Kudüs Ziyareti Yahudi, Mescid-i Aksa ve Türkiye’den Beklenenler...

Yazdır

Kıymetli okurlar! Geçen yaz 20 Haziran 2013- 20 Eylül 2013 tarihleri arasında, YÖK aracılığı ile Muş Alparslan Üniversitesi’nden Ürdün’deki Amman Üniversitesi’ne, araştırmacı misafir öğretim üyesi olarak ziyarete gitmiştim.


Orada görüp yaşadığım bazı olayları facebook, internet vb. iletişi araçları vasıtasıyla dostlarla paylaştım. Hatta bir dergide “Ürdün Hatıraları” diye bir yazı da yazmıştım… Onların tamamını bir kenara bırakarak, Ramazan Bayramı’nda dört arkadaşla birlikte ziyaret ettiğim Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya dair izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum…


Geçen yıl 2013 yaz mevsiminde Ramazan Bayramı Perşembe gününe denk gelmişti. Dolayısıyla biz Çarşamba günü giderek hem Bayram namazını hem de Cuma namazını Kudüs’teki Mescid-i Aksa’da kılma fırsatımız olmuştu. Nihayet Cumartesi günü de tekrar Ürdün’e dönmüştük. Kudüs’te gördüğüm, hissettiğim bazı olayları tekrar Ürdün’e dönünce kaleme almış, facebook sayfamda da paylaşmıştım… İşte o hatıralarımı biraz daha derli toplu olarak burada sizlerle paylaşmak istiyorum:



Artık Ürdün’e döndüğüme göre inşallah başıma bir olay gelmez, rahatça yazabilirim diyerek oturdum klavyenin başına. Kudüs’e doğru yola çıkarken, acaba “Mescid-i Aksa’da Bayram Sabahı” diye bir şiir yazabilir miyim? diye düşünüyordum ama şiir öyle “hııı” deyince gelebilecek bir şey değildir? Zorlamakla olmaz, ruh lazım, duygu ve coşku lazım... Kısacası öyle bir şiir yazamadığım için üzgünüm… Hâlbuki gördüğümüz nice lüzumsuz olaylara, dağa taşa, kurda kuşa nice şiirler yazabiliyoruz…


Bir kere daha sınırlardan içeri girmeden İsrail, Siyonizm ve Yahudi zihniyeti kendini hissettiriyor, gücünü göstermeye çalışıyor.... Moralinizi bozuyor... Kendinden bahsettirmeye çalışıyor... Şu an belki de farkında olmadan İsrail’in reklamını yapmış oluyorum, Yahudi’nin işine yarayacak en küçük bir iş yaparsam Rabbimden af diliyorum...


Mesela adamlar gümrük girişinde tamamen kafalarına göre istedikleri gibi istediği eşyanızı arıyorlar... Birinin pasaportunda tehlikeli bir şey varmış gibi el koyuyor,  siz de; “İnşallah bir sorun çıkmaz...” diye dua etmeye başlıyorsunuz... Birinin çantasını didik didik arıyorlar.... Birinin de sadece cebindeki bir kağıdı çıkartıp “Bunda ne yazıyor, ne amaçla yazdın?” diye soruyorlar... Siz de “oh beee… Çantadan yırttım, kurtuldum” diye seviniyorsunuz.... Bunu gidip öyle bir anlatıyorsunuz ki herkes İsrail sınırına yaklaşınca kendine bir çeki düzen veriyor... Kimilerini beş saat bekletiyorlar... Siz iki saatte sınırı geçtiyseniz bunu başarı sayıyorsunuz.... Acaba bizim ülkemizde böyle bir uygulama var mı? Ya da sırf bunlara mahsus olacak tarzda ne tür işlemler, işler yapılabilir, ilgililer duyarsa ilgilenmelerini bekleriz...


