Tevhidi Uyanışın ve Ümmet Şuurunun Bir Sembolü Olarak Hacc

e-Posta Yazdır PDF

İslam’ın beş şartından biri olan hac ibadeti hem mal hem de beden ile yapılan bir ibadet türüdür. Hicretin IX. yılında farz kılınan hac ibadetinin farziyyetinin asıl dayanakları kitab, sünnet ve icmadır. Cenab-ı Allah, Kuran-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Orada apaçık deliller vardır, İbrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Kabe'yi haccetmesi gereklidir. Kim inkar ederse, bilsin ki; doğrusu Allah alemlerden müstağnidir.” ( Ali İmran / 97)


Peygamber sallallahu aleyhi vesellem de: “İslam beş şey üzerine bina edilmiştir.”1 diye buyurmuş ve bunlar arasında haccı da saymıştır. Yine bir başka hadisinde: “Ey insanlar! Haccetmek size farz kılındı. Binaenaleyh haccediniz.”2 diye buyurmuştur. Ümmet de gücü yeten kimsenin hayatta bir defa, haccetmesinin vâcib (farz) olduğunu icma ile kabul etmiş bulunmaktadır.3 Akıl baliğ olan ve gücü yeten her müslümanın ömründe bir defa haccetmesi kendisine farzdır. Peygamber Salallahu aleyhi vesellem’e: “Hangi ameller daha faziletlidir” diye sorulmuş, O: “Allah’a ve Rasûlüne iman” diye buyurmuştur. “Sonra hangisi” diye sorulunca: “Allah yolunda cihad” diye buyurdu. “Sonra hangisi” diye sorulunca: “Hacc-ı mebrur” diye buyurdu.4 Hadiste İman ve cihaddan sonra haccın zikredilmesi derece bakımından önemini göstermiş oluyor. Ayrıca kadınların cihadının hac olması da ayrı bir önem taşımaktadır. Zira Âişe (r.anha)’dan dedi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü, kadınlar üzerinde cihad var mı?” diye sordu. O şöyle buyurdu: “Evet onların üzerinde savas olmayan bir cihad vardır. Hac ve umre.”5 Nesai’deki rivayette de şöyle denilmektedir: “...Sizin için cihadın en iyisi, en güzeli vardır. Beyt’i mebrur bir sekilde haccetmektir.”6


Hac ibadetine başlarken giyilen beyaz örtü şeklindeki ihram elbisesi, ölürken giyilen kefeni andırmaktadır adeta. Böyle olduğu içindir ki, hacılar hac yolculuğuna çıkarken aileleriyle, eş-dostlarıyla, akrabalarıyla, konu-komşularıyla helalleşirler. Aslında vedalaşıyorlar, bir daha görmeyebilirler diye hakklarını helal etmelerini isterler onlardan.


Müslüman hac için helal kazandığı maldan harcamalıdır, bilmeli ki, Allah kendisi için ancak malın hoş ve temiz, ve helal olanını kabul eder. Zira Peygamberimiz (sav), bir insanın duasının kabul edilebilmesi için, haram ve helale dikkat etmesi gerektiğini şöyle ifade buyurmuştur:


“Allah Teâlâ temizdir, ancak temiz olanları kabul eder. O Peygamberlerine emrettiği şeyi mü’minlere de emretmiştir. Allah(c.c.) ise Peygamberlere hitaben:


“Ey Peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin ve salih ameller işleyin!” (Mü’minûn / 51) buyurmuştur. Müminlere de aynı şekilde:


“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin!” (Bakara / 172) buyurmuştur. Hadiste “Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapıyor. Saçı, başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açarak, Yâ Rabbi! Yâ Rabbi! diye yalvarıyor. Halbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği de haramdır. Böyle birinin duası nasıl kabul edilir? ” (Müslim / Zekat, 65) buyurulmuştur.


