HİDAYET VE HAYAT REHBERİMİZ KUR’AN

e-Posta Yazdır PDF

Kur’an Nedir?

   Kur’an; insanları karanlıklardan aydınlığa, dalaletten hidayete, küfür cenderesinden iman bahtiyarlığına ulaştırmak için, 1400 küsur sene evvel, 23 yılda, Allah (c.c.) tarafından Hz. Muhammed’e çeşitli vesilelerle, Cebrail vasıtası ile, vahiy yoluyla indirilen, mushaflarda yazılan, tevatürle nakledilen, tilâvetiyle ibadet edilen, dünya ve ahiret nizamını sağlayan, Arapça, semâvî, ilâhî, mûcize ve kutsal bir kitaptır.

 

Kur’an Kelimesinin Anlamı

 

   Kur’an; Arapça “        / karae” fiil kökünden türemiş, ism-i mef’ul/edilgen sıfat anlamında “ ........... fu’lan” vezninde/hece ölçüsünde mastar bir kelimedir. Bu kelime okumak, okunan, okunması gereken, çokça okunacak olan bir kitap demektir. Allah (c.c.) bir ayette
“Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak (Kur’ânehu) bize aittir. O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu (Kur’ânehu) takip et.”1 buyurmuştur. Bu ayetlerde Kur’an’ın bu “okuma” manası aynen ifade edilmiştir. Demek ki Kur'an deyince aklımıza her şeyden önce okumak gelecektir. Zaten Kur'an’ın ilk emri de   ....  /“oku!” olmuştur.2 Böylece Kur'an’ın kelime anlamını öğrenirken ona karşı yapacağımız en önemli görevlerimizden birini de kavramış bulunuyoruz: Okumak.

 

Kur’an’a Göre Kur’an Kendi ifadesiyle Kur’an

“Elif. Lâm. Mîm. O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (Allah’a (c.c.) karşı gelmekten sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.”3 O şüphe götürmez, üzerinde tartışma ve tereddüt kabul etmez, muttakilere yol gösteren ilahi bir kitaptır. Bir başka ayet-i kerime’de de Kur'an-ı Kerîm şöyle tarif edilmektedir:

 

 


   “Şüphesiz bu Kur’an en doğru yola eriştirir. İslâm’ın amel-i salih denilen emirlerini yaşayan mü’minlere büyük ecirler müjdeler. Ahrete inanmayan kafirlere ise elem verici bir azap hazırlandığını bildirir.”4

 

Hadîs-i Şerîf’te Kur'an-ı Kerîm

   

Kur'ân-ı Kerîm’i en iyi tanımlayacak olan Peygamberimiz’dir (s.a.v.). Zira Kur'ân-ı Kerîm ona indirilmiştir. O halde Kur'ân’ı ve özelliklerini onun hadîs-i şerîflerinden dinleyelim:

 

Hz. Ali: Hz. Ali (r.a.) demiştir ki:
  -  Ben Rasûlullah’ın (a.s.) şöyle söylediğini işittim:
  - “Haberiniz olsun bir fitne çıkacak!”


  - Ben hemen sordum: Bundan kurtuluş yolu nedir Ey Allah'ın Rasûlü? Buyurdular ki:

 

  - “Allah'ın Kitabı (na uymak)dır. O'nda sizden önceki (milletlerin durumlarıyla ilgili) haber, sizden sonra (kıyamete kadar) gelecek fitneler ve kıyâmet ahvâli ile ilgili haberler mevcut. Ayrıca sizin aranızda (iman-küfür, taat-isyân, haram-helâl vs. türünden) cereyân edecek olayların da hükmü vardır. O, hak ile batılı ayırd eden ölçüdür. O'nda her şey ciddîdir, gâyesiz bir kelâm yoktur. Kim akılsızlık edip, O'na inanmaz ve O'nunla amel etmezse, Allah onu helâk eder. Kim O'nun dışında hidâyet ararsa Allah onu saptırır. O    Allah'ın sağlam ipidir. O, hikmetli olan zikirdir, O dosdoğru yoldur. O, kendine uyan arzu ve istekleri kaymaktan, kendisini (kıraat eden/okuyan) dilleri iltibastan, karışıklıktan korur. Alimler ona doyamazlar. Onun çokça tekrarı usanç vermez, tadını eksiltmez. İnsanı hayretlere düşüren harika yönleri son bulmaz, tükenmez, O öyle bir kitaptır ki, cinler işittikleri zaman şöyle demekten kendilerini alamadılar: ‘Biz, hiç duyulmadık bir Kur’ân/okuyuş dinledik. Bu doğruya götürmektedir, biz ona (Allah kelâmı olduğuna) inandık…’5. Kim ondan haber getirirse doğru söyler. Kim onunla amel ederse ücrete mazhar olur. Kim onunla hüküm verirse adaletle hükmeder. Kim ona çağrılırsa, doğru yola çağrılmış olur. Ey A'ver, bu güzel kelimeleri öğren.”6

