Esas Olan Kemmiyet Değil Keyfiyettir

e-Posta Yazdır PDF

Başlıkta belirtildiği üzere kemmiyet anlam olarak sayısal çoğunluk, niceliği karşılarken, keyfiyet sayısal değil nitelik, kalite manalarına gelir. İnsanı kaliteli nitelikli yapan en büyük sermaye imandır. İman olmayan insanın boş bir kütükten farkı yoktur. Mesela: ‘‘Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa inkâr edenlerden iki yüz kişiyi yener, sizden yüz kişi olursa bin kişiyi yener. Allah sizde bir zayıflık olduğunu bildi de şu andan itibaren yükünüzü hafifletti. Artık sizden sabırlı yüz kişi olursa Allah'ın izniyle iki yüz kişiyi yener, sizden bin kişi olursa iki bin kişiyi yener. Allah sabredenlerle beraberdir.’’ (Enfal Suresi / 65- 66) ayetlerinin nüzul sebebi hakkında geçen rivayet şöyledir. İbnu Abbas'tan (r.a.) Müsned’inde İshak İbni Râhevîh anlattı. İbnu Abbas (r.a.): Allahü Teâlâ, Müslümanlardan birine on kişiye karşı savaşmayı farz kılınca, bu Müslümanlara ağır geldi, meşakkat verdi. Allahü Teâlâ, onlardan birinin iki kişiye savaşmasını vaz etti. Allahü Teâlâ, Enfal: 8/65 âyetini indirdi, dedi.1 buradan da anlaşılıyorki, iman kendisini layıkıyla taşıyanlara bir üstünlük ve güç verir, öyleki inanan kişi iman üstünlüğü ile yaşar, onunla cahliyye toplumundan hicret ederek ayrışır, onunla düşmalarıyla cihad eder, onunla sabredip onunla zafere kavuşur. Zira Rabbimiz Al-i İmran suresinin 139.ayetinde " eğer inanmışsanız, şüphesiz en üstün olan sizsiniz."  buyurarak iman etmenin üstünlük olduğu vurgulanıyor. Ayrıca iman kişiyi disiplin altına aldığı için aynı amaca hizmet etmek isteyen müslümanlar imani yükümlülükler, iman kardeşliği, islam ahlakı, şahsiyet ve karakter terbiyesi bilinciyle islami cemaat oluşturmak zorundadırlar. Bu nedenledir ki, yazar mustafa islmaoğlu’nun : ‘islamın onüç senelik dönemi devletsiz geçmiştir de onüç günü cemaatsiz geçmemiştir’2 sözü bu gerçeği ifade etmektedir. Kısaca cemaat kavramı islam davası etrafında birleşen; inancı, mukaddesatı uğruna güçlerini, enerjilerini ve zamanlarını harcayan, mallarını ve paralarını bu yolda tasarruf eden ve en önemlisi canlarını bu yolda vermeye hazır olan neferlerden oluşur. Cemaat şuurlu bir birliktelik, bilinçli bir tercihtir. Cemaati oluşturan fertlerin aralarındaki bağ iman bağıdır; soy, hemşehrilik, ırk, kabile, hizib, parti, yada vatandaşlık bağı değil, hele hele çıkar beraberliği hiç değildir.3 Çünkü şuurlu bir cemaat topluluğu şartların bir araya getirdiği yada tesadüfen bir araya gelen kuru kalabalık veya kitlelerden çok farklıdır. Böyle kitle sürülerini yönlendiren çobanlar her zaman bulunur elbette. Cemaat olgusunun Resulullah ve sahabesi nezdinde somutlaşan örneğini verebiliriz. İşte bunlar Peygamber Sallallahü aleyhi vesellem’e ve müslümanların ilk cemaatini teşkil eden O’nun Ashabı’na uyan kimselerdir. Hak üzere bulunan her bir cemaat de onların devamıdır. Onlar ashab-ı kiram ve ashaba uyanlarla, onlara uyanların oluşturduğu selef-i salihindir.


