GİTGİDE “NOMOFOBİK” Mİ OLUYORUZ?

e-Posta Yazdır PDF

Çağımızın en büyük icatlarından biri olan cep telefonları, hayatımızın vazgeçilmezi haline gelmiştir. Cep telefonları hayatımıza o kadar girdi ki yanımızda olmadığı zaman kendimizde bir eksiklik varmış gibi hissederiz.


Evden çıktığımız zaman yanımıza alıp almadığımızı kontrol edeceğimiz ilk şey cep telefonumuzdur. Cep telefonunu evde unuttuğumuzda ya da kaybettiğimizde doğal olarak bizi bir sıkıntı basar ve gerginlik yaşamaya başlarız. Bu kaygının nedeni cep telefonun kaybolmasından daha çok iletişimin kesilmesinden korkmadır.


Hayatımızda o kadar çok korku varken bir de bunlara cep telefonuyla iletişim olanağından uzak kalma korkusu olan  “nomofobi”  eklendi.


Nomofobi; iletişimden uzak kalma korkusu.  Başka bir ifadeyle cep telefonu kapalı ya da ulaşılmaz olduğunda insanlarda oluşan kaygı, kişinin eş dostla iletişimden yoksun kalma korkusu demektir. İletişimden yoksun kalmak demek ise; kişinin eş, dost ve çevresiyle temas halinden mahrum kalma ve ulaşılamama korkusudur.


Gerçekten de cep telefonları insan hayatına o kadar girdi ki bundan ayrı ve yoksun kalmanın insanlarda korku oluşturması doğal gibi görünmektedir. 


Cep telefonlarına o kadar bağımlı hale gelmişiz ki araba kullanırken, eve adımımızı atarken, toplantıda, çarşı pazarda telefon kulağımızda yürümekteyiz. Hatta çok sevdiğimiz eşimiz dostumuzla sohbet ederken ya da önemli bir toplantıda iken telefonumuz çaldığı zaman “Telefonum çalıyor; bakmam lazım.” diyebiliyoruz.


Millet olarak telefonla konuşmayı çok abartıyoruz. Yine millet olarak değişime pek açık değiliz; ancak açıldık mı da kolay kolay bırakamıyoruz. Yani o kadar sahipleniriz ki sahiplenmeyi de konuşmayı da bir o kadar abartırız. Telefonumuzu uyurken yastığımızın altına koyarak onu baş tacı yapışımız da bundandır.


Toplumumuzun geneli yatarken dahi telefonunu kapatmayı sevmiyor. Çoğumuz işimiz gereği her zaman ulaşılabilir olmak istiyoruz. 


Yine toplumun büyük bir çoğunluğunun, telefonunun şarjı bittiğinde, kontörü-dakikası bittiğinde, telefonunu kaybettiğinde veya kapsama alanı dışında kaldığında kaygıları artmaktadır.


Cep telefonlarının insan sağlığına verdiği zararlar konusunda, uzmanların uyarılarına rağmen biz bildiğimizi okuyoruz.


Uzmanlar: “Akşamları yatarken cep telefonlarını kapatarak uyumamızı; yoksa bağışıklık sistemimizi olumsuz etkileneceğini” söylemektedir. 

Yine uzmanlar: “Telefonla fazla konuşmayın; çünkü son on yılda beyin tümörlerinde iki kat artış olmuştur, bu önümüzdeki on yılda daha fazla artacaktır.” dedikleri halde bizler yatarken dahi başımızın altından onu ayırmamaktayız.


Ben burada cep telefonunun zararlarından bahsedecek değilim. Bu ve buna benzer uyarılardan aşağı yukarı herkesin haberi var.

“Nomofobi” için Neler Yapmalı?


Telefonla konuşup konuşmama kişisel bir tercih olmasına rağmen bunu kendini vazgeçilmezler olarak görenler daha çok abartmaktadır. Özellikle bu kişilerin telefonla konuşmak için yer ve zaman sıkıntıları yoktur. Nerede olursa olsun onlar için önemli değildir. Hatta camiden çalan telefonu için çıkanlar, toplantıda konuşanlar, derste konuşanlar, muayenede konuşanlar şahit oluyoruz.