 

Kur'an-ı Kerîm Karşısında Üç Farklı Grup Allah Teala Kitabında şunu haber vermektedir:

 

   “Sonra Kitab'ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi (bu şerefi terk ederek) kendisine zulmeder (yazık eder), kimi ortadadır (normal bir halde yoluna devam eder), kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.”7

 

   Bu ayette Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerîm’e varis oldukları (ona sahip olup, inandıkları) halde takındıkları tavır nedeniyle insanları üç gruba ayırmaktadır:

  1. İnandıkları halde Kur'an-ı Kerîm’e karşı alakasız davranıp, onu bir kenara iterek bir mümine yakışmayacak tavır ve davranışlara girerek öncelikle kendine zulüm yapan, yani kendine yakışmayan davranışlarda bulunanlar.

 

  2. Orta halli insanlar. Yani normal bir hayat tarzı yaşayıp Kur'an-ı Kerîm’le çok sıkı bir irtibatı olmayan bazen sevap bazen günah işleyebilen, çok hassas davranmayan insanlardır.

 

  3. Kur'an-ı Kerîm’i kendine rehber edinen ve bu uğurda yarış halinde olanlar. Hayatlarında Kur'an’dan başka bir şeyin yer almadığı seçkin insanlar. Ayetin son kısmında “İşte büyük fazilet budur” denilerek bizlere hedef gösterilmiştir. Bir müslümanın hayatı boyunca bütün derdi davası Kur'an-ı Kerîm olmalıdır, onunla düşünmeli, onunla konuşmalı ve onunla hareket etmelidir. Aksi halde kendine yazık edenler grubuna dahil olur.

 

  Ayeti her ne kadar farklı yorumlayanlar olmuşsa da öncesi ve sonrasını incelediğimizde ayetteki üç grubun da Müslümanlar olduğunu anlarız. Fakat bunların mahşerdeki hesabı ve cennetteki dereceleri farklı olacaktır.8

 

  Peygamberimiz (s.a.v.) de Kur'an’ı okuyup öğrenme ve onunla amel etme konusuna teşvik etmiştir.

 

 Ukbe bin Âmir (r.a.) anlatıyor: “Biz Suffa'da iken Resûlullah (a.s.) (evinden yanımıza) çıkarak:
  - “Hanginiz her gün hiç günah işlemeden ve akrabalık bağlarını da bozmadan Buthân'a veya Akik’e gidip oradan (zahmete ve masrafa girmeden) iki adet iri hörgüçlü dişi deve tutup getirmeyi ister?” diye sordu. Biz:

  - “Ey Allah'ın Resûlü bunu hepimiz isteriz.” dedik. Hz. Peygamber (a.s.):

  - “O halde birinizin mescide gidip orada Allah'ın kitabından iki âyeti öğrenmesi veya okuması, kendisi için iki deveden daha hayırlıdır. Üç âyet onun için üç deveden, dört âyet onun için dört deveden ve okunacak âyetler kendi sayılarınca deveden daha hayırlıdır.” buyurdular.9

 

Kur'an-ı Kerîm Karşısındaki Tavrımız

 

   Kuran, belirli gün ve gecelerde, kabirlerde veya merasimlerde okunan, ya da çeşitli mekanları süsleyen bir tablo gibi amacının dışında kullanılacak bir kitap değildir. Milli şairimiz M. Akif ERSOY, bu konuda şunları söylemiştir:

 

 “Ya açar bakarız Nazmı Celilin yaprağına
  Ya da üfler geçeriz bir ölünün toprağına
  İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyla bilin
  Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için
  Bu havalideki insanlar çok yaya kalmış dince
  Öyle Kur’an okuyorlar ki sanırsın Çince!
  Ölüler dini değil, sen de bilirsin ki bu din,
  Diri doğmuş, duracak dipdiri, durdukça zemin
  Doğrudan doğruya Kuran’dan alarak ilhamı,
  Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.”10

   

Milli şairimiz eleştirilerini sıralarken ne yapmamız gerektiğini de aslında aynı dizelerde belirtmektedir. O halde bir Müslüman olarak Kur'an-ı Kerîmle nasıl ilgilenmeliyiz, onun karşısında tavrımız ne olmalıdır?