Kuranda birçok ayette azı hariç olmak üzere çoğunluğun yerildiği, azınlığınsa övüldüğü, örnek gösterildiği görülür. Azının imana gelidiği(Bakara/88), iman edenlerin az olup çoğunun yoldan çıktığı (Ali İmran/110), pek azının hariç, çoğunun hain olduğu (Maide/13) insanların çoğunun yoldan çıktığı (Maide/49),  yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyduğunda seni Allah yolundan saptırdığı (Enam/116), bizi yaratan, bize kulaklar, gözler ve gönüller veren allaha şükredenlerin az olduğu(Mülk/23) buyurulur.


Bundan başka tarihin çeşitli dönemlerinde kavimlerine davet ve tebliğ vazifesiyle görevlendirilen peygamberlerin yada cahiliyye toplumundan iman ve salih amelleriyle ayrışan muvahhidve mücahid kimselerin birer çekirdek kadro veya küçük bir cemaat olarak sorumluluklarını yerine getirdiklerini görürüz. Bazen kavmini uyarıp Allah’ın ilahi mesajını onlara bildirmekle görevli peygamberlerin davetine uyanların,  bazen müşrik cahiliyye toplumundan kurtulup hicret edenlerin, bazen küfre karşı sabredip cihad edenlerin, bazen imtihanın şartlarından bilenerek çıkanların az olduğunu görürüz. Genel olarak baktığımız zaman tarih boyunca davet önderleri peygamberlere iman edenlerin sayısının Sünnetullah gereği çok az sayıda olduğunu görürüz. Davet ve tebliğ süreleri boyunca ilahi çağrıya karşılık verenlerin hor hakir görülen toplumda zayıf kişiler olduğu görülür. Peygamberlerin gönderildikleri kavimlerin davetten yüz çevirip şirk, küfür, fısk-ı fücur ve isyana dalmaları refah ve zevk içinde yaşarlarken ansızın az bir kısmı hariç çoğunun Allah’ın azabına düçar olmaları Kuran’ın faklı ayetlerde anlatılır.


Nuh aleyhisselam kıssasında putperest kavminin 950 sene gibi uzun bir dönem kavmi içerisinde yaşadığı, bu zaman zarfında peygamberlerinin davetine ve uyarmalarına, karşılık kaviminin düşmanca ve inkarcı tavırları onu derinden üzmüştür. Peygamberine teselli veren Cenabı Allah da bundan böyle azgınlık ve sapıklıkta ileri giden kavminden kimsenin iman etmeyeceğini bu yüzden bir gemi yapıp kendisine iman edenlerle birlikte kurtulacaklarını haber veriyor. (Bakınız: Hud / 42-43)


‘‘ Vaktiyle biz Nuh'u kendi kavmine resul olarak göndermiştik. Nûh, bin yıldan elli yıl daha az bir süreyle onların arasında kaldı. Sonunda zulümlerini sürdürürlerken onları tufan yakaladı. Fakat biz Nuh'u re gemidekileri kurtardık ve bunu bütün insanlık için bir ibret yaptık. ’’ (Ankebut / 14-15)


‘‘Nuh'a şöyle vahyolundu: "Kavminden daha evvel iman etmiş olanlardan başkası asla iman etmeyecektir. O halde işlediklerine tasalanma. "Gözlerimizin önünde ve vahyimizle gemiyi yap. Zulmedenler hakkında da Bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır." ’’( Hud / 36-37)


Ed-Dahhâk (r.a) der ki; Nuh’a iman etmeyecekleri bildirildikten sonra aşağıdaki bedduayı etmiştir.


‘‘ Nûh dedi ki: "Ey Rabbiml Yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan bir kimse bırakma! "Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve kötü kimseden, aşırı giden kâfirden başka evlât doğurmazlar."’’       ( Nuh / 26-27)


Tufanda boğulanlar arasında Nuh’un oğlu olduğu gibi hanımı da vardı. Zira İmam Kurtubi tefsirinde aleyhinde söz geçmek" ise helak edileceğine dair hüküm verilmiş olmak demektir, bunlar da oğlu Kenan ile hanımı Vâile'dirler, ikisi de kâfir idiler, demiştir4. Hz. Nuha çok az kişi iman etmişti. İbn Abbas (r.a) der ki: Hz. Nuh'un kavminden seksen kişi iman etmişti, Bunların Üç tanesi oğlu idi: Sâm, Hâm ve Yâfes. Bunlarla birlikte üç de gelini iman etmişti.


