Kainatın Gözbebeği Peygamberimiz (s.a.v) Hz. Muhammed'e Dair Şiirlerden Bir Demet

e-Posta Yazdır PDF
“Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”1

Allah (c.c.), Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Muhammed’i Kur'ân-ı Kerîm’de övmüş,2 Tevrat’ta ismi Muhammed; İncil’deki ismi Ahmed diye bildirilen iki cihan serveri o Yüce Nebi, Allah Rasulü ve seçkin bir kul (Mustafa) olarak “Makam-ı Mahmud”3 denilen övgü ve sevgi makamını elde etmiştir. Bütün bu özellikleriyle onu gökte melekler; yerde insanlar ve bütün felekler sevmiş ve övmüştür. O’na dair binlerce eser yazılmıştır. Herkes kendi açısından onu övmeye çalışmış fakat O’nu Allah (c.c.) dışında hiç kimse layık olduğu şekliyle övememiştir.

O’nu övenlerden bir zümre de şairlerdir. Sahabeden Şair Hassan b. Sabit (r.a.) ve Ka’b b. Züheyr (r.a.) gibi şairlerle başlayan bu gelenek asırlarca devam etmiş, günümüz şairlerine kadar süregelmiştir. Halen de günümüzde her şair kendi gücü nisbetinde O’nu övmeye, onunla ilgili “Naat”ler yazmaya çalışmaktadır. Mesela ülkemizin önemli şairlerinden Necip Fazıl KISAKÜREK, O’nunla ilgili 63 şirden oluşan “ES-SELAM” adlı şiir kitabını yazmıştır. Bu konuda artık özel derlemeler, “GÜLDESTE” adlı şiir kitapları yazılmakta, internet vb. elektronik-dijital ortamlarda O’nunla ilgili çeşitli şiirler yer almaktadır.

Biz de burada O’na dair yazılan şiirlerden bir demet sunmak istiyoruz:
Bir Arap şair O’nunla ilgili şunu söylemiştir:

“Muhemmedün beşerün ve leyse ke’l-beşer 
Bel hüve yakûtun ve’n-nâsü ke’l-hacer.”


Yani demek istemektedir ki:
“Her ne kadar Muhammed de bir insan olsa da O, diğer insanlar gibi değildir.
Bilakis o yakut taşı gibidir, diğer insanlar ise normal çakıl taşı gibidir.”

Kısacası ikisi de taş olmasına rağmen- bir çakıl taşıyla elmas taşı arasında elmas taşı kadar fark vardır. Her ne kadar Hz. Muhammed de bir insan olsa da diğer insanlarla Hz. Muhammed arasında Hz. Muhammed kadar fark vardır.


N. Fazıl Kısakürek O’nun için şöyle demiştir:

“Kurtarıcım, efendim, rehberim peygamberim!
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim”

“O Allah’ın emriyle Kâinât Efendisi
Varlığın tacı, varlık nurunun ta kendisi.”


Yunus Emre de onu şu şekilde övmüştür:

Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed!
Canım, kurban olsun senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed!
Gel şefâat eyle kemter (asi) kuluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed!

Mümin olanların çoktur cefâsı,
Âhirette olur zevk-u safâsı.
On sekiz bin âlemin Mustafâ’sı,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed!

Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,
Kürsînin üstünde cevlân eyleyen,
Mîrâcda, ümmetin Hak’tan dileyen,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed!

Ol çâriyâr anın gökler yâridir,
Anı seven günahlardan beridir,
On sekiz bin âlemin serveridir, 
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

YÛNUS n’eyler iki cihânı sensiz,
Sen hâk peygambersin şeksiz şüphesiz!
Sana uymıyanlar, gider îmânsız,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed!