Çalıştığım kurumun birinde bir müdür vardı.  Kurumun bahçesine girerken eli hep kulağında olurdu. Selamı başıyla vererek geçerdi. Odasına girdiğiniz zaman onu bir taraftan çalışıp bir taraftan da telefonla konuşurken görürdük. Kurumdan çıkarken de telefonla konuşarak çıkardı. Hatta ben bazen takılırdım:


“Sayın müdürüm; sizinle yüz yüze görüşmekten, telefonla görüşmek daha kolay oluyor.” derdim ve gülerdi.


Tabi buna benzer örneklere toplumda çok rastlamaktayız. Telefonla konuşacağım diye eşine ve çocuklarına zaman ayıramayan çok insanımız vardır.


İstanbul’da çalışan bir muhasebeci arkadaşla bir haftalığına yaylaya gittik. O zamanlar yaylada cep telefonları da çekmezdi. 

Bir sohbet esnasında arkadaşımız:

“Hocam yaylanızın suyu, havası çok güzel; fakat bu güzellikler içinde en güzeli de cep telefonlarının çekmemesidir. Gerçekten de stresten uzaksın, kafan dinç, kulakların rahat, insanlarla konuşurken telefonun çalmıyor, telefonuna niye bakmadın diyen yok ve en önemlisi de yaşamın farkına varıyorsun.” der.


Herkesin eşine ve dostuna ayıracak zamanı olduğu gibi kendine de ayıracak zamanı olmalıdır.


Tatillerde cep telefonlarımızı kapatabiliyorsak tatil bizim için tatildir. Yoksa bedenimiz tatilde aklımız hala iş ve güçte ise sizin de benim gibi buna tatil demeyeceğinizi biliyorum.


Akşamları eve geldiğimiz zaman işleri eve getirmiyor ya da işleri takip etmek için telefonla konuşmuyorsak; işte o zaman biz eşimize ve çocuğumuza gerçek manada zaman ayırabiliyoruz demektir. Telefon ya da telefonlarımızı çocuklarımıza zaman ayırmak için kapatabiliyorsak ne mutlu bize. İşte bu davranış bizim telefon bağımlısı olmadığımızı gösterir.


Çocuklarda Telefon Kullanımı

ve “Nomofobi”


Cep telefonu bizim hayatımıza girdiği gibi çocukların hayatına da girmiştir. Çocukların da yetişkinler gibi telefon kullanımını fazlaca abarttıklarını görmekteyiz. Hatta biz yetişkinleri de geçtiler diyebiliriz.


Yetişkinler olarak bizler, telefon kullanımı konusunda çocuklarımıza olumsuz örnek teşkil etmenin yanında; telefon kullanımı konusunda onları özendirmekteyiz.


İlköğretim 1.sınıfa giden öğrencinin elindeki telefonu gören öğretmenin, nerden buldun çocuğum bu telefonu sorusuna çocuk: “Annemin beni aradığı zaman ulaşabilmesi için babam verdi.” cevabı aslında her şeyi anlatmaktadır.


Bu olayda da olduğu gibi çocuğa telefonu verip vermeme ayrı bir tartışma konusudur. Verirsin, vermezsin; o ayrı bir meseledir. Özellikle bu yaşlardaki çocukların zihinsel, fiziksel gelişimlerinin yanında sorumluk bilincin tam gelişmediği için bu durumun çocukları olumsuz etkileyeceği bir gerçektir.


Bu yaşlardaki çocukların telefonunu muhafaza etmesi bir dert iken, arkadaşlarına hava olsun diye çıkarması, arkadaşlar arasında konuşmaların telefon üzerine olması, çocuğun derste zihnin ve gözünün telefonda olması,  sosyoekonomik seviyeleri faklı olan çocukların içinde kullanması yine ayrı bir sıkıntıdır.


