Elazığ’dan Üç Müstesna Güzel İnsan; Sadi Baba, Hasan Eker ve Beşir İslamoğlu

e-Posta Yazdır PDF

Elazığın bu üç numune-i hasene olan güzel insanını Fotoğraflardan tanıtmaya başlarsak sol baştan birinci fotoğraf ta dergahında ilim, irfan ve tasavvuf faaliyetleriyle tanınan Üstad Sadi Baba yer alıyor, ikinci fotoğrafta Ab-ı Hayat Vakfı’nda verdiği tefsir dersleriyle ayrıca Elazığ’ın yerel bir radyosu olan Yağmur Fm’de yaptığı sohbetleriyle tanınan araştırmacı yazar Hasan Eker hoca ve üçüncü fotoğrafta da fakir, fukaraya yardım elini uzatarak hayır kurumu vazifesi gören Mamuret’ül Aziz Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nın kurucularından ve hadis alanında kendini yetiştirmiş ilahiyatçı yazar Beşir İslamoğlu yer alıyor. Ben onları Elazığ belediyesi tarafından 2000–2005 yılları arasında gerçekleştirilen ramazan kültür etkinlikleri çerçevesinde verdikleri bir sempozyumda bulunarak yakından tanımış oldum. Zaten Sadi Baba bizim köylüydü, köyün büyüklerinin anlattıklarına göre babası şeyh Mehmet’in keramet sahibi bir zatmış. Hasan Eker hoca is din kültürü öğretmenimizdi, yine ikisi de Selçuk ilahiyat mezunuydu, Beşir hoca ve Hasan hoca birlikte Akabe Vakfının Elazığ temsilciliğini açmışlardı. Tabii 28 Şubat süreciyle birlikte Elazığ’da bulunan Milli Gençlik Vakfı’yla birlikte Akabe Vakfı da kapanmış oldu.

Bir Alim ve Mutasavvıf Olarak SADİ BABA


Malesef bu güzel üçlü tablodan birini, yani Sadi Baba’yı 11 Şubat 2012’de  kaybettik. Aramızdan ayrıldı, fani alemden göç ederek rahmeti rahmana kavuştu. Rahmetli Sadi özen Palu’nun Şeyhpiran köyündendi. Yani bizim köylüydü, küçüklüğümde babamla zikir halkasına katılmıştım. Sesli zikir yapıp vecde gelerek kendinden geçenlere tanıklık yapmıştım. Tarikat mensubu bu kişilerin açık ve sesli zikir yapmaları kafamda soru işareti olarak kalmıştı sonradan öğrendim ki, Kadiri Tarikatının silsilesi Hz. Ali’ye (r.a) dayanır ve zikirleri cehri (açık ve sesli) dir. Hemen Bu arada şunu da belirtelim ki, Nakşibendi Tarikatının silsilesi Hz. Ebubekir’e (r.a) dayanır ve zikirleri hafi (gizli ve sessiz) dir. Eserlerinden kısaca bahsetmek gerekirse şöyle diyebiliriz. "Emir Muaviye Sahabe mi?" isimli eserinde, Peygamberimiz’den (S.A.V) sonraki raşid halifeler döneminde ümmet içerisinde yaşanan fikir ayrılıklarının temel sebeplerine zihnini yormuştur."Ankalar ve Kargalar" isimli kitabıyla da tefrit ve ifrattan kaçınarak selef-i salihin’in anladığı şekilde gerçek tasavvufu ele almaya çalışmış, Müslümanlar arasındaki sevgi ve kardeşliğin yaygınlaşması, tefrikadan vahdete adımlar atılması üzerinde yoğunlaşmış, içte (enfüsi) bir cemaat ve dışta (afaki) ümmet bilinici oluşturmaya çalışmıştır. Sadi Baba 1938 yılında Elazığ`da doğan son âlimlerinden ve Kadiri Tarikatı şeyhlerinden Palulu Mehmet Baba-yı Nurani`nin oğludur. Aksaray Mahallesinde kendisine ait mescitte (kendi dergâhında) ilim ve irşad vazifesi yapan Sadi baba bir tarikat adamı, derviş olmanın ötesinde toplumu ve gündemi iyi takip edip okuyan bir aydın, bir mütefekkir, bir entellektüeldi. Uzun saçlı, keskin bakışlı, heybetli duruşunun arkasında sakin tabiatlı, mütebessim çehreli, güleç yüzlü bir kişiliği vardı. Bir anlamıyla toplumun sevip saydığı bir kanaat önderiydi, fakir fukarayı gözetir, çokça tasadduk ederdi. Çocuk yaştaki öğrencilere kuran öğretir, büyüklerle zikir ve sohbet halkası kurardı, ihlas ve istikamet üzere olmayı çok önemserdi, kendini vakfettiği kütüphanesinde bol bol kitap okurdu, ne yoktu ki kütüphanesinde ciltler dolusu tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf, islam tarihi kitapları, güncel düşünce kitapları, sosyolojik, tarihi, edebi, siyasi ve daha neler neler... Kadiri tarikatına intisab etmiş, Şeriat-ı Muhammediyyeyi ve Hakikat-ı Kur’aniyyeyi düstur edinmiştir. İlay-ı kelimetullah’ı kendisine amaç edinmiş, manevi tekamül yolunda (seyr-u süluk) nefis tezkiyesi, ruh terbiyesi, tehzibi ahlak-ı, benimsemiş, Ankalar ve Kargalar adlı eseriyle tekamül noktasında sahih tasavvuf anlayışını ortaya koymuştur. Ehl-i Beyt sevgisi, Habib-i Ekrem’e ittiba, Rızay-ı İlahi konuları üzerinde önemle durmuştur. Rızay-ı ilahi’ye ancak Marifetullah, Muhabbetullah ve Mehafetullah’la ulaşılabileceğini vurguluyordu. Önce Allah’ı tanıyıp bilme, ardından Allah’ı her şeyden ve herkesten çok sevme ve en son Allah’tan gereği gibi korkarak O’nun rızasına nail olunacağı gerçeğini hayatımızın merkezine oturtmalıyız. Ancak böylelikle O’na has kul olup yeryüzünde onun halifeliğini, dini Mübin-i islamın    sancaktarlığını yaparız, insanları Şeriat-ı Muhammediyyeye çağırır, Hakikat-ı Kur’aniyyenin tellalığını sürdürürüz. Allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun, kabri nurla dolsun, mekanı cennet olsun. Âmin


