Kullukta Ve Yaşamda Anı Yaşayamamak

e-Posta Yazdır PDF

Behlül-i Dânâ’ya Hazretleri bir gün Harun Reşid'den bir vazife istedi. Harun Reşid de ona çarşı pazar denetimini verdi.

 Behlül Dânâ Hazretleri hemen işe koyuldu. İlk olarak bir fırına gitti. Birkaç ekmek tarttı hepsi normal gramajından noksan geldi. Dönüp fırıncı ya sordu: "Hayatından memnun musun, geçinebiliyor musun, çoluk-çocuğunla ağzının tadı var mı?" Adam her soruya olumsuz cevap verdi. Memnun olduğu bir şey yoktu.

Behlül Dânâ Hazretleri bir şey demeden ayrıldı ve bir başka fırına geçti. Orada da birkaç ekmek tarttı ve gördü ki bütün ekmekler gramajından fazla geliyor, eksik gelmiyor. Aynı soruları bu fırının sahibine de sordu ve her soruya olumlu cevap aldı.

Bundan sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun Reşid'in huzuruna çıktı ve yeni bir vazife istedi. Harun Reşid, "Behlül daha demin vazife verdik sana ne çabuk bıktın?" dedi.

Behlül Dânâ Hazretleri: “Efendimiz çarşı pazarın ağası varmış. Benden önce ekmekleri tartmış, vicdanları tartmış, buna göre herkes hesabını ödemiş, bana ihtiyaç kalmamış” der. (Mehmet Kerimoğlu. Sufi Hikâyeleri, Karanfil Yayıncılık, İst. 2004)

Cenab-ı Hakk tarafından “en güzel biçimde yaratılan” (Tin Süresi:4)  insan, yaşam adına kendisinden beklenen aynı güzelliği gösterememektedir. Kendisinden sadece kul olması istenen insan, hayat şartlarını ve zamanının olmadığını bahane ederek, sorumluluklarını yerine getirme konusunda ikilem içinde kalmaktadır.

Cenab-ı Hakk’ın; “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyet Süresi:56) buyurduğu ve görevinin sadece Allaha kul olan insan; çoğu zaman yaradılış gayesi dışına çıkmaktadır. Söylem olarak en iyi şekilde kul olmak istediğini söyleyen insan, davranış olarak söylemlerin tersini yapmaktadır.

Rızkına Cenabı Hakk tarafından kefil olunan insanoğluHakikat insan için, kendi çalıştığından başkası yoktur” (Necm /39)  ayetine rağmen; sanki kendisine taksim edilenden daha fazlasını alabilecekmiş gibi istek ve hevesi içinde bulunmaktadır. Bu istek ve heves içinde bulunan, insan kendine verilen sorumluluk ve kulluk bilincini unutmasına sebep olmaktadır.

Gönderiliş gayesi Rabbine kul olma bilincini unutan insan, mutlu olmak için kendisini farklı alanlara yönlendirmektedir. Mutluluğu ve huzuru rabbine kul olmakta aramak yerine başka etmenlerde arayan insanlara, Cenabı Hakk gelecek kaygısı ve anı yaşayamama sıkıntısı vermektedir. Bunu bağlı olarak insanlar da geçmişine yönelik pişmanlık ve gelecek kaygısı içi kıvranıp durmaktadır.

Allaha kul olma konusunda söylemleriyle davranışları arasında tutarsızlık içinde olan insan; bu haliyle hem bu dünyasını hem de öbür dünyasını sıkıntıya sokabilmektedir.

Adamın bir gün İmamı Gazali Hazretlerine; “içimde bazen tarif edilmeyen sıkıntılar oluşmaktadır. Bunun nedeni nedir” diye sorar. İmamı Gazali Hazretleri de o adama cevaben; “insan geçmişte işlemiş olduğu günahları vardır, nefis onları unutur; fakat ruh ise unutmaz. Bu sıkıntılar onlardan kaynaklanmaktadır”  der.

İnsanlar, Allah kulluklarını unuttukları zaman Cenab-ı Hakk tarafından kendilerine tarif edilmeyen sıkıntılar verilmektedir. Adını kendilerinin de koymakta sıkıntı çeken bu insanlar; sıkıntılardan kurtulmak için değişik yerlerde farklı şekilde çaresini aramaktadırlar.

***

Abbasi Halifesi Harun Reşid bir Ramazan günü Behlül-i Dânâ’ya tembih etti:

- Akşam namazında camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et.

Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Harun Reşid şaşırdı:

- Behlül bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara çağır diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin.

- Efendimiz, siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum. Onu da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen demek ki yalnız bunlarmış. (Mehmet Kerimoğlu. Sufi Hikâyeleri, Karanfil Yayıncılık, İst. 2004)

Günlük yaşamında anı yaşama bilinci gelişmeyen bu insanlar, kulluk vazifelerini yerine getirirken de anı yaşamayacaklardır. Günlük hayatta insanlar, zaman yetersizliğinden ve aceleciliklerinden dolayı ibadetlerindeki anı yaşayamadıklarına şahit olmaktayız.

Bazı insanların oruçlu olmanın şuuruna varmak ve anı yaşamak yerine; açlığa bağlı olarak sinirlilik, sabırsızlık, iftara kadar zaman öldürmek hem oruçlu olmanın hem de kulluğun hazzını yaşayamamaktadırlar.

Camiden çıkarken acele ederek çıkma, Günlük namazları camide kılmama, namazları tadili erkana riayet etmeden acelece kılma, namazlardan sonra tespih ve duayı yapmama, namaz sonrası duaları kısa veya yarı kalkerken yapma….  kişini kullukta ve ibadette anı yaşamadığını göstermektedir.