Neyse çeşitli sıkıntı ve badireleri atlattıktan sonra gümrüğü geçiyor, oradaki dolmuşlara atlayarak Kudüs’e varıyorsunuz… Kudüs’e gittiniz... Mescid-i Aksa’ya gireceksiniz... Kapıda Filistin asıllı bir asker ile Yahudi bir askeri yan yana görünce zaten beyninizden vuruluyorsunuz.... Bu ne samimiyet???!!! Bu ne iş???!!! Zaten hemen her köşede İsrail askerlerini görüyorsunuz... Size “Biz buralardayız, bizim merhametimize göre Mescid-i Aksa’ya girebilirsiniz” hissini veriyorlar... Girişte bir de size “Her seferinde Müslüman mısın?” diye sormazlar mı, insanın çok fena zoruna gidiyor... Ama yapacağınız fazla bir şey yok… Yutkunup duruyorsunuz…


Filistinlilerin yerlilerini özellikle 40 yaşının altındakileri Mescid-i Aksa’ya sokmuyorlar.... Başka şehirlerden gelenler Yahudi’nin merhametine ve müsaadesine göre içeri girebilir.... Bazı Filistinliler ellerinde bir belge, vize gösterdiler... Bir aylığına girebiliyorlar.... Bu da ayrı bir acı.... Ramazan ayında Her Cuma ve Kadir Gecesi 40 yaşının üzerindekilere müsaade etmişler... Adam “Mescid-i Aksa’ya 5 kez girdim...” diye seviniyor... Elin Yahudisi senin beş tepsi baklavanı çalmış, gasp etmiş sana da iki dilim kırıntı veriyor diye sen bunu ikram sanıyorsun.... Ramazan’ın son 10 günü itikafa müsaade etmişler.... Diğer zamanlar belli saatlerde açılıp kapanıyor, belli kişiler giremiyor....


Filistin topraklarıyla sözde İsrail toprakları iç içe... Ama sınırın nerede başlayıp nerde bittiğine tamamen İsrail karar verebiliyor... Gidiyorsun, bir anda karşına bir gümrük çıkıyor... Bir anda karşına bir duvar çıkıyor... 


“Ne oldu?” diye soramadan, 


“Dur kontrol var, buradan o yana geçemezsiniz veya benden izin almalısınız...” diye zaten durum kendini gösteriyor. Özellikle İsrail pasaportu taşımayan Filistinliler giremiyorlar Mescid-i Aksa’ya... Yusuf isminde yeni tanıştığımız bir abinin evine gittik... Adamlar bizi hiç tanımıyorlar ama Türk, Türkiye’den dedin mi Filistinliler can atıyorlar... Yapılan ikramlar, hizmetler apayrı bir konu.... Arefe ve Bayramını adam bize ayırdı.... Şimdi yiyip içtiklerimizi anlatmayalım.... Ama adam gelip bizi Mescid-i Aksa’dan alamadı... Hanımıyla çocuğu gelip alabildiler.... Neden? Çünkü onlar İsrail pasaportu taşıyorlar... Acaib işler...


Bayramın 2. günü öğleden sonra bu Yusuf Abiyle “Beytu’l-lahm” ve “el-Halil” denen iki kente gittik.... Beytu’l-Lahm’da hani şu bizim Hz. Ömer’in gelip Kudus’ün anahtarlarını teslim aldığı meşhur bir kilise var... Hz. İsa’nın beşikte iken konuştuğu rivayet edilen kilise... Bir de orada daha sonra Hz. Ömer adına yapılan bir cami var... Orada ikindiyi kıldık... Oradan çıkıp el-Halil kentine gittik... Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup ve eşlerinin medfûn bulunduğu mağaranın üzerine yapılmış bir camii var... Halilurrahman Camii... Ama Yahudi oraya da hakim... Girişte yine Yahudi bayrağı ve askerleri var... Bir de camide Müslümanlara belli bir yer tanımışlar, diğer tarafları Yahudi’ye ait... İçinde top bile oynuyorlarmış... Ama anlatacağım asıl mesele bu değildi...


