Günahların Fert ve Toplum Üzerindeki Olumsuz ve Yıkıcı Etkileri

e-Posta Yazdır PDF

Günah kelimesinin aslı farsçadır. Kuran’da cünah şeklinde geçen bu kelime günahı açıklayan kavramlardan yalnızca bir tanesidir. Cünah kavramı Allah’ın emrine karşı gelme, yasaklarını bilerek çiğneme, islamın ilkelerinden sapma, ihmal etme ve karşı gelme gibi hatalı fiilleri kapsadığı1 gibi insanı haktan başka tarafa meylettiren günahın yanısıra herhangi bir günaha da2 bu ad verilmiştir. Günah kavramını ifade etmede kullanılan diğer kelimeler ise ism, lemen, seyyie, zünub, kebire, münker, isyan, fahşa, fısk, cürm, fücur, vizr, şekavet, rics, habis, zulm ve şikaktır. Arapça mütehassısları lemen ve seyyieyi küçük günah, zünûb ve kebair i büyük günah olarak tarif etmişlerdir. Kur'ân-ı Kerîm'de: "Eğer yasak ettiğimiz büyük (günahlardan) kaçınırsanız sizin (öbür) kabahatlerinizi örteriz."(Nisa / 31) buyurulmuştur. Bu âyet-i kerîmede büyük günahlar "kebair" kabahatler de "seyyie" olarak alınmıştır.3 Ayrıca burada Cenab-ı Allah büyük günahlardan kaçınmakla küçük günahların affedileceği müjdesini veriyor. Kısaca günah adaletten, haktan ve doğruluktan sapma; zulme, batıla, meyletme durumudur. İtaati terkedip isyana dalan kişiyi gaflet ve sıkıntı kaplar, zillet ve karanlığa düçar olur. İbn-i Kayyım’a göre günahların asılları üçtür; sırasıyla şirk, zulüm ve hayasızlıktır. 1- Kişinin Allah'tan başkasını ilâh edinerek, Allah'tan başkasına kalbinin bağlanması kuşkusuz şirktir. 2- Gazap kuvvetini harekete geçirip bu yolda ona itaat etmenin en nihaî örneği de suçsuz insanı öldürmektir. 3- Şehvet kuvvetine itaatin en nihaî örneği ise zinadır. 4Bundan dolayıdır ki, Allahu Azze ve Celle şu âyet-i kerimede bunları bir arada toplamış ve şöyle buyurmuştur: "Yine onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahı (nın cezasını) bulur." (Furkan / 68)


İbn-i Abbas (r.a) büyük günahların yediden çok yetmişe yakın olduğunu söyler. Büyük günahların belli başlıları Allaha şirk koşmak, ana babaya asi olmak, faiz yemek, zina etmek, sarhoşluk veren içkileri içmek, haksız yere cana kıymak, hırsızlık yapmak, cihadda cepheden kaçmak, namuslu kadına iftira etmek, yalan yere şahitlik, büyücülük yapmak, yetimin malını haksız olarak yemek, intihar etmek, namazı terketmek, zekatı vermemek, Allahın rahmetinden ümit kesmek ve Allahın azabından emin olmak sayılabilir. İslam fert ve toplumda huzur ve saadetin tesisi için beş temel esasın korunmasını öngörmüştür. Bunlar dinin, aklın, nefsin, neslin ve malın korunmasıdır. Dinin korunmasından maksat, dinden dönmenin(mürtedliğin) yasaklanması, küfür ve inkarcılıktan korunması, şeri hükümlerine kesinkes iman ettikten sonra ameli olarak uygulamak ve onu yeryüzüne hakim kılmaktır. Aklın korunmasından maksat akla sarhoşluk verecek içki, şarap vb. şeylerle, onu uyuşturacak esrar, eroin, haşhaş vb. şeylerden korunmasıdır. Nefsin (canın) korunmasından maksat haksız yere cana kıymaktan, öldürmekten korunması insanın şahsiyetine ve hukukuna hürmet edilmesidir. Neslin (soyun) korunmasından maksat zinadan, flörtten ve zinaya sebep olacak gayri meşru yollardan korunması, nikah ve evliliğin özendirilerek aile kurumunun önemsenmesi amaçlanmıştır. Malın korunmasından maksat ise çalmaktan, faizden, tefecilikten, haksız yere almaktan korunması, meşru yollardan alınıp meşru yerlere harcanmasıdır. Bütün bu kaidelerle fert ve toplumun maslahatı ön plandadır aslında. Çünkü celb-i menfaat def-i zarar şeriatın maksadıdır. Genel anlamda bu kaidelere bağlı kalınırsa günahlardan korunmuş olunur zaten.