Fıkhi olarak haccın yapılışı kısaca şöyledir:


Haccın şartlarını taşıyan Müslümanlara hac ibadeti farz olur. Bu farz oluştan sonra artık geciktirmeden öncelikle niyet eder. Mekke, yakınlarında ihrama girilecek belirlenmiş yerlerden hangisinde ( Mikat mahallinde ) bulunuyorsa orada ihrama girerler. Arefe gününe kadar,  ilk ziyarette Kâbe’yi tavaf eder, ardından Safa ve Merve tepeleri arasında yedi defa seri bir şekilde yürümekle Say yapmış olurlar. Arefe günü Arafat dağına çıkar, müslümanlarla  toplu halde orada dua ederler. Milyonlarca müslüman hep bir ağızdan yapılan duaya Âmin der. Hacı adayları akşam Müzdelife’ye gelip geceyi orada ibadet ve dualarla geçirirler. Sabah erkenden Mina’ya geçip şeytan taşladıktan sonra kurbanları keserler. Sonra Mekke’ye gidip Kâbe’nin etrafında yedi kez dönerek tavaf yaparlar. Safa ve Merve arasında say yaptıktan sonra Bayramın 2., 3. Ve 4. Günlerinde de haccın vaciplerinden olan şeytan taşlamak üzere tekrar Mina’ya gidip gelinir. Yerden alınan fındık büyüklüğünde yedi tane taş sanki karşıda şeytan varmış gibi fırlatılır. Bu işlemden sonra kurban kesilir, tıraş olunarak, ihramdan çıkılır. Böylece hac ibadeti tamamlanmış olur. ( Bakınız, I. Cilt, İman ve İslam İlmihali, Türkiye Diyanet Vakfı yayınları )


Aslında haccın kendine has ritüelleri, hareketleri ve sembollerinin her birinin özel bir anlamı vardır. Hacı olacak Müslüman birey Mikat (haccın yapılacağının belirlendiği yerler) mahalline gelir, burada tüm renklerin, ünvanların, ayrıcalıkların ve statülerin kaybolduğu sadece herkesin tarağın dişleri gibi eşitlendiği beyaz renklere bürünmüş olmak vardır. Beyaz renkli ihram elbisesiyle Müslümanlar adeta mahşer yeri olan Arafat akın edecekler. Şimdi ihramlıyken koku sürmek, ot yolmak, avlanmak, tırnak kesmek vb yasaklara uyulur.  Niyet getirildikten sonra "Lebbeyk, Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülke, lâ şerîke lek" denilir. Bunun anlamı şöyledir: "Çağrına uyarak geldim Allah'ım, emrin baş üstüne. Çağrına uyarak geldim ey hiçbir ortağı olmayan! Emrin baş üstüne. Hamd senin, nimet senin, mülk de senindir. Yoktur senin hiçbir ortağın." Telbiyeyi üç kere tekrarlamak, sonra tekbir, tehlîl ve salavâtı söylemek müstehaptır.


Şimdi sıra yeryüzünün merkezine yani kalbine uğramalı, yani Kabeyi tavaf etmeli, Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’le inşa ettiği tevhidin sembolü Allahın kutsal evi Kabe, yani Beytullah tavaf edilmeli. Kabe’nin etrafında pervane gibi dönen insanlar, onun cezbesine kapılmış, sonsuz aşka kanat açmış kelebekler gibiler sanki… Hepsinin Razıkı ve Mabudu bir, Kıblesi bir, Peygamberi bir rahmet topluluğunun rotası bir yöne, kalbleri ve zihinleri aynı maksat için atıyor. Burada Kabe’nin siyah örtüsü ki, rivayette7 cennetten kardan beyaz olarak indirildiği ama insanların günahlarıyla siyahlaştığı belirtilen Hacer’ül Esved’e dokunup Allah’la biatleşmeli, ahdimize sadık kalmalıyız. Sırada safa ile Merve teperli arasında yedi defa hızlı koşar adımlarla yürümek yani say etmek vardır. Sa’y etmek, hayretler içerisinde kıvranan su arayan Hacer misali ilahi yardım kapısındaki zemzemimizi arayıp bulmaktır. Yada çölün ıssızlığında Allah’a kendini teslim eden ilahi armağanla taltif oluşu gibi karşılık bulmak, beşeri gücün takatin kesildiği noktada ilahi gücün, yani Nusretullah’ın devreye girmesidir.