Bir Davetçi ve Dava Adamı Olarak HASAN EKER


Hiç unutmam müslümanlara işkence, psikolojik yıldırma ve sürgünlerin revaçta olduğu zamandı, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olan Hasan hocanın birkaç kez bir okuldan diğerine sürgün edildiği haberini almıştım. Hatta düzenin bekçileri tarafından yakın markaja alındığını öğrenmiştim. Bir keresinde hocayı ziyaret ettiğimde bana bu düzenin mitleri, ajanları varsa unutma ki bizleri de izleyen,  işlediklerimiz fiilleri ve söylediğimiz sözleri /her an takip edip kaydeden Allahın yazıcı melekleri vardır, bu dünya hayatı geçicidir, geçici üç günlük dünyamız için ahretimizi riske atmamalıyız, inancımız için fedakarlık yapmalıyız, kimseden korkmamalı, suspus olmamalı, dilimizin döndüğünce dini anlatmalıyız, demişti. O günden sonra hocanın çevresinde ne kadar sevildiğini fedakarca ve cesurca davranışına şahitlik yaparak anlamıştım. Dini insanlara tatlı dilli, güler yüzlü bir uslüpla anlatışı, mutevazi yaşamıyla tam bir örnekti biz genç müslümanlara. Hoca çok kitap okurdu, özellikle tatillerini kitap okuyarak değerlendirmesi onun ne kadar kültürlü ve birikimli bir müslüman olduğunu gösterir. Bir defasında karşılaşmamızda Ali Şeriati’nin Kendini Devrimci Yetiştirmek adlı kitabını okuyordu. Aslında bu onun İslam harekette inkılabi duruşunu gözler önünü seriyor, sarsılmaz inancı , davetçi sabrı ve direniş azmiyle adeta vahye şahitlik yapmanın sorumluluğunu taşıyordu. Yine Seyyid Kutup, Mevdudi ve Hasan El- Benna’nın eserlerini çokça okurdu. Deyim yerindeyse Elazığlı müslümanların yetişmesinde onların islami kimliklerinin inşası ve teşekkülünde rolü unutulmayacak kişilerden biridir. Üniversite gençlerine verdiği sohbetlerle davetçi görevini yapıyordu, tek derdi İslam davasıydı, derdi olduğu için durmak bilmeyen bir enerjiyle koşturuyordu. Davetçilerin işinin rahat olmadığını o da biliyordu, bu yüzden genç öncü ve örnek neslin oluşmasında karınca kararınca kendi katkısını ortaya koyuyordu. Bir davetçi eğitimi ve ahlakı ona nüfuz etmişti. Konuşmalarında söylediklerini yaşıyormuşcasına anlattığı için muhatabını rahatlıkla ikna ediyordu, her seviyenin anlayacağı şekilde sade bir uslübu, derin tefekkürü ve keskin bakışlarıyla güçlü bir hitabeti vardı. Ailede iyi bir baba olmanın yanı sıra okulda iyi bir muallim, toplumda bir söz sahibi olan aydın ve kanaat önderidir. Bir yandan aylık çıkan Özgün İrade Dergisinde yazıyor,  bir taraftan da radyo ve vakıfta seminerler sunuyordu, sadece Elazığ’la yetinmiyor başka şehirlerdeki islami hassasiyeti olan vakıf ve derneklerin davetleriyle seminerlere çağrılıyordu. Ahiret Bilinci, Şehadet Bilinci, Dua Bilinci, Allah ile Mutmain Olmak, İman ve Bilinç, Tefekkür Yazıları I ve Tefekkür Yazıları II kitapları onun yıllarca uğraşıp hazırladığı ilmi ve dini eserler arasında yerini aldı. İlmi ve kültürel faaliyetleri onu ayakta tutan biricik uğraşları arasında, erdemli toplum olmanın okumaktan geçtiği bilinciyle hareket eden bir aydın, farklı cemaatleri ziyaret edip fikir alışverişinde bulunan bir bilgin ve en önemlisi davası için tüm mesaisini, gücün enerjisini tüketen davetinin toplumun her kesiminde yankı bulması için gece gündüz demeden bıkmadan, usanmadan tebliğ vazifesin yürüten bir dava adamıydı Hasan hoca. O işi vaktinden çok olanlardan biridir aslında. O zaman biz de Hasan hocaya, bu can teninizde durdukça sizin gibi münevverlere çok iş düşüyor, diyoruz. Devamla deriz ki, ahlaki dejenerasyonun ve dini tahribatın yaygınlaştığı günümüzde emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil münker vazifesiyle toplumu bilinçlendirmek sizlerin sorumluluğunuza düşüyor. Ve size Mevla’dan hayırlı ve bereketli ömürler dileriz.