Bizi buraya o bahsettiğim Türk Dostu Misafirperver, Cömert Arap Yusuf Abi götürdü... Fakat adam belli noktalardan geçemediği için yarım saatlik yolu değil de iki saatlik dağ yollarını tercih etmek zorunda kaldı... Yine yolda “Burası Filistinlilere ait...” derken birden karşımıza bir yer, yol veya bir mekân çıkıyor... 


“Burayı İsrail istediği zaman kapatıyor...” diyor.... 

“Eeee… Hani Müslümanlara aitti?!” diye sorunca,

“Ama kontrol onlarda…” diyor.

Aman Allah’ım! Gel de çıldırma Ya Rabbi...


Yol boyu değişik yerlerde değişik villalar görüyoruz... Bu ne? Müstavtane... Yani Yahudi’nin azar azar yurt edindiği, işgal ettiği, kendine ayırdığı bölgeler...


Yahudi’nin nüfusu yeterli değil yaaa... azar azar ilerliyor... Bir de suyu birden, tamamen kesmiyor, kediyi döverken kapıyı aralık bırakıyor... Sindire sindire yediriyor... Suratına dalmasından veya dünyada belki insaf sahibi birilerinin “ayıp oluyor yahu” demesinden de çekiniyor galiba... Ama 10 yıl sonrası hiç iyi değil...


Yahudi’nin bir duvar sistemi var... Şehrin her tarafına duvar örüyor... Uzaktan bakınca boz yılan gibi gözüküyor... Tam Yılan yani... Bu duvarları da adım adım ilerliyor... Filistinliler duvarın içine giremez ama Yahudi’ye sınır yok tabii... Bu duvar bize Haşr suresi 14. ayeti hatırlatıyor. Bu âyeti tefsirlerden de okuyabilirsiniz ama bir de şu an yapılan savaşlarda İsrail’in korunma ve savunma sistemini göz önünde bulundurarak bir okusanız acaba size neleri hatırlatıyor?


Bir de bu sözde, Müslümanların oturduğu, Yahudi’nin karışmadığı bölgeler var yaaa... Oraların emniyeti, askeri, polisi yine Yahudi’ye ait... Bazı yerlerin vergisini güya Filistin Sultası topluyormuş... Ama Müslümanların oturduğu yerler bir kere oturulabilecek gibi değil... Kapıda doğru düzgün asfalt yok... Mahalleler çöplük içinde... Yahudi villada otururken Müslümanlar kocaman köy gibi apartmanlarda oturuyor... Tabii kontrolü de kolay oluyor... Yahudi, kendine has gördüğü yerleri pırıl pırıl yaparken Müslümanlığı hissettirecek yerleri kasten ihmal edip Müslümanları bakımsız, pis ve aşağılık gösteriyor... Çünkü her şey onun kontrolünde... Mescid-i Aksa’nın çevresi de öyle... Sanki her taraf çöplük gibi... Hani Müslümanların ibadet yeri işte böyle yani!!!...


Fakat anlayamadığım bir şey var... Filistinliler bunları kabullenmiş gibi... Sorduğum zaman;


Kimisi; “Hayır çaresiziz” diyorlar...

Kimisi; “Ağlamaktan başka ne yapabiliriz ki???” diyorlar...


Kimisi, olayları basının abartması diye düşünüyor... Kimisi Türk olduğumuzu anlayınca “Niçin buraları terk ettiniz?” diye sitem ediyor... Kimisi de “Bu iş içerden olmaz, tarih boyunca Kudüs’ü hep dışarıdan gelenler kurtardı...” diyor, yine dışarıdan bir şeyler bekleniyor ve özellikle de “Türkiye’den…” diyorlar...