 

Kur'an-ı Kerîmle İlgili Yapılması Gerekenler

   

1. Kur'an-ı Kerîm’i Sürekli Okumak

  İlk inen ayetler;

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! insana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.”11  diye gelmiştir. Yine vahyin ilk yıllarında indirilen Müzzemmil suresinde; ...

 

  “…Kur’an’dan kolayınıza gelen yerleri okuyunuz…”12  buyrularak yaşamadan önce okuyup anlamanın ve ona göre yaşamanın önemi anlatılmaktadır.

 

   Peygamberimiz (s.a.v.), Kur’an’a göre insanların durumunu değerlendirip şöyle buyurmuştur:

 

  Ebu Musa’nın (r.a.) anlattığına göre Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

   1. Kur’an okuyan mümin turunçgillere benzer; kokusu da güzel, tadı hoştur.

   2. Kur’an okumayan mümin hurmaya benzer; kokusu yoktur fakat tadı hoştur/güzeldir.

   3. Kur’an okuyan günahkar reyhan otuna benzer; kokusu hoş fakat lezzeti acıdır.

   4. Kur’an okumayan günahkar/münafık Ebucehil karpuzuna benzer; kokusu yoktur, tadı da acıdır.13

 

  Bu veciz ifadeleriyle Peygamberimiz (s.a.v.) Kur’an’ın insan üzerindeki maddi ve manevi etkisine dikkat çekmiştir. Kur'an’ı okuyarak ve inanarak yaşayan mümin ile ona inandığı halde okumadan yaşayanın farkını gösterdiği gibi, onun emir ve yasaklarına uymadığı halde onu okuyan, araştıran ile Kur'an’la hiç alakadar olmayanın farkını da çarpıcı bir benzetmeyle ortaya koymuştur.

 

  Başka bir hadîste ise kolay da olsa zor da olsa, bıkmadan, usanmadan Kur'an’ı okuyanlara şu müjdeyi vermiştir:

 

   Hz. Aişe (r.a.) validemizin anlattığına göre Resûlullah (al.) şöyle buyurmuştur: “Kur'ân'da mâhir olan (hıfzını ve okuyuşunu güzel yapan), Sefere denilen kerîm ve mutî meleklerle berâber olacaktır. Kur'ân'ı kekeleyerek zorlukla okuyana iki sevap vardır.”14

 

  2. Kur'an-ı Kerîm’i Amacına Uygun Okumak

 

   Kuran’ın geliş gayesi incelediği zaman Cenab-ı Hakk’ın bir ayette şöyle buyurduğu görülmektedir:

 

 “Biz ona (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah'tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır. Diri olanları uyarsın ve kafirler cezayı hak etsinler diye.”15  Başka bir ayette de şöyle buyurmuştur:

 

 “Alemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed'e Furkan'ı indiren, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan, hiç çocuk edinmeyen, mülkünde ortağı bulunmayan, her şeyi yaratıp ona bir nizam veren ve mukadderatını tayin eden Allah, yüceler yücesidir.”16 

 

  Allah (c.c.) bu ayetlerle Kur’an’ın cihanşümul bir kitap olduğunu ve niçin indirildiğini bildirmiştir. Bu ayetlere göre Kur'an-ı Kerîm bütün insanlığı hatta bütün âlemleri uyarmak, evrenin sahibi ve yegane hâkiminin Allah (c.c.) olduğunu ilan etmek ve O’nu kendi sözleriyle tanıtmak için gönderilmiştir. Allah (c.c.) Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitaben şöyle buyurmaktadır:

 

 


   “Şehirlerin anası (olan Mekke'de) ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik. (İnsanların) bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgın alevli cehennemdedir.”17 Başka bir ayette de Peygamberimiz (s.a.v.)’in insanlara şunu ilan etmesini emretmektedir: ...