O’na olan aşk ve sevgisini ise şu şiiriyle dile getirmiştir:

Arayı arayı bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü
Hak nasip eylese görsem yüzünü
Ya Muhammed cânım arzular seni
Bir mübârek sefer olsa da gitsem
Kâbe yollarında kumlara batsam
Hub cemâlin bir kez düşde seyretsem
Ya Muhammed cânım arzular seni
Zerrece kalmadı gönlümde hile
Sıdk ile girmişem ben bu hak yola
Ebu Bekir, Ömer, Osman da bile
Ya Muhammed cânım arzular seni
Ali ile Hasan Hüseyin anda
Sevgisi gönülde mahabbet canda
Yarın mahşer günü olur dîvânda
Ya Muhammed cânım arzular seni
Arafat dağıdır bizim dağımız
Anda kabul olur bütün duamız
Medine’de yatar Peygamberimiz
Ya Muhammed cânım arzular seni
Yûnus medh eyledi seni dillerde
Dillerde dillerde hem gönüllerde
Ağlayı ağlayı gurbet illerde
Ya Muhammed cânım arzular seni

Erzurumlu Aşık Sümmanî bir şiirinde onunla ilgili şunları söylemiştir:

Çar anasırdan halk etti ta ezel Hak Adem’i
Cennetten sürgün ettiler hâke bastı kademi.

Çıktı Serendip dağına ah-ü figan eyledi
Affetti Mevlâ günahın, murad aldı encemi.

İsmail sahrada doğdu çünkü Hacer anadan
Ayağını yere vurdu izhar etti zemzemi.

Came sevki nûş eyledi Şahmeran şerbetinden
Cümle çiçek sada verdi anda yaptı merhemi

Çün Yunus’u yuttu balık kaldı umman içinde
Gece gündüz rica etti dedi: “Gönder çaremi.”

Geçirmeyip beş vaktini borcun eda eyledi
Getirmedi lisanına asla dünya kelami.

Yakub’a hasretlik verdi Yusuf-u Kenan için
Cihanı suya gark etti Nuh’a yüzdürdü gemi.

Der Sümmani:
“Muhabbetten hasıl oldu Muhammed
Onun için halk eyledi on sekiz bin alemi.”

Peygamber

Sen, fikir kadar güzel;
Ve tek, birden daha tek !
Itrını süzmüş ezel ;
Bal sensin, varlık petek....

Sensin ölüme hisar;
Bâkisi hep inkisar...
Sar bizi, çepçevre sar,
Rahmet rûzgarı etek !..

O'nun Ümmetinden Ol!

Beri gel, serseri yol!
O'nun ümmetinden ol!
Sel sel kümelerle dol!
O'nun ümmetinden ol! 

Sen, hiçliğe bakan yön!
Hep sıfır, arka ve ön!
Dosdoğru Kabe'ye dön!
O'nun ümmetinden ol!

Gel dünya, mundar kafes!
Gel, gırtlakta son nefes!
Gel, arşı arayan ses!
O'nun ümmetinden ol!

Solmaz, solmaz; bu bir renk
Ölmez, ölmez; bin ahenk...
İnsanlık; hevenk hevenk,
O'nun ümmetinden ol!


Milli Şarimiz Mehmed Akif Ersoy O’nu şöyle anlatmıştır:

BİR GECE

On dört asır evvel, yine böyle bir geceydi 
Kumdan, ayin on dördü, bir öksüz çıkıverdi! 
Lakin, o ne hüsrandı ki; Hissetmedi gözler; 
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi! 
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabi: 
Bir kerre, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi; 
Bir kerre de, ma'mure-i dünya, o zamanlar, 
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi. 
Sırtlanları geçmişti beser yırtıcılıkta; 
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi! 
Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin, 
Salgındı, bugün şark'ı yıkan, tefrika derdi. 
Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz, 
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi! 
Bir nefhada insanlığı kurtardı o masum, 
Bir hamlede Kayserleri, Kisraları serdi! 
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi; 
Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi! 
Alemlere rahmetti, evet, Şer'-i mübini, 
Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi. 
Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep; 
Medyun ona cemiyyeti, medyun ona ferdi. 
Medyundur o Masum'a bütün bir beşeriyyet... 
Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.4


