Yaratılan Ve Yaratıcının Birbirini Anması Zikir

e-Posta Yazdır PDF

Bir gün Mekke'den Medine'ye hicret eden müslümanların fakirleri Peygamberimiz’e (s.a.v.) gelerek şöyle dediler:

   - Ya Resûlullah! Varlıklı müslümanlar cennetin en yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler. Bizim kıldığımız namazları onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. Fazla malları olduğu için hac ve umre yapıyorlar, cihad ediyorlar ve sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz.

   Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) onlara:
   - Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi? diye sordu.

   - Evet, söyle ya Resûlallah! dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

   - Her namazın ardından otuz üçer defa Allah’ı tesbih eder, O’na hamdeder ve tekbir getirirsiniz.
Sahâbîler bu zikirleri nasıl okuyacaklarını sorunca Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu:
   - Otuz üçer defa olmak üzere sübhânallah, elhamdülillah, Allâhü ekber, dersiniz.

   Birkaç gün sonra fakir muhâcirler Resûlullah’a tekrar gelerek:

   -Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuşlar. Aynısını onlar da yapıyorlar, dediler.

   Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

   - Ne yapalım! Artık bu Allah'ın bir lutfudur, Allah lutfunu dilediğine verir.1

   Kur'ân-ı Kerîm’de pek çok yerde Allah’ı (c.c.) zikretmenin önemine vurgu yapılmış, bir ayette “Allah’ı çok zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.”2  şeklinde emredilmiştir.

   Peygamberimiz (s.a.v.) bir keresinde:
   - Müferridler öne geçti, buyurdu. Bunun üzerine sahâbîler:

   - Müferridler ne demektir, yâ Resûlallah? diye sordular. O da:

   - Allah’ı çok anan erkeklerle kadınlardır, buyurdu.3

   Ahzab suresinin 35. ayetinde iyi müslümanın belli başlı özellikleri sayılmış, bunlardan birinin de Allah’ı çokça zikretmek olduğu şöyle belirtilmiştir:

   “… Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlar var ya, işte bütün bunlara Allah mağfiret ve büyük mükâfat hazırlamıştır.” Aynı surenin 41-42. ayetlerinde de “Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin. Sabah akşam O’nu tesbih edin.” emri verilmiştir. Buradaki “sabah akşam” ifadeleri aslında bütün vakitleri içine almaktadır. Demek ki, Allah Teâlâ kendisini her an ve her fırsatta anmamızı, zikir ve tesbih etmemizi istemektedir. Bir yerde otururken veya bir yere gidip gelirken yahut tezgâh başında çalışırken “sübhânallah”, “elhamdülillah”, “Allahü ekber” demek yürümeye ve iş yapmaya engel değildir. Bazan bu zikirleri söyleyerek, bazan “lâ ilâhe illallah” diyerek, kimi zaman “lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm” diye tekrar ederek daha hızlı ve âhenkli yürümek ve şevkle çalışmak mümkündür.

   Ayrıca günde beş vakit namazı kılan bir insan Allah’ı unutmamış ve onu sürekli zikretmiş olur. Zira bir ayette “Sana vahyedilen kitabı oku! Namazı gereği üzere kıl! Şüphesiz ki namaz, insanı, ahlâk dışı davranışlardan, meşrû olmayan işlerden uzak tutar. Allah’ı zikretmek (onu namazla anmak), elbette en büyük fazilettir. Allah bütün işlediklerinizi bilir.”4 denilmiş, bir başka ayette de “Yalnız Bana ibadet et! Beni anmak için namaz eda et!”5 buyrulmuştur.

   Kul rabbini hatırlarsa Rabbi de kulunu hatırlamış olur. Aslında Allah (c.c.) hiçbir zaman unutmaz ancak kul onu ibadet, dua ve tesbihat gibi güzel amellerle hatırlarsa Allah (c.c.) da onu sevab, rahmet ve mağfiretiyle hatırlamış olur. Nitekim bir ayette “Siz beni anın ki, ben de sizi anayım…”6 buyrulmuştur. İnsan Allah’ı ya Kur’an okuyarak, dua ederek, Allah’ı güzel isimleriyle anarak diliyle zikreder; ya Allah’ın varlığını gösteren delilleri, yani kâinâtı ve Kur’an’da sözü edilen her şeyi düşünerek kalbiyle zikreder; veya namaz başta olmak üzere bedenle yapılması gereken bütün görevleri yaparak onu bedeniyle zikreder. Her ne suretle olursa olsun Allah’ı zikretmek en üstün ibadettir.

   Peygamberimiz (s.a.v.) Allah Teâlâ’dan şunu nakletmiştir: “Ben kulumun beni düşündüğü gibiyim. Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Eğer beni yalnız başına anarsa, ben de onu yalnız anarım. Şayet beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.”7

   “Kulum beni zikrettiği zaman onunla beraberim” ifadesinin anlamı, ona yardım ederim, onu başta şeytan olmak üzere her türlü kötülükten korurum, ayrıca onun sözlerine değer verir, dualarını kabul ederim, demektir.