 

   “… Bu Kur'an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu…”18

 

  Bu ayetlerde de öncelikle Kur'an’ın indiği Mekke ve çevresi daha sonra da ulaşabildiği bütün insanların uyarılması istenmektedir. Kur'an-ı Kerîm herhangi bir sınır koymadan ulaşabildiğimiz bütün insanlara evreni yoktan yaratan Allah’ı tanıtmayı, hayatın bu dünyadan ibaret olmayıp öldükten sonra başlayacak olan yeni bir hayatın var olduğunu, ahiret denilen bu alemde cennet ve cehennem gibi mükafat ve ceza yerlerinin olduğunu, dolayısıyla bu dünyada hak ve adalet üzere yaşamanın gereğini bildirmemizi emretmektedir. Zaten tarih boyunca gönderilen bütün peygamberlerin ve indirilen bütün kutsal kitapların gayesi de budur. Bunu da Allah (c.c.) şöyle ifade etmektedir:...

 


   “And olsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitab ve mîzan indirdik...”19 Bu ayette de belirtildiği gibi Kur'an-ı Kerîm’in temel gayelerinden biri de nizam, intizam ve adalettir. Kur'an’a inanan ve onu okuyan müminlerin bu amaçla okuyup incelemeleri, hayata tatbik için de ne gerekiyorsa onu yapmaları gerekir.

  

 3. Kur'an-ı Kerîm’i Dinlemek

   

Allah (c.c.) bir ayette övgüyle bahsettiği kullarının şu özelliğine dikkat çekmektedir:

 

  “(Ey Rasûlüm!) Dinleyip de sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır.”20 Buna göre bir Müslüman sözü dinler, anlar ve en güzeline uyar. Sözlerin en güzeli ise Allah’ın    sözleridir. “Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?”21

   Allah (c.c.) bir başka pasajda ise müminlere şöyle seslenmektedir:

 

 

 

 

 


   “Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin, işittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin. İşitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın. Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir. Allah onlarda bir hayır görseydi elbette onlara işittirirdi. Fakat işittirseydi bile yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi. Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.”22

 

  Bu ayetlerde Allah (c.c.) kesinlikle kendine ve rasulüne itaati emrediyor. Onlara itaat etmenin en temel şartı ise dinlemek ve emirlerini anlamaktır. Allah (c.c.) ve rasulünün emirlerine kulak asmayanları ise en ağır bir şekilde tahkir ediyor, onları insanların değil, canlıların en adisi diye niteliyor. Sonra da Allah ve rasulünün emirlerinin hayat dolu olduğunu, gerçek hayatın bu emirleri yaşamaya bağlı olduğunu vurguluyor. Nihayet ahiret ve hesap gününü hatırlatarak insanları ciddi bir şekilde uyarıyor.

   Kur'an’ı dinleme konusunda şu iki ayet de oldukça mühimdir: Allah (c.c.) bir ayette şöyle buyurmaktadır:

 


   “Kur'an okunduğu zaman onu can-ü gönülden dinleyin ve sessiz sakin olun! Belki rahmete nail olursunuz.”23 Bu ayette Allah (c.c.) Kur'an’ı tam bir teslimiyetle dinlemeyi emretmektedir. Kâfirler ise tam bunun zıddını istemektedirler. Allah (c.c.) onların sözlerini de başka bir ayette şöyle nakletmektedir:

 


   “İnkâr edenler: ‘Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Belki böylece bastırırsınız, galip gelirsiniz’ dediler.”24

   Bu son iki ayetin özellikle orijinal kelimeleri ve manaları edebi üslup ve medeniyet açısından şöyle mukayese edilebilir.
  

 4. Kur'an-ı Kerîm’i Bir Bütün Olarak Kabul Etmek

  

 Kur'an-ı Kerîm bir bütündür. Ya hepsi kabul edilir veya hiçbir bölümü kabul edilmez. Allah (c.c.) bir ayette şöyle buyurmuştur:

 

 

   “İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, kitaba tamamen (veya bütün kitaplara) iman ettiğiniz halde, onlar sizi sevmezler.…”25

 

   İşte bu ayetlerde Allah Teala, müminlere karşı tavrını açıkça ortaya koyan ve sinsi planları olanları bizlere tanıtırken aynı zamanda Kitab’ın tamamına iman etmemiz gerektiğini de vurgulamaktadır. Şayet Kur’an’ın tamamını değil de bir kısmını kabul edip diğer kısımlarını reddedersek buna mukabil Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: ...