Tasavvuf ehli, Hak aşığı, halk ozanı bir başka şair  O’nu şöyle tasvir etmiştir:

Bağlamış

Seni gören akıl zây'olur elbet
Servi serin halka saye bağlamış.
Ne boyda ser çektin ey serv-i kâmet.
“Elif” zülfün, serin “Bâ”ya bağlamış.
Yanağın “Tebârek-Kadsem’” suresi 8
“Er-Rahmân” okunur cismin turası.9 
“Alleme'l-esmâ”da ismin süresi,
İki “mim” bir “dal”ı “hâ”ya bağlamış. 10
Celâli sâildir kapında dilber.
Hüsnün pertevinden bir buse ister
Dediler muteber bir delil göster
Dedim hüccet “Ve’d-Duhâ”ya bağlamış.11
.......................................
Zay: yitirmek; Ser: Baş; Kamet: Boy, endam; Sail: Dilenci, isteyen; Pertev: Işık, nur; Hüccet: Delil.


MİM

Lâm-elif dersinde aşk ocağında
Ben “Elif” dedikçe dilim döndü “Mim” 12
Yed-i kalem çalmış kudret bağında
Kalemi “mim”, imlâsı “mim”, pendi “mim”.
O serv-i semendin öz otağında,
Yedi nâr beslemiş şâh dudağında
Dört ırmak akıyor cânân bağında,
Çeşmesi “mim”, gözesi “mim”, bendi “mim”.13 
Çoktan âşık oldum ben o dilbere,
İsmin kitap ettim aldım ezbere.
İstedim Celali yazam deftere,
Ülkesi “mim”, durağı “mim”, kendi “mim”.14

Bayburtlu Celali Baba
............................
Elif: Allah; Mim: Muhammed; 
Pend: Nasihat; Serv: Selvi; 
Semend: Çevik ve güzel at.
............................


Sendeki güzellik ey Hüsn-ü Şikâr. 15
Ne alem, ne Adem ne cihanda var. 16
Hüsnün cilasında açılan buse,
Ne Yakup ne Yusuf ne Kenan’da var.17

Zulmet geceleri kılarsın ruşan. 18
Cemalin görenler olur perişan.
Sendeki alamet sendeki nisan
Ne huri ne melek ne ğılmanda var. 19

Kaşların fermandır, gözlerin hakim
Şems ile kameri edersin mahkum
Sendeki adalet sendeki hüküm
Ne Davut ne oğlu Süleyman’da var. 20
Kipriklerin oktur tutmuş alemi.
Kaslarını yazmış kudret kalemi.
Sen hüsn-ü cilanın metin tamamı.
Hem Zebur hem Tevrat hem Kur’an’da var.

Sana dost demişti ol Gânî Hudâ
Seninçün bu âlem geldi mevcûda. 21
Sendeki muhabbet sendeki sevdâ,
Ne Mecnûn ne Leylâ ne Hicran’da var.22

Bayburtlu Aşık Hicrânî 

Şemail23

Ne uzun ne kısa kararında boy.
Soyu İbrahim’den ne asil bir soy.
Saçları hoş siyah dalgalı bir koy.
Kemâlini giydir beni benden soy
Âlemlere rahmet yüzünü göster
Bu kul varlığından soyunmak ister

Güneş pervânesi o güzel yüzün
Nurundan ışığı vardır gündüzün
Solmaz bir gül rengin ne kış ne güzün
Tecelli ediyor yüzünde özün
Hasretim, yanarım, yüzünü göster
Kölen bu devletle avunmak ister

Simsiyah gözlerin âhû misâlin
Dâim Hakk’a bakar her an visâlin
Beyazı ölçüsü gözde kemâlin
Kaşların sûreti gökde hilâlin,
Râzıyım rûyada yüzünü göster
Âşık maşukuna can sunmak ister