Büyük günahların dışında kalanlar küçük günahlardır. Hem büyük hem küçük uzak durmak gerekir.  Günahın küçük olmasını hafife almamalıyız. Zira Allah’ın Resulü (s.a.v) ısrarla işlenen küçük günahların büyük günah derecesine yaklaşacağına küçük odunların birikerek büyük alev tutuşturacağı misalini haber vermiştir5. İşlenen günahtan hemen sonra onu giderecek bir iyilik yapmak gerekir. Çünkü yapılan kötülük iyilikle giderilir, kötülükle değil. Allah (c.c) buyuruyor ki : "Kötülüğü iyi, güzel olanla defet." (Müminün / 96) Sahih hadislerde beş vakit namaz, cumadan cumaya kadar (cuma namazının), ramazandan ramazana kadar(orucun) ve daha başka ibadet ve taatlerin o süre zarfında işlenen günahlar için keffaret olacağı belirtilmektedir. Günahtan hemen sonra tevbe etmenıin vacip olduğu hususunda ulema arasında ihtilaf yoktur. Sağlam bir tevbenin şartları arasında kalp ile pişmanlık duyup gözyaşı dökmek, dil ile istiğfar etmek ve bir daha o masiyete veya günaha dönmemeye kesin karar vermek vardır. Eğer kişinin işlediği masiyet kul hakkına teallük ediyorsa, bunlara ilaveten o kişiden helallik alması icap eder. Kul hayatında ümit ile korku arasında olmalıdır; ne şeytanın Allah’ın affediciliğine güvendirerek günaha dalmalı. Zira şeytan bu konuda insanı ayartmaya çalışır. " Ve sakın o aldatıcı şeytan Allah’ın affına güvendirerek sizi ayartmasın" ( Fatır / 5) Nede günahları yüzünden Allah’ın sonsuz ve engin rahmetinden ümit kesmelidir. Zira ne kadar çok günahı olursa olsun Allah’ın tevbeleri kabul eden, günahları bağışlayan olduğunu unutmamalıdır. Yeterki günahında ısrar etmesin, tevbesinde samimi olsun. "Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman Allah'ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler. İşte onların yaptıklarının karşılığı rableri tarafından bir bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Onlar orada temelli kalacaklardır. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir! " ( Ali İmran / 135-136)


Biraz da günaha düşüren sebepler üzerinde durmak istiyorum. Bunları kısaca üç grupta toplamak mümkün. Birincisi, Allah’a iman ve yakin zayıflığı, Allah’a iman konusundaki bilgisizlik; ikincisi, nefis ve şeytana uyma; üçüncüsüyse aklı meşgul eden vesveseler ve şüphelerdir. Allahtan korkup onun emirlerini yerine getiren yasaklarından da kaçınan kişi içteki düşmanının kendi nefsi, dıştaki düşmanınınsa şeytan olduğunu asla unutmamalıdır. İnsanoğlu devamlı kötülüğü emreden nefsinin6 ve kıyamete kadar apaçık düşmanı olan şeytana7 karşı sürekli teyakkuz halinde olmalı, günaha açık kapı bırakmamalı. Kalbini her daim zikirle meşgul etmeli, aklını ilimle doldurmalı, zihnini tefekküre vermeli, yapacağı her amelde her şeyi işiten ve her şeyi gören Allahın gözetimi altında olduğunu unutmamalı, günahla geçen günler için nedamet gözyaşı dökmeli, hayatında yeni bir sayfa açıp Allah’ın razı olacağı ameller işlemelidir.