 

 

 


   “…Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık (insanlar içinde aşağılık, ezilmek); kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.”26

 

   Kur'an’dan sadece işine geldiği kadarını kabul edip, istediği kadarına iman eden Müslümanların sayısı ne kadar çok olursa olsun bu ayete göre kalite kaybına uğramaktadırlar.

 

   5. Uzmanlarla İstişare Etmek (İşi Ehline Sormak)

  

 Kur'an’ın mesajlarını iyi anlayarak kitabımızı sık sık okumalı, anlamaya çalışmalıyız. Anlayamadıklarımızı da doğru anlamak için bir bilene başvurmamız gerekir.

 

   Kur’an’ı da hayata tatbik etmek isteyen kişiler yeterli bilgilerinin olmadığı konularda konunun uzmanlarıyla fikir alış verişi yapılmalıdır. Allah (c.c.) bu konuda ...


  “Eğer bilmiyorsanız zikir ehlinden (işi ehlinden, uzmanlarından, bilenlerden) sorunuz.”27  buyurmaktadır.

 

  6. Kur'ân’ın Buyruklarını Uygulayıp Tebliğ Etmek

 

   Kur'an-ı Kerîm’de “Emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker” yani iyiliği emredip kötülüğü yasaklamakla ilgili pek çok ayet vardır. Burada bir ayeti verip diğerlerini konuya ilgi duyanların araştırmalarına bırakmak istiyoruz. Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

 


   “Sizler insanlara iyiliği emrediyor da kendinizi unutuyor musunuz? Kitab'ı okuduğunuz halde, aklınızı kullanmıyor musunuz?”28

 

  Bu ayetin çok iyi anlaşılıp hayata rehber edinilmesi gerekir. Bu ayette, yapılan yanlışlar baştan sona doğru sıralanmıştır. Bunların doğrusunu yapmak isteyen kişi sondan başa doğru bir sıra takip etmelidir. Şöyle ki:

 

  Bu ayetin çok iyi anlaşılıp hayata rehber edinilmesi gerekir. Bu ayette, yapılan yanlışlar baştan sona doğru sıralanmıştır. Bunların doğrusunu yapmak isteyen kişi sondan başa doğru bir sıra takip etmelidir. Şöyle ki:

   

a. “Aklınızı kullanmıyor musunuz?” kısmının tersini (yani işin doğrusunu) yaparak aklı ve mantığı Kur’an ışığında çok güzel kullanmak. Düşünmek, bilimsel merak sahibi olmak.
   

b. “Kitab'ı okuduğunuz halde” kısmını iyi anlayarak faydalı eserleri bol bol okumak.
  

 c. “Kendinizi unutuyor musunuz?” kısmının aksine kendini unutmamak, okuduğunu öncelikle hayatına tatbik etmek

   d. “Sizler insanlara iyiliği mi emrediyorsunuz?” cümlesinin mana ve hikmetini kavrayıp dinin emir ve yasaklarına kendisi uyduğu gibi çevresine de tebliğ etmek.

 

Kur'an’a Aldırış Etmeden Yaşayanların Durumu

 

   Kur’an’sız hayat insanı hem dünyada hem de ahirette felakete götürür. Çünkü Kur’an olmadan iman esasları ve İslam’ın şartları tam anlaşılamaz. Kur’an’ın olmadığı yerde adalet ve denge olmaz. Allah (c.c.) Kur’an’ı mihenk kabul etmeden İslâm’ı yaşadığını zannedenleri şöyle tarif etmektedir:

 

 


   “Kim Rahman’ın zikrinden gafil yaşarsa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.”29

 

   Allah (c.c.) bir başka pasajda Kur'an’sız hayatın maddi/dünyevî ve manevi/uhrevi zararını şöyle bildirmektedir:

 

 “Benin zikrimden (mesajımdan, Kur’an’dan) yüz çevirenin sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. O (Kur’an’dan yüz çeviren kimse): Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!, der. (Allah da cevaben) buyurur ki: İşte böyle. çünkü sana âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutulursun!”30

   

Ayetlerin açıkça belirttiği gibi Kur’an’sız hayat hem dünyada hem ahirette kişinin sıkıntıya düşmesine sebeb olur. İslâm’ı yaşamanın yolu, dünya ve ahirette selamete ve huzura kavuşmanın yegane çıkış kapısı Allah’ın hükümlerini hayata hâkim kılıp, Kur’an’ın kurallarını icra etmektir.