Kudüs’e varır varmaz Çarşamba günü öğlen gidip bir otele yerleştik... Tabii ikindiyi hemen Mescid-i Aksa’ya gidip orada kıldık... Kubbetü’s-Sahra ve Mescid-i Aksa’yı görünce heyecanlanmamak elde değildi... İnsan duygulanıyor... Ama yavaş yavaş işin gerçeğini öğrenince moraller iyice bozuluyor... Yahudi’nin kontrolünde Mescid-i Aksa’yı ziyaret ettiğinizi anlayınca öfke ve gadap damarlarınız kabarıyor... Arefe günü Filistinli erkeklere tamamen yasaklanmış... “Kubbetu’-Sahra” denen Sarı Kubbeli yer kadınlara tahsis edilmiş, güya Yahudi ikramda bulunuyor... “Mescid-i Aksa” denilen camii de erkeklere tahsis edilmiş... İkindiden sonra Filistinli Abi’nin evine gittik... Bu Yusuf Abi’nin evi İsrail’in her tarafa ahtapot gibi sardığı surun dışında olduğu için yatacağımız otele gece geç vakitlerde gelebildik... Tabii giriş çıkışlarda sıkı kontroller var, pasaport ve vizeniz yanınızda olmalı...


Otele dönerken gece saat: 24:00... Tüm Kudüslüler ayakta... Sanki Bayram varmış gibi sabahki bayrama hazırlık yapıyorlar... Sabaha kadar ses ve alış veriş bitmedi... Perşembe sabahı Bayram’a gittik... Dünyanın değişik ülkelerinden insanlar gelmiş... Fransa’dan, Sudan’dan, Endenozya’dan, Kore’den, Güney Afrika’dan... epey insanla tanışıp, görüştük... “Türkler neden az?!” diyorlar... “Hani nerdesiniz?!” diyorlar... “Osmanlı nerede?!” diyorlar... Ama hatibin okuduğu hutbe çok yavandı, hiç de bizim beklediğimiz, yer yerinden oynayacak, gündemi sarsacak konuşmayı yapamadı... Bizim Milli Şeflik (Tek Parti) Dönemi gibi insanlar sindirilmiş... Neyse bayram namazından sonra otele gelip epey dinlendik, öğle namazını tekrar Mescid-i Aksa’da kıldık... Sonra yemeğe, yemekten sonra da “Beytu’l-Lahm” ve “el-Halil” denen iki kente gittik.... Perşembe günü de öyle geçti...


Cuma günü sabah namazında Rafet isimli bir Arap arkadaşla tanıştık... Genç, 31 yaşında ama ne kültürlü, nasıl bilgili... Hayran kaldım... O bizi gezdirecekken kapı çıkışında Samir Siyam isimli sakallı bir başka öğretmen arkadaşla tanıştık... Bu iki ismi özellikle veriyorum... Rafet adlı genç Mescid-i Aksa’nın etrafında bulunan, Kanuni Süleyman Dönemi’nden kalma surların içindeki evlerden birinde oturuyor... Ahhh Osmanlı Ahhh!!!... Mescid-i Aksa’nın etrafına surlardan bir şehir yapmış... Mescid-i Aksa kolay kolay yıkılıp işgal edilmesin diye sanki çevresini muhafaza altına almış... Ama gerçekten etrafında tam bir Osmanlı Şehri inşa edilmiş... 


Bu diğer Samir Siyam adlı öğretmen de Mescid-i Aksa’da gece bekçiliği yapıyor... Mescid-i Aksa üzerine çalışmaları var... Kendi hazırladığı çok güzel haritalar var... Bize de hediye etti el-hamdü lillah... Beraber gittik tam da Mescid-i Aksa’nın karşısındaki Zeytun Dağına çıkıp oradan sabah güneş doğarken Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı seyrettik... Samir Öğretmen çok şeyler anlattı.... Yahudi’nin alttan tüneller kazarak Mescid-i Aksa’yı çökertip yerine “Heykel” denen farklı bir bina yapmayı planladıklarını anlattı ve her kareyi tek tek gösterdi... İşte o arada Kudüs’ün Mescid-i Haram’dan da itinaya muhtaç olduğunu söyledi... Hepsini burada anlatamam ama bu arkadaş bir de öğleden sonra çocuklara öğretmenlik yaptığını söyledi... 