Çocuklar her konuda olduğu gibi cep telefonu kullanmasını da biz yetişkinlerden görerek öğrenmektedirler. Hatta çocukların telefon kullanmayı daha fazla abarttıklarını görmekteyiz. Dolmuş ya da otobüse biniyorsunuz, çocukların ellerinde birer telefon. Telefonla kimisi oyun oynamakta, kimisi kulaklığı takmış müzik dinlemekte,  kimisi internetle kimisi bilmem neyle uğraşmaktadır. 


Çocukların sınıflardaki durumları da bunlardan farklı değildir. Çoğu çocuk teneffüste dışarı çıkıp temiz hava almak ve arkadaşlarıyla oyun oynamak yerine sınıfta kalıp telefonla oynamayı tercih etmektedir. 


Bu çocuklar iletişimi ve oyunu sosyal ortamlarda arkadaşlarıyla yapma yerine telefonla yapmaktadır. Bunun sonucunda da yalnızlaşan çocuklar, mutluluğu telefonlarda aramaktadırlar. Dahası bu çocuklar telefon bağımlısı olmaktadır ve telefonsuzluk bunlar için “nomofobi” haline gelmektedir,


Yatarken telefonunu yastığının altına koyan bu çocukların sabah kalktıkları zaman da ilk bakacakları şey, cep telefonları olur. Cep telefonunu bu kadar bağımlı olan çocuklar, zamanla okulların rehberlik servisinin kapısını aşındırmaktadırlar.


Bizler okullarda çocuklarla; “Tahtaya çıkmaktan, parmak kaldırmaktan, yalnız kalmaktan, iğne yaptırmaktan, kapalı alanlardan, karabasan görmekten, gece lavaboya gitmekten, zayıf not almaktan,  sınavlarda heyecanlanmaktan korkma …” gibi konularda görüşme yaparken yeni yeni “nomofobi”li çocuklarla da karşılaşmaya başladık.


Rehberlik Servislerine gelen bu çocuklar: “Hocam okul idaresi neden okula cep telefonu getirmemize izin vermiyor ki? Ben telefonumdan ayrı kalamıyorum. Telefonsuz bir yere gidemiyorum. Ben yanımda telefon olmadığı zaman kendimi yalnız ve her an kötü bir şey olacakmış gibi hissediyorum. Beni arayıp da bulamamalarından korkuyorum…” demektedirler


Sonuç olarak telefon çağımızın getirdiği bir yeniliktir. Bu yenilik yerinde ve zamanında kullanıldığı zaman insanlığa faydalı bir hizmettir. Her şeyde olduğu gibi telefon kullanımının da fazlası zararlıdır. Onun için telefonu yerinde ve zamanında kullanarak hem kendimizi hem de model olma açısından çocuklarımızı koruyalım.

Telefon Bağımlısı Olmamak ve “Nomofobi”  için Neler Yapmalıyız?


1. Telefon hayatımızın vazgeçilmezleri arasında görülmemeli.

2. Telefon kullanımı konusunda bazı kriterler getirilmeli.

3. Telefon bizim için amaç değil iletişimde kullanılan bir araç olmalı.

4. Telefon görüşmeleri mümkün olduğunca kısa ve öz tutulmalı. Telefonla keyfi konuşma ve mesajlaşma yapılmamalı.

5. Her konuda telefona sarılmamalı. Gözü ve gönlü telefondan uzak tutmalı.

6. Telefonla fazla konuşmanın insan sağlına zararları hakkında bilgi edinilmeli.

7. Telefon kullanım ve konuşma konusunda çocuklara iyi bir model olunmalı.

8. Kişi, eşine ve çocuklarına zaman ayırabilmek için iş görüşmelerini eve taşımamalı. Bunu için akşamları telefonu kapalı tutmaya gayret etmeli.

9. Telefon kullanımını mümkünse hayatımızda en aza indirilmeli. Önemli toplantılarda ya da önemli bireysel görüşmelerde telefonu kapalı tutmalı.

10. Tatillerde bedenimizi değil ruhumuzu da dinlendirmek için telefon görüşmelerine sınırlamalar getirmeli.


Sonuç olarak telefonu hayatımızın vazgeçilmezleri arasında görmeyip ihtiyacımızı gideren bir araç olarak algılayıp o şekilde kullanmak gerekir.