‘‘ Zaten onunla birlikte ancak çok az kimse iman etmişti. ’’ (Hud / 40)

Hud aleyhisselam yeryüzünde bağlar, bahçeler ve ekinlerle bolluk ve bereket yaşayan, sahip olduğu fiziki güç ve kuvvetle büyüklük taslayan Ad kavminin kendisini yalancılık ve delilikle suçlamasına karşılık onlara verilen bunca nimetlere karşılık sadece Allah’a şükredip iman etmelerini istiyordu. (Bakınız: Araf/ 65-70)


Allahın kendilerinden daha güçlü ve kuvvetli olduğun unutup şirk, küfür ve nankörlüğe devam edip kendisiyle korkutup sakındırmış olduğu azabı istemeleri üzerine azap üzerlerine hak oldu. Rivayete göre belli bir müddet kuraklık yaşayan Ad Kavmi gökyüzünde koyu bir bulut gördüler onun yağmur yüklü bulut olduğunu zannettiler. Halbuki o bulut yedi gün, sekiz gece onların üzerine esip köklerini kazıyacak olan kuru bir rüzgarın habercisiydi. Hud a.s ve ona inanan çoz az kişi dışında hepsi helak oldular. ‘‘Bunun üzerine Biz, kendisini de onunla beraber olanları da tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayıp iman etmeyenlerin İse köklerini kestik.’’ (Araf/ 72)


Salih aleyhisselam dağları yontarak adeta dünyada çakılı kalacaklarına inanmış gibi mesken edinen Semud kavminin hidayete çağırdığı zaman kavmi onu yalancılıkla suçlayarak aksini kanıtlaması için mucize göstermesini istediler, ancak haddi açarak kendilerine mucize olarak gönderilen deveyi kesmeye kalkışınca azaba düçar oldular.(Bakınız: Araf/ 73-74)

Semud kavmine mühlet tanınan üç gün sona erip dördüncü günün sabahında, güneşin doğmasıyla birlikte üstlerindeki gökten (çığlık şeklinde) şiddetli bir gök gürültüsü ve altlarından ise sarsıntı ve zelzele geldi. Yurtlarında diz üstü çökük vaziyette kalakaldılar. Rivayete göre dişi devenin yavrusu annesinin içinden çıkmış olduğu kayaya doğru geldi. Üç defa böğürdükten sonra kaya açıldı ve içine girdi. Salih aleyhisselam ve ona inanan sayılı kimseler dışında kurtulan olmadı.


‘‘Derken, o dişi deveyi kesip öldürdüler. Rabblerinin emrine karşı büyüklenerek İsyan ettiler ve: "Ey Salih, eğer sen gönde¬rilmiş peygamberlerden isen, bizi tehdit edip durduğunu getir" dediler.  Bunun üzerine şiddetli bir sarsıntı onları yakalayıverdi de yurtlarında diz üstü çökenler oldular. ’’ (Araf/ 77-78)


Lut aleyhisselam kavminin kendilerinden evvel hiç kimsenin yapmadığı o çirkin fiil işlemek için, şehvetlerini tatmin için kızları değil de erkekleri tercih etmesi, yani homoseksüellik yapmasıyla başlayıp ve Lut peygamber ve yanındakileri kendileri gibi olmadığı, temiz kaldıkları için suçlayıp tehdit etmeleri onların kötü akibetini hazırlamıştır. (Bakınız: Araf/ 80-82)


Lut peygamber ve beraberindekiler geceleyin yola koyulup ve şehri terkettiler. Allah kavmin başına çamurdan pişmiş yağmur gibi taşlar yağdırarak onları helak etti. Sanki orada hiç yaşanmamış gibi hepsinin kökleri kazınmıştı. Hz.Lut ve bir ev halkı kadar az sayıdaki mümin helak olmaktan kurtarılmıştır. Hz.Lut’un inkarcı karısı da geride kalıp helak edilenler arasında kalmıştır. ‘‘Bunun üzerine Biz de hem onu, hem ehlini kurtardık. Ancak karısı geride kalıp helak edilenlerden oldu. Onların üzerine bir yağmur yağdırdık. Günahkârların sonunun nasıl olduğuna bir bak! ’’ (Araf/ 83-84)


