların tabiattaki kötülük durumları olduğunu ve kötülük temayül ve dürtüsünü temsilen insan zihninde var edildiğini” savunuyor.


Sayın Eliaçığın Kur'an'ı tercümesi ve mealde kullandığı uslüp ve yöntem, tamamen tutarsızlık, dil kurallarının ihlali ve anlam hatalarıyla doludur. Örnekleri inceleyip yakından görelim istedim:

Bakara 102'de; “Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür.” mealindeki ayet yazarımızın neşterle ameliyatı sonrası: 


”Kendilerini üfürükçü bezirganlar haline getiren büyücülük ne kötüdür.” şekline dönüşmüş. Burada yazar ayetin içini olma ihtimali çok uzak lafızlarla doldurarak güya açıklayıcı olsun diye yüzseksen derece anlamdan kayma yapıyor. Dil kurallarını çiğniyor, tercüme hatası yapıyor, bunun doğal sonucu olarak da anlamda farklılaşma peyda oluyor. Büyük bir uslüp hatası bunu bilinçli yaptığı için kelimelerin yerini değiştiriyor tebdil yapıyor, tebdil tağyire yani orjinallikten sapmaya dönşüyor.


Bakara 93’te; “Hani bir zaman sizden söz almıştık ve Dağı üzerinize yükseltmiştik” ifadesi yazarın keyfi yorumuyla düzeltilerek: 


“Hani bir zamanlar dağı şahit tutarak sizden söz almıştık.” Haline çevriliyor, yükseltmeyi şahidlik olarak alması izah edilemeyecek bir durum, ciddiyetten ve liyakatten ne kadar uzak olduğu bir kez daha gözler önüne seriliyor.


Neml suresi 82. ayet-i kerime; “…onlara yerden bir dabbe (mahluk) çıkarırız da; o onlara, insanların ayetlerimize kesin olarak iman etmemiş olduklarını, söyler.” iken, yazar bu ayeti de şöyle okuyor :


“onlara yeryüzünü canlandırıp dile getireceğiz.” Şeklinde yerden çıkmayı canlandırma olarak almış, 


Saffat 141'de; “gemide olanlarla karşılıklı kura çektiler” ayetini;


"Aralarında çekişmişler(yani yunus as ile kavga ettiler)" şeklinde tercüme ediyor.


Müddessir 52'de; “onlardan her biri kendisine açılmış sahifeler verilmesini istiyor” buyrulurken, yazar Eliaçık ; 


“Her biri kendisine özel, isme yazılı davetiye istiyor.” demektedir...Tümüyle usul, yöntem hatası gramer kuralları es geçilmiş, tebdil , tağyir ve tahrif etmeye çalışmış, keyfi yorum ve tevile dayanarak açılamaya çalıştığı ayetleri bütünlüğünden ve bağlamından koparıp zorlama anlamlar katmış. Ayetlein lafzi yönünü dikkate almadan lafız-mana uygunluğuna ters, orjinallikten uzak kendi görüşleri meal-tercümenin rengini yansıtmış. (bakınız: mumsema.com/ R. İhsan Eliaçık’ın “Yaşayan Kuran” meal/tefsir çalışmasına dair).