Bir tutam sakalın birkaçı beyaz
Mübarek vücudun serin kış ve yaz
Cânımı yoluna kurban etsem az
Dostlar defterine köleni de yaz
Açıver kapını yüzünü göster
Gönül hasretinden yakınmak ister

Duyular mükemmel, dişleri inci
Kokusuna tutkun, yaşlısı genci
Yürürken koşmadan olur birinci
Kapına gelmiş bir garip dilenci
Açıver ne olur yüzünü göster
Garip ayağına kapanmak ister

Yukarıdan aşağı heybetle iniş
Yürüyüşünde var hep bu görünüş
Âdetin baktığın tarafa dönüş
Bize nasip olsun hayırlı bir düş
Kerem et ne olur yüzünü göster
Kim böyle bir düşten uyanmak ister
Seni ilk görenler korku çekermiş
Sonra ülfet eder hemen severmiş
Benzerini asla görmedim dermiş
Erenler yolunda giderek ermiş
Benzeri bulunmaz yüzünü göster 
Gönüller nurunla yıkanmak ister

Zâtının nûrundan vermiş sana can
Hilkate ruhunla başlamış Rahman
Yûsuf’ta yok sende olan hüsnü an
Ahlâkındır Senin, mûcize Kur’an,
Alemlere Rahmet, cemâlin göster
Kölen rahmetine sığınmak ister
 
Ümmetin üstüne titreyen sensin
Müjdeci, uyaran, gel diyen sensin
Kulunu Allah’a sevdiren sensin
Gecemi gündüze çeviren sensin
Ey Hakk’ın şâhidi yüzünü göster
Kul şehâdetinle tanınmak ister

Hakk’ın halilisin, habibi sensin
Gönüllerin eşsiz tabibi sensin
En güzel hutbenin hâtibi sensin
Ümmetin en büyük nasibi sensin
Aşkımın Leylası yüzünü göster
Gönül seni gözden sakınmak ister
 
En güzel, en üstün ahlak senindir
Cömertlikte kemâl el-hâk senindir
Şefaatte en son durak senindir
Miraç senin, Refref, Burak senindir
Sen gördün, bize de cemâlin göster
Pervâne şem’ine hep yanmak ister 24


Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN
24-1-1992 de 
Mekke'de tamamlandı. H.K.


KAN TUTAR

Leblerimle emrine âmâdedir cânım benim
Alda bir bûseyle öldür haydi cânânım benim
Lâl olur birden dilim bilmem neden görsem seni
Görmesem kalmaz karârım dinmez efgânım benim.

Hasta gönlüm çok zamandır iftirâkından harâb
Olmadım bir lahza rahat geçti devrânım benim.
Mübtelâyım bir ümitsiz gizli derdin zehrine
Bu sebepten her geçen gün düştü dermânım benim.

Yok teselliden nasîbim vermeyin zahmet bana
Etmeyin bunca eziyet az mı hicrânım benim.
Kan tutar sen her bakışta kastedersen cânıma
Yâremi sar merhem ol da akmasın kânım benim.

Arif Emre her ne etse râzıdır fermânına
Sahibimsin hem efendim hem de sultânım benim.

Süleyman Arif Emre


Aşık Yaşar Reyhani ise O’na dair, O’nun yaşadığı şehirle ilgili çeşitli şiirler yazmış ve türküler bestelemiş, bir şiirinde şöyle demiştir:

Bana derler senin orda neyin var?
Alemin destini tutan ordadır.
Nebiler serveri Hz. Muhtar,
Kudretin sırrına yeten ordadır.
Melekler dolaşır solu sağında.
Keramet toprağı var ayağında.
O senin mübarek sevda bağında,
Aşığın Reyhani öten ordadır.


Evet! Bu satırların yazarı olarak bizler de aşağıdaki mısraları kaleme aldık… Allah (c.c.) şefaatlerine nail eylesin… 

ŞEFÂAT YÂ RASÛLELLAH!