Sa’ydan sonra hacı adayları yani Zilhiccenin 9.günü olan arefe günü Arafat vakfesi yapmaya başlarlar, insanlığın başlangıcı, Hz. Adem’in yeryüzüne indirilip Hz. Havva’yla buluştuğu noktaya. Yani Arafat’a akın eden Müslümanlar bu rahmet deryasında birer nokta gibi görünürler, barışın, esenliğin temsili olan birer beyaz güvercin saf ve durudurlar, dilleri, ırkları, coğrafyaları, renkleri, ve kültürleri farklı dünyanın farklı ülkelerinden Müslümanların yakarışları, iniltileri ve duaları Arafat dağının semalarında yankılanır adeta, herkes mahşerdeki gibi kendi derdinin telaşına kapılmış vaziyette. Burada Allah Resulü’nün rahmet dağı (cebelürrahme) eteklerinde veda haccında, irad ettiği evrensel inasan hakları bildirgesi niteliği taşıyan veda hutbesinin verdiği mesajı tüm Müslümanlar iman coşkusu, ihlas ve takvayla yeniden yüreklerde ve hafızalarda tazeliğini korur.


Arafat vakfesinden sonra Müzdelife’de Meş’ar-i Haram vakfesi vardır. Zilhiccenin 10.günü Müzdelife’de ertesi gün şeytanın ve taraftarlarının taşlanması için küçük taşlar toplanır, bir nevi seferberlik hazırlığı yapılır. Müzdelife’den ayrıldıktan sonra zilhiccenin 11.günü Mina’ya geçilir, burada Müslümanlar önceden biriktirdiği taşları, şeytanla savaşmak için tevhid erlerleri kendi cephelerinden atarlar. Konuya bir yazarın mükemmel ifadesiyle yaklaşmak istiyorum, Şeriati şöyle der: Bizzat Allah bu üç aşamaya isim koymuştur. İşte gökten inen adlar! Arafat: araiflik, tanımak, yani ilim. Meş’ar: şuur, bilinç, yani anlama gücü. Mina: sevgi, aşk, iman. Kabe’den hemen arafata git: inna lillah: biz Allah’a aitiz. Ve Arafat’tan Kabe’ye dönüşte her durakta, inna ileyhi raciun. Ve O’na dönücüleriz.


Hacda en çok nebi aleyhisselam ve dava arkadaşları sahabesiyle birlikte küfre ve şirke karşı verdikleri iman ve tevhid mücadelesi, daha küçük bir islam cemaatiyken can ve malla yaptıkları cihad müdafası, islam davası için ailelerinden, çocuklarından, mal ve topraklarından hicret etmeleri, Mekke’de cemaatken Medine’de devletleşmeleri ve islam toplumunun meydana gelmesi hep akıllardan çıkarılmayacak, zihinlerden kalplere nakşedilecek tarihin şerefli sayfalarında yerini alacak canlı tablolardır.


Hira mağarasında inzivaya çekilerek tefekküre dalan Resulullah’a inen ilk vahiylerin ki bunlar 

Alak Suresi’nin ilk 5 ayetinin bu mağarada ona inmesi, Mekke döneminde nübüvvetin 6.yılında Hz. Hamza ve Hz. Ömer’in müslüman oluşuyla Müslümanların sayısı 40’a ulaştı ve Peygamber Aleyhisselam yanındakilerle ilk defa Kabe’nin etrafında cemaatle namaz kıldı. İslami tebliğin ilk yıllarında Ammar bin Yasir ailesi işkenceyle şehid edilmiş, karnı üzerine büyük kayalıklar konulduğu halde Allah Ehad, Alla Ehad deyip sebat eden Bilal-i Habeşi, ateşte kızdırılmış demirlerle eziyet edilen Habbab Bin Eret hep dayanılmaz eziyet ve işkencelere davaları için tahammül göstermişler. Mekke’den Medine’ye hicrette Hz. Ali’nin peygamberin yatağına yatıp hicret fedailiği yapması, Sevr mağarasında Resulullah’la birlikte olan Hz. Ebubekir’in Peygambere hicret boyunca yol arkadaşlığı yapması, Medine döneminde Muhacir’le Ensar arasında islam kardeşliğinin tesis edilmesi Asr-ı Saadetin biz Müslümanlar için örnekliğini göstermektedir.


Hacla ilgili birincisi Kafkas Kartalı Şeyh Şamil’in hayatından haccın cihad ve aynı zamanda ittihad-ı islam oluşuna, ikincisi Şehid Malcom X’in hidayetine vesile olan hac anılarına değinmek istiyorum.