   “Eğer beni yalnız başına anarsa, ben de onu yalnız anarım” demek, beni kimse duymayacak şekilde içinden anarsa, bu hareketinden memnun olur ve onun mükâfâtını bizzat ben, uygun göreceğim şekilde gizlice veririm, demektir.

   “Şayet beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım” buyurmakla, kendisini mü’minlerle beraber anacak olan kulunu, günahsız, tertemiz, herkesten daha çok ibadet eden ve ilâhî sırlara vâkıf olan seçkin meleklerinin yanında, belki de peygamberlerinin huzurunda anmak suretiyle mükâfâtlandıracağını îmâ etmektedir.
   Genel anlamda her türlü ibadet Allah’ı zikretmek olarak değerlendirildiği gibi özel anlamda da onu zikretmek için belirli formatta bazı zikir cümleleri, özel bir takım ifadeler vardır. Bir hadiste “Zikrin en faziletlisi ‘Lâ ilâhe illallah’ cümlesini söylemektir.”8  buyrulmuştur. Bir başka hadiste de Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Dile hafif, mîzana konduğunda ağır gelen ve Rahmân olan Allah’ı hoşnut eden iki cümle vardır: ‘Sübhânallahi ve bi-hamdihî sübhânallahi’l-azîm.’” Yani “Ben Allah’ı onun şanına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim. Ben Yüce Allah’ı ilahlık makamına yakışmayan sıfatlardan uzak tutar onu layık olduğu şekliyle yüceltmeye çalışırım.”9

   Yine bir başka zaman Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “‘Sübhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallâhü ekber’ demek, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha kıymetlidir.”10

Peygamberimiz (s.a.v.), sahabeden Ebû Zerr’e:
   - Allah’ın en çok hoşlandığı sözü sana bildireyim mi? diye sorduğu zaman, Ebû Zerr (r.a.):

   - Yâ Resûlallah! Allah’ın en çok hoşlandığı sözü bana bildir, diye sevinmişti. Peygamberimiz (s.a.v.) de şu açıklamayı yapmıştı:

   “Allah’ın en çok hoşlandığı söz, sübhânallahi ve bi-hamdihî demektir”11 “Ben Allah’ı şanına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim” anlamındaki bu son derece muhtevalı zikri Ebû Zerr (r.a.) bir daha dilinden bırakmamıştır. Ayrıca Ebû Zerr’in bildirdiğine göre Resûlullah’a:

   - Hangi söz (zikir) daha faziletlidir? diye sorulmuştu da Peygamberimiz (s.a.v.):

   - Allah’ın melekleri veya kulları için seçtiği sübhânallâhi ve bi-hamdihî sözüdür, buyurmuştu.12

   Şüphesiz zikirlerin en üstünü Allah’ın kelâmı olan Kur'ân-ı Kerîm’dir. Onu okumak ve hele mânasını anlamaya çalışmak suretiyle okumak insana daha fazla sevap kazandırır. Hadislerde geçen zikirleri Peygamberimiz’e Cenâb-ı Hakk’ın öğrettiğinde şüphe yoktur. Öyle de olsa, bu zikirleri, sevap bakımından Kur'ân-ı Kerîm ile mukayese etmek mümkün değildir. Bununla beraber insan her zaman Kur’an okuyamaz. İşte bu sebeple bir kimse yakaladığı fırsatları değerlendirmeli, bir iki defa söylemekten ibaret bile olsa Resûlullah’ın öğrettiği zikirleri tekrarlamalıdır.

   Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Temizlik imanın yarısıdır. ‘el-Hamdü lillâh’ duası mizanı, ‘Sübhânallahi ve’l-hamdü lillâhi’ zikri ise yer ile göklerin arasını sevap ile doldurur.”13
   Sa‘d bin Ebî Vakkâs’ın bildirdiğine göre Bir bedevî, Resûlullah’a gelerek:

   -Bana söyleyeceğim bir zikir öğret, dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) ona şu zikri tavsiye etti:

   - “Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, Allâhü ekber kebîran ve’l-hamdü lillâhi kesîrâ ve sübhânallâhi Rabbi’l-âlemîn, velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-azîzi’l-hakîm.” Yani “Tek olan Allah’tan başka ilâh ve O’nun bir eşi ve benzeri de yoktur. Kudreti ve saltanatıyla Allah en büyüktür. Bitip tükenmeyen hamd O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih ederim. Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Azîz ve Hakîm olan Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.” Bunun üzerine bedevî:

   - Bunlar Rabbim için söyleyeceğim dua ve zikirlerdir. Kendim için ne söylemeliyim? dedi.