“Sizin üç çocuğunuz olsa üçünü de aynı derecede seversiniz amma hasta olanına daha çok ihtimam gösterirsiniz. İşte Kudüs böyledir…”


Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksa Müslümanların üç göz bebeğidir amma şu an Kudüs düşman işgalinde ezilmekte olduğu için Müslümanların buraya daha çok önem vermesi gerekir…


Şu bir gerçek ki tarih boyunca Kudüs kimin idaresinde ise onlar dünyaya hükmetmişlerdir. Müslümanlar ne zaman Kudüs’e sahip olurlarsa işte o zaman yeniden dünyaya hükmedebilirler…


Siyam Samir Öğretmen

“Yahudi nasıl müsaade ediyor?” dedim... 

“Ediyor amma gelip moralimizi bozuyor” dedi... 


Çocuklara “Bu hocalara çok güvenmeyin, dikkatli olun...” diye telkinlerde bulunuyormuş Yahudi... 


Sanki bir zamanlar benim ülkemde daha beter eziyetler olmuyor muydu? Kur’an okutan hocalar dipçiklerle ezilmedi mi? İmam Hatip Liseleri’nin önlerinde başörtülü bacılarımız az mı eziyetler çektiler… Yahudi yine bayağı insaflıymış… Sadece moral bozuyor...


Epey gezip bilgi aldıktan sonra Cuma öğlene kadar “Kenisetü’l-Kıyame” denen Kiliseyi ve “Ağlama Duvarı”nı (Haitu’l-Mebkâ) gezdik... Kilise’de yaşlı bir kadın bizim bir arkadaşı yakaladı... Nasıl bilgiler veriyor... Bir saat bizden ayrılmadı... Şu bizim Emine Şenlikoğlu’ndan, Şule Yüksel Şenler’den daha ihlaslı yani... Kadının hiç bir resmi görevi yok... Ama samimi bir Hristiyan… Bize göre kâfir... Fakat Neredeyse bizi vaftiz yapacak... O kadının samimi çaba ve gayretini görünce “Hey gidi heyyy...” dedim..


“Erkek ve Müslüman olsa tam Süleymaniye’ye imam olacak kadın... Gelen bütün turistleri Müslüman yapar... “


Sonra ağlama duvarına gittik... O Yahudiler Tevrat’a kapanıp nasıl da ağlıyorlar... Kadın erkek ağlama yerleri bölmelerle ayrılmış... Haremlik-Selamlık var yani... Herhalde Müslümanları Kudüs’ten temizleyemediklerine, Mescid-i Aksa’nın yerine “Heykel Mabedi”ni yapamadıklarına, 2013 yılı olmuş hala Nil’den Fırat’a hâkim olamadıklarına ağlıyor ve Yahova’dan af diliyorlardır... Bizim bazı Müslümanlar da aynı hareketi Müslümanlarda görse “bağnazlık” diyor, Eyüp Sultan’da heyecanlanan Müslümanlara “şirke düştü” diyorlar... Ama Yahudi’yi görünce “Adam dinine ne kadar da bağlı...” diye övgü yağdırıyorlar... Bu Ağlama Duvarı öyle Hz. Süleyman’dan filan kalma değilmiş... İnsanları kandırmak için sonradan yapılmış, 50-60 yıllık bir mazisi varmış yani... Hatırlarsınız… Hani bizim bazı generaller de orada samimi bir şekilde ağlamışlardı... Ama el-hamdü lillah biz ağlamadık, sadece seyrettik ve ibret almaya çalıştık tabii ki...


Sonra gelip Cuma’yı Mescid-i Aksa’da kıldık... Tevbe edip af diledik.... Ama yine beklediğim konuşma yoktu... Cumadan sonra biraz önce bahsettiğim Rafet adlı genç Arab’ın evinde yemek yedik... Tek odalık bir yer... Oturacak sandalyesi yok... Ama nasıl misafirperverler... Bizde olsa evin hanımı koltuk takımını, mutfak eşyasını yenilemeden, taksitleri bitmeden misafir kabul etmez... Oradan çıkıp Mescid-i Aksa’nın yanındaki Sahabe kabirlerini ziyaret ettik... Bizim Rafet biraz fanatik, biraz da gırgır... Orada yatan sahabeye seslenerek diyor ki: 


“Ey Übade bin Samit! Hele kalk da Müslümanları gör! Siz kiliseleri kapatıp mescid açmak için buralara kadar geldiniz, şehit oldunuz... Ama bunlar taaa Türkiye’den gelip kiliseleri ziyaret ediyolar...”