Ey iki cihânın şemsi ve mâhı! 25
Garîblerin yârı, şahların şâhı!
Hakk’ın sevgilisi, Habîbullahı,
Bizlere de imdâd, şefâat eyle!...

Bütün alemlere rahmetsin rahmet!!!  26
Sana yâr olanlar çeker mi zahmet?
Dünyada olmazsa, ahrette. Evet!
Bizlere de imdâd, şefâat eyle!...

Doğdun gül misâli, baharda açtın! 27
Olmadı Mekke’de, Yesrîb’e göçtün!!! 28
Ölmedin, Refîk-i A’lâ’ya uçtun! 29
Bizlere de imdâd, şefâat eyle!...

Seni vasf eylemek düşer mi bize?!!
Câiz mi huzurda girişmek söze?!!
Eğer Cenâb-ı Hak verirse vize, 30
Bizlere de imdâd, şefâat eyle!...

Bilmem ne söylesem methine dâir?!
Seni övmüş, yazmış binlerce şâir.
Tamâmen olsak da âsî ve sâir,
Bizlere de imdâd, şefâat eyle!...
Sen bir elmas topu, insanlar kaya! 31
Sen arşa uçarsın, gayrisi yaya.
El açıp, yalvarıp Yüce Mevlaya
Bizlere de imdâd, şefâat eyle!...

Mû’cizen Kur’an’dır, canlı bir misâl!
Cihanda kendine kendinsin emsâl!
Zaman tükeniyor, yakındır visâl.
Bizlere de imdâd, şefâat eyle!...

Olamadık sana layık bir ümmet!
Terk ettik vâcibi, değil ki sünnet!
Hakk’ın rahmeti bol, geniştir cennet.
Bizlere de imdâd, şefâat eyle!...

Ne geldi gönlüme, aynını yazdım.
Belki bu hâlimle ruhunu üzdüm!
Biz davadan caydık, ben yoldan azdım.
Bizlere de imdâd, şefâat eyle!...

Ey Nebiyy-i Zî-Şân! Şâh-ı dü-cihân! 32
Gönder gül bağından bize bir reyhân!
Gedâdır kapında, yalvarır Şahan,
Bizlere de imdâd, şefâat eyle!...

