ÇOCUKLARIN MANEVİ EĞİTİMİ OKUL SINAVLARI KADAR ÖNEMLİ DEĞİL Mİ?

e-Posta Yazdır PDF

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):


- “Yavrum ne oldu, niye acele acele camiye koşuyorsun?” der. Çocuk da:


- “Efendim, namaza gidiyorum.”


Hz. Ömer (r.a):


- “Yavrum, sen daha küçüksün, sana namaz farz olmamıştır.” der. Çocuk da:


- “Ya Emirel Müminin! Bu işin büyüğü küçüğü olur mu? Benden daha küçük bir çocuğu dün mezara koydular.” der. Bu cevaba çok duygulan Hz. Ömer (r.a) gözyaşlarını tutamaz.


Allah’ın bir emaneti olarak verilen çocuklar, anne babalar için de imtihandır. Çocukları en güzel şekilde yetiştirip büyütmek, anne babaların en başta yer alan görevlerindendir.


Çocuklar büyüyüp okul çağına gelmeye başlayınca anne babaları tatlı bir telaş sarmaktadır.  Anne babalar çocuklarını en iyi okul ve en iyi öğretmene verebilme gayreti içine girerler. Gerekirse adres değişikliği bile yapan anne babaların hedefi ise çocuklarına en iyi eğitimi verdirebilmedir. Bunun dışında ekonomik durumu iyi olan aileler ise çocuklarını bulundukları yerin en iyi özel okuluna vermeye çalışırlar.


Çocukların yaşıyla birlikte sınıfları da büyümeye başlayınca aileler, bu sefer de çocuğun eğitimine dışarıdan takviyeler yapmaya çalışırlar. Çocuklarının geleceklerinin iyi bir eğitimden geçeceğini bilen anne babalar, imkânlar ölçüsünde çocuklarına özel dersler aldırmaya veya özel dershanelere göndermeye çalışırlar. Yine çocuklarını en iyi lisede okutmaya çalışan anne babalar, çocuklarının eğitimi için fedakârlıklarını üniversite öğrenimi için de aynen devam ettirmeye çalışırlar.


Çocuklarının geleceği için her fedakârlığı yapmaya çalışan anne babalar; aslında önemsemedikleri ya da ikinci plana attıkları bir gerçeği akıllarına getirmek istemezler. Bu durumu Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim de şöyle buyurmaktadır:


“Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka bir şey değildir. Büyük mükâfat Allah’ın katındadır.” (Enfal, 8/28)


Çocuklarının dünyada rahat edebilmeleri için her fedakârlığı da yapmaya hazır olan anne babalar, çocuklarının dini eğitimleri söz konusu olunca çok fazla önemsemezler ve bu konuyu ciddiye almazlar.

Çocukların dersleri ve sınavları için özel ders aldırtıp, özel dershanelere gönderen anne babalar, dini eğitimleri için aynı hassasiyeti göstermemektedirler.


Okulların tatil olduğu yaz döneminde çocuğuma en iyi Kur’an ve dini eğitimi nasıl verdirtirim diye düşünme yerine; çocuk için en iyi yaz okulu nerede ya da tatilde nereye gitsek hesabı yapılmaktadır. Oysa aynı anne babalar, çocuklarının okul hassasiyetlerine gösterdiklerini, Kur’an öğretimi ve din eğitimi konusunda da gösterselerdi bu çocukların hem bu dünyası hem de öbür dünyası için hayırlı bir iş yapmış olacaklardır.


Bu çocukların eğitimi hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadırlar:


“ Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez.” (Tirmizi)

“Çocuklarınızı şu üç edep üzerine yetiştirin; Peygamberini sevmek, onun aile halkını, dost ve yakın arkadaşlarını sevmek, Kur’an okumak.” (Tabarani)


Yine Sevgili Peygamberimiz (s.a.v): “Çocuklarınıza güzel davranıp iyilik ve ikramda bulunuz. Onları en güzel şekilde terbiye ediniz.” (İbniMace)


Eskiden çocuklar ilkokulu bitirdikten sonra bir veya iki yıl Kur’an Kurslarına gider; orada Kur’an öğretimini ve dini konularını öğrendikten sonra öğrenimine devam ederlerdi. Oysa şimdi böyle bir imkân olmadığı için bu eğitim yaz dönemlerinde açılan yaz kurslarında yapılmaya çalışılmaktadır.


Çocuklar, yaz dönemlerindeki kurslara devam etme ve ders çalışma konusunda gereken hassasiyeti göstermediklerinden sağlıklı bir Kur’an öğretimi yapılamamaktadır. Bunun yanında aileler, tatil planlarını kurs programlarına göre yapmadıkları için çocukların dini eğitimleri de hep eksik kalmaktadır.


Çocukların dersleri ve sınavları konusunda gereken hassasiyeti gösteren aileler, aynı duyarlılığı Kur’an öğrenimi ve dini eğitimleri konusunda da gösterselerdi, yaz tatillerinde çocukların Kur’an öğretimi ve dini eğitimleri konusunda kafa yorarlardı. Gerekirse İngilizce, matematik… için aldırdığı özel dersler gibi Ku’an öğretimi konusunda çocuklarına özel ders dahi aldırmayı düşünürlerdi.


Yine bu aileler; çocuklarının okul döneminde sınavlarına çalışma konusunda gösterdikleri hassasiyeti Kur’an öğretimi için de göstermiş olsalardı bu çocuklar; yazılıya hazırlanır gibi dini bilgiler için çalışır, sınavlar için her gün en az 100 soru çözer gibi günde en az Kur’an-ı Kerim’den 100 ayet okurlardı.


Çocukların daha yaşı küçüktür kafası karışır, derslerini engeller diye geciktirilen Kur’an öğretimi, normal çocuğun okula geç gönderilmesi kadar sakıncalıdır. Nasıl ki ilköğretimi bitirmiş ergenlik çağındaki bir çocuğu sanayiye vermek zorsa; Kur’an öğretimi de bu çocuklara hem zor gelecek hem de ailelerin karşısına bir problem olarak çıkacaktır.


“Çocuklarınız yedi yaşına gelince namaz kılmasını öğretin…”(Tirmizi) buyurur Peygamber Efendimiz (s.a.v).


Resulullah’a bundan (namazın çocuğa ne zaman emredileceğinden) sorulmuştu: “Çocuğun sağını solundan ayırmasını bildi mi ona namazı emredin.” (Ebu Davud) buyurdu.


Peygamber Efendimizin (s.a.v) yukarıdaki hadiste de buyurdukları gibi yedi yaşın en önemli özelliği çocukların somut zekâdan soyut zekâya geçiş döneminin başlangıcıdır. Öğrendiklerini hayalinde canlandırabildiği ve öğrenmenin en uygun olduğu yaştır.


Sonuç olarak okul çağı dönemi dediğimiz 6-15 yaşları çocukların Kuran öğretimin yapılabileceği en uygun dönemdir. Atalarımızın “Demir tavında dövülür.” ile “Ağaç yaş iken eğilir.” sözü bunu bize çok güzel anlatmaktadır.