 

Kur'an’a Başvurmayanların Dinî Durumu

 

   Allah (c.c.), hayatlarını ve aralarındaki hükümlerini Kur’an’a göre ayarlamayanları yermiş Allah'ın indirdiğine (Kitab'a) ve Resûl'e (O’nu sünnetine) göre hayatlarını sürdürmeyenlerin yanlış yollara saparak dinden uzaklaşacaklarını bildirmiştir. Ayrıca sözle değil, gerçekten yaşayarak inananların Allah’a (c.c.) teslim olabileceklerini vurgulamıştır.31

  

 Peygamberimiz (s.a.v.) “Şefaatim ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.”32 deyip onların kurtulması ve af edilmesi için dua edeceği halde kıyamet günü bir topluluğu bizzat kendisi Allah’a (c.c.) şikayet edeceğine dair şöyle buyrulmaktadır:

 

 

   “Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an’ı büsbütün terk ettiler.”33

   O halde Kur’an’ın

 

   “Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın…”34  buyruğunu iyi kavrayıp gereğini yapmak yegane kurtuluş yoludur.

   Kul hatasız olmaz, insan beşer, elbet şaşar. O yüzden konuyu sunuş ve ifade tarzında olsa dahi hatalı gördüğünüz yerleri bildirir, bu konuda bizleri uyarırsanız şimdiden teşekkürlerimi bir borç bilirim.

 

 

   “Onların oradaki duası: «Allah’ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!» (sözleridir). Orada birbirleriyle karşılaştıkça söyledikleri ise «selâm» dır. Onların dualarının sonu da şudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.”35
...........................................................................
* Kartal Anadolu İ.H.L. Meslek Dersleri Öğretmeni.
1 Kıyamet 75/17-18., 2 Peygamberimiz (s.a.v.)’e 610 yılında Mekke yakınındaki Hira mağarasında ilk kez Alak 96/1-5. ayetler gelmiştir., 3 Bakara 2/1-2, 4 İsra 17/9-10.
5 Cin 72/1-2. Bu konuyla ilgili ayrıca bkz. Ahkaf 46/29-32.
6 Tirmizî, Sevâbu'l-Kur'ân 14., 7 Fatır 35/32., 8 Mevdûdî, Ebu’l-Ala, Tefhimu’l-Kur’an, trc.: Ali Bulaç ve heyet, Kur’an’ın Anlamı ve Tefsiri, İstanbul 1996, IV, 559., 9 Müslim, Salatû'l-Müsâfirin 251; Ebu Dâvud, Salat 349., 10 Mehmed Akif Ersoy, Safahat, İz Yayıncılık, İstanbul 1991, s. 155-156, 403-404., 11 Alak 96/1-5., 12 Müzzemmil 74/20., 13 Buhârî, Et'ime 30, Fedailu'l-Kur'ân 17, 36, Tevhid 57; Müslim, Müsafirin 243., 14 Buhârî, Tevhid 52; Müslim, Müsafirin 244; Ebu Dâvud, Vitr 14., 15 Yasin 36/69-70., 16 Furkan 25/1-2., 17 Şûra 42/7., 18 En’am 6/19., 19 Hadid 57/25, 20 Zümer 39/17-18., 21 Nisa 4/87; 122; Maide 5/50., 22 Enfal 8/20-24., 23 A’raf 7/204., 24 Fussilet 41/26., 25 Ali İmran 3/119., 26 Bakara 2/85. Ayrıca bkz. Nisa 4/150-152.
27 Nahl 16/43; Enbiya 21/7., 28 Bakara 2/44.
29 Zuhruf 43/36-37., 30 Taha 20/124-126.
31 Nisa 4/60-61.
32 Tirmizi, Kıyamet 12; Ebu Davud, Sünnet 23; Tirmizi, şu ziyadeyi kaydeder: "Hz. Câbir (r.a.) dedi ki: "Kebâir (büyük günah) ehli olmayanın şefaate ne ihtiyacı var!"
33 Furkan 25/30.
34 Ali İmran 3/103.
35 Yunus 10/10., 36 İnne aleyhi le-helâveten, ve inne fîhi le-talâveten.