Kul günah işlediği zaman kalbinde bir leke oluşur, eğer tevbe ederse leke izale olur yok günah işlemeye devam ederse o leke büyür, kalbi kaplar. Böylelikle Allah korkusu o kalpten çıkar, araya gaflet perdesi girer, akıl ve ilim nuru söner, ömrünün ve rızkının bereketi kalkar. İşlenen günahlar kötü akıbetlerin habercisi olmaya başlar. Günahların etkisi kalb ve bedende olduğu gibi kişinin aile çevresinde de hissedilir. Seleften bazıları şöyle demişlerdir: " Bir günah işlediğimiz zaman onun izini ve etkisini hemen çocuklarımızda ve hanımımızda görürüz." Öyle ki, günahlar nimetlerin yok olup gitmesine, yerine belâların gelmesine yol açarlar. Günah ve isyan kişiden haya ve utanma duygusunu alıp götürür. Peygamber-i Zişan bir hadisi şeriflerinde : " İnsanlara önceki peygamberlerin sözlerinden miras kalan şu söz vardır. Utanmadığın zaman istediğini yap. "Günahların işleyeni üzerinde, kendisi, ailesi, toplumu, yeryüzü, gökler, hayvanlar, bitkiler ve diğer canlılar üzerinde çok ve büyük etkileri vardır. Cenabı Hak şöyle buyurur: " İnsanların elleriyle kazandıkları (günahlar) yüzünden, karada ve denizde fesat çıktı." (Rum / 41) "Nice kent var ki Rablerinin ve O'nun elçilerinin emirlerine baş kaldırdı. Biz de onları çetin bir hesaba çektik ve onlara görülmemiş şekilde azabettik." (Talak / 8) Günahkar, asi ve fasık kulun ölümü de çevresinde farklı etki yapar. Bir hadise göre ölen mü'min bir kulsa dünyanın yorgunluğundan rahata erer; ölen facir kuldan ise insanlar, melekler, ağaçlar ve hayvanlar kurtulup rahata ererler.8 Günah işleyeni kabirde sıkıntı ve meşakket, ahirette de azap bekler Yüce Allah: "Ama kim beni anmaktan yüz çevirirse, onun içinde dar bir geçim vardır. Kıyamet günü onu kör olarak hasrederiz." (Tâhâ / 124)


Ayrıca günah başa bela ve musibetlerin gelmesine sebeptir. Nitekim İmam Kurtubi Hz. Peygamber’in Hz. Ali’ye « "Başınıza hangi musibet gelmişse o kendi ellerinizin kazandığındandır. Allah çoğunu da affeder" (Şura / 30) ayetinin manası şudur: Dünyada size isabet eden hastalık, açlık, üzüntü, keder, bela ve azap kendi yaptığınız ve işlediğiniz günahların karşılığıdır.. » dediğini rivayet etmiştir. Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Bu; Allah'ın bir topluluğa ihsan ettiği nimeti, onlar kendilerindekini değiştirmedikçe değiştirmeyeceğinden dolayıdır." (Enfal / 53) Yine Peygamberimiz’in(a.s) bir hadisine göre Allah-u Teala kendisinden korkan kimseler, süt emen sabi çocuklar, yayılan hayvanlar ve beli bükülü piri fani ihtiyarlar hürmetine azabı geciktiriyor.9

Nimeti şükür ziyadeleştirip artırdığı10gibi günah ve nankörlük nimetinden elden gitmesine neden olur. Mesela Kuran-ı Kerim’e göre yeryüzünden bereket insanların isyanlarından, hidayetten yüz çevirmelerinden dolayı ortadan kalkmıştır. Yüce Allah: "Şayet kasabalılar iman edip Allah'tan sakınsalardı. Onlara gökten ve yerden bereket kapıları açardık." (A'râf, 96) buyurur. Yine: "Şayet doğru yolda gitselerdi onlara bol su verirdik." (Cin / 16-17) buyuruyor.