Ayrıca kilisede bize Arapça Kitab-ı Mukaddes hediye etmişlerdi... Bizim Rafet ona da çok kızmıştı, ama bizi asla yalnız bırakmadı... İkindiden sonra bir başka Arab’ın evine misafir olduk... Zaten Kudüs’te bir türlü acıkamadık ve kendi paramızla asla yemek yemedik... Çünkü Türkiye’den geliyoruz yaaa... Herkes yemeğe davet ediyor... Yatsı namazından sonra tekrar sabahki Rehber Samir Siyam’ın evine gittik... Bize Kudüs’le ilgili kendine has müze ve fotoğrafları gösterdi... 


Dönüp otele geldik.... Sabah namazını yine Mescid-i Aksa’da kıldık ve kahvaltıdan sonra da dönüp Ürdün’e geldik.... Ama gümrükten çıkışta Yahudi bizden 58 Dolar aldı... Eğer bu Ramazan ve Bayramda Mescid-i Aksa’yı “Bir milyon insan” ziyaret etti de her biri bu kadar para ödediyse... İsrail’in bir yıllık askeri malzemesi tamamlandı demektir... Bu da ayrıca zorumuza gitti... O bir milyon ziyaretçi Müslüman eğer İsrail’i ortadan kaldırmaya, oradan çıkarmaya çalışsalardı belki de şimdi vizesiz girecektik oraya...

Eğer anlatabildiysem Kudüs gezisi bu kadar... Tabii bu kısacık yazımızda Yahudi’nin arkasına saklanacağı “Garkad” ağacından, yine ancak arkasından savaşabileceği “Taş Duvar”dan bahseden hadisi, İsra suresinde dikkat çekilen Mescid-i Aksa’yı ve Yahudi’nin sürekli tahrik edeceği terör olaylarını genişçe anlatmaya yer ve zaman müsait değildir… O tür konuları sizin araştırmalarınıza bırakarak sözümü şu şekilde bitirmek istiyorum:


Dikkat!!! Ey Müslümanlar.... Ey Türkiyeliler ve Türkçe bilenler... Kudüs esaret altında... Bana kocaman bir “günaydın!” ama size de bir ricam var!!!


Bu yazıyı beğendiyseniz aynısını facebookta da paylaştım… Paylaşın, çoğalsın... Etkili ve yetkili insanlara duyurun... Bizim, sabah kahvaltısında çıkan peyniri dert edinecek vaktimiz yoktur... Yahudi günden güne sinsi sinsi genişliyor... Kendini dünyaya normal bir devletmiş gibi tanıtıyor ama alttan alttan fare gibi Kudüs’ün altını oyuyor, Müslümanları kemiriyor ve sömürüyor...


Teoder Herzel’in planlarına göre; 1923’te Osmanlı Devleti’ni yıkıp hilafeti kaldırdıktan sonra, 1947’de Filistin ve Ürdün’ü ayırıp, 1948’de İsrail’i kurmuşlar... Halkın seçtiği Mursi’nin düşürülüp Mısır’ın karıştırılması, Türkiye’de Taksim’deki Gezi Parkı gibi olayların hikmeti “Kudüs Gezisi”nden sonra daha iyi anlaşılıyor... 


Lütfen uyanmak ve uyarmak ne demekse onu yapalım... Benim anlatamadığım kısımları da başkaları tamamlar inşallah.... İnternette chat (lüzumsuz sohbet) yapmak yerine Kudüs’ü araştıralım, okuyalım, soralım, lütfen boş durmayalım...


Allah’a emanet olunuz... Selam ve dua ile…