Allah Resûlü ona şunu öğretti:
   - Allâhümmağfir lî verhamnî vehdinî verzuknî. Yani “Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızık ver”14

   Peygamberimiz (s.a.v.) selâm verip namazdan çıkınca üç defa istiğfâr eder (estağfirullah der) ve “Allâhümme ente’s-selâm ve minke’s-selâm tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm” zikrini yapardı. Yani “Allahım selâm sensin. Selâmet ve esenlik sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allahım, sen hayır ve bereketi çok olansın”15derdi. Ayrıca bu gün bildiğimiz, Müslümanların Peygamberimizden öğrendikleri, camilerde topluca veya tek başına namaz kıldıktan sonra yaptıkları farklı dua şekillerinin her biri de sevap bakımından oldukça değerli olan zikirlerdir.16 Bir hadiste şu müjdeli ifade geçmektedir: “Her namazdan sonra kim otuz üç defa ‘sübhânallah’, otuz üç defa ‘elhamdülillâh’, otuz üç defa ‘Allâhü ekber’ der, yüze tamamlamak için de ‘Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ derse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir.”17
 
   Bir gün Ebû Hüreyre (r.a.) ağaç dikerken Resûlullah (s.a.v.) onu gördü ve:

   - Ebû Hüreyre ne dikiyorsun? diye sordu.

O da:
   - Kendim için bir fidan dikiyorum, diye cevap verdi. O zaman Allah'ın Resûlü:

   - Sana bundan daha hayırlı bir fidanı haber vereyim mi? diye sorunca, Ebû Hüreyre:

   - Evet, yâ Resûlallah, diyerek ne buyuracağını merakla beklemeye başladı. Peygamberimiz (s.a.v.):

   - “Sübhânallahi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber”, de! Bu sözlerin her birine karşılık cennette sana bir hurma fidanı dikilir,18 buyurdu.

   Kur'ân-ı Kerîm’de kâinat hakkında derin düşüncelere dalan akıl sahipleriyle ilgili şöyle buyrulmuştur: “Onlar ayakta iken de, otururken de, yatarken de Allah’ı anarlar.”19Hz. Âişe validemiz de şöyle demiştir: “Resûlullah (s.a.v.) Allah Teâlâ’yı her halinde zikrederdi.20 Bizler de Peygamberimizi (s.a.v.) örnek alarak her durumda Allah’ı (c.c.) zikretmeliyiz. Aksi takdirde zamanla kalplerimiz manevî canlılığını kaybedebilir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) “Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.”21Zikrimizi sadece namaz gibi belli vakitlere değil, her ana yaymalıyız. Mekân yönüyle de sadece camilerde değil her yerde zikirle meşgul olmalıyız. Özellikle de çocuklara örnek olma ve evimizin bereketi açısından namaz kılmak, Kur'ân-ı Kerîm okumak ve diğer tesbihatları yapmak suretiyle evlerimizi de zikirden mahrum etmemeliyiz. Bu konuda Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İçinde Allah’ın anıldığı ev ile Allah’ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.”22

Bir adam Peygamberimize (s.a.v.) hitâben:
   - Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sürekli yapacağım bir şey söyle, dedi.

O da:
   - Dilin hep Allah’ı zikretsin! buyurdu.23

   Peygamberimiz (s.a.v.) sahabeden Ebû Mûsâ’ya şöyle dedi:

   - Cennet hazinelerinden bir hazineyi sana bildireyim mi?

O da:
   - Evet, Yâ Resûlallah, bildir, dedi. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

   - Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh. Yani “Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.”24

DUAMIZ

   “Allâhümme einnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetik. = Allahım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana lâyık ibadet etmek için bana yardım eyle!”

   “Allâhümme innî eûzü bi-rızâke min sahatik, ve bi-muâfâtike min ukûbetik, ve eûzü bike minke, lâ uhsî senâen aleyke, ente kemâ esneyte alâ nefsike. = Allahım! Senin gazabından rızâna, azâbından affına sığınırım. Ben senden sana sığınırım. Ben seni lâyık olduğun şekilde medh ü senâ edemem. Sen kendini nasıl medh ü senâ etmişsen öylesin.”
......................................................
1)Buhârî, Ezân, 155; Daavât, 18; Müslim, Mesâcid, 142. 2)Cum‘a suresi, 10. ayet. 3)Müslim, Zikir, 4. 4)Ankebût suresi, 45. ayet. 5)Taha suresi, 14. ayet. 6)Bakara suresi, 152. ayet. 7)Buhârî, Tevhîd 15; Müslim, Zikir 2, 19, 50; Tevbe 1. 8)Tirmizî, Daavât 9. 9)Buhârî, Daavât, 65, Tevhîd, 58; Müslim, Zikir 31. 10)Müslim, Zikir, 32. 11)Müslim, Zikir, 85 12)Müslim, Zikr, 84-85. 13)Müslim, Tahâret 1; Tirmizî, Daavât, 86. 14)Müslim, Zikir, 33-36. 14)Müslim, Mesâcid 135, 136. 15)Buhârî, Ezân 155, İ‘tisâm 3, Kader 12, Daavât 18; Müslim, Mesâcid 137, 138. 16)Müslim, Mesâcid, 146. 17)İbni Mâce, Edeb 56. 18)Âl-i İmrân sûresi (3), 190, 191. 19)Müslim, Hayz 117. 20)Buhârî, Daavât, 66. 21)Müslim, Müsâfirîn, 211. 22)Tirmizî, Daavât 4. 23)Buhârî, Megâzî 38, Daavât 50, Kader 7, Tevhîd 9; Müslim, Zikir 44-46. 24)Ebû Dâvûd, Vitir 26. 25)Müslim, Salât 222.