Bir Mütefekkir ve Yardımsever Olarak BEŞİR İSLAMOĞLU


Öğretmenliğinin ilk yıllarında Akabe vakfında yaptığı sohbetlerle tanınan Beşir hoca, Hasan hoca gibi çok okuyan, üretken ve faal bir müslüman, bir imam hatip hocasıydı. Yumuşak ses tonuna sahip hoca, derin bilgisi ve hoşgörüsüyle kendini çevresine sevdirmişti. Üniversite ve imam hatip hocalarıyla iş adamlarının ve esnaf müslümanların hassasiyet üzerine bir araya gelip kurdukları adı Mamuret’ül-Aziz Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı olan bir hayır kurumunda Beşir İslamoğlu hocamız aktif rol almıştır. Vahiy Akıl Işığında Dini Doğru Anlamak, Sünnet Bilinci, Kulluk Bilinci, Hadis Dersleri, Kuran’da Müminlerin Özellikleri, Modern İlmihal eserleri hocanın çıkan kitapları arasındadır.  Klasik bir dindarlığın ötesinde çağın sorunlarına çözün arama şuuruyla hazırladığı Modern ilmihal bilinenden farklı bir üslup ve anlatımla kaleme alınmış. Daha çok sünnet, hadis konularında uzmanlaşan Beşir hoca kitaplarında aklın devre dışı bırakıldığı salih kişilerin türbesine gidip onlardan medet uman, şeyhine şefaat yetkisi veren vb. şirke varan bidat ve hurafelerle yaşayan geleneksel din algısının aşılıp Kuran ve Sünnet merkezli sahih din anlayışının yerleşmesini anlatır, sarih akılla sahih nakilin asla birbiriyle ters düşmediğini, aksine nakli hükümleri anlamada şeri aklın araç olduğunun göz ardı edilmemesini savunup onun mücadelesini kalem gücüyle ortaya koyar. Vahyin kılavuzluğunda uydurma hadislerin kolayca teşhis edilmesinde, Hadis ilmine vukuf olmayı, Metin (hadis lafzının)  ve Senedin ( rivayet zinciri) araştırılmasında cerh ve tadilin (ravinin adalet ve zabt sıfatlarının taşıyıp taşmadığının incelenmesi) önemini vurgular. Hadis ilminin bilinip hadislerin tasnif edilerek özellikle rivayet edilen hadisin sahih mi? hasen mi? ahad mi? olduğu da yine hadis ilminin inceliklerinde saklıdır. Toplumdaki fakir, yoksul ve kimsesizlere kucak açan merhamet ve diğergamlık özellikleriyle öne çıkan hoca aynı zamanda muhtarlar aracılığıyla dar gelirli aileleri tespit ettirip mutfak ihtiyacını karşılayacak kumanyalar hazırlattırır, maddi durumu iyi olmayan üniversite öğrencilerine burs bağlattırırdı. Fakirin derdi onun derdiydi, garibanın duasıyla ayakta kalmak her babayiğidin harcı değildi, Zaten, Kim bir toplumda çalıktan ölürse o toplum o kimsenin katili olur diyen Kutlu Nebi’in sözü boşuna olmasa gerek. Bu sözün şuurunda olan Beşir hocamız gibileri daha çok evlere umut olacağı ve fukaranın duasını alacağa benziyor. Biz de şimdiden kendisine kolaylıklar diler, ömür sermayesinin her an tükendiği yaşadığımız bu zaman diliminde, hocamıza bereketli ömürler dileriz