Şuayb aleyhisselam’ın gönderildiği Medyen kavmi ticaret ve alışverişlerinde adalet ilkesinden ayrılıp yada diğer ( istifçilik, karaborsacılık ) gayrimeşru yollarla haksız kazanç sağlamaları onların yoldan sapmalarına neden oldu. Şuayb peygamberin onlara helal yoldan kazanmaları hususunda öğüt verip uyarması onun kıldığı namazı kendisini haksız yollardan kazanmaya mani ettiğine kani oldukları için onun namazına ilişmeye başladılar. (


Onun namazıyla alay edip onu horlamaya başladıktan sonra düşmanlıklarını onun canına kastetmeye kadar sürdürecektiler. Rivayete göre Allah onların üzerine, yedi gün süren bir sıcaklık gönderdi. Serinlemek için bu bulutun gölgesine sığındılar. Nihayet hepsi bu bulutun altında toplanınca, bulundukları yerde büyük bir zelzele oldu. Onları bir çığlık yakalayıverip onların üzerine gökten ateş yağdı. (Bakınız: Hud / 94-95)


Bunlardan başka Hz. Musa’ya inanan sihirbazları burada zikretmek lazım. Çünkü iplerini ve değneklerini yılan şeklinde yapıp attıkları zaman Musa aleyhisselamın asası onların hepsini yuttu, bunun birer sihir ve büyü olmadığının  farkına varan sihirbazlar firavunun  onların el ve ayaklarının çapraz kestirme, asılma (Bakınız: Araf / 124) vb. tehdit ve yıldırmalarına karşı imanlarından dönmediler, bilakis onların imanlarını daha da artırmıştı. Çünkü Allah kalplerindeki gaflet perdesinin aralayıp kalplerini hidayet nuruyla doldurmuştu. İbn-i Abbas’tan nakledildiğine göre: "Sabahleyin imansız sihirbazlar iken, akşam üzeri şehid oldular. "denilmiştir. iman edip akşam şehid oldular.


İsrailoğullarına gönderilen Hz. İsa aleyhisselam onları irşad ve tebliğle hakka davet etmeye çalıştı. Ama ne yazık ki, peygamberlerini inkar etmekle kalmadılar, O’nun canına kasdetmeye kalkacaktılar. Bu durumun farkında olan İsa peygamber kendisine gönülden inanıp davasına sadık  olan havarilerini seçti. 12 kişi olan havariler sayıca azdılar, fakat imanları çoktu, Allah’a olan bağlılıkları ve sadakatleri fazlaydı, inanmayanların alay ve işkencelerine karşı sabırları, bu yolun sıkıntı ve zorluklarına karşı mücadele azimleri oldukça fazlaydı.


Ashab-ı Kehf de Allah’a inanmış, dinlerinin açıkça ilan edecek güçte olmadıklarından Allah için kavimlerini terk etmek zorunda gençlerdi.  Şirk ve küfür içinde yaşayan cahiliyye toplumundan ve halkı zorla putlara tapındırmaya çalışan zalim kral Dakyanus’tan kurtulup güvende olduklarını hissettikleri mağaraya sığınan inançlı gençler Allah’a iman edip küfürden imana, şirkten tevhide hicret etmişlerdi. Kurandaki ayetlerden (Bakınız: Kehf / 13- 21) yedi genç ve yanlarındaki köpekle beraber sayılarının sekiz olduğu belirtilen dinleri uğrunda küfre ve zulme karşı kıyam eden yiğit ashab-ı kehf gençleri  mağara arkadaşları) üçyüzdoukuz yıl uyutularak Allah’ın rahmeti ve yardımıyla zalim kral ve adamlarının zulmünden kurtarılmıştır.