Şayet alenen günah işlenen toplumda yaşıyorsak bunlardan bir tiksinti duymuyorsak, Allah için buğzetmiyorsak imanımızdan şüphelenmeliyiz. Kötülük veya günah gizli yapıldığında sadece işleyene zararı olurken, açıktan işlendiği zaman topluma zararı olacağını hadisten öğreniyoruz. Peygamber aleyhisselam: « Kötülük gizli yapılırsa, bundan sadece onu yapan zarar görür; fakat alenen yapılır da karşı çıkılmazsa, bundan bütün cemiyet zarar görür. » buyurmuştur. Çünkü emr-i bilmaruf ve nehy-i anil münker (iyilikleri emretme ve kötülüklerden nehyetme) görevini yapmadığımız takdirde sadece kötüleri değil iyileri de içine alan azaptan hiçbir kimse bizi kurtaramaz. Kötülüklerin işleyişine sessiz kalırsak böyle yapmakla işlenen suça ortak olmuş oluruz, kötülerin değirmenine su taşımış oluruz. “Artık sen sana emrolunanı açıktan açığa bildir...” (Hicr / 94) “... Biz de kötü eylemleri önlemeye çalışan kimseleri kurtardık. Varoluş gayesine aykırı hareket edenleri, yapmakta oldukları kötülüklerden dolayı şidetli bir azap ile yakaladık.” (Araf / 165) Hadiste misal verildiği üzere geminin bir tarafı delinirse gemidekilerin hepsi denizde boğulurlar. O yüzden geminin gidişatından gemidekilerin hepsi sorumludurlar. Numân İbni Beşîr radıyallahu anhümâ’ dan rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlâl edenler, bir gemiye binmek üzere kura çeken topluluğa benzerler. Onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar: Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz, dediler. Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar helâk olurlar. Eğer bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olurlar.11” Allahu Teala inananlara iyilik ve takva hususunda birbirlerine yardımcı olmalarını, kötülük ve düşmanlık hususunda birbirlerine arka çıkmamalarını emrederken12, kadın olsun erkek olsun birbirlerini seven ve birbirlerinin dostu olan Müslümanların bu sevgi ve dostluğun bir gereği olarak birbirlerine iyiliği emredip kötülük yapmalarına engel olacaklarını13 ifade buyuruyor.


Konuyu bitirirken Resulullah’ın (s.a.v) yaptığı duayı yapalım. "Nefsimizin şerlerinden ve kötü amellerimizden Allah'a sığınırız." Ve ardından rabbimizin kuranda bize öğrettiği duayı yapalım. "Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızı da iyilerle beraber al." ( Al-i İmran / 193) Amin. Vesselamun alelmurselin velhamdulillahi rabbilalemin.

..............................................................................................................

Kaynaklar

1) İslam’ın Temel Kavramları, Shf;224 / Hüseyin K. Ece / Beyan Yayınları 2) Lüfredatül-Kuran / Ragıb el- İsfahani / C-n-h maddesi 3) Ömer Nasûhi Bilmen, Kur'ân-ı Kerim'in Türkçe Meali Âfisi ve Tefsiri, c. II, sh. 582. 4) El –Fevaid / İbn-i Kayyım El-Cezviyye 5) Ahmed b. Hanbel, 5/331, İmam Heysemi bu hadisin ricalinin sahih olduğunu söylemiştir. 6) Bakınız: Yusuf Suresi 53.Ayet 7) Bakınız: Araf Suresi 22.Ayet 8) Fethu'l-Bari, 11/362, Rikak, sekeratü'l-mevt. Müslim, Cenaiz, ma cae fi müsterihun ve müsterâhun, 2/656, hadis no: 950. 9) Tenbihul-Gaifilin Bustanul-Arifin 1.cilt Shf;424 / Ebul-Leys Semerkandi 10) Bakınız: İbrahim Suresi 7.Ayet 11) Buhârî, Şirket 6; Şehâdât 30. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 12. 12) Bakınız: Maide Suresi 2.Ayet 13) Bakınız: Tevbe Suresi 71.Ayet