Ramazan Şahan
.............................................
1) Tevbe suresi, 9/128. ayet. 2)Tevbe 9/128; Enbiya 21/107; Kalem, 68/4; vs. 3)İsra 17/79. 4)Mehmed Akif Ersoy, Safahat, Yedinci Kitap/Gölgeler, İz Yay. İstanbul 1991, s. 486. 5)Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, H. No: 2123. 6)Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 29, No: 300.; Ahmed İbn Hanbel, Kitabu’z-Zühd, C. 2, Sh. 379, No: 1521. 7)“Sen olmasaydın, Ben eflâkı (âlemleri) yaratmazdım.” sözü hakkında Aliyyu’l-Kari, mevzû’ olduğunu söylemiştir. (Zayıf Hadîsleri Öğrenme Metodu, s. 99.). 8)Halk arasında Tebarake diye bilinen mülk suresi ve Kad semia’ diye başlayan Mücadele suresi aynı zamanda Kur’an’da 28. ve 29. cüz başlarıdır. Halkımız bunları çok okur, Kur’an eğitiminde bunları kullanır ve oldukça saygı gösterir. 9)Er-Rahman: Rahman Suresine atıf. 10)Bakara 2/31. Ayete telmih vardır. Allah (c.c.) Hz. Adem’e isimleri öğretirken O’nun adını “MUHAMMED” diye belirlemiştir. Bunun Arapça yazılışında ise İki MİM; bir HÂ ve bir de DÂL harfi vardır. Bunların hepsi de birbirine bitişik, bağlı yazılıdır. (مُحَمَّدٌ) 11)Kur'ân-ı Kerîm’in 93. Duhâ ve 94. İnşirah sureleri Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Muhammed’i anlatan iki veciz suredir. Bunlara işaret etmektedir. 12)“Lâm-Elif” Kelime-i Tevhidin ilk harfidir. Ben “Lâ ilâhe illellâh= Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.” derken; dilim, kalbim ve gönlüm “Muhammedun rasûlullah = Muhammed Allah’ın elçisidir.” diye söylemeye başladı. Mim de Muhammed’in ilk harfidir. 13)Peygamberimizin farklı özelliklere sahip 4 halifesi vardır. Hepsinin de kaynağı Hz. Muhammed’dir. 14)Ülkesi: Mekke; Durağı: Medine; Kendi: Muhammed (s.a.v.). 15)Ey peşinden koşulması gereken güzel dost! Sendeki güzellik hiçbir şeyde yoktur. 16)Bakara 2/30-35; İsra 17/70; Tin 95/4. 17)Yusuf’un güzelliği için bkz. Yusuf Suresi, 12/8-9, 19, 23-24, 31-32, 93. ayet. Peygamberimiz (s.a.v.) ondan da güzeldir. 18)Peygamberimizin nurlu yüzü karanlıkları aydınlatmaktadır. Ahzab 33/45-46. 19)Duhan 44/54; Tûr 52/20, 24; Vakıa 56/22-23. 20)Davûd ve Süleyman’nın adaleti için bkz. Enbiya 21/78-79; Neml 27/ 15-31; Sâd 38/21-26. 21)“Ey Muhammed! Sen olmasaydın ben bu alemleri yaratmazdım.” Hadîs-i Kudsî. Buna telmih ve işaret ediyor. 22)Leyla ile Mecnun’un aşkları meşhurdur. Bayburtlu Aşık Hicrânî’nin rüyasında gördüğü sevgilisinin adı da Leyla’dır. Leyla, Suriye’nin Halep Şehri’nde Hurşit Ağa’nın kızı imiş. Yıllarca onun aşkıyla yanıp tutuşmuş, fakat kaderde kısmet olmadığı için Aşık Hicranî gidip sevgilisine kavuşamamıştır. Mısrada buna işaret etmekte, Onu dile getirmektedir. 23)(Allah Rasulü'nün manzum resmi; salât O'na, selâm O'na) 24)Dert Söyletir adlı şiir kitabından alınmıştır. 25)Ey iki dünyanın Güneşi ve Aydınlatıcısı. 26)Âl-i İmran 3/159; Tevbe 9/128-129; Enbiya 21/107. Evet, bu âyetlerde zikredildiği gibi O (s.a.v.) bütün âlemler için şefkat ve merhamet timsalidir. 27)O’nun (s.a.v.) doğum tarihi: 20 nisan 571. (12 Rebîü’l-evvel) Pazartesi idi. Doğumuyla bahara bahar zevki verdi.28)Yesrîb: Medîne-i Münevvere demektir. O (s.a.v.) oraya hicret etmeden önceki adı “Yesrîb” idi. O (s.a.v.) oraya göçtükten sonra orası “Medînetü’n-Nebî=Peygamber şehri” ismini almıştır. 29)Refîk-i A’lâ: En Yüce Dost. Allah (c.c.) 30)Allah (c.c.) izin vermeden hiçbir kimse şefaat edemez. Bunun için bkz. Bakara 2/255; Yûnus 10/3; Taha 20/109; Enbiyâ 21/28; Sebe 34/23; Zümer 39/44; Necm 53/26. 31)“Muhemmedün beşerün ve leyse ke’l-beşer. Bel hüve yakûtun ve’n-nâsü ke’l-hacer.” Şiirine atıf vardır. O (s.a.v.) beşerin zirvesinde bir beşerdir. Örnek ve model insandır. 32)Ey şanlı şerefli Peygamber! Ey iki dünyanın Şâhı!