Kuran-ı Kerim'i normal kitap gibi okuma, elindeki tespihi öylesine çekme, namazını hareketten öteye götürmeme… insanlar kulluk bilincin farkına varamadıklarını göstermektedir.

Zamanın kısıtlığından şikâyet eden bu insanlar, ibadetleri ifa etmede yavaş davranırken; ibadetleri eda ederken de aceleci davranırlar. Yine bu insanlar film, maç, eğlence… gibi konulara hem zaman bulma hem de anı yaşama konusunda hassas davranmaktadırlar.

 Anı Yaşayabilmek için Ne Yapmalı:

Yolda yürüyen insanın sürekli karşıya veya arkaya bakması ne kadar doğru ise insanında sürekli geçmişiyle ve gelecekle meşgul olması o kadar doğru olur. En iyi yürüyüşün önüne bakarak yürümek olduğu gibi yeri geldiği zamanda karşıya ve arkasına bakmasıdır. İnsanında anı yaşama adına geçmiş ile gelecek arasında takılı kalmadan sorumluluk bilinci içinde bulunduğu anı en iyi şekilde değerlendirmelidir.

İnsanın Rabbine kul olmakla beraber kendi sorumluluklarını yerine getirirken de anı yaşamanın mutluluğunu yaşamalıdır. Görev ve sorumluluklarını yerine getirirken yaşayarak yapmak insana mutluluk getirecektir.

Allah’ın veli kullarından biri namaz kılarken arı sokar ve arının soktuğu yerden kan çıkar. Bunu gören adam, Allahın veli kulu namazı bitirdikten sonra “sizi namaz kılarken sizi arı soktu, arının soktuğu yerden kan çıktı ve abdestiniz bozuldu. Siz ise hala namaza devam ettiniz. Adama anlamlı anlamlı bakan Allahın veli kulu;

“Siz namaz kılarken önünde kabe, sağında cennet, solunda cehennem ve arkasında Azrail olan bir kişi hiç arı sokmasından haberi olabilir mi? der.

Şeyh Nakşibendî Hazretlerine namazda huşu nasıl elde edilir diye sorduklarında; “helal lokma, huzurlu abdest alma ve namazda kimin huzurunda durduğunu bilerek tekbir almalı” der.

Büyük âlim İbrahim Ethem Hazretleri bir ara Bağdat’tan sonra Basra’ya uğrar. Etrafını saran halk sorar:

- Ey İbrahim! Musibetlerden bir türlü kurtulamıyoruz. Bu konuda dua ediyoruz; ama kabul olmuyor. Acaba neden duamız kabul olmuyor?

Büyük Veli bunlara hemen cevap vermez. İzin verirseniz bir müddet içinizde kalayım, durumunuzu tetkik edeyim sonra cevabını vereyim, der. Gereken araştırmadan sonra onları topladığı mescitte şöyle hitap eder:

- “Ey Basra halkı, halinizi inceledim. Kalbinizin günahlarla ölmüş olduğunu anladım. Ölmüş kalplerin duası kabul olmaz” der. Halk sorar:

- Ne türlü günahlarla kalbimiz ölmüş?  Büyük Veli 10 tane günah sayar. Bunları da şöyle sıralar:

1- Allah’ı tanıdığınızı söylüyorsunuz, ama emirlerini tanımıyorsunuz.

2- Kur’an-ı Kerim-i okuyorsunuz, ama muhtevasıyla amel etmiyorsunuz.

3- Hz. Peygamberi sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama sünnetini sevdiğinizi göstermiyorsunuz.

4- Şeytanın düşmanınız olduğunu söylüyorsunuz, ama onunla dostluktan asla geri kalmıyorsunuz.

5- Cenneti sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama ona layık bir amel işlemiyorsunuz.

6- Cehennemden korktuğunuzu iddia ediyorsunuz, ama ona götürecek fiillerden geri kalmıyorsunuz.

7- Ölüm haktır diyorsunuz, lakin hak olan ölüme hiç hazırlık yapmıyorsunuz.

8- Din kardeşinizin ayıbı ile uğraşıyor, kendi ayıbınızı hiç görmüyorsunuz.

9- Allah’ın lütfettiği nimetleri bolca tüketiyor, ama hiç şükretmiyorsunuz.

10- Ölülerinizi gömüyorsunuz, bir gün sizinde gömüleceğinizi düşünmüyorsunuz.

Sonuç olarak insan hayata hazırlanmak için o kadar zaman harcar ki; hayatını yaşamadan ömür hayatının sonuna geldiğinin farkına varır. Özlemle ve pişmanlık arasında gidip gelen insan, içinde bulunduğu yaş ve zamanında farkına varamadan, içinde bulunduğu anı yaşamadan boş geçirir.

İnsanoğlunun kullukta ve anı yaşamada hala elinde fırsatlar varken, onu değerlendirmek yerine geçmişiyle geleceği arasında gelip gitmektedir. Oysa kullukta ve yaşamda mutluluk anı yaşamaktır. Dün geçmiştir, yarın belki gelmeyecektir. Ama bulunduğu an insanın kendi elindedir.  Mutluluk şuan’danın farkına varıp kullukta ve yaşamada anı yaşamaktır.

Ne güzel söylemiş Mevlana Hazretleri: Dün ve düne dair ne varsa dünde kaldı cancağızım. Bu gün yeni şeyler söylemek lazım” der.