Talutun nehirle sınanan ordusunun öyküsü de ibret vericidir. Kuranda bu durum şöyle anlatılır: ‘‘Tâlût orduyla ayrıldığında: "Allah sizi bir nehirle imtihan edecektir. Ondan içen benden değildir. Onu tatmayansa o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alanlar müstesna" dedi. Fakat içlerinden pek azı dışında ondan içtiler. Nihayet o ve beraberindeki mü'minler nehri geçince: "Bugün bizim gücümüz Câlût'a ve ordusuna yetmez" dediler. Allah'a kavuşacaklarını bilenler ise: "Nice az bir topluluk daha fazla bir topluluğu Allah'ın izniyle yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir" dediler. ’’ (Bakara / 249) Rivayete göre Allahu Teala İsrailoğulları için hükümdar olarak seçtiği bilgili ve güçlü olan Tâlût komutasındaki ordu birlikleri yenilgi sonunda kaybettikleri içinde Hz. Musa'nın asası, Hz. Harun'un sarığı ve Tevrat levhalarının kırıntıları olduğu kabul edilen tabutu düşmanları olan Calut ve beraberindekilerden geri almak üzere sefere çıktılar. Yollan üzerindeki Ürdün nehrine yaklaşınca kumandan su içmeyi yasaklayarak ordunun kendisine bağlılığını ve irade gücünü denemek istedi. Rivayet edildiğine göre içimi son derece tatlı ve hoş olan nehre kavuştukları zaman oldukça fazla susamışlardı. Ancak emre itaatkar davranıp bir avuç su alarak yoluna devam eden ile nefsinin isteğine uyup kana kana su içerek emre itaatsizlik eden ortaya çıksın diye Talut’un ordusu  nehirle imtihan edildi. el-Bera b. Azib der ki: Bizler kendi aramızda Bedir halkına katılanların sayısının Tâlût ile birlikte nehri aşan üçyüz on küsur adam olan Tâlût'un arkadaşlarının sayısınca olduğunu konuşur, söylerdik.


- Bir rivayette ise: Üçyüz on üç kişi denilmiştir5. Tâlût ile birlikte mü'minlerin dışında nehri aşan olmadı. Yasaklanan şekilde ise içenler suya kanmadı. Aksine daha da susadılar. Suya yaklaşmayan kimselerin ise halleri düzeldi ve avuçla alıp içenlerden daha güçlü kuvvetli oldular.


Bugüne geldiğimiz zaman da nice az imanlı topluluğun sayıca çok kafirlere, imansızlara sabır ve direnişle zafer kazandıklarının birçok somut örneğini müşahade etmekteyiz. Mesela Hamasın yaktığı intifada meşalesine sapan taşlarıyla katılan Filistinli intifada erlerinin siyonist İsrail ve emperyalist ABD’ye karşı verdiği onurlu direnişi, Afganistan kayalıklarında zafer türkülerini mırıldanan Afgan mücahidlerinin  NATO güçlerine karşı soylu mücadeleyi, özgürlük sevdalısı Kafkas kartalı olan çeçenlerin komünist Rusya’ya karşı verdiği özgürlük savaşını, ve nihayetinde Lübnan hizbullahının İsrail ordusuna karşı verdiği onurlu mücadele ve mukateleyi kim unutabilir yada kim inkar edebilir.  Rabbimizin bizleri,  İblis: "Öyle ise izzet ve şerefine yemin ederim ki, ben onların hepsini mutlaka aldatır, saptırırım. Ancak içlerinden ihlas ile seçilmiş has kulların müstesna" dedi. (Sad/82-83) ayetinde belirttiği sarsılmaz bir imana sahip hayatını sabır, hicret, cihad, mücadele, direniş ve şehadetle noktalayan ihlaslı ve takvalı kullarından eylesin.

.................................................................................

1) Esbab-ı  Nüzul / Abdulfettah El- Kâdi / Fecr Yayınevi 2) Makalat / Mustafa İslamoğlu / Denge Yayınları 3) İslam’ın Temel Kavramları/ Hüseyin K. Ece/ Beyan yayınları 4) el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an / İmam Kurtubi / Buruç Yayınları 5) Buhârî, Meğâzî 6