Rus Çarı 2. Alexandr İmam Şamil’in Hac’ca gitmesine izin verir. Ancak bir tedbir olarak oğlu Muhammed Şefi’yi alıkoyar ve Haccı ifa ettikten sonra derhal Rusya’ya dönmesini şart koşar. Cidde limanında Mekke Emir’i, şehrin ileri gelenleri ve mahşeri bir kalabalık tarafından törenlerle karşılanarak Mekke de Şürefa Dairesi’nde misafir edilir. Hac sırasında orada bulunduğunu duyan dünyanın dört bir yanından gelmiş yaklaşık 100 bin Müslümanın onu görmek için yaptığı izdiham sonucu, hükümet makamları İmam Şamil’i Kabe’nin üstüne çıkarmak suretiyle bu hayran kalabalığın arzusunu tatmin edebildi.8


Hayatının bir bölümünde siyah ırka mensup olmanın kompleksine kapılan ve beyaz ırka derin öfke duyan Amerikalı Malcolm X (6. 1965)’in hidayet öyküsünde haccın bu yönü, çok güzel dile getirilir. O, kendi adını taşıyan ‘Malcolm X’ adlı eserde bu değişimi şöyle anlatır:


Kutsal beldede geçirdiğim iki hafta içerisinde, Amerika’da geçirdiğim 39 yıl boyunca hiç rastlamadığım şeylere şahit oldum. Bütün ırkları, bütün renk tonlanyla tanıdım. Irk aynmcılığının olmadığı gerçek kardeşlik anlayışını gördüm. Gerçek islam bana göstermiştir ki, beyazların tümünü birden bir kalemde silip atmak da o kadar yanlış bir tutumdur.” (Haley, Alex, Malcolm X, 729.) Sözlerine devamla Malcolm X, “Eğer haccın rengârenkliği, manevi cephesi bütün bir dünyaya yeterince duyurulabilirse ve gereği gibi anlatılırsa, islam’ı din olarak seçenlerin sayısı, en azından iki üç misli daha artacaktır.” diyor.10 Malcolm X bu sırada hac görevini yerine getirmek için Mekke”ye gitmeyi düşünüyordu. Bunun için kardeşi Ella”dan borç aldı. İlk önce Mısır”a gitti. Hacca gitmesi Malcolm X için çok kavramın değişmesinin başlangıcıydı. Mekke”den hanımına aynen şunları yazıyordu: “İnanamayacaksın ama; tenleri beyazdan daha beyaz olan insanlarla aynı bardaktan su içtim, ve aynı tabaktan yemek yedim. Hepimiz bir kardeştik. Ben artık ırkçı bir Müslüman değilim. Gerçek peygamberimiz olan Hz. Muhammed ırkçılığı yasaklamıştır.”


Burada ismini de bir Müslüman ismiyle değiştirdi. El-hac Malik El-Şahbaz, dı artık o…


Velhasıl-ı kelam müslüman kardeşim, alın teriyle kazandığın helal parayla gittiğin hac yolculuğunda haccın rükunları ve erkanına riayet ederek ihlas ve huşu içinde gözyaşı dökersen, kestiğin kurbanla Allah’a yakınlığını gösterir, kurbandan akan kanların değil senin takvanın O’na ulaştığının bilinciyle hareket edersen makbul bir hac ibadeti yapmış olursun. Öyle ki, tüm ibadetlerde olduğu gibi hac ibadetinde de niyetin halis, amacın Rızay-ı İlahi olursa sana vaadilen ecre nail olur, kazançlı çıkarsın. Aksi takdirde ameline riya karışırsa balı zehir eder, yaptığın ameller boşa eder.


”De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.” ( En’am / 162-163)


Kaynaklar

1) Buhari -Fethu’l-Bâri ile birlikte- I, 49; Müslim, I, 45  2) Müslim, II, 975 3) İbn Kudâme, el-Mugni, V, 6  4) Buhari -Fethu’l-Bari ile-, III, 381  5) Ahmed,İbn Mace, İbn Huzeyme ve baskaları rivayet etmis olup hadisin aslı Buhari -Fethu’l-Bari ile-, III, 381’de yer almaktadır. Ayrıca bk. Sahihu _bn Mace, II, 151; İrvau’l-Galil, IV, 151’de el-Elbani sahih oldugunu belirtmistir.  6) Hadisi Nesai rivayet etmistir. Bk. Sahihu’n-Nesai, II, 557  7)  Bu lafızla İbn Huzeyme, IV, 220. Tirmizi’nin lafzı ise: “...Sütten daha beyaz oldugu halde...” seklindedir. el-Elbani, Sahihu’t-Tirmizi, I,  8) İktibas.com  10) Bkz. a.g.e., s. 763, Malcolm X , Alex Halley, İnsan Yayınları