Ölüm Ve Ötesine Hazırlık

e-Posta Yazdır PDF

“Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi de, nefsini duygularına tâbi kılan ve Allah’tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli gören) kişidir.”


Ölümle ilgili pek çok ayet ve hadis vardır… Bunların birçoğunu duymuş veya okumuşuzdur… Ölümle ilgili birçok konuşma ve nasihat dinlemişsinizdir… O kadar ki artık bu konuda yeni ve orijinal bir şey duyamaz hale gelmişsinizdir… Kim ne söylerse siz hemen “Yine bildiğimiz şeylerden bahsetmeye başladı…” diye geçirirsiniz içinden… O yüzden bu yazımızda size hemen her vaizin sayıp döktüğü bütün ayet ve hadisleri sıralamaya çalışmayacağız… Ama şu da bir gerçek ki ölümü en iyi onu Yaratan bilir… Hayatı ve ölümü bize en iyi Yüce Yaratıcı’nın eğitiminden geçmiş olan Peygamberimiz (s.a.v.) anlatır… Her ne kadar dinlemiş de olsak yine de Allah (c.c.) ve Rasulünün sözleri bu konuda en veciz nasihatlerle doludur.

Allah (c.c.) bir ayette şöyle buyurmaktadır:


“Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.” (Taha 20/55)


Evet! Bu vb. ayetler ile tabutların üzerindeki yeşil örtüye nakşedilmiş olan şu ayetler ölümün kaçınılmaz bir gerçek olduğunu vurgulamaktadır: 

“Her can ölümü tadacaktır. Biz, sizi sınamak için gâh şerle, gâh hayırla imtihan ederiz. Sonunda Bizim huzurumuza getirileceksiniz.” (Enbiyâ 21/35. Ankebût 29/57.)


Bir Müslüman ölüme nasıl bakar? Nasıl değerlendirir bu dünyadan ayrılışı? Elbette her konuda olduğu gibi bu konuda da mümin Kur'ân-ı Kerîm penceresinden olaya bakar. Ölüm onun için kaçınılmaz bir mukadder ve kaderdir. Çünkü Allah (c.c.) Kur'ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmuştur:


“Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. (Her olay mutlaka ezelde, levh-i mahfuzda yazılmıştır.) Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır. (Allah bunu böyle) açıklamaktadır ki elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.” (Hadid 57/22-23)


O halde mümin ölüme şu gözle bakar:


“Ölüm ne güzel şey! Budur perde ardından haber,

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?” 

                                                                  N. F. Kısakürek


Bir başka ayette de ölüm karşısında müminin takınması gereken tavır şu şekilde beyan edilmiştir:


“Ey iman edenler! Sabır (acılara katlanarak, ibadete devamla) ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir… Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber! ) Sabredenleri müjdele! O sabredenler, kendilerine bir belâ (acı, musibet) geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, (O’ndan geldik, O’na döneriz) derler. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar (Hakiki Müslümanlar) da onlardır.” (Bakara 2/153-157)

Evet! Müslüman ölüme bu gözle bakar, nerden gelip nereye gittiğini bir an bile aklından çıkarmaz…


Peygamberimiz (s.a.v.)’in de ölümle ilgili pek hadis-i şerifi vardır ama yazının başında verdiğimiz hadis bu konuda sözü uzatmaya hacet bırakmıyor. Evet “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır…” Ancak onun her sözü bir diğerinden daha keskindir. Sanki bir manzaranın farklı açılardan çekilmiş fotoğraf kareleri gibi her bir sözü bize olayların ayrı bir yönünü göstermektedir.


Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (a.s.) omzumdan tuttu ve “Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol!” buyurdu.


Hz. Ömer’in oğlu (r.a) şöyle diyordu: “Akşama erdiğinde, sabahı bekleme, sabaha erdiğinde akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun sırada hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık yap.” (Buhârî, Rikak, 2; Tirmizî, Zühd, 25).


Böylesi bir şuurla hareket edebilen bir Müslümanın, Ahiret yurdunu unutması düşünülemez. İslâm'ı iyi özümsemiş bazı büyüklerin, müminlere, kıldıkları namazları son namazlarıymış gibi eda etmeleri tavsiyesinde bulunmaları, ölüme ne derece hazırlıklı olunması gerektiği hususunda güzel bir fikir vermektedir.

Hz. Ebu Eyyub (r.a.) anlatıyor: Resûlullah’a (a.s.) bir adam gelerek: ‘Ey Allah'ın Resulü! Bana (dini) öğret ve fakat çok özlü olsun!’ dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: 


1. Namazına kalktığın vakit (dünyaya) veda edenin (namazı gibi) namaz kıl.

2. Sonradan (pişman olup) özür dileyeceğin söz söyleme.


3. İnsanların elinde bulunan (dünyalık şeylerden) ümidini kesmeye azmet!, buyurdular. 


Müslüman bu dünyayı bir kenara atamaz. Çalışır çabalar her şeyin en mükemmelini yapar. Ama ebedi kalacakmış gibi yaşamaz. Öleceğini ve ilahi huzurda hesap vereceğini bilir. Kısacası mümin ölü gibi yaşamaz ama ölecekmiş gibi yaşar. Bu nedenle de hiç kimseye haksızlık yapamaz. Şair bu konuda ne güzel söylemiştir:


“Sakın zulmetme kimseye, makam-ı imtihandır bu.

Giden gelmez gelen gider, iki kapılı handır bu.”


Evet! Bu konuda kitaplar destanlar yazılmıştır. Yazılmaya da devam edecektir. Her gün musalla taşından kalkan ve sessizce giden ebediyet yolcuları ya da ekranlardan duyduğumuz ölüm haberleri bize en etkili nasihati yapmakta ve her an ölümü hatırlatmaktadır. Aslında her an yaşadığımız bir gerçeği sözle anlatmak da beyhudedir. O halde biz sözü sözlerin en güzeli olan Kur'ân-ı Kerîm’in bir ayetiyle bitirelim:

“Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas 28/77.

..............................................................................

1)Tirmizî, Kıyâmet 25; İbni Mace, Zühd 31.2)İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte Terceme ve Şerhi, c. 17, s. 579.